Bugünden 1930'a 5,459,363 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER 29NİSAN1991 'Boşluklar'lı Cumhuriyet! Bu dönem, ulusal istenç üzerine dayalı "Parlamenter Yapılaşma"mıza görülmemiş boşluklar getirmiştir. Her ne kadar yapılar yerlerindedirler; biçim olarak işlemektedirler, ama amaçlanna- doğalarına göre işledikleri söylenemez.Onun içindirki'boşluklar'vardır. Prof. BAHRİ SAVCI Türkiye, siyasal gelişim tarihinin çok ilginç bir evresini yaşıyor. Türkiye, bu gelişim so- nucu eriştiği demokrasisini şimdilerde, mili- tarizasyonculuğun sivil örneğiııi uygulayanla- rın eline teslim ettiği bir dönemi yaşıyor. îşte bu dönem, ulusal istenç üzerine dayalı "Par- lamenter Yapılaşma"mıza görülmemiş boş- luklar getirmiştir. Her ne kadar yapılar, yer- lerindedirler; biçim olarak, işlemektedirler, ama amaçlanna-doğalanna göre işledikleri söylenemez. Onun içindir ki "boşluklar" var- dır diyoruz. Görelim: Herhangi bir parlamenter sistemde, Mecli- sin yeri nedir? Böyle bir sistemde Meclis, önce "hukuku 'deme1 yeri"dir. Siyasal-sosyal, -ekonomik- kültürel seçenekleri arayıp, "politika"lara dö- nüştürme, onun görevidir. Meclis hükümetle- re, bu politikalar doğrultusunda "veçhe" ve- rir. Uygulamalarda bu veçheden sapılıp sapıl- madığıru gözetler. Sapmalı gördüğü anda da hükümetleri, sorumlu kılar. Parlamentonun yeri ve işlevi budur işte! Parlamenter sistemde bir Meclis, bu işlevi- ni ihmal ederse; ve daha da kötüsü işlevini, hü- kümet kanalıyla bir yetkisizin ipoteği altına koyarsa, ortaya bir Meclis boşluğu çıkar. Bu boşluğun içinde ulusal egemenliğin Meclise ait yetkisinin hükümet kanalıyla o yetkisize "de- vir ve ferağ"ını görürüz. Herhangi bir parlamenter sistem, "kabine- hükümet"in her eylemi, denetime bağlı kal- mak üzere, dinamik etkinliğine, siyasal etki- sine dayanır. Bu kabine-hükümet de kimsenin değil, an- cak Başbakan'ın yönetiminde ve yönlendiime- sindedir. Ve böylece o, türdeş-dayanışmalı- birleşik ve zincirleme sorumluluk ile birbirle- rine bağlı bakanlardan kurulu, tek bir (uni- que) uzviyettir. Parlamentarizmde bütün po- litikalan, saptama-yürütme işlevi, görevi, yet- kisi, (yani ulusal egemenliğin "yürütme yet- kisi) onundur. Bunu Meclisten aldığı "veçhe"- nin dışında, hiçbir makamdan buyruk ve di- rektif almadan yerine getirir. Bu arada ülke- deki bütün dinamiklerin, bütün halk örgütle- rinin eğüim-özlem ve beklentilerini, bir kon- sensüs demokrasisinin araç ve yöntemleriyle ahr ve onlan özümser de. Cumhurbaşkanı- nın bilgisinden, deneyiminden de yararlan- mak, bu "konsensüs demokrasisi"nin içinde- dir. Ama yinelemekten vazgeçmeyelim: Bir konsensüs demokrasisinin parlamenta- rizm biçiminde, bütün bunlar, kabine- hükümete, buyruk ve direktif değildirler. Sis- temde kabine-hükümet, Meclisle işbirliğinde- dir. Onun verdiği veçhe altındadır. Onun so- rumlu küma yaptınmı (müeyyidesi) altında- dır. Fakat Meclis dahil, partisi dahil, kamu hizmetlerini kurmada-yönetmede- değiştirmede-kaldırmada, kendi yürütme is- tencinin takdirleri dışında, kimsenin buyruğunda-direktifi ve ipoteği alünda değil- dir. Durum bu iken, bir hükümet, kendisinın serbest istencini, partisinin gayri resmi patro- nunun, anayasa dışı istencinin ipoteği altına koyarsa; kendisini, "yönetici iktidar" olma yetkisinden-gücünden-yeteneğinden soyup, kendisini o patronun "icra ajam" ohna tut- saklığına bağlarsa, "hükümet boşluğu" yolu açılmış demektir; parlamenter kabine-hükü- meti boşluğu! Demokraside, özellikle parlamenter demok- raside, hukuku deme, "siyasal yeğleme" ve "politika üretme" haklan-yetkileri, hukuk açı- smdan Meclisindir, kabine-hükümetinindir. Fakat demokrasinin siyasal pratiğinde, ulusal egemenliğin bu iki yetki alanı, partinin işlevi haline gelmiştir. Artık hem yasama, hem yü- rütme, Meclisi ve hükümeti, kendi manyetiği altına almış olan, yönetici partinin işlevine dö- nüşmüştür. Bu, müthiş bir olgudur. Ve parti, böylece müthiş bir "fenoma" olmuştur. Çağdaş demokrasi, bu olguyu yumuşat- mak, bu fenomayı hukuklaştırmak için, ana- yasal önlemler almıştır. Bize göre bu önlem- lerin şu kuramsal koşulları vardır: 1- Siyasal Partinin "yönetici istenci", ülke- nin tarihsel gelişim yönünü yitirmemelidir. Türkiye için bu yön, çok açıktır: Bilime da- yalı laik toplum olma, onun içinde de bütün kurumlan, bütün şemalan, bütün süreçleri ile laik devlet olma; onun içinde de bir laik yö- netici istenç ohna. Bu, yasamayı ve yürütme- yi, kendi manyetiği altına almış olan, yöneti- ci partinin mutlaka laik olması demektir. 2- Siyasal partinin yönetici istencinin yasa- ma ve yürütme alanlarındaki bütün "karar" larını, konsensüs demokrasisinin gereği ola- rak bütün öteki dinamiklerin beklenti ve öz- lemlerini de özümseyerek oluşturması... 3- Siyasal partinin yönetici istencinin arka- sında, mutlaka halkm bulunması... tşte, "hükümet etme"de bu koşulların biri bile yoksa, (ortada bir "resmi iktidar" elbet de olabilir) ama gerçekte bir yönetici parti boş- luğu da var demektir! Bugün, Türkiye'de, eskil (arkaik) değerlere dayalı felsefesiyle, laik toplum-laik devlet-laik yönetim-laik tutumlu parti gereklerini, muhafazacı-gelenekçi-maneviyatçılık savlı "tekçi" kişiliğin arkasına koyan bir iktidar vardır. Üstelik, Mecliste, %34 oyla %64 san- dalye elde etme haksızlığı sürerken, bu ikti- dar, %79 ile, halk desteğini, önemli (conside- rable) bir ölçüde yitirmiştir de, yönetici parti boşluğu, açık! Herhangi bir parlamenter sistemin mo- nark'ı ya da cumhurbaşkanı, sistem gereği, so- rumsuzdur, bunun sonucu olarak, yetkisiz'dir; çünkü, siyasal alanda, görüşleriyle, birbirle- rinden aynmlaşan (differ eden) ve sürekli ola- rak iktidar savaşımı yapan dinamikler arasın- da, demokrasinin salt gereği olan konsensü- sü bulmaya hizmet edebilmesi için de yan- sız'dır. Ama, bizim '82'nin, (1982 Anayasası'nın) bu makama, bir sürü eylemde bulunma ola- nağı tanıdığını görürsünüz. Neden? '82, çağ- daş yönetimin bir zorunluluğu olan, "Yürüt- menin Kuvvetlendirilmesi (Le renforcement du Pouvoir Executif)"i, yanhş anlamıştır da, on- dan '82 dinamik bir yürütmeye yasal araç ve gereçler sağlama yolunu saptırmıştır. Hükü- meti kuvvetlendirme kapısından girmiş, dev- let başkanını, bir sürü, gereksiz ve bir demok- rasi için zararh eylemlerde bulunma olanak- lan ile donatmıştır. Böylece, ortaya, Evren Pa- şa'nm, 'kuvvetli devlet başkam' yaratma has- tahğımn izleri çıkmıştu". Evet, Evren Paşa, toplumun bütün değer- lerini, bir "buyruk" ile değiştirebilecek; dev- letin bütün kurum ve mekanizmalarını, bir işaretle kendi gösterdiği yönde, yeniden olu- şup, kendi gösterdiği içerikteki buyruklan ye- rine getirme ajanhğına indirgeyecek bir üstün güce sahip olmayı düşlüyordu. Anarşi ve te- rörün, böyle bir üstün -yetkili- kendisi, dene- timsiz, fakat, her şeyi denetleyebilen-otoriter bir devlet başkanrnın egemenliği ile antlana- bileceğine inanıyordu, parlamentoyu ve yar- gıyı dahi, manyopile edebilecek, bir veli-bir va- si devlet başkam... Evren, '82'de bunu yapamadı. Ama, '82'ye, demokrasiyi enfekte eden, üç dizi ve bir sürü "fuzuli" yetki hükümleri koydu. Bunlar, devlet başkanına yetkilerdir. Ama, dikkat, aman dikkat, bunlar Evren Paşa'nın, Turgut Beyin yasama-yürütme-yargı organla- rım "ikame ederek", ulusal egemenliğin "resen" kullamlması yetkileri değildir. Bun- lar, demokratik yönetimi enfekte edici karak- terdedirler; ama, ulusal egemenliğin, cumhur- başkanlarınca kullarulması yetkileri değü- dirler. Gel gör ki, Turgut Bey, öyle sayıyor. Bu yan- hş sam kapısından girerek de, kendisini, gene kendisinin fetvası ile "devletin sahibi" kıhyor. Anayasa ve yemini gereği olması gereken yan- sızhğı es geçerek, önce, partinin patronluğu- nu bırakmıyor; o kanal ile de, hükümeti-meclis grubunu, kendi sahipliğinin ajam kıhyor; Meclisi, demokratik parlamentarizmin parla- mentoluğundan soyutluyor. Parlamentarizmin iktidar partisinin- hükümetinin -Meclisteki iktidar grubunun- o kanal ile, bizzat parlamentonun kendisinm, Anayasa dışı ve yeminine hanis olarak, böyle bir bireysel sultaya bağlandığı yerde, parla- mentarizmin devlet başkanhğmda da bir boş- luk var demektir. Beğenmediğimiz şu '82 bile, ulusal egemen- lik ilkesinin parlamento-hükümet-yargı kanal- larıyla gerçekleşmesi yöntemini korumuştur. '82'de bile, siyasal-yönetimsel yapılar, parla- mentarizmin temel yapılıhğını sürdürürler. Fakat, gene, gel gör ki, bir parti ve bir zat, eylemsel olarak, Meclisi-Hükümeti-bizzat ik- tidar partisini-devlet başkanhğını, öyle "forma" dışı kılmışlardır ki, Anayasa buyru- ğu, demokratik doktrin gereği olan parlamen- ter rejim, anayasadaki ve doktrindeki yerin- den kaymıştır. Bu arada, bir de, muhalefet boşluğu olup olmadığını işlemek gerekmez mi? Gerekir: Si- yasal rejimdeki boşluklann, muhalefeti de et- kilediği bir gerçektir. O yüzdendir ki, iki yıl- dır, aslında, bir fıskelik canı kaldığını, bütün kamuoyu araştırmalarımn saptadığı bir ikti- darı, seçime götüremediler. Ama hiç olmazsa, Körfez Bunahmında, Türkiye'nin bir savaşa itihnesini önlemislerdir. EVET/HAYIR OKTMAKBAL Masal Olmayanı Yaratmak... "İnsanlığa yararlı bir ülküye, manevi bir ihtirasa asla hiz- met etmeyip ömür boyunca hep ve sadece ölümlü kişilerin gözüne girmekle yetinmiş olmanın suçunu, çok geç, ama kat kat faiziyle ödemek"... Stefan Zweig ünlü Fransız Polis Bakanı Fouche'den böyle söz eder. İhtılalcı, kralcı, imparatorluk yanlısı olarak değişen iktidarlara, özellikle o iktidarlann başındakilere hizmet etmiş, sürekli polislik yapmış biridir Fouche. Okumamış olan var- sa, Burhan Arpad'ın çevirisinden bu ilginç kitabı okumalan- nı öğütlerim. Fouche'nin kişiliğinde, çağımızın, günümüzün, ülkemizin ünlü nice insanını bulacaklardır. Dostum Tevfik Çavdar'ın "Müntehib-i Saniden Seçmene" (V Yayınları) adlı kitabını bir türlü okuyamamıştım. Her za- man basvurulacak belgesel bir çalışma. "Müntehib-i sani" nedir? Genç okurlarımın içinde bilmeyenler olabilir, "ikinci seçmen" demektir. Tek parti döneminde, 1946'ya kadar mil- letvekili ve yerel seçimler iki dereceli bir seçımle gerçekle- şirdi. Önce seçmen gider ikinci seçmenlere oy verirdi. CHP ikinci seçmenleri açıklardı. Çoğunlukla bu ikinci seçmenle- rin sayısı değışmezdi. Yani siz partinin düzenlediği ikinci seç- men listesine çaresiz oy verirdinız. Başka liste yoktu. Liste- de de seçilecek kadar aday vardı. İkinci seçmenler de kendi aralarında toptenır, milletvekillerini seçerlerdi. Milletvekili adayları da zaten seçilecek milletvekili sayısı kadardı! Yani al gülüm ver gülüm! Parti listesine giren, nasıl olsa seçile- ceğini önceden bilirdi. Şimdi liste başına oturan adayın mil- letvekili seçileceğini kesinlikle bilmesi gibü... Tevfik Çavdar, kitabında Türkiye'de yapılan genel seçim- leri bir bir inceliyor, konu 1946 seçimlerine geldiğinde şöyle yazıyor: "1946 seçiminin Türk demokrasi tarihinde çok ayrı bir ye- ri vardır. Bir kere bu seçım seçmenlerin ilk kez doğrudan doğ- ruya kendi temsilcilerini, yani milletvekillerini sectikleri ilk- seçimdir. İkinci seçmenlik tarihe karışmıştır." Cumhurbaşkanı Ismet İnönü, 10 Mayıs 1946'da toplanan CHP kurultayında şöyle diyordu: "Sizleri Türk halk iradesinin yeni bir aşamasına karar ver- meniz için çağırdım: Tek dereceli seçim. Seçimin tek dere- celi olması kadar önemli nokta, vatandaşın serbest seçim yaptığına ve verdiği oyların gizli kalacağına ve korunacağı- na inanmış bulunmasıdır". 1946 seçimi çoğulcu parlamen- ter döneme ilk adım oldu. Sonuçlan çok tartışıldı, açık oy, gizli sayım yöntemi pek çok düzensizliklere neden oldu. Bu yüzden 46 seçimlerinin üstüne gölge düşürüldü. Demokrat Parti, 1950'ye kadar bu konuyu gündemde tuttu. Ne var ki DP o seçımde iktidarı elde edecek kadar aday göstermemişti. 1950 seçimlerinı Demokrat Parti iktidarı büyük bir çoğun- lukla aJdı. Gerçi iki partinin oylan arasında o kadar büyük fark yoktu, ama çoğunluk sistemi DP'ye büyük kazartç sağlamıştı. "Gizli oy, açık sayım" yöntemi DP'ye yarar sağlamıştı. Bu yön- tem, daha sonraki bütün seçimlerde uygulanacak, böylece seçim oyunları oldukça azalacaktı. Halk, yönetime katılmak jstencini göstermişti. Türk tarihinde ilk kez seçim yoluyla bir iktidar değişiyordu. Ne yazık ki 1950'de yaşanan seçimle ik- tidardan indirme olanağı bir daha yaşanamadı! 1960'ta ol- sun, 198O'de olsun işbaşındaki iktidarlar seçim yoluyla yö- netime el koyma biçımde işbaşından uzaklaştınlmışlardır. 1950'deki olay bir daha yaşanmamıştır. Tevfik Çavdar'ın kitabını bugünlerde okumakta yarar var. Yeni bir genel seçime gider gibiyız. Bakalım ANAP iktidarını seçmenin oylarıyla değiştirebilecek miyiz? Yoksa başka bir tepeden inme eylemi mi gerekecek? Çavdar; 1908,1919, 1946, 1950 ve)1957 seçirnlerini ayrın- tılarıyla anlattıktan sonra şu soruyu soruyor: "İrade-i sani- den irade-i millete mi?" Kitabının sonunda da şöyle diyor: "Egemenler köşeyi dönmeyi tek çözüm olarak sunuyorlar. Seçeneksiziz diyerek yalan üstüne yalan söylüyortar. Herkesi başkalannın yaşam alanına saldırtmakla uğraşıyorlar. Umut- suzluğun, bezgınliğin kaynağı ınsanın kendi yarınına sahip olamamasıdır. Açıkça ifade edelim ki yığınların karar süreç- lertne katılımının sağlanmadığı toplumlarda bezginlık, yılgınlık tam bir inaçsızlığa dönüşüyor. 1960'tan sonraki otuz yıl Türki- ye'yi sarstı. Bu depremı, bu kısır döngüyü aşmanın tek yolu masal olmayanı yaratabilmektir. Herkese, özellikle aydınlara ve politikacılara bunu yaratma sorumluluğu düşüyoc" MUKADDER BOZKAYA ile İDRİS ADİL Evlendiler. 27.4.1991 • : Artık Macintosh LC %24 indirimli Eğitime Macintosh katkısı! *, "* ^ ^ B , : I i I I I I I I I I I I 1 I \ \ -\ V I / i i I I J J i 1 1 1 1 1 1 I - ^ / t I f ! 1 1 L J J 1 \ \-\ Macintosh LC \pple aılesının moduler Macintosh nxxiellen içinde en genç uriınu Macintosh LC'nın pesın satışı $2815'ten vapılacakiır Turk ürası brşılığ. satıs anındakı ,\menkan Dolan'nın gunlük kuru ûzerinden belırienecektır Macıntcsh LC 2 40 ın bu elvenik fiyatına 12" renkli ekran. klavye, mouse MS Word 4 0 ve HyperCaıd 2.0 programlan dahildır Macintosh LC" bilgisayarlan biz öğrenciler için şimdi özel bir indirimle satılıyor. Sadece öğrendler için değil, ögretim üyekri ve okullar için de geçerli bu indirim... Macintosh LC, Apple ailesinin en genç üyelerinden biri... Hem Macintosh, hem renkli bir sistem... Hem de \?A indirimli.. İsteyenler Yapı Kredi Ferdi Kredi'sinden de yararlanabiliyor. Yalnız bu olanak belli bir süre ve sayıyla sınırlı. Kampanya dönemi 1 Mayıs - 31 Haziran 1991 arasında. Çabuk davranmak gerek... Acele edin, sİ2 de Madntosh'unuza hemen kavuşun... Daha fazla bilgi için en yakın Apple Yetkili Satıcısı'na uğrayın. Maantosh'la günü yakalayın.. "Gucunuzü ZIHTC ula^tınr* A p p k CompUter Turknt 'lethh Dısınbutoru B I U f i O M Bılgısayar ve Ozel Eğıtım Hizmetlen A Ş Abdı Ipekçı Cad Alnn SokAhmet Kara İşharu No.2 Nışantaşı 802»} Isıanbul Tel.13215 06 (6hat) Yetkili Appk Center'lar Adana Bıtak Tel ls 21 <\M\, Ankara: Macrom Tel 14100 î>56, İstanbut Cağdaş Tel 152 38 8VK7 Metro, Tel 51182 ti (5 haıı Paykom, Tel 3 f 3" 04,33" 34 88 346 "3 Ul İnnir. Fekom Tel 22 (H 24 Appk Yetkill Satıalarc Adaoa: Loeus Tel 14 53 00, P 53 95 Ankara: Yesa Tel 133 87 22,131 7122,13126 »5, Bufsa: Ozar, Tel 20 26 79, n « y .\nadolu Tei 28^H Enuram: Bıldas, Tel W * Eskişehin Donık Tel ilo 10 203 24 İsUnbul: Elma, Tel 143 42 43-46. Kok Tel 16616 46.1740577 Matns Tel 385 80 93.385 "M 86; \TM. Tel r i T S W202,BJgmut Tel İ41Uİ+» İ4İ7289.13295M. faystriEıban Te! 2i680 23244, Mega Tel l""0l 1^04, Kooya:Mskeı Tel 126'51 TrabzoftDatamac.Tel 16 V Yetkili Sektörel Çöaim Satıalan: kanbot Deha, Te! 528 35 38 Meıtaba. Tel 1"4 19 84; Metro, Tel- 51182 4041: Tabaş, Tel 512 24 08-09 15133 25-26 CTJMHURtYEFTE/V OKURLARA... OKAYGÖNENSİN Yine Anti-Terör Yasası \Afor1d Media, Fransız Liberation gazetesinin ¥¥ öncülüğünde 14 ûlkeden 14 etkiii gazetenin katılımıyla gerçekleşmiş bir ortak yayıncılık kuruluşu. Katılan gazeteler şunlar: Fransa'dan Liberatıon, Norveçfon Beriingske Tidende, Smyetler Bırliği'nden Moskow News, Hollanda'dan Der Standard, isviçre'den Tages Anzeiger, Belçika'dan LB Soir, italya'dan La Stampa, Brezilya'dan Folha de S. Paulo, İngiftere'den The Guardian, Almanya'dan Die Tageszeitung, ispanya'dan El Pais, Arjantin'den La Naion, israil'den Maariv, Yunanistan'dan To Vıma.. Bu gruba Türkiye'den de Cumhuriyefln katılması önerildi ve ortak bir çalışma başladı. Birtikte ve bir ana konu çevresinde oluşturulan ortak yayını kimi gazeteler ayrıca dergi biçiminde satışa sunuyor, kimileri de ek olarak dağrtıyor. Cumhuriyefin katılımıyla gerçekleşecek olan yeni yayının ana konusu "Göç..." Dün, Ankara temsilcimiz Ahmet Tan ile birlikte bu yayında yer almak üzere Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile bir görüşme yaptık. Sayın Özal'ın Kûrt sorunu çevresinde yoğunlaşan sorulara verdiği yanıtlar bu ortak yayınla birlikte ülkemizde de yayırnlanacak. Bu görüşme sırasında Cumhurbaşkanı'na Anti-Terör Yasası'ndaki basınla ilgili maddelere ilişkin olarak gazetecilerin kaygısını özetle ilettik. Cumhurbaşkanı ise basının bu maddelerden çekinmesine gerek olmadığını, çünkü büyük para cezalanyla terör örgütlerinin propagandasını yapmaya çalışacak yayın organlarının hedef alındığını söyledi. Cumhurbaşkanı'nın bu yaklaşımının basın çevrelerindeki kaygıyı ne ölçüde giderebileceğini bilemiyoruz. Nitekim konu Uluslararası Basın Enstitüsü'nün geçen hafta Japonyatda yapılan genel kurulunda da gündeme geldi ve IPI, basın özgürlüğü açısından Türkiye'de yaşanan bazı olumlu gelişmelerin yanında bu maddelerie getirilen kısıtlamaya dikkati çekti. Nokta dergisi de son sayısında Anti-Terör Yasası'nın basına ilişkin maddeleri hakkında gazete sorumlulannın görüşlerine başvurdu. Biz konuyla ilgili olarak daha önce belirttiğimiz görüşümüzü yineledik ve bu tarz kısıtlamaların tam tersine sonuçlar yarattığını söyledik. Konuya ilişkin olarak görüş belirten diğer gazetecilerin ve ANAP'lı Faik Tarımcıoğlu'nun sözlerini aşağıya aldık; tümünü art arda okuyunca parlamentonun soruna hemen el atmasının zorunluluğu yine ortaya çıktyor. Milliyet Gazetesi Yazı işleri Müdürü Eren Güvener: "Bilinmeyen müphem kavramlar koymuşlar. Bu durum bizi iyice perisan ediyor tabii. Çok aceleye getirilmiş ve ne yapmak ıstediği belli olmayan bir yasa bu. Basınla ilgili maddelerde hem para hem hapis cezaları arttınlmış. Basın, düşünce özgûrlüğünün en geniş anlamıyla taıtşıldığı, ifade edildiği bir platform. Hem düşünce özgürlüğünü kısıtlayan maddeleri kaldırdık deyip arkasından basına bindirmek çelişkili bir durum. Öngörülen cezaları bir gazetecinin ödemesi mümkün değil. Bu yasayla yazı işleri müdürieri elektrikli sandalyeye oturtuluyorf' Sabah Gazetesi Genel Yayın Danışmanı Teoman Orberk: . "Yasa, basına olumsuzluklar getirmektedir. Bir hukukçunun incelemesinde yarar görüyorum." Günaydın Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Abdullah Aksak: "Anti-Terör Yasası, herkesin elini kolunu bağlayacak şekilde, Tecil Yasası'yia birleştirilerek Meclis'ten geçirilmiştir. Bu kumazca yaklaşım sonucu maalesef birçok anti-demokratik hüküm de yasada yer almıştır. Muğlak ifadelerle dolu ve cezaların kişıselliğine aykırı olarak gazete ve dergi sorumlu müdûrteri için de para cezası getirilmiştir. Diğer kısıtlayıcı yasalar yetmezmiş gibi basın özgürlüğüne tuz biber eken böyle bir yasa ile insanın kendisini özgür hissetmesi düşünülemez bile." Zaman Gazetesi Yayın Koordinatörü Halit Esendir: "Bastnı ilgilendiren suçlar için verilecek cezalar gayet ağırdır Terör suçu sayılan hususlann gayet kapalı ve muğlak olması, birçok kişi ve kuruluşu, özellikle basını manevi baskı altında bırakmaktadır. Müneccim değilsiniz ki bir kişinin teröre hedef olup olmayacağını önceden bilesiniz. 6. maddenin bu konuda kasten terör hedefi olsun diye yayın yapanları hedef alması gerekirken bütün basının yayın hakkını sınırlayan nitelikte bir yasa hazırianmıştır!' Milli Gazete Yazı işleri Müdürü Ekrem Kızıltaş: "ANAP iktidannın oldukça aceleye getirerek hazıhadığı belli olan Terörte Mücadele V&sas/, şimdillk anlaşıldığı kadanyla bazı küçük oluşumlann yapabileceğl propagandalara tedbir olarak çok rahatlıkla, ciddi manada haber verme işlevini yerine getirecek gazete ve dergilerin aleyhine kullanılabilecek maddeleri getirmiştir. Yazı işleri müdürü olarak kendimi çok kısıtlanmış hissediyorum. Yasa beni hapse girmekle, hayal edemeyeceğim rakamlarla cezayla karşı karşıya kalmakla tehdit ediyor." ANAP Bitlis Milletvekili ve Adalet Komisyonu Üyesi Faik Tarımcıoğlu: "Basına getirilen hükümlerin tamamını inceledim ve sonuçta şu karara vardım: Kaş yapılmaya çalışılırken göz çıkanlmış. Ne kadar yasak koyarsak meseleyi içinden çıkılamaz hale getirirsiniz."
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog