Bugünden 1930'a 5,504,049 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/14 DtZÎ-RÖPORIAJ / HAZÎRAN 1991 Aa ve mutluluk, Kürtler arasında en keskin çelişkilerle iç içegeçmiş dununda Ölüme rağtnen yaşam tutkusu— 5 — FATOŞ GÜNEY — Özerk bir Kiirdistan için Avnıpa ile Amerika ne yapabi- Hr? ProgramJannda boyle bir koau var mı? BARZANt — lnanmıyorum. Şimdiye kadar böyle bir niyet ta- şımadılar. Ama bir kanaate var- düar. Kurt halkı bir halktır. Bu halk kendi ulusaJ haklanna ka- vuşmalıdır. Kurt halkına buyuk haksızlık yapılmıstır. Kurdis- tan'ın bugunku parçalanmış du- rumu irademiz dışında olmuş- tur. Şimdilık çizilen bu suni sı- nırları kanla ateşle değiştirmek çok zor. Ama özerk Kiirdistan her Kürt için stratejik bir sorun olmalıdır. 28 yıllık Peşmerge — Tiım yasantın aolarla geçti Mesud Barzani. Sen bu olaya nasıl kanşfın? Ne zaman başla- dıo? Özel vaşantın nedir? BARZANİ — Tam yirmi se- kiz yıldır peşmergeyim. — Bu bir baba mirası mı Me- sud? BARZANİ — Evet. Babam Barzani'nin uzerimde buyük et- kisi oldu. Ben hep kendisiyle birlikteydim. Bir peşmerge, bir sekreter, bir aşçı olarak. Terbi- yemi, siyasaJ bilincimi ondan al- dım. Onun yanında buyudum. — Biraz da çocuklardan söz etsek. Sayılan ne çocuklann? Özel yaşantını anlatır mısın? BARZANİ — Aileme karşı, çocukJanma karşı görevimi tam olarak yerine getirdiğimi söyle- yemem. Çoğu kez aylarca, yıl- larca görüsemiyoruz. Bu neden- le küçttk çocuklarım beni "amca" diye çağınyorlar. Ama özel yasantımda mutluyum. Ai- lem ve çocuklarım durumumu biliyorJar. Bana hak veriyorlar. Babalık görevimi tam yerine ge- tiriyorum diyemem. Zamanım pek olmuyor. Zamanımın bü- yük bölumü Kürt halkı için gi- diyor. Acının belgelenmesi Çalışmalanmızı sürdürüyo- ruz. Orada yaşanan her olayı, her acıyı, her ünkânsızlığı, her guzelligi tarihi birer olgu olarak belgelemeye çabalıyoruz. Has- taneleri gidip görmeye artık yü- reğün dayanmıyor. Ama ekibi- mizin çektiği görüntüler, dön- dükten sonra Kürdistan'da ilk görüntüler olarak televizyonlar- da geçecek. O insanlann agıüa- ruu dünya kamuoyuna iletme- de araçiardan biri olacak... Dikkatiıni çeken seyterden biri de Iran'dan bu yana kiminle ko- nuşursak Yıtanaz'dan ve onun "Yol" Tılminden bahsetmesi.. Birçoğu filmini ya da video ka- sedini seyretmiş, ya da hikâyesi- ni duymuş. Birkaç ay önce de Iran televizyonunda sansur tara- fından kuşa çevrilmiş olarak gösterilmiş. Daha önce BBC radyosu uzun uzun hikâyesini anJatmış. Yıimaz Güney sevgisi Yılmaz'dan söz ederken in- sanların yüzlerinde görduğum vefakârlık ve sevgi ifadeleri be- ni duygulandınyor... Anhyorum ki Yıimaz çok uzaklarda yaşayan insanlann bile aralannda yasa- mını surdurmektedir. Işte mut- lu olduğum anlardan bir tanesi... Ben Kürdistan'da ölüme rağ- men, yaşama tutkusunu, direni- şı, varoluş mucadelesini, acıla- rı, mutlulukları, en keskin çeliş- kilerle iç içe geçmiş olarak yaşı- yorum... Kürt halkının böyiesi- Her şeyleri yıkılan, vakılan, yagmalanan Kurtler, herşejvragmen gelecege umutla bakıyoriar. (Fotoğraf: Sinao Gökçen) Yıimaz Güney yaşıyor Yılmaz'dan ve onun 'Yol' fîlminden söz ederken insanlann yüzlerinde gördüğüm vefa ve sevgi ifadeleri beni duygulandınyor. Anlıyorum ki Yıimaz Güney çok uzaklarda yaşayan insanlann bile aralannda yaşamını sürdürüyor. Şıvan'ın konseri Şıvan'ın Diyana şehrindeki konseri muazzam oluyor. Binlerce, onbinlerce insan, dertlerini, üzüntülerini, sıkıntjlannı sanki bırakıveriyorlar bir kenara. Coşuyorlar, taşıyorlar, kaplarına sığmıyorlar Şıvan sazımn tellerine vurdukça. ne onurlu, yiğit, mert bir halk olduğuna, onun kendi öz top- raklarmda, kendi gozlerimle şa- hit oluyorum. Guzel bir tesadüf eseri, Kür- distan Yurtseverler Birliği Genel Başkanı Celal Talabani de Me- sud Barzani ile goruşmek uzere bulunduğumuz yere geliyor. Hem de Saddam'la yaptıklan toplantının hemen ertesi gunü ve hatırımı kırmayıp ilk söyleşiyi bizimle yapıyor. — Bir Kürt beyetiyle birlikte Bağdat'taydınız. Saddam'la ne- ler konuştunuz? TALABANt — Biz orada dört onemli sorunu tartıştık. Bi- rincisi Kürdistan'da yaşamın tekrar normalleşmesi. Ikincisi Irak'ın milli birliği. Üçüncüsü demokrasi ve insan hakları. Dörduncusü Kürdıstan'ın oto- nomisi ve özgürluğu. Ayrıca Kürtlerin merkezi hükümetteki rolü. Tüm bu öne sürdüğümüz noktalar Irak hükümetince ka- bul edildi. Şimdi detaylara eği- leceğiz. önümüzdeki hafta için- de bir heyetimiz daha Bağdat'a gidecek. — Peki bu anlaşma Birleşmiş Milletfer'in garantisi altında mı olacak? TALABANİ — Şimdilik biz- ler sadece kendi aramızda sonu- ca vannak için görüşüyoruz. Ya- rın bu görüşme son biçimini al- dığında Birleşmiş Milletler'ce onayını isteyeceğiz. Bir garantör olmalıdır. Türkiye'de Kürt sorunu — Türkiye'ye gidişinizi ve Tiirkiye'deki Kurt sorunuyla il- gili düşünceleriaizi oğrenebilir miyiz? TALABANt — Türkiye'ye gi-' dişimi iyi gorüyorum. Tarihte ilk kez Türk hükümeti resmi olarak bir Kürt heyetiyle bu duzeyde bir görüşme yapıyor. Ve ilk kez Turkiye Irak'taki Kürt sorunu- nu, Turkiye'deki Kürt sorununu konuşuyor, tartışıyor. Özellikle TürkiyeVJeki Kurt sorunu iik kez bu denli açıkça tartışmaya açıl- dı. Turkiye'deki her parti ve her örgüt bu soruna karşı görüş be- 4irtti. Şıvan'ın Diyana şehrindeki konseri muazzam oluyor... Bin- lerce, onbinlerce insan dertleri- ni, üzüntülerini, sıkıntılarını sanki bırakıveriyorlar bir kena- ra. Coşuyorlar, taşıyorlar, kap- lanna sığmıyorlar o sazırun tel- lerine vurdukça... Bir ikınci büyük konser olu- yor. Bu sefer onu dinlemeye Me- sud Barzani, Celal Talabani, Sa- mi Abdunahman ve diğerleri de onur veriyorlar. Geniş alanın ortasına kurulan sahnenin arkasında Mustafa Barzani'nin çiçeklerle süslu bu- yük bir portresi var. Peşmerge kıyafetindeki mu- zısyenler kemanlarla peşmerge marşını çalıyorlar. Güneşin say- damlığı tam karşımızda gözu- müze bulaşıyor. Gözluğüme rağmen Şıvan'ı seçemiyorum. Yanımda oturanlar da aynı şe- kilde, elleriyle korunmaya çalı- şıyorlar, olmuyor. Bir ara orta- lık gölgeleniyor. Hava bulutlan- dı sanıyonım. Herkes rahatlıyor. Gozlerimin kamasması geçtiğJn- de sahnenin arkasındaki duva- nn uzerinde, kendilerini güneşin önüne siper ederek, bizi rahat- sız etmesinı onlemeye çalışan peşmergeleri gorüyorum. Kendi- mi tutamayıp Mesud Barzani- ye "PeşmergeJer şimdi de giıne- şi fethediyorlar" diyorum. "Doğru" diye gülerek ce- vaphyor. Ve Kurt halkının türkülere olan tutkunluklanyla Şıvan'ı dinlemeye akın akın geldikleri gibi ozgurlüklerine olan tutku- ları uğruna yine akın akın ölu- me gitmeleri arasında bağlantı kuruyorum. Bir çiçek bahçesinin suyla su- landığı gibi, onbinlerce insanın kanıyla sulanarak can bulmuş bu topraklar artık özgür... An- cak her şeyleri yakılmış, yıkıl- mış, yağmalanmış bu güzelim halk, içine duştüğü bu ilkellik- ten, geri kalmışlıktan nasıl kurtu- lacak? Nasıl çağdaş ve medeni dünya insanlannın seviyesine ulaşacak? Soruyorum kendime ve herkese. Işte yüreğimde bu endişelerle aynlıyorum Kurdis- tan'dan... Orada, her şeyi yeni baştan inşa etmek, her şeye sıfırdan başlamak, her şeyi yeniden kur- mak gerekiyor... Kürt-Türk ay- dınlan, yurtseverleri, devrimcile- ri, demokratlan, ilericüeri ve her milletten insanlar insan olmanın onuruyla, başeğmezliğiyle dire- nen koskoca bir halk, elinden tutulması ve ülkesinin yeniden kurulması için destek ve daya- nışma bekliyor. BİTTİ 193Tden sonmyapüan harekâtlarla, tüm ayaklanmacüar yakalanch, aşiretlersürüldü Uçaklar Dersim'ebomba yağdırdı— 5 — VECİHİ TİMUROĞLU 1937 hareketinden sonra tüm bölge taranmış vs bölgeden 4076 silah toplanmıştır. Erzincan- dın ve Bingöl'den toplanan tüfeklerle, toplam 4«91 silah ele geçirilmiş. 19 Ekim 1937'de, Ge- ndkurmay Ba^kanlığı, Dersim hareketinin ama- cna ulaştığım bildirerek tüm kıtalann kışlalan- ni dönmesi emrini vermiştir. Ancak 18 Ağustos H38'de, Elazığ'a bir gezi düzenleyen Fevzi Çak- nak, bir askeri manevra başlatmıştır. Manevra- lann başladtğını Celal Bayar, Ulus gazetesinin bir mıhabirine demeç olarak bildiriyor. Manevra ha- bo-leri, 26 Ağustos 1938 günlü bütün gazeteler- 6t\ar. Ama manevralann gerçek bir manevra ol- nadığı, 30 ağustos günlü Ulus gazetesindeki bir hioerden anlaşılıyor: Dersim hareketi son safha- di. Haber, Naşit Uluğ tarafından kaleme alınmış. Naşit Uluğ, habere şoyle başlıyor: "Dersim me- dauyete açılıyor." 2 Ocak 1938 gunu, Elazığ'da oaran Tünceli KumandanJığı, Genelkurmay'a şiyle bilgi veriyor: "Ovacık Adliyesi'nin ve As- hrik Şubesi'nin istediği 1149 kişiyi izle>erek ya- Uımak için iki aydan beri dag köylerinde do- kaa sabit jandarma birliği, 988 kişi bakkında jsad işlem yaparak kışlasına donmustür." \i Ocak 1938 günü lçişleri Bakanlığı'na verı- b. Bporda, "Dersim'de yoğun propogandaların }Mttgı" ileri surülüyor. Bu propagandalara go- ıt"Dersim ağalvı süruJecek, başsu kalan hal- b ıamusu yagma edilecek. HakJarında beraat um dağlarda bir sükûn hûküm sürüyo ahraman kıtaatımız dün sa ileri harekete başladı utuderesinde kanlıbirmusadcmc oldu 32 Iri» nukluJ duttu, IntganUra uklaıun haydudinr unaıuu bir *\M* telub edıliyor Cumhuriyefin 27 Haziran 1937 tarihli sayısında 1. ve 3. sayfalar. Dersim isyanının bastınlmasından sonra bölgede yine de yeni kıpırdanmalar ve talanlar oldu. Birbirini izleyen ve 19 Eylül 1938 tarihinde sona eren harekâtlar sonunda, Elazığ'da kurulan İstiklal Mahkemesi isyancı liderleri yargıladı veidam etti. kararı veriienler \cniden tutuklanacak. Hukumet kuvvfUeri aramızda dolaşükca rahatımız kaçıyor. Söz ve hareket birliği yaparak bu duruma son ver- meliyiz. Hukumet, simdi zayıf duştu, hareket ya- pamaz. şimdi elitnizi çabuk tutalım ve bu duru- mu onleyelim.' Bu propagandayı yapanlar, Ke- çel, Abbas, Bal ve Aşurân ağalarıdır. Buniara, turlu hapishanelerden kaçan eşkıya da kaüJıyor. Umum Mufettişlik, Halka, Erzincan demiryol- larında iş sağlamış, burada çalışanlar, ağalara "agalık hakkını" vermemişlerdir. Bu yüzden bu ağalar, propagandayı körüklüyorlar.. Köylerde ağalık nüfuzu kınlmaktadır. Rahatsızlık son saf- hadadır. gi vermiyor. 30 haziranda da tatüe giriyor. Mec- lis tatile girmeden dört gün önce Gcneral Alp- doğan, yeni bir askeri manevra emri veriyor. 1 Temmuz 1938 günü, uçaklar bir yandan bomba yağdınrken bir yandan da bildiri atıyorlar. 15 Temmuz 1938 günu, manevranın niteliği resmen açıklanıyor. Mufettişlik hükümete, Dersim'e karşı saldın başlatıldığını bildiriyor. 17 ve 18 temmuz günleri verilen raporlarda, ileri harekete devam edildiği, 10 şehit verildiği, 85 haydut öldürüldü- ğü yazılıyor. 21 temmuzdaki ileri harekette de 216 haydut öldürülmüştür. Üçüncü Dersim hareketi 5 ağustos günü hareket sona eriyor, ancak ye- ni kıpırdamalar, yeni talanlar oldu. Bunun üze- rine 8. Kolordu Komutanı, 15 ağustosta yeni bir hareket başlattı. 20 Ağustos 1938'de, bu hareket de amaçJanan bicimde sona erdi. 30 Ağustos tö- renlerinden sonra Elazığ'daki 3. Piyade Tüme- ni'ne, 3. Ordu birlikleri de katılarak yeni bir ha- rekete geçildi. 19 eylülde, IV. Umum Müfettiş- lik'in verdiği rapordan anlaşıldığına göre bu ha- reket, bir tarama hareketidir ve 7954 haydut öl- dürülmüştür. Bu hareketin sonunda, tüm seyit- ler ele geçirilmiş, ayaklanmalan yapacak tum aşi- retler ve guçler surülmuş, Tunceh'deki aşiret yaşamından dolayı bir turlü ulaşılamayan insan- lar göç ettirilerek uygarlığa kavuşturulmak uze- re başka bölgelere nakle başlanmıştır. Bu, son ha- rekettir. Bundan sonra Elazığ'da kurulan Istik- lâl Mahkemesi, liderleri yargılamış ve asmıştır. 30 Haziran 1938'e değin hükümet, Meclis'e bil- B t T T l KÜRTLER Majestelerinin hükümetinin Kürt politikası ALPAY KABACALI Birinci harekât 25-26 ekim gecesi başladı. önce ayaklanma- CTİar Ağa Ateş, Hasan Ali ve Arslan mezralanndan çıkanla- rak burası işgal ve tahrip edildi; ayaklanmaalara epey kayıp verdirildi. Kürk'te başansızlığa uğranıidığı ve uçaklann bom- baları bittiği için, buraya bütün alayla taarruz edilmesi karar- laştırılarak birlik PüJumür'de istirahata çekildi. Nazımiye'deki harekâtı Elazığ Valisi Fahri Bey yönetti. Buy- ruğuna verilen müfrezeyle 24 ekim akşamı Nazımiye'ye girdi. Aşiret ileri gelenJeri telaşa kapılarak, ya bölgelerjndeki katil- lerin kendilerince > r akalanıp hükümete teslim edilmesini ya da onları hukumet kuvvetleriyle birlikte yakalamaya çaüşmayı önerdiler. Kamer ve Hıdır Ağalar da hükümetin buyruklan- na uyacaklan yolunda söz verdiler. Bunun bir oyalama oldu- ğu kamsında bulunan vaü, Haydaran köylerinin tepelenmesi gerektiğine inanıyordu. Buradaki aşiretlerin Pülümür harekâtı sırasında ayaklananlara yardım edebileceklerini göz önüne alan 9. Kolordu Komutanlığı, validen kendilerine inanmış görün- melerini, ağaları oyalayarak Pülümür'ün yola getirilmesi sı- rasında tarafsız kalmalannın sağlanmasını istedi. Ikinci harekât 10 kasımda General ömer Halis yönetimin- de gerçekleştirildi. Dağbey'in kuzeyindeki kayalıklara sığınan yüz kadar ayaklanmacının taarruzlanna karşı koyan birlikler, 13 kasımda bunlann hepsini yok edip Kürk köyüne girdi ve köyü tümüyle yaktı. Hut'un 2 kilometre batısındaki ayaklan- macılarla da çarpışarak yüz kadar kayıp verdirdi. Morali bo- zulan ayaklanmacılar dağıldı. 14 kasım öğleye kadar bu yöre- deki kaünülan da yok eden birlikJer, ayru gün bölgelerine dön- meye başladılar. Elazığ Valisi Fahri Bey, Pülümür'deki harekâttan da yarar- lanarak, Nazımiye'deki aşiretler uzerinde etkili oldu. Oay da- ha fazla büyümeden aşiret reisleri aman dileyerek borçlannı ödemeye, ele gecirdikleri eşyayı ve suçluları vermeye yöneldi- ler. Vet. Dr. M. Nuri Dersimi'nin Dersim Tarihi'nde, Reşat Hal- L'nın Turkiye Cumburiyeti'nde Ayaklamnatar (1924-1938) adiı kitabından özetlediğimiz bu bilgilere aykın birtakım kayıtla- ra rastlanıyor: 20 ekımde Dersim'in doğu yamaçları uzerinde hücum uçusu yapan uçak fîlosuna açılan ateşle uçaklardan bi- rinin düşürüldûğü öne surülüyor. Yine bu kitaba göre Seyit Rıza Dersim'den Pülümür asiretlerine büyük yardım gönder- miş; Briman, Haydaran, Demnan aşiretleri de yardıma yetişe- m ngiltere'nin Irak Yüksek Komiseri Humphreys, kasım 1930'da Bağdat'a giderken Ankara'ya uğrar, Mustafa Kemal ve îsmet Paşa'yla görüşür. Humpreys, daha sonra yazdığı rapordaşöyle der: 'Irak'taki mandater devlet olarak, Ingiltere'nin, Kürtlerin yeni Irak devleti içerisinde sadık ve memnun vatandaslar olarak yaşayabilmelerini amaçlayan politikasını açıkJadım. Bağımsız bir Kürdistan devleti düşüncesinin saçma olduğunu, majestelerinin hükümetinin 'Kürdistan'ı desteklediği yolundaki söylentilerin doğru olmadığını anlattım. rek Türklerle işbirliği yapan Kürt milis kuvvetlerine büyük ka- yıplar verdirmişlerdir. Bunun üzerine Baian, Lolan ve Karsan aşiretleri de saldınya geçip Erzincan'ı tehdide baslamışlar. Ayaklanmacılar, tutsak aldıklan Pülümür Kaymakamı aracı- lığıyla birliklere ültimatom göndererek teslim olmalarmı iste- mişler. 27 ekimde taarruza geçip Türklere büyük kayıp ver- dirmişler; 11. Tabur Kumandanı Sırrı, bütün cephanesiyle bir- likte teslim olmuş. Ağn savaşlanndan dönmekte olan 3. Tü- men Komutanı Ömer Halis Pasa, 7 kasımda Dersimlilere karşı taarruza geçmisse de hiçbir sonuç elde edemeden savaşı bitir- mek zorunda kalmış... 1 eylülde en etkili Kürt örgütlerinden Hoybun Cemiyeti, 11 haziran-29 ağustos arasında Türk birliklerine karşı giriştikle- ri harekâtlar hakkmda bir rapor yayımlümış. tngiltere'nin As- keri Atasesi Binbaşı O'Leary, Büyukelci Clerk'e gönderdiği 23 Ekim 1930 günlü yazıda, buna dayanarak şu bilgiyi veriyor: "Bu raporda hiçbir yenilgiden söz edilmiyor, aksine, Türk bir- liklerinin 4 bin kayıp verdikleri iddia ediliyor. öte yandan Türk hükümeti 500 köyü yıkmak ve 12 bin kişiyi katletmekle suç- lanıyor. Bu rapor, Amerika'ya kadar dağnılmışî' (RN. Şim- şir, agy; C.Düzel, agy). öte yandan tngiltere'nin Irak Yüksek Komiseri Humphreys, kasım 1930'da Londra'dan Bağdat'a Ankara yoluyla gidiyor ve orada Gazi Mustafa Kemal'le, Başbakan îsmet Paşa'yla gö- rüşüyor. Sömürgeler Bakam Passfıeld'e, Îsmet Paşa ve Şükru Kaya ile görusmelerini şöyle anlaüyor: "Irak'taki mandater dev- let olarak majestelerinin hükümetinin (Ingiltere) Araplan Kürt- lere karşı iyi ve adil davranmaya teşvik eden Kürtlerin yeni Irak devleti içinde sadık ve memnun vatandaslar olarak yaşayabil- melerini amaçlayan politikasını açıkladım. Bağımsız bir Kür- distan devleti düşüncesinin saçma olduğunu, majestelerinin hü- kümetinin bu düşünceyi desteklediği yolundaki söylentilerin doğru olmadığını anlattım." (agy). Trabzon Konsolosu Mathevre, 22 Eylül 1931'de Büyükelçi Clerk'e, Ağrı bölgesinden 200 aile ya da 500 kişilik bir gru- bun Bursa ve Konya illerine yerleştirilmek üzere Trabzon'dan Cumhuriyet adlı vapura bindirildiğini yazıyor: "Bu kişilerin, geçen yıl askeri birliklere karşı çatışmaya giren ve kendisine bağlı 1200 hane ile birlikte General Salih Paşa'ya teslim olan aşiret reisi Halil Ağa'nın adamları olduğu bildiriliyor!' "Erzurum'da teslim olduktan sonra Halil Ağa'nın Osmanlı Bankası'na 158 bin lira para yatırdığı söyleniyor. (Bu, daha önce ödenmeyen vergilerin karşılığı olsa gerek A.K.) Bu ara- da Halil Ağa'nın hayvanlannı toplamakla meşgul olduğu ve kış gelmeden önce buraya geleceği, şimdiye kadar gelenler ara- smda oğlu Mustafa'mn buhınduğu, aldığımız haberler arasın- da." (agy) Bu yazı dizisi Doğu Anadolu'nun tarihine, bu tarihin özel- likle 20. yüzyüın ilk otuz yılındaki dilimine bir ölçüde ışık tut- muşsa işlevini yerine getirmiş sayılır. Kuskusuz ki anlatılan- lardan çıkanlacak dersler, buniara dayanılarak yapılacak yo- rumlar olacaktır. İlk bakışta, olaylan -çoğu kez perde arkasından- emperyaJizmin körüklediği görülecektir. 1925'te çıkanlan Takrir-i Sükûn Kanunu'nun ülkedeki her türlü rau- halefeti önleyerek demokrasiye doğru yol aünmasını engelle- diği; sonraki yıllarda surüp giden olaylann yol açtığı askeri harcamalann, ekonomik bunalımın yoğunlaşmasında, dola- yısıyla 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyine girişilme- sinde, aynı zamanda bu deneyden çabuk vazgeçilmesinde et- ken olduğu yolunda yorumlara gidüebilir. Daha geniş bir açı- dan bakılarak son yıllardaki PKK terörü olgusuna değin uza- nan daha nice yorum getirilebilir. Önemli olan, başta da vur- guladığımız gibi, sorunun barışçı yollardan, demokrasi ve hu- kuk içinde, yabancıları ışe karıştırmadan çözulmesidir... BITTI
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog