Bugünden 1930'a 5,504,180 adet makale



Katalog


«
»

13 HAZÎRAN 1991 DİZİ-RÖPOR1AJ CUMHURİYET/1S Doğu toplumları aşkı ve seksi Batılılardanfarklı yaşarlar, duygular içe atılır, bastınlır, özlemler çok zor dile getirilir. Cinsel tutkulann sessiz fırtınası— 2 — Kentliler yorgun, kent de. Be- lirli zamanlarda bu yorgun ken- tin, tstanbul'un çeşitli mekânla- nnda Pera Palas'ta, Sultanah- met'te, Kariye'de, Arkeoloji Mü- zesi'nde, İbrahim Paşa Sarayı'n- da, Ortaköy'de kimi daha önce tanıdığım kimi daha sonra dost olacağım kişilerle konuşuyo- rum. Bu mekânlan özellikle seçiyo- rum, bana göre ortak bir yanjan var, çok renkli kültürel kimliği- mizin büyük resnünden bir de- tay oluşturuyorlar. Bu mekân- larda konuştuğum kişilerin de ortak özellikleri var. Hepsine ar- tık orta yaşh deniyor. Hepsi li- seyi taşra kentlerinde okumuş, hepsi üniversite yıllarından söz ederken 'unutulmaz' sözcüğü- nü kullanıyor. Her şeyden önce hepsinin ço- cukluğu askeri darbelerle geç- miş, son darbede artık iyice ol- gunlaşmış sayılırlar. 27 Mayıs sabahında hemen hepsi ev hal- kınm sevinç gözyaşlan içinde birbirine sanldığını aıumsıyor, bir de kutsal nikâh halkalannı devlete bağışlayan ana babala- rırun inanç dolu yuzlerini... 12 Mart 1970'te gerçekleşebi- lir olduğundan hiç kuşku duy- madıklan düşleri 'Bu dünya ve insanlar değişebüir' ilk kez acıy- la karşılaşmış. Dostlann, arka- daşlann ölümleri, kaçak yaşanan evlerde, mapushanelerde ajans haberlerinden, içeri gizlice soku- lan gazetelerin birinci sayfala- nndan öğrenilmiş. O dönemde söylenen marşlan pek anımsayan yok, ama türküler çoğunun bel- leğinde... "Odam kireç tutmuyor..." di- ye biri başladı mı, diğerleri hiç sektirmeden ardını getiriyor. Bütün konuşmalan daha son- ra ortak bir kurgu içinde toplu- yorum. Zaman zaman onJarın tanıklıklarına, duygularına yer vermeyi tasarlayarak. Bu arada mesleklerini fısıldıyorum teybi- me, kimi sinema oyuncusu, ki- mi cevirmen, kimi diş doktoru, kimi şair, kimi mühendis, kimi işadamı... Ve hepsinin ortak geçmişinde 'Milena'ya Mektuplar' var. Film oyuncusu arkadaşım, Cemal Süreya'nın bir sözüyle başhyor, "Belki" diyor, "söz- cükler yer değiştirebilir, ama anımsıyonım, şöyleydi: Batıülar için cinseüik giizei bir pasta ye- mek gibidir, biz Dogulular için- se bir djnamit patlaması gibi bir şey... Buna katılryor, hem de yu- rekten... Bizde insanlar bazı ko- nularda susuyorlarsa, bunu du>- gu dünyalan kısır, kendini ifa- de edemiyor diye sınıriamak, Batı'nın bazj normlannı mutlak dognı kabul etmek bence hem duygu dışı hem akıl... Dogulu- lar konuşmaz. Bu da bizim bir özelligimiz, içimizde fırtınalar koparken suskunlugumuzu sür- dürüriiz ya da hiç beklenmedik bir anda, beUenmedik bir bi- çimde dışa vururuz. Bunun da bir tadı oldugunu kabul etmek gerekir. Duygulann açığa vurul- ması sözie, bize göre degil, en azındmn bana göre degil..." Bir bakıyorum hemen herkes onun bu sözlerine hak veriyor. Kimin ne yaşadığını kim bi- Iebilir? Egemenlik Sürekli bekârlığı, non stop caz müziğini ve tutkuları seven dişçi dostumuz, "Neyi anbtma- mı istiyorsnn" diye soruyor. Yorgun, bu konuşmalardan hiç- bir şey cıkmaz diyen bir sesi var. "Hep biriikte bir oyun oynuyor işte" diyor. "Kadınlar da erkek- ler de. Zaaflarunız, duygulan- mız açığa çıkacak diye odümiiz patlıyor." "Neden" diye soruyorum. "O kahrolası iktidar duygu- su " diyor. "Bir insan diğerinin zaailannı bildiğinde ona tümöy- le egemen olur. Bu, insanoğlu- nun doğasında oian bir şey . Vu- lan kapürmak diye bir deyim var, bilmiyor musun? CinseJ tut- ben de yaratKi bir enerji, bir her şeyi feth etme duygusu uyandır- maz. Sadece ne zaman bir dar- be yiyeceğimi beklerim. Bu dar- beden öylesine korkanm ki he- men böylesine bir aşktan. derin- leşen bir ilişltiden uzaklaşmak için olağanustıi bahaneler bulu- rum. Gerçek olmayan, üstelik bunlara ben de inanınm. Müt- hiş bahanekrimdeo birini söyle- yeyim... Ona çok acı çektirdiği- mi diisünürüm ve onun iyiliği için Uişkiyi keserim.. tşte bu fev- kalade bir şeydir. Bir özveri ör- neği. Gerçek. kendi duygu ve düsüncelerime yabancılaşmam- tuplar gidip gelmiş, genç erkek- lerde daha bir telaş, çünkü şiir- leri çoğunluk erkekler okur, kız- lar sonsuz iç çekişleri, edilgin dinlerler... Kimileri bir prens düşler, kimi Madam Bovari ol- mayı, kimileri de yatakhaneler- de loş ışıkta elden ele dolaşan, rahibelerin ve okullu kızların hayatlannda iç çekişlerin ötesin- de şeylerin de olabileceğini anla- tan kitaplardan bazı bölümleri anımsar. Avuçlann içi terler... Herkes bir fılm, bir roman kahramarudır. Gün gelir... Okulun derme çatma tiyatro na mutluluklar dilerim." Gece yatakhanede herkes Na- zan'ı konuşur, herkes böylesine büyiik bir aşkın düşünü kurar. Bir ayakçı meyhanesinde arka- daşlan genç bir çocuğu teselli eder, "Yahu yeter artık, kız kur- tulmuş işte..." Nazan kurtulur, ama okuldan da kovulur. 1leri- de yorgun bir akşamüstü, rad- yoda özellikle reklam program- Iarında sık sık yinelenen Bebçet Necatigil'in 'Gizli Sevda' şiirini duyduğunda yüreğini sıcaak ısı- tacak bir anı kalır geriye... Ve aşk duygusu büyük bir yapmış olandır, yani bir kadını becenniş oian. Tuvaletlerde ilk öğrenilen cin- sel organ efsanesidir. Hep aynı soru sorulur: "Seninki kalktı mı, kalkmadı mı?" Ardından hemen- başka bir soru, "yaptın mı yap- madm mı?" Bu sorulann yanıtı öylesine hayatidir ki hemen he- men herkes yalan söyler, kimse hayır demeyi göze alamaz. Çün- kü hayır, hiyerarşi dışında kal- maktır. Çünkü hayır erkek ol- mamaktır. Bundan öylesine utanç duyulur ki. Bu yaptın mı, öylesine bir efsanedir ki öylesi- ne korkutucu bir boyut kazanır "Kadını erkeği yok. Ergenlik berkes için zor bir dönem. Hele bekâretin o inanılmaz cendere- si..." Şair dostumuz onu duymuyor bile, geçmişte şimdi. Sesi bile de- ğişti, boğuk, kılcıkh bir yeni yet- me sesi, elleri sürekli hareket ha- linde, "Henüz on üç yasındayım" diyor. "Bir yandan şiir yanyorum, bir yandan tiyat- roya gidiyorum, öte yanda ka- famda hep aynı soru, nasıl bir şey? Okuldaki hiyerarşide yeri- mi abnalıyım. Erkek ohnahyım. Bu erkek olma neredeyse cinsel eylemin kendinden önemli. Sürekli bekârlığı seçen bir erkek şöyle konuşuyor: "Bir insan diğerinin zaaflarını bildiğinde ona tümüyle egemen olur. Bu insanoğlunun doğasında oian bir şey. Yuları kaptırmak diye bir deyim var, biliyor musun? Cinsel tutku ya da aşk. Ben bir erkeğin hiçbir zaman platonik bir aşk yaşayabileceğine inanmıyorum. Bir erkek için cinsellik ve cinsel tutku ana motiftir. Aşkm kendisidir. Böylesine cinsel bir tutku her türlü düşünce sistemini yok eder. Yani aklı yok eder,dayanılmayacakbir şeyr Bir kadın itiraz ediyor: "Tutkular, aşk, erkekler için yoktur, kadınlar içinse...'' Ve erkek kadının sözünü kesiyor: "Hayır! Bu erkekler ve kadınlar için de böyle. Ama kadınların her zaman daha cesur olduklarını açıkça söyleyebilirim. Ben ne zaman âşık olşam, :endimi güvensiz hissederim.Sanatçıların,yazarlann söylediği gibi aşk bende yaratıcı bir enerji, bir her şeyi fethetme \duygusu uyandırmaz. Sadece ne zaman bir darbe yiyeceğimi beklerir"''' ku ya da aşk, ben bir erkeğin hiçbir zaman platonik bir aşk yaşayabileceğine inanmıyorum. Bir erkek için cinsellik ve cinsel tutku ana motiftir. Aşkm ken- disidir. Böylesine cinsel bir tut- ku her türlü düşünce sistemini yok eder, yani akh yok eder, bu da dayanılamsyacak bir şeydir." Teybimdeki herkes bu nokta- da suskun... Bu suskunluk bir süre devam ediyor, sonra bir ka- dın sesinin protestosuyla karşı- laşıyorum. "Tutkular, aşk erkekler için yoktur. Kadınlar içinse..." Bu protestoyla sık sık karşıla- şacağım, disçi dostumuz hemen itiraz ediyor. "Hayır! Bu erkekler, kadınlar için de böyle. Ama kadınlann her zaman daba cesur oldukla- nnı açıkça söyleyebilirim. Ben ne zaman âşık olsam kendimi güvensiz hissederim. Sanatçıla- nn, yazarlann söyledigi gibi aşk dır... Böylesine bir vabancdaşma ancak aşk alanında olabiür." Söylenmemiş aşkın güzelliğinde "Aşk sadece bir gençlik düşu- dür. O korkunç heyecan, o el tit- remesi geridekaJdı." Te>bimdeki bu cumlenin kıme ait oldugunu buknaya çalışıyorum; gerek yok diyor içimdeki ses, bu çok ano- nim bir söz... Cümle sürüp gidiyor: "Aşk şi- irierde kaldı, bir de genelevler- deki dostumuz oian kadınlar- da." Birden Pera Palas'm tarihi sa- lonundan, açık hava kahvelerin- den çok gerilere Use yülanna dö- nüyoruz. Bir kuşağın unutama- dığ\ hayal günlerine, şiir matine- lerine... Şiir matineleri bir heyecan, bir aşk günü olarak geçer tari- hin belleğine. Kızlar üç gün ön- cesinden hazır, mektuplar, mek- salonu dolar, herkes tahta sıra- larda yerini ahr. Kızlar bir taraf- ta oğlanlar bir tarafta. Havada bir aşk, bir yaşanmamış cinsel- lik kokusu, derken on yedi yaş- larında genç bir adam titreyen bir sesle okumaya başlar... "Söylenmemiş aşkın gttzelli- ğiyledir Kâğıtlarda yanm mrakılmış şiir..." Şiirler birbiri ardından oku- nurken birden bir haber herke- si allak bullak eder, 'Kız lisesin- den Nazan intihar etmiş' 'Her- keste bir telaş. Kim, neden, ni- çin? Sonunda öğrenilir. Edebi- yat şubesinden Nazan herkes şiir matinesindeyken okulun ecza dolabından aldığj aspirinleri bir- biri ardından içip yatağına uzan- rruş, ölümü beklemeye başlamış. Elinde bir mektup; "Seni geçen gün sinemanın girişinde yanın- da başka bir erkekle gördüm. Demek ki ben seni mutlu ede- medim, aradan çekiliyorum. Sa- olasüıkla yaşarunadan sürup gi- der. Hayaller ve düşler olarak... Efsaneler insanı ürkütür Teybimin düğmesine yeniden basıyorum. Bu kez en çok sev- dalara, aşklara, erotizmin en kuytu köşelerine düşmesi gere- ken bir işi var anlatıcının. Bir şa- ir... "Sana " diyor, "büyülü şiirler okunduğu günlerde okul tuva- Ietlerinde sigara ve sidik koku- ları arasmda konuşulanları, er- genlik döneminde bir oğlan ço- cuğunun efsaneler ardından na- sıl sürüklendiğini, şu muhteşem erkek iktidannın kaynaklannı anlatmak istiyorum. Sigara dumanı ve sidik koku- su ve iktidarın ilk belirtisi, er- kekler arası hiyerarşi... lyi aile çocuklan, öğretmen gözdesi oian 'inekler' o sidik kokulu yer- lere giremez. Hiyerarşinin başı, ki bugün hemen her erkekte gö- rülen yeni bir ilişkiden duyulan korkunun temellerini burada aramak gerekir. Her başansızhk, efsanenin yıkılması, iktidarın yok olmasıdır... Mutlaka yapılmalıdır... Okul- larda geneUikle büyükler küçük- lere yol gösterirler ve genelevin kapısı tutulur. Şimdilerde bilmi- yorum, ama bizim kuşağın ilk cinsel deneyimleri komşu teyze- lerin kucaklan, besleme kızların etek altlan ve genelevdeki kadın- lardır... Çok içten konuşuyorum, ben bir erkek çocuğum olmasını is- temiyorum. Onun ergenlik dö- neminde çekeceği sıkıntıları bil- diğimden. Çok sıkıntılı bir dö- nem..." Benim için hayat bıtmişti Teybimdeki kadın seslerinden biri usulca söze giriyor: Bir gün, yağmurlu soguk bir gün, Venüs sinemasından çıkı- yorum hiç unutmam Gogol'ün müfettiş oyununu seyretmiştün. Elimde oyunun tanıtma broşö- rü, sırtımda annemin astragan paltosundan bozulup yapılmış kürk yakalı bir palto... Bir an- da Istiklal caddesini geçtim, Ga- Iata'ya geldim. Cebimde otuz h- ra, rüyada gibiyim. O erkek ka- labahğının içine daldım, boyu- mu uzatarak yürüyorum sanki gediküsiyim oranın... Yan çıplak kadınlar göruyorum, bu kadın- lar okulda bir arkadaşın el altın- dan sattığı kartlardaki kadınla- ra hiç benzemiyorlar, bütün bunları daha sonra düşünüyo- rum, o anda tek derdim ne ola- caksa bir an önce olsun bitsin. Ne oldugunu anlamadan erkek kalabahğı beni itiyor ve kapıdan iceri giriyorum. Kendime bile yabancı gelen bir sesle bir kadına işaret ediyo- rum. Kadın arkadan ben önden yukan cıkıyoruz. Odada her şey anlaşılıyor. İlk olduğum yani, hiçbir şey yapamıyorum, her şe- yi kadın yönetiyor, 'Bana hadi tamam', diyor, işte o an öleceğim sanıyorum, koşarak çıkıyorum,; elimde Müfettiş oyununun tanıt-1 ma broşürü... Ve karar veriyo-; rum, benim için hayat bitti. ' Açıkça soyleyeyim, yıllarca iri; memeli kadınlar ürküttü beni. O; kadının çok iri memeleri vardı.; Kendi cinsel tercihlerimi, efsane-; ler dışındaki cinselliği çok son-' ralan öğrendim. Bugün pek çok! insanın cinsel efsaneler yüzun-t den çok mutsuz olduklarını vej kendi cinselliklerini tanımadan] ölüp gittiklerini duşünüyorum.j bu da çok acı veriyor bana..!' ı Teybimdeki anlatıcı, "Sanaj olağanüstü bir aşk öyküsüj anlatacağım" diyor, bir mühen-ı dis, daha çok Guneydoğu'da ya-ı şamış biri. Baraj şantiyelerindej dağ yollannda uzun günler, ge-{ celer geçirmiş, "nedense bu hi-| kâye beni çok etkiliyor" diyor. "Hiç kuşkusuz jestlerinden ötü-l rü. Uzun zamandır aşkın da cin-J selhğin de bir jestler toplamı oU duğuna inanıyorum... Hikâye şu, buna tanık oldumj ben. Bir adam bir kadına aşıkı oluyor, hiçbir şey söylemiyor, sa-| dece günlerce kadımn geçtiği yolda bekliyor öyle hiçbir şey söylemeden. Böyle aylar geçiyor adam hep bekliyor, derken kadıa evleni- yor, adam gene kadının yolunu bekliyor, gene hiçbir şey söyle- miyor, kadının çocuğu oluyor, gene hiçbir şey değişmiyor; adam her gün yağmurda, karda, sıcakta bekliyor. Böyle aylar, yıllar geçiyor bir gün kadının yanına yaklaşıyor, elinde bir otobüs bileti hiçbir şey söylemeden kadına uzatıyor. Kadın da bileti alıyor. Sonra kadın kocasını, çocu- ğunu bırakıp adamla biriikte ka- çıyor. İşte hikâye bu kadar..: 1 Çevrede itiraz sesleri: — Hayır, böyle bir şey gerçek olamaz. — Hastalıklı bir şey bu. — Akıldışı... Teybimdeki ses anlatmayı sur- dürüyor: "Evet akıldışı, ama gerçek. Suskunluk, bir kabul ediş, bir Doğulu tarz. Aşkm ve cinselliğin bu tarz ifadesi neden olmasın? Benim hayatımda ge- nelevler olmuş, genelevlerde dostum olmuş, bir kadını gün- lerce düşünüp elini tutamamı- şım, buna cesaret edememişim. Şimdi bütün bu deneylerden geçmemiş, farklı bir cinsel yaşa- rru olmuş Batılı bir insanla ben, aynı davıanışlan gösterebilir mi- yiz? Bizden, kendimizin dışında bir tarz talep edilebilir mi? Bir şeyi ama bir şeyi çok ke- sin söylemek istiyorum: Aşk bir risktir ve biz özellikle aydınlar genelde riskleri sevmiyoruz. Bu hayatınuzın her alanında böyle... Belki de bu nedenden demokra- si denilen o serap bize bir türlü ulaşmıyor... Aşkta da göze al- mak söz konusu... Hayallerle ya- şamak daha çok hoşumuza gi- diyor, daha doğrusu bu alışkan- lık oluyorî' Yedı ayrı mekânda yedi insan neler neler konuşmuşuz. Şiirler bitmiş, aşk geride kalmış... Yann: En eski tslamda Kadın ve Cinsellik dizimize gelen yanıtları yayımlıyoruz 'Kadına özgürlüğü İslam kazandırmıştır'Cumhuriyet gazetesinde baş- lattığınız "tslamda kadın ve cinsellik" yazı dizinizin ilki "Cennet erkefin ayaklan altın- da", ikincisi ise "Kadınlar er- keğin tarlası mı?" başhkh yazı- larınızla ilgili açıklamalarıma dikkatinizi çekmek isterim. 1- Kur'an'ı anlamak için şu usullere başvurulabilinir: a- Siyak ve sibakına, b- Nüzul sebebine, c- Baza ayetlerde nüzul sebep- sizdir, fakat bir hususu kıssalar halinde acıklamaktadır. Kur'an'm, herhangi bir aye- tine ytizeysel olarak baktığunız- da tam meali çıkaramamış ola- büiriz çoğu kez. O sebepten ge- liştirilen usullere göre ayeti an- lamaya çalıştığımızda yüzeysel- likten sıynhp daha reel bir şekil- de ayetlere yaklaşmış oluruz. 2- Şu iki kavramı da tanım- layarak görüşümü arz edece- ğim. a) Mütevatir: Aklen yalan söylemeleri mümkün ohnayan bir cemaatin, yine yalan söyle- meleri mümkün olmayan riva- yet etmeleriyle bize ulaşan ha- bere mütevatir denir. İlk yazı- nızın başhğımn kaynağı güveni- lir olmayan tekerlemelerden esinlenmiştir. Çünkü diğer bir rivayetle: "Cennet analann aya- gı altmdadv", her ikisi de Kur'- an'm ayetlerine uyumlu değil- dir. Allah'ta Bakara 25. ayette "tman edip salih amellerde bu- lunanlan müjdele. Gerçekten OBİar için altlarından ınnaklar akan cennetler vardır..." bu ve İSLAMDA KADIN VE CİNSELLİK ORAL ÇALIŞLAR buna benzer cenneti kazanmay- la ilgili ayetlerde iman ve salih amel işleme esası anlaşılmakta- dır. Esas oian Allah'ın vaat et- tiği kesin Kur'an naslarıdır. b- Tevatür: Şeksiz şüphesiz Kur'an ayetleridir. Bu ayetleri de siyak-sibak ve nüzul sebebi- ne bakarak anlamaya çahştığı- mızda yüzeysellikten kurtulu- ruz. Tabii yanlıhğı ve saptırmacı düşünceden de arınarak. İlk yazınız da kesin nas'a da- yanmayan, güvenüirliği olma- yan kaynaklara dayamlarak ve amaçlı olarak saptınhnak iste- nen yüzeysel bir bakış ürünüdur. Yazımn ikinci ayağında da "Ey ümmetim, kadınlara hayıriı mn- amele etmenizi tavsiye ederim. Çünkü onlar sizin emriniz altın- dadırlar..." bundan sonrasına parantez açarak (sizin köleleri- nizdir...) diyorsunuz. Bu man- tıkla baktığınızda her emir altm- dakiler köle midir? Mesela Ge- nelkurmay'ın emri altmdakiler köle midir? Misalleri çoğaltmak mümkün.. İslam ise köleliği kal- dırmıştır. Yazınızı ve araştırma- lannızı iman etmeden, yüzeysel ve saptırmacı bir anlayışla yak- laştıâmz sezihyor. Daha doğru- su Islamın ve resulullahın (s.a.v.) objektifliğine bakma- dan, tanımadan, eüne ne geçtiy- se kaynak gösterilmeye amaçlı olarak özen gösterihniş. Kadına özgürlüğü, İslam ka- zandırmıştır. Islamın dışındaki tüm beşeri sistemlerde ise kadı- na bir eşya gibi bakılmış ve ba- kılmaktadır. Ömek mi? Islam'- ın kerhanesi, meyhanesi ve ka- dın satışlarından para kazanma yoktur. Soranm size Sayın Ça- hşlar pavyonda, barda, kerha- nede vs yerlerde çalışan kadın özgür mudür? Kendi haklarını kullanabiliyor mu? Islamdaki İslamın dışındaki tüm beşeri sistemlerde kadına bir eşya gibi bakılmış ve bakılmaktadır. Kadına özgürlüğü İslam kazandırmıştır. Örnek mi? İslamın kerhanesi, meyhanesi, kadın satışlarından para kazanması yoktur. kadınla kıyas edildiğinde sonuç ortaya çıkar. Sizin mantığınıza göre Islamda kadını ikinci sınıf olarak değerlendiriyorsunuz. Ya meyhanede, kerhanede, barda, pavyonda çalışan kadın ve bu- na müsaade eden anlayış birin- ci sınıf mıdır? Allah insanlan eşit yaratmıştır, ancak farklılık takvadadır. "Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirileri- nin velileridirler. İyiliği emre- der, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zeka- tı verirler ve Allah'a ve resulü- ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bun- lardır. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sa- hibidir. Allah, mümin erkekle- re ve mümin kadınlara içinde ebedi kahnak üzere, altından ır- rnaklar akan cennetler ve adn cennetlerinde güzel meskenler vaatetmiştir. Allah'tan oian hoşnutluk ise en büyüktür. tşte büyük kurtuluş ve mutluluk bu- dur." En az bu iki ayet de sizin ya- zınızdaki cennet sadece erkekle- re... şeklindeki ifadenize cevap- tır. Buradan da anlaşıhyor ki Tevatir'e dayalı bir anlayıştan çok amaca dayalı yüzeysel bir anlayışın ürünü olduğudur. Sa- yın Çalışlar İslam bu meseleyi asu-lar öncesinden erkeği ve ka- dım Islamla en iyi şekilde şeref- lendirmiş ve her ikisini de cen- netle müjdelemiş. Beşeri sistem- ler ise halen kadını meyhane- den ve kerhaneden kurtarama- mıştır. Bu da iman etmemiş be- şerin suçu ve ayıbıdır. Ve her türlü yolla da bu ayıbına kılıf aramasına rağmen çözememe- nin aczi içindedir. Yani felake- te ve helake sürüklenmektedir hem bu dünyada hem ahiret yurdunda. Ama bundan kurtul- manın yolu var. Tevbe edip sa- lih amel işlerlerse Allah onlara da cennetinde bir yer açar. Al- lah'ın sistemiyle beşerin sistemi bir olur mu? Yazıîannızuı genelinde Islamı küçük düşurücü imajım veriyor- sunuz. Din gününde Allah bu- nun hesabını sorar. Eğer tevbe etmez de bu anlayışla dünyada- ki nefesinizi tüketirseniz, din günündeki pişmanhğınız fayda vermeyecektir. Allah'ın tevbele- ri kabul ettiği birçok ayetinde sabittir. Her şeyi yoktan var eden Allah, esirgeyendir, o yü- cedir ve hüküm sahibidir. SABRİ DOĞAN ERKEK EGEMENLİGİ VEİSLAM Kadın intiharlan1980-1990 yıllanm kapsayan ve Ankara Ui- ni baz alan çalışmamız sonunda da görülece- ği gibi intihar eden her yüz kadından en az 60 tanesinin dinle, gelenek ve göreneklerle soru- nu vardır. Saptamalanmıza göre 1980-1990 arasında canına kıyan ve ayrıntılannı edine- bildiğimiz 415 kadın intiharının nedensel da- ğıhmmı şöyle sıralamak mümkündür: iatttar sayoı Duygusal nedenlı 43 10.4 Hastalık nedenıyle 39 9.4 Ekonomik nedenli 38 9.4 Zina ve zina ıddıası 33 8.0 istedığiyle evlenememe • 31 7.5 Kocasınca dövülme 21 5.0 Çocuğunun olmaması 18 4.3 Kocasından boşanma 18 4.3 Kaynana geçimsizliği 16 3.9 Bunalım geçirmek 16 3.9 Eşıyle cinsel uyumsuzluk 14 3.3 Eşintn başmı örtmesıni ya da açmasını ıstemesi 14 3.3 Kayınpeder baskısı 14 3.3 BekâretJ kaybetme 14 3.3 Okulla ilgıh 12 2.9 Nedeni bilifimeyen 63 15.2 Diğer nedenlerte 11 2.6 415 100 Yukarıdaki tablodan anlaşılacağı üzere Is- lami düşüncenin erkek hâkim toplum yarat- mış olması ve kadını evde yaşamaya mahküm ederek kocasının cinsel gereksinimlerini kar- şılayan bir canlı olarak mütalaa etmesi bir yı- ğın kadın intihanm doğurmuştın-. Bazı din adamlanmn iddia ettiği gibi artık "sadece dinine sıkıca bağh ohnayanlar" de- ğil, dinine sıkıca bağh olanlar da intihar et- mektedir. Dinin bazen bunahmları erteleyen, bunahmın çozumünü öbür dünyaya nakletme- si nedeniyle intihar olaylannı engelleyen bir özelliği doğrudur. Ancak son büimsel bulgu- lar (1) İslam dininin kadın, zina ve bekâret olaylanna yaklaşımı ülkemizde de bir yığm ka- dının intihanm gündeme getirmektedir. Toplumumuzda hâlâ cinselhk, bekâret, ev- hlik, tecavüz, u^a geçme en büyük bir toplum- sal sorun olmaktadır. Oysa cinsellik insan nes- linin devamını gerektiren, zorunlu ve doğal bir olgudur. Cinselliğin yasaklar zinciriyle çevrili olması Türk kadınım bunaltmıştır. Bugün adliyemizi meşgul eden en önemli ko- nulardan biri de namus nedeniyle açılan ceza ve yaptınm davalandır. İntihar ve cinayetle- rin büyük bir bölümünün namusla ilgili olması gelişmemiş oian toplumsal ve kültürel yapımı- zın bir göstergesidir. Birine hakaret etmek için ona, kansına ya da kızma tecavüz etmeyi dü- şünen bir kafa yapısı hangi dini inanca sahip olursa olsun, insanca bir kafa yapısı değildir. FARUK GÜÇLÜ Gazi Üniversitesi Kazalan Araştırma ve önleme Enstitüsü Tel: 133 97 61 (1) Umutsuzluğun Tırmanışı, İntihar Fanık Güçlü Ankara, 1988
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog