Bugünden 1930'a 5,415,729 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CUMHURİYET/14 DİZİRÖPORTAJ 14 MAYIS 1991 Bektaşi felsefesi ya da insan sevgisi 7 GENCAY ŞAYLAN Bektaşilik hiç Ruşkusuz Islami bir tarikattır. Ancak Bektaşiliği sadece belli zikr ya da ibadet usulleri olarak görmek yanhştır; Bektaşiliğin zengin bir dünya görüşüne ve felsefeye sahip olduğu ileri sürülebilmektedir. Bektaşiliğin felsefesini tartışmaya başlarken göz önüne ahnması gerekli önemli bir nokta, tarikatın Anadolu'da yayılırken esas olarak etnik bir temele oturmasıdır. Hacı Bektaş'm Anadolu'ya geldiği dönemde toplumda bir kültür ikiliğinin egemen olduğundan söz edilebilmektedir ve bu ikili kültür yapısının çok uzun bir süre varlığını koruduğu bilinmektedir. Sözü edilen kültür ikilemini saray ve halk biçiminde kategorileştirmek olanaklıdır. Kültür ikilemi toplumsal yaşamın her alanmda kendini göstermektedir. örneğin dilde ikilik vardır; saray ve yönetım Arapça ya da Farsça kuüanmakta, halk ise Türkçe konuşmaktadır. Saray kültüründe rasyonel kontrol ve gelişmiş sanatlar, halk kültüründe ise efsaneler ve mistisizm ağır basmaktadır. lşte Bektaşilik, bu kültür ikilemi içinde Anadolu halklan arasmda yaygınlaşmıştır. Yani halkm kullandığı dil olan Türkçe, mistisizm, Anadolu'da yaşayan daha eski uygarlık ve kulturlerden gelen halk değerleri Bektaşi söyleminin belirlenmesinde etkili olmuştur. Buna karşvhk Bektaşilerin, örneğin cem törenlerinde, nefes ve semahlannda TUrkçeyi kullanmalan Türk kültürünün zaman içinde kendini yenileyerek yenıden üretmesinde önemli bir rol oynamtştır. Buna ek olarak, daha adil ve eşitlikçi bir toplum için halk yığınlarında her zaman var olan, ancak dolaylı ya da doğrudan ifadesini bulabilen talepler de Bektaşi felsefesini etkılemıştır. Bir başka deyişle daha adil ve eşitlikçi bir toplum özlemi Bektaşi nefeslerinde her zarnan işlenen bir konu olagelmiştir. Bektaşi felsefesine ve dünya görüşüne bakıldığında, genel olarak iki öğenin ağır bastığı, ön plana çıktığı söylenebilmektedir. Bunlan Sufilik ve Batınilik ile heterodoksluk olarak tammlamak mümkündür. Yani bir başka deyişle, Bektaşilik, Sufiliğe dayalı, Batıni özellikler taşıyan heterodoks bir öğretidir. Bu öğretinin parlak bir kültürel miras sağladığına kuşku yoktur. gibi tasavvuf ile Batı'daki Platonculuk ya da Doğu'daki Zen ya da Budist felsefe arasmda büyük benzerlikler vardır. Sufilik, bu temel yaklaşımı nedeni ile yoğun bir insancühğı, insan sevgisini içermektedir. Sufiler insanları sevmektedir, evreni ve nesneleri sevmektedir; çünkü bunlan sevmek demek aynı zamanda Allah'ı sevmek demektir. Aynı şekilde insanlara yapılan her türlü kötülük aynı zamanda AUah'a kötülük yapmaktır. Sufiliğe dayanan Bektaşi felsefesi, bu nedenle insan sevgisini öğretisinin temel taşı haline getirmiştir. Bektaşilerin dünya görüşü Bektasilikte kadın insandır Eyuboğlu, Bektaşiliği şöyletanımlıyor: Yardım, iyilik, bütün eylemlerde yumuşaklık, tek kadınla evlenmek, boşanmamak, törenlerde kadınerkek birlikteliği, evli kadına ana, evli olmayana bacı demek ve böyle benimsemek. Kısaca insanseverlik kavramı altında toplumun eylemlerini ve işlemlerini benimsemek ve uygulamak. Amaç insanı olgunyetkin duruma getirmektir. 7 ŞENAY KALKAN Çevirmen, araştırmacıyazar tsmet Zeki Eyuboğlu Bektaşilik hakkmda yazdığı kitaplarla da tanınıyor. Hatta Bektaşi olarak biliniyor. Îsmet Zeki Eyuboğlu "Hayır" diyor: "Bektaşiliği araşürdun, öğrendim, Tarikata girmedim, Bektaşi olmadım ama en az bir Bektaşi kadar bilirim." Eyuboğlu'nun tarikatlarla ilgisi ortaokul yıllarına kadar uzanıyor. 1939'da Nakşibendi Şeyhi olan Fatih'teki Hacı Süleyman Efendi Tekkesi'ne girerek Nakşibendi olan Eyuboğlu, 6 yıl tekkede kaldıktan sonra ayrılmış. Çünkü "Tekkede yaşadıklan, gördükleri, haksızlıklar, sömürii, çifte standart onu gittikçe uzaklaştırmış": "Örneğin Tekke'deki şeyhlerin birinin 3, birinin 4 karısı vardı. Kadın, Bektaşilikten başka hiç bir tarikatta insan olarak görttlmez. Sünni tarikatlarda kadın keyif verici bir maddedir. Yalnız AleviUkBektaşilikte kadın insandır. Sonra 2. Dünya Savaşı yıllannda halk bir lokma ekmeği zor bulurken tekkeye ballar, kaymaklar, yağlar, unlar gelirdi kilolarca.. Aynntıları Tarikatlar ve Mezhepler kitabımda da anlattım ama kısaca söyledikleri, öğüüedikleriyle taban tabana at yaşıyorlardı. Bütün bunlar beni soguttu, uzakiaştırdı." Tarikatlar ve Mezheplertn yazm çevirmenanıştırrnacı îsmet Zeki Eyuboğlu: Yunan felsefesi ve Bektaşilik Eyuboğlu, o yıllarda ortaokuldadır ve tarikat yüzünden dersleriyle ilgilenmediği için ortaokuldan atılmıştır. Ancak daha sonra tarikattan çıkınca önce ortaokulu dışandan bitirir ardından liseyi okur ve daha sonra dajstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji Bölümü'nden mezun olur. Bu sürede de araştırmalara başlar. Araştırdıkça da ilgi alanı genişler. Bektaşiliğe olan eğilimi ve ilgisi de bu yıllarda gelişir. Klasik filoloji eğitimi sırasıda Yunan felsefesini ve kültürünü tanıyan Eyuboğlu, Bektaşilikle Yunan felsefesi arasmda bir paralellik olduğunu görür ve Bektaşiliğin felsefi temellerini araştırır: "Bektaşilik'te 'Yeni Platonculuk'tan gelen öğeler var. Tasavvuf yoluyla girmiştir. Buna göre evren ve varlıklar yaratıimamıştır. Tann'nın görüniişü sonucu oluşmuştur. Tann gizlilikler içindeydi, kendi kendine duyduğu ozlemle görünür duruma geldi ve bu, ışık niteUğindeydi. Gorünur olunca ilk olarak evren oluştu, sonra aşama aşama canlıiar ve en son olarak da cantı olmayan nesneler, madenler oluştu. Yani evren yoktan var olmadı. Her nesne, her varlık Tann'nın degişik biçimde bir görünüŞüdür. Bu nedenle de kutsaldır. Örneğin Bektaşi yere tükürmez çünkü toprak kutsaldır." BEKTAŞILIK Rakı!.. Sıvas Kongresi'nden sonra Mustafa Kemal Paşa Ankara1 ya geçerken 23 Aralık 1919'da, Hacıbektaş'a uğradı; Çelebi Cemalettin Efendi ve Salih Baba ile buluştu. Buluşmayı Mazhar Müfit Kansu "Erzuruntdan ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber" adlı anı kitabında ayrıntılı biçimde anlatmaktadır. Benim altını çizdiğim satıriar, yalnız "rakı" ile ilişkin olanlar. Kansu yazıyor: "Çelebi Cemalettin Efendi orta boylu, tıknazca ve kara sakallı, öaşına yeşit sarık sanlmış, cüppeye benzer birpardösü giymiş kıyafette idi. (Mustafa Kemal) Paşa bizi takdim etti. İlk mülakatlara mahsus havai sözler stylendi. Ve bir müddet sonra 'istirahat buyurunuz' diye Cemalettin Efendi hareme gitti. Ortalık kararınca odaya bir masa getirilerek rakı takımlan konuldu. Cemalettin Efendi geldi. Rahatsız olduğundan içmediğini, fakat şerefimize içeceğinı söyleyerek rakıya başladı. (Mustafa Kemal) Paşa: 'Biz içmiyoruz' cevabını verince Cemallettin Efendi: 'Burada içmemek nasıl olur? Bu adet& bizi tahkirdir' diye kadehi Paşa'ya sundu." Bektaşi kültüründe içkinin özel bir yeri var. Bektaş) fıkralarında çok görüldüğu gibi Baba Erenler'in "demlenme"s\ bir göreneğe dönüşmüştür. Eski Anadolu kültüründe izleri görünen bu eğilim, şarabı da kapsar; ham sofuların Müslümana koymak istediği içki yasağını alaya alır. Ne var ki Bektaşiliğin temel kuralı "eline, diline, beline" hâkim olmaktır. İçmenin adabı, dengesi ve muaşereti bu bakımdan önem kazanıyor; insanın gerçek kimliginin dışavurumu bakımından sınav sayılıyor. İnsan sevgisi tnsan sevgisi ya da insanı temel değer kabul etme Bektaşi felsefesinin ana öğesi sayılabilir. İnsanı temel değer kabul etmenin mantıksal sonucu ahlak ilkelerinin öğretide çok ağırhkh bir yer tutmasıdır. İnsanı sevme ve insana kötülük etmeme ancak ileri ahlaki ilkelerin ödünsüz uygulanması ile mümkün olabilecektir. Bektaşilerin çok bilinen, ünİU "tnsanın eline, beline ve diline hâkim olması" sözü edilen ahlaki ilkeyi ifade etmektedir. Bu ilkenin, öldürmeme, hırsızlık yapmama, zina etmeme, başkalanna kötü söz söylememe gibi Judaizm ve Hıristiyanlıktaki "On Enıri" kapsadığı ileri sürülebilmektedir. Bektaşi ahlak anlayışı birey için geçerlidir ve bu hoşgörü ilkesi ile tamamlanmaktadır. Bektaşinin diüne ve eline hâkim olması başkalanna zarar vermemesi, onları zorlamaması anlamını içermektedir. Bu nedenle hoşgörü Bektaşi öğretisinin ahlak ilkelerini tamamlamaktadır. Tüm Bektaşi nefeslerinde hoşgörü ilkesinin önem ve ağırhğını yansıtan ifadeler bulunmaktadır. Kazak Avrat Hey erenler, hey gaziler Avrat bizi döğeyazdı Çekti sakalım kopardı Bıyığımı yolayazdı Kalkıp direği kapınca Kaçamadım sapınca Aç karnıma deyince Bağırsağım dökeyazdı Aldık avratın hasını Çektik değneğin yasını Başımda kırdı su tasını Katacağızım yarayazdı Baltanın sapını kaptı Kağnının küpünü söktü Silkindi üstüme çıktı KemikİQrim kırayazdı Avrat sormadı suçumu Çekti kopardı saçımı Kırdı eyernin ucunu Yine bizi döğeyazdı Avrat oldu bize vezir Bizi etti köye kizir Gah tuz istedi gah bezir inek edip sağayazdı Kaygusuz'um der ki nidem Başım alam nere gidem Ben bu avratı ne edem Bizi köyden kavayazdı Olgun tnsan tsmet Zeki Eyuboğlu, Bektaşiliği ise şöyle tanımhyor. "Bektaşiden, Bektaşiye değişir ama Alevüikteki yeri yardım, iyilik, bütün eylemlerde yumuşaklık, tek kadınla evlenmek, boşanmamak, törenlerde kadın erkek birlikteliği, evli kadına ana, evli olmayana bacı demek ve böyle benimsemek. Kısaca insan severlik kavramı altında toplumun bütün eylemlerini ve işlemlerini benimsemek ve uygulamak. Amaç insanı olgunyetkin duruma getirmektir. Yönlendirici bilgi, gönül bilgisidir. Gönül bilgisi içe doğuş niteliğindedir. Sezgi gücune dayanır. Bu bilgiden yola çıkılarak insanTanrı eşitligine, özdeşliğine vanlır. tnsanlar dişlerkek diye ayrılmaz. Olgunluğun daha ileri aşamasında bütün nesnel aynlıklar, değişiklikler ortadan kalkar. Son aşamada var oluş bakımından insanla Tann birleşir. Bu yüceliği bütun insanlar anlayamaz. Bunu ancak olgunyetkin insan anlar. tnsanı kâmil sezebilir. Bu seziş, içe doğuştur. Tannnın insan olarak görünür duruma gelmesidir. Kimi Bektaşilere göre en olgun kişi, yetkin insan Hz. Ali olduğu için Tanrı onun kılığında görünür hale gelmiştir." İnsanı temel değer kabul etmenin mantıksal sonucu, ahlak ilkelerinin Bektaşi öğretisinde çok ağırhkh yer tutmasıdır. İnsanı sevme ve insana kötülük etmeme, ancak ileri ahlaki ilkelerin ödünsü? uygulanması ile mümkün olabilecektir. Bektaşi felsefesinde Sufilik yanında Batınilik de önemli bir yer tutmaktadır. Batmilik bir tür fenomenolojik felsefe sayılabilmektedir. Buna göre her nesnenin, düşüncenin bir görünür (zahir) bir de öze ilişkin iç anlamı vardır. Batınilik, bir nesneyi kavramak için görünüşü yani zahiri anlamı yakaiamanın yeterli olmadığına inanmakta, iç anlamı yakaiamanın gerekli olduğunu savunmaktadır. Batınilere göre tmam Ali bu nokta üzerinde durmuş ve ilahi mesaj Kuranın bir zahiri bir de Batıni mesaj ı olduğunu ortaya koymuştur. İnsan ancak inancı ile yani "kalbi" ile Kuran'ın Batıni anlamını kavrayabilecektir. Bektaşilerin felsefesi, dünya görüşleri katı değil heterodoks özellikler göstermekte; yani farklı öğretilerden alınan öğe, lere yer verilmekte ve bunlar Bektaşiliğin temel görüşleri ile bağdaştırılmaktadır. Ahilik, Hurifilik, Babailik gibi çeşitli Batıni akımlar Bektaşilik içinde eriyebilmiş ve bu süreç içinde bu akımlann bazı Özellikleri de Bektaşilerin dünya görüşleri arasmda yer alrruştır. Bunu son derece doğal bir gelişme olarak kabul etmek gerekmektedir. Bektaşiliğin ortaya çıktığı 13. ve 14. yüzyülar Anadolusu, çok zengin bir kültür karmaşası ve etkileşimi göstermektedir. Moğol istilasından kaçan Türk aşiretlerinin geh'şi, tslamiyet, Anadolu'da yerleşik uygarhklar ve toplumlar çok canh ve dinamik bir kültürel etkileşimin doğmasına yol açmıştır. Böyle bir ortamda oluşan Bektaşiliğin sözü edilen etkileşim ortamımn dışında kalması mümkün değildir ve Bektaşi öğretisinin temelini oluşturan Sufilik kültürel alış verişi kolaylaştırrmştır. Bektaşi heterodoksisi içinde bir taraftan Batıni akımlann etkisini bulurken diğer taraftan da Orta Asya'dan, Türkistandan gelen kültürel değerlere rasüamak da olanaklıdır. Elbel yorumu AleviliğinBektaşiliğin temel uçlemesi 'Elinedilinebeline sahip olma'ya da değişik bir yorum getiriyor Îsmet Zeki Eyuboğlu: "Eline sahip olma hırsızlık yapmama, kimsenin malına el uzatmama, diline sahip olma dedîkodu yapmama, kimseye kötü söz söylememe, beline sahip olma da zina yapmama, kimsenin namusuna göz dikmeme diye bilinir. Bir başka yorumu da eline yani ülkene, diline yani konuştuğun dile ki bununla Türkçenin kastedildiği söylenir, beline yani ulusuna sahip ol'dur. Bence bunlann hiçbiri değil. Bu tartışma konusudur. Ama bence eline sahip ol yani kimseye el kaldırma, kannı özellikle çocuğunu dovme, diline sahip ol yani kimsenin gönlünü kırma çünkü gönül Tann evidir, beline sahip ol yani kimseye diklenme, hep başını eg, agır başlı ol demekür." Hacı Bektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Dergâhı'nm en çok ziyaret edilen bölümlerinden biri de Çilehane. Eskiden bu küçük odada dervişler 40 gttn boyunca azalan yiyecekleriyk çile çekerlermiş. Sufilik ve Batınilik Sufi sözcüğünün etimolojik kökeni Arapçadaki yün (suf) sözcüğüdür. Yün elbise giyen kişi sufı, yün elbise giymek ve bunun gereklerini yerine getirmek de tasavvuf olarak tanımlanmaktadır. lslamiyet'te tasavvuf, belli bir yolu izleyerek Allah'a ulaşmayı ifade etmektedir. Yani Sufıler, dünya nimetlerine yüz çevirmekte, çileli, özveri ve disiplin gerektiren zor bir yol izlemekte ve bunun sonunda Allah'a ulaşmayı ummaktadır. Allah'a ulaşmak insan için en yüce ve parlak gelişme düzeyidir. Sufiler, bu düzeye erişmek için inanç ve özveri ile bir yola yani bir tarikata giren kişilerdir. Aslında tasavvuf düşüncesi sadece îslami toplumlarda değil, diğer kültürlerde de ortaya çıkmıştır. örneğin antik Yunan'daki Platonculuk da tasavvufa çok benzeyen bir yaklaşımdır. Nesnel idealizm olarak tanımlanabilen Platonculuğa göre bütün nesnelerin, düşün•celerin özü vardır; nesneler, düşünceler bu özün zamana ve mekâna göre değişen farklı görüntüleridir. Evrendeki her nesnenin, her düşüncenin bu "mutlak özden" türediği kabul edilmektedir. İnsan da bu mutlak özden türemiştir ve mutlak gerçek ancak o öze dönerek yakalanabilecektir. Sufıler de nesnelerin, düşüncelerin yoktan var olamayacağına inanmaktadırlar. Sufilere göre insan, evren ve Allah bir bütündür (vahdeti vücud); evrendeki nesneler ve düşünceler Allah'ın varhğmdan kaynaklanmakta, bu varhğın dönüşümü ile var olabilmektedir. Bu yaklaşımın doğal sonucu, Sufinin ölümü tekrar Allah'a dönme olarak yorumlamasıdır. Yani nesne dönüşerek tekrar doğduğu öze, Allah'a dönüşmektedir. Nitekim Bektaşiler bu Sufı inancın çok açık göstergesi olarak ölüm yerine "Hakka yürümek" sözcüğünu kullanmaktadırlar. Görüldüğu Canıma okurdun ya!.. Bektaşi fıkraları söylenir: Şu işi ben yapsam canıma okurdun ya!.. • Bll'lİ Bektaşi dere kıyısında demlenirken biri kucağında, biri yanında iki çocukla bir anne gelir. Babaya der ki: Kundaktaki yavrumu biraz tut, ben şu küçüğü karşıya geçireyim, gelip alırım. Kadın küçüğü karşıya geçirdikten sonra döner, kundaktaki çocuğu alarak yine dereye girer, ama tam ortada ayağı kayınca sulara kapılıp gider. Bektaşi bakar ki karşı kıyıda çocuk ağlıyor, anne kundaktaki bebeyle boğulup gitmiş; ellerini yukart kaldınp Dönenve Duran... Mevlevi Bektaşiye: Erenler demiş, biz Allah der döneriz, siz ne yaparsınız? Bektaşi: Imanım, biz Allah der dururuz. Var mı var... Baba Erenler'e sormuşlar: Allah var mı? Bektaşi: Olmaz olur mu demiş, yetmiş senedir birbirimizlc uğraşıyoruz, hep onun dediği oluyor. • Merzif onlu Cülbaba Budapeşte'de yatıyor Bektaşi babası Gtilbaba'nın türbesi, Macaristan'daki Osmanlı egemenliği boyunca, Müslümanların sürekli ziyaret ettikleri bir yer olur. O zamanlar Budin adını taşıyan Buda (peşte) kenti tekrar Macarlarm eline geçince türbe yeniden kiliseye dönüştürülür. 1973'te Türkiye, türbenin şu anki biçimiyle yeniden açılmasına yardım eder. BUDAPEŞTE (Cumhuriyet) Merzifonlu Gülbaba, 1541 yılında Budin'e giren Kanuni Süleyman'ın yani başındadır. Macarlarm halen en övündükleri tarihsel yapıt olan Matyas Kilisesi'ne Kanuni ile birlikte gider, kilise hemen camiye dönüştürülür ve Kanuni ile Gülbaba ilk namazı burada küarlar. Bektaşi babası Gülbaba kısa bir süre sonra adı da Kanuni Süleyman Camii yapıunış olan 1686'da Macarlar Buda kentini yeniden ele geçirince Gülbaba Türbesi ve yanındaki manastır Cizvitlere verilir, türbe harap olur ve kiliseye dönüştürülür. 16601664 yılları arasında Buda'da yaşayan Evliya Çelebi, Bektaşi babası Gülbaba'nın bölgedeki Müslümanlar için önemini Seyahatnamesi'nde uzun uzun anlatır. Cizvitlerin kaldırılmasından Matyas Kihsesi'nde ölür. Kanuni'nin de katıldığı cenaze töre sonra İstanbul, Gülbaba ile ilgininden sonra Kalvaria tepesin lenir ve 1858'de görevlendirilen bir mimar, restorasyon çahşmade toprağa verilir. lanna başlar, araya iki savaş giTörende Kanuni, "Buda şeh rer, yeniden inşa edilmiş olan birini Gülbaba'nın korumasına nanın duvarlan şarapneüerle deveriyorum" der. Gülbaba Tür lik deşik olur. 1973'te Türkiye, türbenin bu besi Osmanularm 150 yılhk egemenliği boyunca yöredeki tüm biçimiyle açılması için yardım Müslümanlar için sürekli bir zi yapar. Şimdi Macarlar türbenin yaret yeri olur. Matyas Kilisesi ve çevresinin yeniden düzenlende 150 yıl süresinçe Kanuni Sü mesi için yine Türkiye'den desGülbaba'nın sandukası, Bektaşi kültürünü yansıtan orijinal aksesuarlarla dolu odada bulunuyor leyman Camisi'dir. tek bekliyorlar. BİTTİ
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog