Bugünden 1930'a 5,466,400 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER 4NÎSAN1991 Toplıuııunıuz Avııkaünı Arıyor __ Evet, yinelemeyi görev sayıyorum! Insanlanmız avukatsız, avukatlarımız işsiz. Bu çelişkiyi gidermek zorundayız. Toplumumuz avukatını arıyor. Görünür görünmez müdahaleleri kırarak mesleğimizi düzlüğe çıkarahm. Aranan avukatı yaratıp insanımızı güvenceye kavuşturalım. Adil kolluk kurulsun. Savunma, suçlamayla başlasın. Herkesin avukatı olsun. Av. TURGUT KAZAN tstanbul Barosu Başkanı lstanbul Barosu yarın 113. yılını tamamlı- yor ve 5 nisan bütün Türkiye'de Avukatlar Gii nü olarak kutlanıyor. Böyle bir günde, avu- katlığın sorunlarını ve dolayısıyla savunma hakkının boyutlarını konuşmak istiyoruz. He- men belirtelim ki, avukatlık mesleğini sağlık- lı kılarsak, doğrudan hak arama özgürlüğü- nü işlerliğe kavuşturmuş oluruz. Ama, ulke- mizdeki gelişmeler bize umut vermiyor. Bır yandan avukatlık geriliyor, öte yandan insan- larımız guvencesizliğe itiliyor. Ve bu olumsuz- luğu ele alıp tartışmamız gerekiyor. Baronun kuruluşu Aslında, lstanbul Barosu'nun 113 yıllık bir geçmişe sahip olması çok önemlidir. Çünkü, demokrasi kurumlar rejimidir ve birikimlerle serpilip güçlenir. Bu bakımdan, bir hukuk ku- rumunun 113 yaşını doldurması, ülkemiz için güzel bir zenginliktir. Birinci Meşrutiyet'in ge- tirdiği nizamnarne uyarınca, 5.4.1878 günü ilk genel kurulunu toplayan ve Galata Yıldız Han'daki bir odada çaüşmalarına başlayan ts- tanbul Barosu, önce adliyeye geçerek 1933 yangınına kadar burada kalmış ve sonra Sir- keci Liman Han'a, ardından bugünkü Baro Han'a taşınmıştır. Işgal günlerinde, gösterilen duyarlık, Baş- kan Celalettin Arifin Osmanlı Meclis-i Me- busanı'na seçilişi ve Meclis Başkanı olarak, tn- giliz kuvvetlerine tepki gösterişi, sonra Anka- ra'ya geçişi, cumhuriyetle birlikte yaşanan tas- fiye hareketi ve Başkan Lütfi Fikri'nin bağım- sız baro konusundaki direnişi unutulmaz ör- neklerdir. 1933 adliye yangını üzerine, hemen olağanüstü genel kurul toplayarak 25 kişilik "Müzaharet Heyeti" kurmak ve bu yolla avu- katlara ait dosyalardan yararlanıp mahkeme dosyalannı tamamlamak, lstanbul Barosu'nun geçmişindeki güzelliği gösterir. Başkan Arsal, Başkan Benderli, Başkan Dereli, Başkan Apaydın her biri mesleğimizi aynca zenginleş- tirmiştir. Biz, bu birikimden yararlanıp çağa uygun gelişmeler sağlayamadık ve avukatlığı Batı dü- zeyine çıkaramadık. Çünkü, dış müdahaleler elimizi kolumuzu bağladı. Daha 1920'lerde, ls- tanbul Barosu üyelerine defter verip bütün iş- lerin kayda geçirilmesini isteyebiliyor ve yapı- lanları her aşamasıyla izleyip denetleyebiliyor- du. Ama bugün, anayasal ve yasal kurallarla baro dışı bir avukatlık yaratıldı. Sayıştay ara- cıhğıyla kamu kesimi avukatlarını barodan koparma çabaları arttınldı. Ahlaki düşüklu- ğü mesleğimize reva gören girişimler yoğun- luk kazandı. Avukatlığı kurtarabilmek için bütün bu müdahaleleri önlemek zorundayız. Önce ahlak Müdahale derken, önce idari vesayeti kas- tediyoruz. Baro bağımsızlığı sağlanmadıkça, doğru bir avukatlığa ulaşamayacağımızı hep söylüyoruz. Çünkü, sağlam bir ahlaki yapı, avukatlık için ilk koşuldur. İdari vesayet al- tındaki baro, üyeliği kabul ve disiplin işlerin- de özgür davramp denetim kuramıyor. Bakan- lık, ahlaki düşüklüğü kendi sicilleriyle sapta- nan yargıç ve savcıları avukatlığa kabul için bizi zorluyor. Dahası var, ihraç edilmiş yar- gıç ve savcılann avukatlığa girişini sağlayacak bir yasa değişikliği düşünülüyor. Mesleği avu- kathk olan Sayın Sungurlu, böyle bir değişik- liği hararetle benimseyip destekliyor. Neyse ki, bu akılalmaz girişim Çankaya'dan geri çevri lip bir büyük tahribat -şimdilik- önleniyor. Ahlaki düşüklüğü olan yargıç ve savcılar, soruşturma sırasında istifa ediyor ve bunun üzerine HSYK aç kalmayıp avukatlık yapsın- lar diye "uygun" bir ceza veriyor. Hatta, ih- raç kararı alan yargıç hemen emekliliğini isti- yor ve karara itiraz ediyor. HSYK "itiraz sa- hibinin emekliye ayrıldığını dikkate alarak" ih- raç cezasını yer değiştirme cezasına çeyirip avukatlığa kabul yolundaki bütün engeileri kaldırıyor. Siz, bu düzeydeki bir insanı almam deseniz, bir yandan bakanlıkla başınız bela- ya giriyor, öte yandan kararınız geri çevrili- yor. Eğitim konusu Doğaldır ki, mesleğimize yönelik müdaha- leler bu kadarla bitmiyor. Hukuk eğitiminin niteliği düşerken öğrenci sayısı yükseliyor. Ar- tık, fakültelerimiz hukukçu yetiştirmiyor, sav- cı, yargıç ve avukat diploması veriyor. Geçmişi olan fakultelerin özü boşaltılıyor ve bakkal dükkânı açar gibi fakülte açılıyor. Plansız programsız, dört duvar arasına doldurulan gençlerimiz, dört yıl boyunca gidip gelmekle yetiniyor. Birçok fakültede, hukukla hiç ülfe- ti olmayan insanlar hukuk dersi veriyor. Toplumsal gereksinimi saptayan yok, mik- tar belirleyen yok. Af yasalarıyla başarısızhk özendiriliyor, düzey düşurülüyor. Birilerine "uygun" sayüanlar "mülakat" yoluyla yargıç- lığa ve savcıbğa getiriliyor. Geri kalanlar 1 yıl "boşta" gezerek sözümona "ştajı" tamamlı- yor ve avukatlığa geçiriliyor. Örneğin, lstan- bul Barosu avukat sayısı bakımından, bütün Isveç'i katlıyor. Paris Barosu'nun 7500 üyesi var, bizimki 10500'ü aşıyor. Bu yüzden, hayat standardı uygulaması büyük sorunlar yaratı- yor. Devlet gerçeği görmüyor, vergi kaçırıldı- ğını söylüyor. Oysa, birçok meslektaşımız ge- çinemiyor. Ve bu sıkıntı doğrudan hak arama özgürlüğünü etkiliyor. Çünkü, bizim işimiz çözüm üretmektir. Içimiz rahat değilse, dos- yaya yoğunlaşıp çıkış yolu arayamayız ve mü- vekkilimize yararlı olamayız. Yani, avukat sa- yısı toplumsal gereksinimi aşarsa, çark tersi- ne dönmeye başlar. Avukat sayısı artar, ama insanlar avukatsız kalır. Bize göre, ülkemiz böyle bir tehlikeye doğru koşar adım ilerli- yor. Aynca, bu ağır koşullar altında kalan mes- leğimiz, gelişen tekniğin yarattığı olanaklara yetişemiyor. Faxlı, bilgisayarlı ve büyük do- nanımlı yabancı danışmanlık büroları, bir odada tek başına çözüm üretmeye çalışan avu- katlığı ezip geçiyor. 3568 sayılı yasayla muha- sebeci ve müşavirlere açüan yollar avukatlık aleyhine işliyor. Bütün bu gelişmeler, doğru- dan hak arama özgürlüğünü etkiliyor. Avukat- larımız işsiz kalıyor, insanlarımız avukatsız. Ve yaşadığımız bu çelişkiyi çözmemiz gereki- yor. Çıkış yolları Önce eğitimi ele almalı ve ilk olarak, yeter- li birikimi bulunmayan fakülteleri kapatma- hyız. Mevcut öğrencileri Ankara ile İstanbul'a yerleştirip bu illerdeki fakülteleri güçlendirme- ye çalışmalıyız. Öğrenci sayısını, Adalet Ba- kanlığı, TBB ve DPT'nin belirleyeceği gerek- sinime göre saptayıp sınırlamalıyız. Avukat- hk stajının, fakülte bulunan il barolannda acı- lacak staj okullarında yapılmasmı, staj süre- since stajyerlere maaş, burs ya da kredi ola- nağı yaratılmasmı sağlamahyız. Avukatlığa kabul için sınav koymalıyız. Bir yandan ku- rumlaşmayı özendirip öte yandan herkese avu- kattan yararlanma hakkı tanımalıyız. Ya hu- kuk sigortası kurmalı ya da adli yardırru ayak- ları üzerine oturtmalıyız. Bugün, 1136 sayılı yasanın adli yardım'la il- gili kuralları çalışmıyor. İdam isteğiyle yargı- lanan sanıkların davaları avukatsız yürüyor. lstanbul Barosu Başkam olarak, bu gerçeği di- le getirmekten büyük bir mahcubiyet duyuyo- rum. Devlet, Avukatlık Yasası'na üç-beş mad- de koyarak yasak savmaya çalışmıştır. Düzen- leme AİHS'ne aykırıdır. Gerekli önlemler alı narak kaynak yaratılmalı ve parasız insanla- ra avukattan yararlanma yolu açılmalıdır. Evet, yinelemeyi görev sayıyorum! İnsanla- rımız avukatsız, avukatlanmız işsiz. Bu çeliş- kiyi gidermek zorundayız. Toplumumuz avu- katını arıyor. Görünür görünmez müdahale- leri kırarak, mesleğimizi düzlüğe çıkaralım. Aranan avukatı yaratıp insanımızı güvenceye kavuşturalım. Adli kolluk kurulsun. Savunma suçlamayla başlasın. Herkesin avukatı olsun. 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle, bizim tek isteğimiz budur. Hak arama özgürlüğü ile sa- vunma hakkı gerçekten kulianılmalıdır. PENCERE EVET/HAYIR OKT4YAKBAL Lozan Telgraflarını Okurken... "Birkaç gündür pek ziyade gerginlik hüküm sürüyor. Bu- gün gündüz de öyleydi. Gelip geçici buhranlar ve zahiri tat- lılık arasında çok gergin vakit geçiriyorum. Ziyafetten sonra işte saat üçtür ki raporu bitirdım. Birkaç saat istirahat ede- ceğim. Nasılsın? Sıhhatinden, neşenden biraz kuvvet ver, Şanlı Gazi. Görüştüğümüz zaman saçlarımı bembeyaz, ya- şımı on sene ileri bulacaksın" (22 Aralık 1922, Lozan) "Bilesiniz ki çok yorgunum. Üç gece uyumadım. Bugün- kü Musul müsademesini düşündüm. Curzon inkita karşıstn- da şimdilik ricat etti. Büyük ve mütemadi tertibat ve tehdi- dat yaptı. Çok yoruldum. Benim güzel Gazi Şefim beni bu kadar imtihana njçin feda ettin? Büyük ziyafetlerin birinci damlasını hem senin sıhhatine ve en büyük buhranlardan sonra benimle içerler. Selâm selâm. Acaba seni tekrar gö- recek miyim? Curzon sandalyesine yığılmış idi. İngilizi Mu- sul yüzünden sulhu tehdit eder gösterdik. Dehşetli propa- ganda ve mücadele." (23 Ocak 1923, Lozan) İsmet Paşa'nın Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal'e gön- derdiği telgraflardan iki alıntı... Son günlerde Sevr'di, Lozan'dı diye acayip tartışmalar baş- latıldı. Sevr'i neredeyse Lozan'dan çok daha olumlu bulan- lar çıkıyor! Zaten Batı öteden beri ne yapar eder bizi Sevr antlaşmasının koşullarına sürüklemek ister. Türkiye ise tam bağımsızlığını sayunan bir ülke olarak bu tür tuzaklara düş- memeye çalışır. İyi bilmeli, Türk ulusu zor bır durumda kal- sa karşısına Sevr benzeri koşullar hemen çıkarılacaktır. Ama egemen tam bağımsız, güçlü bir ünıter devlet olduğumuz sü- rece kimse bize Damat Ferıt'lerin, Vahdettin'lerın kabul etti- ği koşullara zorlayamayacaktır. Bilal N.Şimşir'in Türk Tarih Kurumu'ndan çıkan "Lozan Telgraflan"nın birinci cildini okuyorum. Birinci Lozan konfe- ransının sonuna kadarki olayları. İsmet Paşa'nın, Başbakan Rauf Bey'in, TBMM Başkanı Gazi'nin gönderdikleri telgraf- lar... Şimşir, bunlan büyük birtitizlikle toplamış, Türk okuru- na sunmuş. 1920'lerin o karmaşalı günlerine götürüyor biz- leri... İsmet Paşa'nın Başmurahhas olduğu kurul olay çıkma- dan Bakanlar Kurulu'ndan ödüncu davranmamak talımatını almıştır. Bunlar, Ermenilere 'yurt' olacak bir toprağın veril- memesi; Musul, Süleymaniye ve Kerkük livalarının Türk top- raklarında kalması; kıyılarımıza yakın adaların bize verilme- si; Trakya'da 1914 sınırının kabul ettirilmesi; Boğazlarda ya- bancı güçlerin yeralmaması; Kapitulasyonların kaldınlması: Osmanlı borçlannın yirmi yılda ödenmesi ve bu borcun Os- manlı devletinden ayrılan ülkelere de yükletilmesi; Düyunu Umumiye'nin kaldırılması; Ordu ve donanmaya sınır konul- maması; yabancı kuruluşların yasalarımıza uyması... gibi ko- şulları içermektedir İsmet Paşa, ingiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon'la ilk kar- şılaşmasında Türkiye'nin 'tam bağımsız' bir ülke olduğunun bilinmesini, görüşmelerin eşit koşullarda yapılmasının gerek- liliğini belirtmiştir. Konferansın açılışında Türk temsilcilerine söz verilmek istenmediği halde ismet Paşa kürsüye çıkıp önemli bir söylev vermiştir. Görüşmelerin ne denli ağır ve yo- rucu geçtiğini anlamak için İsmet Paşa'nın Mustafa Kemal'e gönderdiği telgrafları okumak yeter. Şimşir şöyle diyor: "İsmet Paşa'nın amatör diplomatlığı Lozan telgraflarına yansımıştır. Bu telgraflar içerik bakımından elbette diploma- tik bir belgedir, ama üslûp bakımından asker raporları gibi kaleme alınmışlardır. Paşa'nın kendi deyımi ile 'harp raporu' gibidirler... Osmanlı dıplomatik belgeleri genellikle süslü, in- ce, kibar, kıvrak bir üslupla kaleme alınmışlardır. Sanat ese- ri gibiydiler. Sanki süs için yazılmışlardır. Bu kitapta yer alan telgraflar ise Osmanlı diplomatik belgelerinın tam tersidır. Bunlar, kısa, kuru, tok, küt, şekilsiz belgelerdir. Bu, budur, der keser. Cevap isterim der, noktalar. Çünkü düşünce akta- rılmış, mesaj iletılmiştir. Bunlarda süs yok. yaldız yoktur, ama inanç vardır, yürek vardır." İsmet Inönü de yıllar sonra Lozan anılannı anlatırken soy- le diyordu: "Mesela kapitülasyonlardan bahsolunurken önüme türlü formüller getirirlerdi. Canım, kapitulasyonlar mülgadır, bu ka- dar diyelim der geçerdim. Böyle diyemeyız derlerdi." Bir kez, İtalyan başdelegesi, İsmet Paşa'ya 'Sizi protesto ediyorum" demiş. Buna çok öfkelenen Paşa 'Bak bana' der, 'ben protesto falan bilmem. Protesto ettin mı, bir saat sonra muharebeye tutuşuruz.' İtalyan pek şaşırmış, İsmet Paşa 1 nın kesin yanıtı şu "ben bütün ömrümce emir aldım emır ver- dim. Bunun dışında protestoydu, cilveydı, böyie şeyler bilmı- yorum." "Lozan Telgrafları" ile değerlı araştırmacı Bilal N Şimşir daha öncekı belgesel çalışmalarına bir yenisıni daha katmış oluyor. "Lozan Telgraflan"nın ikinci cıldıni bekliyorum. Yurttaş Diye Biri Tatara Titıri... Hapishane koğuşunda yirmi kişi. Koğuşun dört duvarıyla sınırlı daracık bir dünya. Yirmi dört saat burun buruna, zo- runlu birliktelik. Kişiler arasındaki küçük çelişkiler zamanın memesini emerek günden güne palazlanır; biley taşına vu- rulan bıçağın ağzı gibi parlamaya başlar... — Aman ha!.. Demeye kalmaz. Kavga patlar. Peki, sen neredesin? Cezaevinde mi? Bir şirkerte mi? Kış- lada mı? Bankada mı çalışıyorsun? Fabrika? Lokanta? Otel? Devlet dairesi? Gazete? Mağaza? Depo? Holding? Eğer dün- yanı çalıştığın yer kadar daraltıyorsan, vah sana!.. Evde misin? Hanımla bey, sabahtan akşama, zamanın ve mekânın tu- zağında çırpınıyorlar; birbirleriyle uğraşmaktan yorgun dü- şüyorlar. lletişim devrimi çağında bile ufuk daralması insanı soluksuz bırakabilir. Peki, ne yapmalı? Yapılacak şey, bizden çok önce icat edilmiş: insan, ceza- evinin demir parmaklıklı penceresini de fikirle, sanatla, ki- tapla, bilinçle aşabilir. • Bir haftalık dış geziden döndüm; kafanı da birlikte götürü- yorsan, nereye gidersen git, aklın Türkiye'de kalıyor; ama, yedi gün bizim yerli malı televizyonda aynı ilkelliği seyretmek- ten kurtuluyorsun. Sonra? Dönüp dolaşıp geleceğin yer belli; ülkeye dönüp ekranın başına geçerek gazetelen de eline alınca, tımarhaneye düş- müş gibi oluyorsun ya da koskoca bir cezaevinin dört duvarı arasındasın; çelişkiler her gün biley taşına vurulan bıçağın ağzı gibi panldıyor; dedim-dedi kavgası ayyuka çıkıyor. Eğer şair bugün yaşasaydı, bir sözcüğünü değiştirerek bey- tini yinelerdi: Zevkine payan yoktur bu işin Didişin yavrulanm didişin Peki, neden böyleyiz biz? Çünkü dışa açılamıyoruz; sürekli kendi kendimizle kavga- laşıyoruz; ufkumuzun duvarlarını yıkamıyoruz. Dar kafalıyız. "Dışa açılma" derken yalnız "dışsatım"dan söz açmıyorum; gerçi ihracat 13 milyar dolarda kalmışken ithalat 23 milyar dolara tırmanıyor; ama, işin bu yanı eski hastalık. Dar kafalı- lık düşüncede kendisini gösteriyor; Türkiye'de siyasetle uğ- raşan herkes gözlerini Amerika'ya çevirmiş, Atlantik Okya- nusu ötesindeki ufka bakıyor. Değil mi? Ancak bılinçsiz bir köylü, ağasına; göçer, aşiret reisine; gözü açılmamış işçi, patronu- na nasıl bakarsa, Amerikan Cumhurbaşkanı Bush'a biz o gözle bakıyoruz. Adam, elini cebine atacak, -Türkiye'yi değil- ANAP'ı ihya edecek... Ufuk bu kadar. Atlantik Okyanusu'nun öte- sine uzandığı sanılan ufuk, be- zirgânbaşının kısır çıkar hesa- bının ötesine geçemiyor, ikti- dar kortuğunun kerrat cetvelin- de tıkanıyor. • Bir haftalık gazeteleri karış- tırdım, herkes yüksek politikay- *•*' la uğraşıyor; ama, yüksek po- litika sandığımiz, gerçekte al- çak siyasetten başka şey de- ğil- Peki, yurttaş ne yapıyor? Haa, öyle biri mi var? Eskiden "yurttaş" diye bir kişi vardı, artık unutuldu; anım- sadınız mı yurttaşı? Hani şu sokakta yürüyen; elinde zem- bil ya da file, çarşı pazarda alışverış eden; soğan, ekmek, zeytin, peynir, fasulye, pirinçfi- yatlarıyla ilgilenen; dükkânlar- da etıketlere bakan, evine er- zak almak için pazar yerlerini dolaşan... Anımsadınız mı? Hiç sesi soluğu çıkmıyor yurttaşın, sanırım yüksek poli- tikayla uğraşanların alçak sıya- setiyle karnını doyuruyor... mu?.. ADRES DEĞİŞİKLİĞİ Balıkesır'den taşındım. Avukat EKREM TOS SLALOMVÂGEN 2-3 tr 12662 HÂGERŞTEN STOCKHOLM-İSVEÇ Tel.: 9.9.46.8.971056 HÜMANİST SANATÇILARIN SESİ BÜLTENİ (ücretsizdir) Tanışalım-tartışalım P.K. 217 BALIKESİR DİDİM BAYRAM 7 Gün 140.000 'de TATİLİ TL. Müstakil Villalar Rez (6355) Akşam: 362 7437 98 67 B i r i l k . . . K u m a ş , r e n k v e ç i z g i y l e y a r a t ı l a n b i r f e l s e f e . M o d a n ı n ö t e s i n d e , d ö n e m i n d e ğ i l , h e p d o ğ a n ı n i z l e r i n i t a ş ı y a n b i r f e l s e f e . ÇAGRI İshak Yavuz arkadaşımızın yurt dışında kalp nakli amelıyatı olabılmesı için maddı yardımda bulunmanızı rica edıyoruz. Katkjda bulunmak ısteyen dostlar ıçın hesap aşağıdadır: İshak Yavuz. Kadıköy Yapı Kredı Şubesı, 153 296. Dostları adına Enis Bakışkan NUfus kımlığımi kaybeltım. Hukumsüzdur. YILDIRAS SÖNMEZ Ehlıyetimı kaybettim. Hükumsüzdür. METtN YILDIZ Nüfus kimliğimi kaybettim. Hükumsüzdür. HÜSNÜ ÇETIS Öğrenci kimliğımi kaybettim. Hükumsüzdür. SA Yh'VR OKUTAN Öğrenci kimliğımi kaybettim. Hukumsüzdur. YETER UÇER İTÜ kimligimi, nufus cüzdanımı kaybettim. Hükumsüzdür. EVREN GÜÇLÜ
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog