Bugünden 1930'a 5,426,716 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

Arkaya Bakmak MELİH CEVDET ANDAY Kafka'ıun "Taşrada Düğün Haarhklan" adı ile yayınüanmış olan öykülerini okuyorum. "Bir Çiftliğin Savunması" adh öykünün bir yerinde şöyle diyor Kafka: "ölülere konukluğa gittim". Yazarın burada söztinü ettiği yer gömütlüktür kuşkusuz, fakat "konukluğa gitme" sözü düşündürücü; neden derseniz, bizde ölülerin yaşadığı, elbet başka bir yaşamı ama gene de yaşadığı izlenimini uyandınyor. Bir tür öteki dünya ziyaretidir bu, oraya gidilir ve oradan dönülür. Insanoğlu, ölümün tilmden yok olma anlamına geldiğini hiçbir zaman benimsememiştir. Böyle davranmakla iyi de etmiştir bence, aklını korumuştur çünkü. Varlıktan yokluğa geçişi akıl almaz. Eski Yunan söylenbiliminde (mitoloji) dünya ile öteki dtinya arasında gidip gelmeler olduğunu anlatan söylenler vardır. Bunlardan birini kısaca aktanvereyim: Troya savaşına katüan Odysseus, kent alındıktan, yakılıp yıkıldıktan sonra, yurdu olan tthake adasına dönmek üzere denize açılır; fakat oraya bir türlü ulaşamaz, on yıl denizlerde sürünür ve Akdeniz'i boydan boya dolaştıktan, bir stirU kıyıya, adaya çıktıktan, akla sığmaz serüvenler yaşadıktan sonra, on iki gemisini ve yoldaşlannın tümünü yitirir. Aiaie adasına vardığında büyücü Kirke ile tanışır, bir yıl kalır orda, Kirke'den oğlu olur. Fakat yurt özlemi, oradaki eşi (Penelopeia) ve oğlu (Telemakhos) için duyduğu özlem içini yakmaktadır. Nasıl bulsun adaya giden yolu? Büyücü Kirke, ona, Hades'e inip bilici Teiresias'ın ruhunu bulmasını öğütler. Hades, hem öteki dünyanın, hem de o dünyaya egemen olan tanrının adıdır. (Bir adı da Pluton'dur onun. Tanrılann en zengini, çünkü bütün yer altı madenleri onundur. Bu yüzden zenginlerin yönetimine plütokrasi deniyor). Odysseus yeraltı dünyasına iner, Teiresias'la konuşur ve geri döner. tşte bu serüvenden ötürü kahramanımıza "iki ölümlü Odysseus" da denir. Gitmiş ve geri gelmiş. Söylen (mitos) için bilginler, "Toplumun bilinçaltıdır" derler. Demek eski toplumda, ruhların öteki dünyada yaşadıklarına inanılıyordu; bugün de inanılıyor. Yalnız gidip gelme kalktı. öteki dünya yolculuklarından biri daha var ki, beni yıllardır düşündürür. Söz açılmışken onu da anlatayım ve beni neden onca düşündürdüğünü söyleyeyim. Dünyanın ilk ozanı sayüan, dillere destan Orpheus'un serüvenidir bu. Orpheus, eskiden âdet olduğu üzre, şiirlerini çalgı eşüğinde söylerdi ve ezgisiyle vahşi hayvanları, taşı toprağı büyülerdi. tlkçağda ünü orfizm denilen mistik bir akım yaratacak denli yaygındı. Bizim konumuz olan öykü, eşi Eurydike'nin ölümüne ilişkindir. Kadıncağız öteki dünyaya kaçırılınca Orpheus deliye döner. Lâtin ozanı Vergilius şöyle diyor: Deliye döndü Orpheus kaçırılınca karısı, kudurdu. Sadece üzülmekle kalmaz bu büyücü ozan, Eurydike'yi diriltmek, diyesim (yâni) yeryüzüne getirmek için ölüler ülkesine gider. Irları ve müziği ile, Hades'teki Styks ırmağına bekçilik eden dümenci Kharon'la köpek Kerberos'u büyüleyerek o ülkeye girer. Yeraltı tanrısı onun müziğinden ve çektiği acıdan öylesine etkilenir ki, Eurydike'yi ışıklı yeryüzüne götürmesine izin verir. Yalnız bir koşulu vardır: ölüler ülkesinden ayrılırken arkalarına bakmayacaklardır. tşte konunun bence en önemli yerine geldik. Orpheus önden gidiyordu, Eurydike onun arkasından geliyordu. Orpheus tam güneşi gördüğü sırada dönüp ar CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER kasına baktı. Böylece de anlaşmayı bozmuş oldu ve Eurydike yitti ortadan, diyesim bütün bütün ölüler ülkesinde kaldı. Yukarda beni yıllardır düşündürdüğünü söylediğim soru bu. Orpheus niçin arkasına baktı? Deniyor ki, yaşayanlar ülkesine çıkan açıklığa ulaştıklan sırada güneşi yeniden gören Orpheus sevincini karısıyla paylaşmak istediği için arkasma baktı. Gene deniyor ki, yaratıcı hayal gücü olmadan, bütün insanlara yasak edilmiş gizleri öğrenmeden yaşayamazdı da ondan. Bu gerekçeler bana kandırıcı gelmiyor. Diinyada yaşamanın sevincini eşiyle paylaşmak için zaman yeni başlıyordu ve Orpheus bütün insanlara yasak edilmiş gizleri, ölüler ülkesine inerken öğrenmişti. Peki, neden baktı arkasına? Önce şunu düşünmemiz ya da bilmemiz gerekiyor: Arkadan gelen kadın ölü mü idi, yoksa canlı mı? Eurydike'yi yılan sokmuştu, demek Styks ırmağını geçerken ölü idi o, yeryüzüne çıkarken dirilecekti; yaşamdan ölüme geçişi bilen Orpheus, ölümden yaşama geçişi merak ediyordu ve ...buna inanmıyordu; ölüler ülkesi tannsmın onu aldattığını düşünüyordu. Umut vermişti Hades, fakat bırakmayacaktı elindekini. İki dünyayı da bilen insanların sayısı artmamahydı. Verilen söz doğru muydu? Daha açığı, yerine getirilecek miydi? Bunu merak eden için tam zamanıydı geriye bakmamn. Ve belki de Eurydike arkasında değildi Orpheus'un. Yalandı hepsi. Gerçekte tann, Orpheus'u değil, Orpheus tanrıyı denemişti. Boşuna... Her şey eskisi gibiydi ve işte giz, asıl giz buydu. ölümden dönüş yoktu. Orpheus bunu deneyerek anlamıştı. Onun büyüleyici ırlan ve ezgileri bize bunu söylüyordu. Orpheus dürüst bir bilim adamı gibi davranmıştı. Peki, Pir Sultan Abdal'm Hızır Paşa için söylediği şürdeki (gerçekte o şiiri Pir Sultan'm kızı söylemiştir), Üçüncii ölmem bu hain Pir Sultan ölür dirilir dizelerini nasıl yorumlamalı? Pir Sultan ölüp diriüyordu ama başka biri olarak geliyordu yeniden dünyaya. Hakkın ve doğrunun savunucusu olarak. Diyesim, birkaç kez ölünüyor da, birkaç kez dirilinmiyor. Ne diyor Yahya Kemal: Mttşkiil budur ki ölmeden evvel ölür kişi. • 1 Mart 1991 tarihli Cumhuriyet'te, idam cezasının kaldırılmasını istedim diye bana çatan Murat Ankara adh okurumuzun mektubunu yayımlamıştım. Bunun üzerine, başka bir Murat Ankara'dan şu mektubu aldım: 23.4.1991 Sayın Melih Cevdet Anday, Konu: 1 Mart 1991 tarihli yazınızda adı geçen Murat Ankara hakkında. Hasan Pulur'un 10.4.1991 tarihli yazısıyla, yazınızdan haberdar oldum. Benim adım da Murat Ankara. Az bulunan bir soyadı olduğundan tanıdıklar o mektubu benim yazdığımı zannetmişler. Ankara soyadını taşıyanlann çoğunu tanıyorum. Ancak, bugüne kadar başka bir Murat Ankara'nın varhğından haberim yoktu. Aslında böyle bir kişinin varhğından şüpheliyim. Belki de telefon rehberini kanştınrken adıma rastladı, ilginç bulduğundan bu adı kullanarak size raektup yazdı. Eğer bu kişi sağa sola mektup gönderme alışkanlığı olan biriyse, birgttn beni müşkül durumda bırakacak bazı olaylara sebep olabilir. Bu nedenle, böyle bir kişinin var olup olmadığını araştırabilmem için, sizde adresi varsa bana göndermenizi rica ederim. Saygılanmla. Murat Ankara İlk Murat Ankara, bana yolladığı mektuba adresini koymamıştı. Ikinci Murat Ankara'ya bildiriyorum. fc Dr. ALİ AKJ& Mimar Sinan Üni. Yard. Doç. Son günlerde ülkemizin içinde gelişen olaylar ve doğu sınırımızdaki hareketlilik, insan akımı ve Irak rejiminin kendi toprakları içinde yaşayan bir etnik azınlığa karşı giriştikleri kıyım harekâtı, tıpkı Halepçe katliamında olduğu gibi, Kürt azınlığa doğru giriştiği gaz (fosfor gazı kullanıldığı söylenilmekte) bombardımanını belleklerden silmiyor. Gerek Nazilerin gerek Pol Pot rejiminin Kampuçya'da 1979 yılında giriştikleri harekât, ardından Halepçe katliamı şu anda ilk anımsadıklanmız. Bu tip eylemlerde ilginç olan, eylemlerin bir çoğunluk adına yapılmış olmasıdır: Ve bu adına çoğunluk denilen halk, azınlıklardan "insanlık" adına kurtulmaya çalışırken evrenselllkten söz etmekten kendilerini alıkoyamamaktadır. Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi, bilindiği gibi 19. yüzyılın bir ürünüdür ve hukukun nesnesinin insan olduğu döneme tekabül etmektedir. Ama bugün hukuk, nesnesini değiştirmiştir. insanın yaşam güçleri yeni bir toplumsal oluşum içinde, yeni bir bileşime girmektedir: Bu da modern iktidarların dönemidir. Adına biyopolitika diyebileceğimiz, halkların işletilmeye sokulduğu dönem budur. Burada artık eski iktidar biçimi olan öldürme hakkı yerini yaşatma hakkına bırakmıştır. Ama yalnızca kendinden olanları yaşatma ve bunun dışına taşanları ise dışlama mekanizmaları, kendine benzetme siyaseti ve var olan kültürel farkı mümkün olduğu kadar en aza indirgeyerek insanları nesneleştirmekten geçen bir bakış açısı. Bundan böyle "insan hakları" yerini "yaşam haklarına" bırakmıştır. Günümüzde, yaşanan soykırıma yönelik hareketler artık insanların hukuki olarak konuşma, seyahat etme, örgütlenme vb haklarını değil, hayatta kalıp kalmama haklarını içermektedir. Irak hükümetinin uygulaması için şunu 8öylemek mümkündür: Vatandaşlık fikri yerine etnik bir azınlıktan olanlara yaşama hakkını reddetme, vatandaşlar cumhuriyeti fikri yerine belli bir çoğunluğu ve yalnız bu çoğunluğu kapsayan şoven bir politika ve sadece bunların meşru haklarını ve yaşamlarını sürdürmelerinin olanağı. Siyasi ve felsefi düzeyde bir kopmadan söz edebiliriz: Evrensel bir tarih ve yargı üzerine kurulu Kant'ın paradigması içinde hukuk kurallarına göre bir direnişten çok, ölüme karşı verilen bir direniş söz konusu olmuştur. Azınlık etnik gruba ait olmak demek, bundan böyle, "ölü doğmuş" olmak demektir. Bu açıdan bakıldığında Saddam yönetiminin yaptığı ile Nazilerin soykırımını karşılaştırmak olasılaşır. Irak'taki Kürtlere karşı verilen savaş bir sağlık savaşı haline gelir. İktidarın sağlığını sürdürebilmesi için gerekli olan bir temizlik, bu azınlığı temizlemekten geçmektedir. Bu söylem kabul edilemez bir nitelik taşır ve "sadece" "insan hakları"nın içine konulamaz. Yeni bir hukuksallık söz konusu olmaktadır: Bu da yaşam haklarının ön plana çıkmasını gerektirmektedir. Ve yine bu yüzden "insan haklarını savunanlar şimdi iş başına" denildiğl vakit, aslında bu, durumun ivediliğini göz ardı etmek placaktır. Çünkü insan hakları düzeyinde düşündüğümüzde sadece Irak'tan gelecek olan ve daha önce gelmiş olan bir kıtlenin sağlık, yiyecek ve bakım sorunları söz konusu edilmiş olur. Oysa daha da ivedi olanı herhalde bu azınlığın yaşamak için verdikleri direniştir. Eğer Bernard Kbuchner izinsiz de olsa Kuzey Irak'a gideceğini söylüyorsa, bu artık insan hakları adına değil, ama yeni bir hukuk öznesi haline gıren yaşam hakkının korunması adına yapılacaktır. Bundan böyle yeni toplumsallık ve sosyallik bağlamında eylem yapılacak, müdahale edilecekse, bunun adının, yeni adının da belirlenmesi kavramsal açıdan çok önemli bir sorun olarak durmaktadır. ARADABIR tLAN İZMİR 9. ASLİYE HUKUK HAKİMLİĞİNDEN Esas No: 1989/611 Davacı Vasfıye Oba vekili tarafından davahlar Ali Fuat Balbozan, Nezihe Balbozan ve Safiye Soysalar aleyhine açılan tescil davasında davalı Ali Fuat Balbozan'ın İzmir Yeşilyurt Şükrukaraduman Caddesi, No: 55/A adresine çıkarılan davetiye ıade edilmiş yeni adresi bulunamadığından davalı Ali Fuat Balbozan'ın 13.5.1991 günü saat U.OO'deki duruşmaya bizzat gelmesi veya kendisini vekille temsıl ettirmesi aksi taktirde yargılamaya yokluğunda devam edilip karar verilecfiSldava dilekcesıyenne kaim olmak üzere ilan olunur. HangiHak? tLAN KARAMANLI ASLİYE HUKUK HAKİMLİĞİNDEN 1990/74 Davacı T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanbğım temsilen Hazine vekili Av. Zeynep Şaban tarafından davalı Karbes Karamanlı Besin ve Kimya Sanayi A.Ş. aleyhine açılan şirketin feshedilerek tasfiyesi ile tasfiye atanması davasının duruşması sonucunda; şirketin feshine, 80.000TL vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin davalı şirketten ahnmasına ilişkin karar davalının adresi bilinmediğinden tebliğ edilmemişür. İş bu karar ilamndan 15 gün sonrasında davalıya tabliğ sayılacağı ilan olunur. Artık Macintosh LC %24 indirimli Eğitim e Macintosh katkısı! "Vaka" olay demek; "vak'a" diye okunuyor; "hadise" kaı şılığı da sayılabilir; tıpta belırli bir kişide ansızın ortaya çıka hastalık "vak'a"dır. Kimı zaman koskoca bir toplumda bir tek adam "vak'a" o|a rak ortaya çıkabilir. Sözgelımı Uganda Devlet Başkanı İc Amin, bir "vak'a" idi; eski boksör, İngilizin sömürge ordusundi eski çavuş, ülkesinin başına geçince yapmadığını bırakma mış, dünya basınına bir numaralı eğlence konusu olmuştu devrildikten sonra kaçıp canını kurtardı; sanırım şimdi Suu di Arabistan'ın bir köşesinde yaşıyor. Bildiğiniz gibi insanların "vakalaştığı" tek ülke Uganda de ğil... • Çocukken insanın belleğine kazınan deyimler, ömür boyt akıldan çıkmıyor. Tarih dersinde bize belletilen "Vak'a/ Vakvakiye" bir kurgu film senaryosu gibi aklımda kaldı; vakvak seslerinin oluşturduğu müzik yüzünden sanki ördeklerle ilintisi varmış sanısını yaratır; ama ilişkisi yok. Vakvak bir ağaç adı. Ancak bu da "tuba" gibi doğada değil, söylencelerde tohumlanıp büyüyen bir ağaç... Çin'de geçerli bir efsanede Vakvak'ın öyküsü anlatılıyor: Arap sultanının denizcileri bılinmedik okyanuslara açılırlar; sekiz yıl gezdikten sonra bir adaya rastlarlar; karaya çıktıklarında gördükleri ağaç karşısında donakalırlar. Çünkü ağacın meyveleri, kollarından, saçlarından, bacaklarından dallara bağlanan çocuklardır; rüzgârdan sallandıkça sesler çıkarırlar: Vakvak.. vakvak.. vakvak... Nereden nereye? Vakvak ağacı Osmanlı tarihinde kanlı bir olaya adını vermiştir. Gerçi buna benzer şeyler imparatorluğun geçmişinde çok yaşanmıştır; ama Vak'ai Vakvakiye'nin sineması daha çarpıcı renklerle gündeme giriyor. Yenıçerılerle sıpahiler, Girıt seferinin uzaması, kadınlarsaltanatının türettıği yozluklar ve saray ileri gelenierinin savurganlıkları yüzünden 1656 martında ayaklanmışlar. Kuşkusuz olayın altında yine para sorunu yatıyor; çünkü askerin ulufesi "zuyuf akçe" (değeri küçük para) ile ödeniyor; esnaf, bakırı çok, gümüşü az parayı almayınca kıyamet kopuyor; İstanbul'da yaşam duruyor; dükkânlar gündüz vakti kepenklerini indiriyor; ayaklanmacılar kelle istiyorlar. 'Avcı' diye anılan padişah Dördüncü Mehmet daha 15 yaşındadır. Zorbalar zamane yöneticileri arasında ele geçirebildiklerini birer ikişer öldürdükten sonra cesetlerini Sultanahmet'teki ulu çınara asıyorlar. Çınar, vakvak ağacına dönüşüyor. Ancak, okyanusların ötesindeki söylence adasında boy atan Vakvak ağacındaki insanlar canlıdır; Sultanahmet'teki çınarda rüzgârla sallananlar ölü... Olayın adı konuyor: Vak'ai Vakvakiye! Öğrencilik yıllarımda Vak'ai Vakvakiye inanılmaz bir masal gibi gelirdi bana; düş ile gerçek, yaşam ile söylence arasında eğlenceli bir sarmal... Zamanla ayaklarım suya erdi. • İstanbul'da bu yıl bahar yaşandı mı? Bilmem ki, yaşandı mı? Her yıl böyle olur... Baharı özlersin kuytu kış günlerinde, geldi, geliyor, diye beklerken yaza ne zaman girersin, belli olmaz. Yüreginde bir eksiklik tortulasır, yaşanması gereken bir mevsimi yaşayamamaktan doğan burukluk gönlüne yayılır, canını sıkar, treni bir kez daha kaçırmış gibisin... Değil mi? * Geçen gün baharı duyumsamak için yürürken çevreme baktım; nisan yağmurlu geçti, bereket sayılır, doğa yeşillenmiş; başımı kaldırınca bir ağaca gözüm takıldı; güçlü dallarfndaki damarlaf sertleşmişti; ama yeşil yaprakları olmayacak bir tazelikteydi. Ne ağacıydı bu? Çınar desem değil; ıhlamur hiç değil; iğde olamaz... Ha, tanıdım, bu ağaç vakvak ağacı!.. Bilmem ki baharda ağaca bakıp insanı görmek nasıl bir duygudur? iyi mi kötü mü? Vakvak Ağacı PENCERE 10 MAYIS 199 TEŞEKKÜR Kızımız Beste'nin doğumu öncesinde ve doğum sırasında büyük ilgisini gördüğümüz Zeynep Kamil Hastanesi Başhekimi Sayın Op. Dr. VAHİT GEDİKOĞLU doğumda görev alan Uz. Dr. Kemal Altınkaş, As. Dr. İbrahim Akman, Anestezi Teknisyeni Nebahat Nursel, Sorumlu Çocuk Hemşiresi Doğu Eser Zengin, Sectio Servisi Sorumlu hemşiresi Saadel Gökçeğil ve kat hemşirelerine, İdare Hemşire Ülkü Yılmaz, Hastabakıcı Fatma Efe ile hastanenin diğer görevlilerine, çeşitli yollarla iyi dileklerini ileten dost, akraba ve arkadaşlarımızla kuruluşlara teşekkürlerimizi sunarız. ESRAUFUK ONARMAN : ; ııi I I I I I I I I I I I 1 1 1 I 1 I I I I I I I I I I I I I I I I ) I 1 I 1 I I I I 1 I I I VEEAT Rahmetlı Mehmet ve Zehra Iskender'ın oğullan, Gulsum tskender'vn eş\, Kubra Iskender'ın bırıcik babası, Hasan, Bahri Iskender ve Behice Aşık'ın kardeşi, emekli PTT kontrolörlerinden değerli insan J ı ıt Macintosh LC Apple aılesının moduler Macıntos.h modellen içinde en genç uranu Macintosh LC'nın peşın satışı $2815'ten yapılacaktır Turk Lırası kar^ılığı, satış anındakı Amerıkan Doları'nın gunluk kuru uzennden behrlenecektır Macintosh LC 2/40'ın bu elvenşb fıyatına 12" renklı ekran, klavve, mouse MS Word 10 ve HyperCard 2 0 programları dahıldır TAHSİN İSKENDER'İ 8.5.1991 gunü kaybettik. Acımız sonsuzdur. AİLESt Macintosh LC™ bilgisayarları biz öğrenciler için şimdi ozel bir indirimle satılıyor...Sadece öğrenciler için değil, öğretim üyeleri ve okullar için de geçerli bu indirim... Macintosh LC, Apple ailesinin en genç üyelerinden biri... Hem Macintosh, hem renkli bir sistem... Hem de %24 indirimli... İsteyenler Yapı Kredi Ferdi Kredi'sinden de yararlanabiliyor. A p p l e CompUter TurkıyeYetkılı Distnbutoru B I H I O M Yalnız bu olanak belli bir süre ve sayıyla sınırlı. Kampanya dönemi 1 Mayıs 30 Haziran 1991 arasında. Çabuk davranmak gerek... Acele edin, siz de Macintosh'unuza hemen kavuşun... Daha fazla bilgi için en yakın Apple Yetkili Satıcısı'na uğrayın, Macintosh'la günü yakalayın.. "Gucunuzu zirveye ulaştınr'>TW BAŞSAGUGI Odamız uyesi Yalovah Meslektaşlarımızdan ÎALÇIN İNCE'nin vefatını uzuntuyle oğrenmiş bulunuyoruz. Kederh ailesine ve tum meslek camıamıza başsağlığı dileriz. İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI TERÖRLE MÜCADE YASASINA KURTULUS Bılgısayar ve Ozel Eğıtım Hızmetlen A Ş Abdı Ipekçı Cad Altın Sok Ahmet Kara lşhanı No 2 Nışantaşı 80200 tstanbul Tel 13215 06 (6hat) Yetkili Apple Center'lar. Adana Bılmak, Tel 18 210304 Ankara: Macrom, Tel 141 00 5556, İstanbul: Çağdaş, Tel 152 38 8587, Metro AC, Tel 174 55 70,174 54 21,173 2911, Paykora, Tel 547 3195, İmir. Fekom, Tel 63 49 46, Appk Yetkili Saualaru Adana: Lotus, Tel U 53 00,17 53 95, Ankara: Yesa, Tel 1317122,13126 85, Bursa: Ozar, Tel 20 26 79, Elaağ: Amdolu,Tel 28878, ErnınmuBıldaşJel 36958, Esklşehir.Doruk,Tel 138316,141010, İstanbuLBılgımat.Tel. 141 01 44,141 7289,1487069,Elma,Te! 14342 4546, Kok,Tel 1661646, 174 05 77, Matro, Tel 385 7186,38517 8081, YTM, Tel 172 97 28,166 72 02, Kayseri: Erbım, Tel 12 46 80,22 07 07, Mega. Tel 1177 01,11 77 04, Konya: Mısket, Tel 12 67 51, Trataon: Datamac, Tel 1614 4748, YetkUi Sektörel Çöıüm Satıolan: İstanbul: Delıa, Tel 528 35 38, Methaba, Tel 17419 84, Metro, Tel 51182 40 (5 hat), Tabaş, Tel 512 24 (»09,15133 2526 Appİe Applt tdfstNi Macırt^h \t Mauntosh Lf \ppJt Compuîtr Inı Jdinj ttvılhdır 2. SAYI ÇIKTI
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog