Bugünden 1930'a 5,404,841 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

Cumhuriyet Sahıbı Cumhurıyeı Malbaaalık ve Gazflecılık Turk Anonım Şırkelı adına \«dlr Nadi 0 Genel \a>m Muduru H t s u Cemal. Mıresscse Vluduru EmıiH liikiıjil, Vazı Işlen Muduru- Ol»> GAK«n, 9 Hab«r Merkczı Muduru ııipıı B«yrr, Savfa Duzcnı Yonetmenı Ml At»r 0 Temsıtcıler ANkMlA AbmclTın. IZMİR. HlkmK Çctinkıya. \D1NA Çctın lı*eno«lu U Polınka Cltri fe*UK. D.s Haberler tJMa I b Ekooomı C o f i l TarkM. li-Soıdıka Şaluu b M Kuhur- C<U L>M. hunbul HatKıLcn bmal Knç.k. Ef.ı.m O n n , » l a a . lurt Haberlen V c ı H D**». Spoı Damsman. \Mılkıdir t n k n . Du' VuıUr ktfvn ÇjlifkH. \ratfir-na *•*!• Afca* Duttllmc AMallılı Vuıcı £ koordma or \IOM1 horabM £ Mal! Isic fcnrf fcJİM 0 Vutasebc B«k*l teatr 0 Bul,e Planlama Stvfi OswRbc*ro{ltı 0 Reklam \j*« Tonn 0 Ek YaM^ ar H»lv» \k>ot 0 Idare Httnıı O«nr 0 hletme Oadef Çftik % Bılgı Ijkm Nril tul 0 Pen.onc Scvfı fjvı* t>»l> Baskan >«*r NaA OVU. Ubal. Vllçn h m , H a m ttrai. HlkmM Çnjakm. Ok» Goatmı» <.(•• Mnnciı. llhu Aıun ı* H>*n. CumJıurDtt Maıbucılık vs GantcaM T A Ş. Turkocajı Cıd Î9.41 U Î U l.ı PK 246 • Isunbul Td 512 05 05 (20 b>l) Tefcı 22246, FaJ II) 526 60 72 £ Burotar Aftfcıra: Zıva Golcajp BU Inkılap & No I9;4, Td 133 II 4M~ Tdcx 42344. Fax (4) 133 05 6< 0 Izıur H Zı>a Bh 13^2 S. 2. 3 Td 13 12 30. Tdex 52359 F» (51) 19 53 60 % Adıaa. Inonu Cad 119 S V> I Kal I Tcl 19 3" 52 (4 lut). Tclct 62155. Fu (71H9 35 n S TAKVtM: 8 MART 1991 İmsak: 4.57 Güneş: 6.21 öğle: 12.20 tkindi: 15.33 Akşam: 18.09 Yatsı: 19.28 Kaplumbağalar öncelikli Iztuzu Plajı korunacakÇevre Koruma Kurulu Başkanı Mustafa Keten, Iztuzu Plajı'na sosyal tesis yapüacağı iddiasını yalanladı, "Belki büfe ve tuvalet konulabilir" dedi. İZMtR (Cumhuriyet Ege Bürosu) — Dalyan'da "caret- ta caretta" denizkaplumbağa- larının yumurtladığı Iztuzu sa- hiline "sosyal tesisler'" yapıla- cağına ilişkin haberler çevreci- lerin yoğun tepkisine neden olurken, Başbakanlık Özel Çevre Koruma Kurulu Başka- nı Mustafa Keten, "Hiç kim- seye böyle bir şey söylemedim. Habeıier asılsız" dedi. Keten, Iztuzu kumsalına in- sanların zorunlu gereksinimini karşılamak amacıyla kuçuk bir büfe ve bir tuvalet yaptırı- lacağını belinerek "Biz bu bol- genin konınması için elimizden gelen çabayı gosteriyoruz. Bu tip asılsız haberler ne yazık şe>- kimizi kıncı yönde oluyor" dı- ye konuştu. Iztuzu kumsalına "sosyal tesisler" kurulacağına ilişkin haberde, lokanta, satış büfele- ri, soyunma ve duş kabinlerı- nin bulunacağı sosyal tesıslerın 1 milyar liraya mal olacağı yer alıyordu. Aynca gece çalışması yapıla- cak yerlerde de kaplumbağala- rın etkilenmemesi için dzel on- lemlerin ahnacağı, lambaların deniz tarafına bakan kısımla- rında karartma vapılacağı be- lirtiliyordu. Haber, çevrecilerın yoğun tepkisine neden oldu. Dalyan Iztuzu'nda yapımı planlanan ve temeli 4 Nisan 1987'de atılan otel inşaatına karşı gosterilen tepkilerin ar- dından otel yapımından vazge- çildiğini ve bolgenin koruma altına alındığını anımsatan çev- reciler, "Boylesine uluslarara- sı öneme sahip bir alanın ciddi bir biçimde konııunası gerekir. Şu anda alınan koruma onkm- lerini bile yetersiz buluyoruz. Bu konuda olumlu gelişmeler beklerken sosyal tesis yapılaca- ğı haberi yayılıyor" dediler. Başbakanlık Özel Çevre Ko- ruma Kurulu Başkanı Mustafa Keten ise kumsalda sosyal te- sisler kurulacağına ilişkin habe- rin gerçeği yansıtmadığını be- lirterek şunları söyledi: "Biz tiim samimiyetimizle böigenin konınması için elimiz- den gelen çabayı harcıyoruz. Boylesine çaba gosterirken or- ta>a atılan asılsız haberler ger- çekten şevkimizi kıncı oluyor. Kumsalın sonunda otel >apımı- nın planlandıgı yerde iki katlı bir bina vardı. Bunu yıktırdık. Şimdi bu alanı temizliyonız. O bölgede planlanacak tek şey, buraya gunubirlik gelen insan- ların zorunlu gereksinimlerini karşılaşabilmek amacıyla ku- çuk bir bufe ve bir tuvalet. Bir soyunma kabini yapımı konu- sunda bile henuz karar vereme- dik, değil sosyal tesisler. Ayn- ca burada hiçbir biçimde gece çalışması diye bir şey soz konu- su olsunaz." w Inşaat ustasına deprem eğitimi Bayındırhk Bakanlığı'nca başlatılan bir çahşma ile Anadolu'nun bazı kentlerinde inşaat ustalarına, deprem riskini azaltmak için özel bir eğitim ve kurs uygularuyor. GÜNSELt ÖNAL ANKARA — Bayındırhk ve Iskân Bakanhğı, yüzde 92'si deprem kuşağında olan Turki- ye'de deprem riskini azaltabil- mek amacıyla kırsal kesimdeki yerel yapı ustalarını ve aile reis- lerini, "depreme dayanıklı ev" yapımı konusunda eğitmeye başladı. Pilot uygulaması Kars'ta ya- pılan ve halen Denizli'nın Ho- naz ilçesinde sürdürülen eğitim çalışmaları sırasında, "yerel in- şaal malzemeleri ve halkın be- nimsediği inşaat biçimleri" ile nasıl depreme daha dayanıklı yapı yapılabileceği, uygulamalı olarak gösteriliyor. Depreme da- yanıklı evlerde çok geniş pence- re ve açıklık olmaması, kapıla- rın dar olması isteniyor. Bayındırhk ve İskân Bakanh- ğı Teknik Araştırma ve Uygula- ma Genel Müdurii Cahit Ulu- taş, konuyla ilgili olarak Cum- huriyet'e bilgi verirken, "Dıinya- da, afetlerin onlenmesinde, tek- noloji kâfi gelmiyor" dedi. Bu nedenle, doğal afetlerin zararını en aza indırmenin ve bu amaçla yapılacak eğitim çalış- malarının giderek önem kazan- dığını bildiren Ulutaş, şunları söyledi: "Bugiıne kadar. afet meyda- na geldikten sonra yaslılan kur- tannak, oliileri gommek. hasta- ları hastaneye göndermek gibi çalışmalar yapılıyordu. Ama esas amaç bu olmamalı. Halka, afetten en az zararla nasıl kur- tulanacagını, binaların saglam yapılmasıyla afet etkilerinin na- sıl en aza indirileceğini, en az yı- kımın nasıl sağlanacağını ögret- mek gerek. Bunun yalnızca hal- ka ögretilmesi de yeterli olmu- yor. Halktan teknisyene, en tist düzeydeki muhendise kadar her- kesin, bu bilgilerle donatılması lazım." Kırsal kesimde halkın evlen- ni, o yörenin yapı ustalanna yaptırdığına dikkat çeken Ulu- taş, şöyle konuştu: "Bu ustalar, kendi görgii ku- rallanna gore bu evleri yapariar. Böyle olunca da bazı teknik ha- talar oluyor. Son olarak 1983'te Erzurum'da meydana gelen dep- reme baktığımızda. bu tip hata- lar yiızünden birçok kişinin öl- düğünü ve çok sayıda binanın yıkıldığını görüyoruz. Bu ne- denle bakanlıkta, kırsal kesim- deki deprem bolgelerinde dep- reme dayanıklı binaların nasıl yapüacağı konusunda bir eğitim çalışması yaptık. Kendi eleman- lanmızı eğittik. Bu elemanları- mız, deprem kuşağı uzerindeki illerimize gidecekler ve oradaki mahalli ustalan ve onlann kal- falarınıbu konuda eğitecekler." Roma'da Türkiye'yi temsil edecek ekip yarın gece yapılacakyarışmada belirlenecek Eurovisioıtda milli fînalAYŞE SAYIN ANKARA — Çarşamba gu- nünden bu yana TRT'nin An Stüdyosu an gibi çahşıyor. Elin- de gitarı, dudağında "şarkısıy- la" ünlü-ünsüz, genç-orta yaşlı şarkıcı ve besteciler birkaç gun- dur stüdyonun merdivenlerini aşındınyorlar. Hepsinin amacı, yarın akşam yapılacak olan Eu- rovision Şarkı Yanşması Türki- ye finalinde birinciliği ahp Ro- ma'ya uçmak. Şimdiye değin Avnıpa kentle- rındeki "bir haftalık tatil" dışın- da, sanatçılann "üzgün" dön- dükleri Eurovision finalinde bu yıl "13 rakamı"nda uğur arana- cak. Çıinku Türkiye 13. kez Euro- vision finallerinde boy göstere- cek. "EurovisioıVa katılalım mı katılmayalım mı?" sorusu her yıl tartışıladursun, Turkiye fina- line katılan sanatçılar bu konu- da aynı düşunceyi paylaşıyorlar: "Ne olursa olsun orada Tiirk bayrağı da dalgalanmalıdır." Sanatçılara bakıhrsa bu salt "kuru bir milliyetçılık" anlayı- şıyla Avrupa'yı fethetmek değil, Turkiye'de de "çağdaş Batı müziği" yapıldığını göstermek. Sanatçılar şimdiye değin, Avru- palıların bizim "çagdaş mıizigimizi" anlamamalarında, gonderilen eserlerin seçim yan- lışlığı yanı sıra, politik etkenle- rin rol oynadığını bir kez daha üstune basa basa vurguluyorlar. Bu yıl "Sessiz Geceler" ve "Son Defa" adb besteleriyle Turkiye finaline kalan Ugur Ba- şar, öncelikle "halk jiirisi" uy- gulamasını, TRT yetkililerinin yeniden enıne boyuna duşunme- si geıektiğini söylüyor. Başar'a göre Turk halkının beğenisiyle, Avrupahnın beğeni- sini çakıştırmak çok zor. "Zaten yarışma da Avrupa'da yapılmı- yor mu? O halde pop muzikten anlayan tarafsız jüri oluşturma- h" diyor Başar. Aynı düşunceyi, Arzu Ece'yle "Sessiz Geceler"i seslendirecek olan Giir Akad da paylaşıyor. 1986'da "Klips ve Onlar" adına Melih Kibar'ın "HaUey" adlı bestesiyle Türkiye'yi temsil eden ve şimdiye değin en iyi dereceyi getiren Akad, gerekirse Avrupalı Bu nedenle provalar son 4 gu- ne sığdırıldı. Katılan finalistle- rin birçoğu Eurovision deneyimi olan kişiler. Örneğin Fatih Er- koç, bu yıl 6. kez Türkiye fina- linde boy gösteriyor. Giir Akad, 4. kez, Arzu Ece 2. kez, Çigdem Tunç da 2. kez finale kaldı. Bu yılın en iddialı ekibi ise Mehmet Ali Erbil, Çigdem Tunç, Erdal Çelik ve Candan Erçetin'nden oluşan dörtlü. Grup, Özkan Turgay'ın oldukça ritmik "Hey, Sen" adlı bestesiyle şans arayacak. Grubun en bü- la heyecanlı değiller. "25. de ol- sak Eurovision'a katılmalıyız" diyen Tunç, bu yıl finale kalan eserlerin Avrupa'da anlaşılabile- cek nitelikte olduğunu vurgulu- yor. Eurovision'un "gediklilerin- den" Fatih Erkoç ise şansı ko- nusunda fazla yorum yapmadan "Halk begenirse gideriz, begen- mezse yapılacak bir şey yok" di- yor. Bu konuda oldukça dertli olduğu, konuşmaya başlarken, Uğur Başar'ın takılmasıyla or- taya çıkıyor; "Hadi anlatsana şu Bu yıl iki beste ile Eurovision finaline katılan Uğur Başar, Türk halkının beğenisi ile Avrupahnın beğenisinin çok farklı olduğunu öne sürerken halk jürisi uygulamasının gözden geçirilmesini istiyor. 91 Eurovision yanşmasının iddialı ekiplerinden birisi de Mehmet Ali Erbil, Çigdem Tunç, Erdal Çelik ve Candan Erçetin'den oluşan dörtlü grup. "Hey Sen" adlı bestenin en büyük kozunun danslar ve koregrafi olduğu belirtiliyor. Türkiye, bu yıl 13. kez Eurovision'a katılacak. Şimdiye dek pek büyük başarı sağlanamayan Avrupa pop müziği yarışmasında 13 rakamı ile şeytanın bacağının kırılması denenecek. plak yapımcılan ya da müzik çevrelerinden değerlendirme ko- nusunda yardım istenebileceği- ni vurguluyor. "Halley" de ilk kez "solo gitar" kullanarak, rock ağırlıklı eserlerin finale ka- tıhmını sağlayan Akad, "Anaci - lu motifli parçalarla Eurovisi- on'a gitmenin Turkiye'nin şan- sını azalttığım" söylüyor. Geçen yıllarda gunler önce başlayan final heyecanı bu yıl goze çarpmıyor. Sanatçılar, TRT'nin bu yıl yaptığı değişik bir uygulamayla, playback mu- zik uzerine şarkılannı canh ola- rak okuyacaklar. yuk kozu ise danslar ve koreg- rafi. Juri ne duşunür bilinmez, ama gazeteciler, daha ilk prova- da üstuste patlattıkları fîaşlar- la gerekli ilgiyi esirgemediler. Kendilerine 14'te bir şans ta- nıyan Çigdem Tunç, "profesyo- nel bir ekip olduklannı" vurgu- ladıktan sonra, Mehmet Ali Er- bil'le Eurovision macerasına, mevcut ortakhklan çerçevesinde gırdiğini söylüyor. Ekranda, sahnede, müzikalden tiyatroya, sunuculuğa değin "10 panna- ğında 10 marifetli" bir ekip ola- rak, final öncesinde de çok faz- halk jürisi hikâyesini..." Ama Erkoç, girmiyor konuya: "Bir- kaç yıl daha deneriz, daha son- ra yerimizi gençlere bırakınz." Zaten Erkoç için onemli olan, "Türk pop"una yeni besteler ka- zandırmak. Ama bu konuda bir sıkıntısı var. Çunkü Eurovision finaline kalan yapıtlan besteci dahil hiç kımse TRT'den izin al- maksızın kullanamadığı gibi, ustüne de para veriyor. Erkoç da bu uygulamanın kurbanların- dan. TRT, finale kalan bestenin söz yazarı ve bestecisine belli bir miktar para oduyor. Bu yıl bu miktar beste başı- na 10 mılyon lira olarak belirlen- mış. Eğer birinci olursanız 15 milyon liralık ayn bir para ödu- lu var. Ama bu para, katıhmcı- lann çoğuna göre provalar sıra- sında ya da kostume harcanıyor. Peki, Eurovision için besteci hazırlıklara ne zaman başlıyor? Fatih Erkoç, 6-7 ay önce başla- mış, ama salt "Eurovision'a katılmm" düşüncesiyle değil. Bestesinin üzerinde bir kaç kez değişıklik yapmış ve sonuçta or- taya Gülbeyaz Sokağı" çıkmış. "Kendisine göre vokalist bula- madığı için" tek solist olarak parçasını seslendiren Erkoç, Eu- rovision için özel beste yapmı- yor, duygulannı notaya aktarı- yor, begenirse, TRT'ye gönderi- yor. Ama Uğur Başar ve Şevket Uğurluer aynı göruşü paylaşmı- yor. Bu konuyu "matematiksel" olarak duşunmek gerektığine ınanıyorlar. Uğurluer, "Halkın begenecegi bir şeyicr ortaya çı- karmak önemli; 'duyuyonım, besteliyorum' demek artık ge- çerli degil" diye noktalıyor söz- lerini. Bu yılki finalistler "konserva- tuvar ögrencileri" ve "şerbetliler" olmak üzere ikiye ayrılıyor. Geçen yıl "vokalist" olarak finale katılan tzel Çeli- köz, bu yıl "solistlige" yüksel- miş, genç bir konservatuvar öğ- rencisi. Besteci Şevket Uğurluer sesini beğenmiş ve "Haydi Eurovision'a" demiş. O da "Hem kendimizi deneriz hem de Avrupa'da tanııuna şansımız artır" diye "okeylemis." Emel-Erdal ıkilisinin Erdal Çelik'i ise bu konuda deneyim- li. "Heyecanlı mısın" diye soru- yoruz. "Yok, artık biz şerbetliyiz" dıyerek prova için sahneye fırlıyor... TOPLUMA KAZANÇ— Masiak'taki yurtta kalan kimsesiz çocuklar, resim, müzik, yabancı dil gibi ek fatüiyetlerie topluma hazırlanıyorlar. Birdüşün kurtardığıçocuklarSüreyyaAğaoğlu ÇocukDostları Yurdu'ndaki kimsesizlersıcak bir ortamın güvenliğiniyaşıyor Haber Merkezi — Zaman zaman ga- zetelerde 'sokaklardan bir çocuk' fotoğ- rafı görürsünüz. Sahipsiz, kimsesiz, ev- siz barksız. Ya da boya sandığı ile ya- şam kavgasına atılan bir küçük gülüm- ser objektiflere. Kimsesiz çocuklar top- lumların vicdanında kanayan bir yara gibidir. Kurumlar, vakıflar ve çocuk yurtlan bu sancıyı dindirmek için çeşith' faaliyetler yaparlar. Bir de sessiz seda- sız çaiışan, kendi olanaklan ölçüsünde kimsesiz ve olanaksız çocuklara sahip çıkıp onlan banndırıp eğitmeye çaiışan dernekler vardır. Işte Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostlan Derneği böyle bir ku- rum. Istanbul Maslak'ta Alarko tarafın- dan arsa karşılığı inşa edilen yurt ve te- sislerde halen 50 çocuk banndınlıyor. Başkanlığını Fahrettin Süer'in yaptığı derneğin Yurt Müdürü Salih Kılıç'ın verdiği bilgiye göre Süreyya Ağaogiu, bu derneğin temelini 1949 yılında 'Köprü- altı'ndan topladığı çocuklarla atmış. Daha sonra Lice ve Varto gibi deprem- lerde, Istanbul Bayrampaşa'da tiner fa- ciası gibi olaylarda kimsesiz kalan ya da ana babasından birini kaybeden çocuk- lar seçilerek derneğin korumasına alın- mış. Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostlan Derneği'nin benzeri derneklerden en önemli farkı, çocuklara dışarıdan yar- dım yapmakla kalmayıp bir yurt bün- yesinde bu çocuklara sıcak bir ortam sağlamaya çalışması. Yaş gnıplanna gö- re aynlıp tertemiz bir binada yatakha- ne, duş, çalışma odaları gibi olanaklara kavusan çocuklar civar okullarda oku- yor ve büyük bir bölümU lise ya da mes- lek eğitimine yöneliyor. Ancak dernek, yine benzer vakıf ve kurumlardan farklı olarak çocukları 18 yaşından sonra ka- derine terk etmiyor ve eline ekmeğini alıp ev-bark kurana kadar, hatta daha sonra sağbk vb. problemleri çıksa bile onlara yardım elini uzatıyor. Halen 2 öğrenci Konya-Selçuk Üniversitesi'nde okutuluyor. Böylece ana-baba eksikliği bir ölçüde de olsa bu sıcak ortam tara- fından karşılanabiliyor. Sokağın fırtınasından "kurtanlmış bu çocuklar"ın, önemli bir kazanımı da Istanbul'da alt gelir gruplarından bir- çok çocuğun ulaşamayacağı sosyal fa- aliyetlere kavuşmalan. Ders dışında haf- tanın belli günlerinde müzik, resim, ya- bancı dil eğitimi gibi çahşmalara katı- labiliyorlar. Ressam Mehmet Güleryüz, çocuklann gönüllü hocası. Lioness gi- bi bazı kurumlar da çocuklan, ayda bir iki kez tiyatroya, konsere veya sinema- ya götürmeyi üstleniyprlar. Sahipsizliğin, kimsesizüğin pervasızca kol gezdiği Istanbul gibi bir kentte, bir grup insanın çabasıyla böyle bir orta- mın oluşturulması 24 saati kapsayan bir ilgiyle ayakta tutulması, kunımun teme- linde yatan "insan sıcakhğı"na dayanı- yor. Dernek yönetimince "Süreyya Ana" diye anılan Süreyya Ağaoğlu'nun şef- katli düşleri ve kişisel çabalan ile bu- günlere ulaşan kurumun başansı, ço- cuklann ürkek olmayan bakışlannda, kendilerine ve çevresine güven duyan ifadelerinde yansıyor. Atatürkçü ve la- ik tutumuyla Unınan Süreyya Ana, bundan iki yıl önce 87 yaşında yaşama veda etmiş olsa da kurduğu dernek onun çizdiği yolda başanh adımlar at- maya devam ediyor. Yurt Müdürü Sa- lih Kılıç, en büyük amaçlanrun Sürey- ya Hanım'm istediği bir "Kız Çocuk Yurdu" kurmak olduğunu söylüyor. Ta- bii kapasitenin arttınlması ve benzer ço- cuk evlerinin kurulması da dernek yö- netiminin hedefleri arasında. Masiak'taki Çocuk Dostlan Derne- ği, binlerce çocuğun sahipsizlik rüzgâ- nyla savrulduğu Istanbul sokaklarında çocuklar için sevgi melteminin estiği bir "kurtanlmış ada" gibi. Antropolog Dean Falk'ın araştırmaları sonucu ortaya attığı tez bilim dünyasınıkanştırdı Fazla ısınan beyîn gelişemiyorFalk'ın teorisine göre insan beyninin tarih içindeki gelişimini sınırlayan en önemli faktör, beyinde sıcağa duyarh sinir kütlesinin yeterince soğutulamaması. Bu nedenle insan beyni milyonlarca yıl içinde ancak çok küçük bir oranda gelişebiliyor. Dış Haberler Servisi —- Bun- dan 2-3 milyon yıl önce yaşa- mış olan "Auslralophitecus af- ricanus"un kafatası hacmi yaklaşık 450 kup santımetrey- di. "Homoerectus" ise bundan vaklaşık 1.5 milyon yıl once ne- redeyse iki kat daha buyuk bir beyne sahipti. Onu izleyen "homo sapiens"ın (100.000 yıl once) be>ın hacmi 1200-1300 kup santımetreyı buluyordu. 2-3 milyon yıl onceki "hayvan-insan aşamasında" yaşamış olan yassı burunlu ufak tefek yapılı "homo sapi- ens", insanoğlunun umut do- lu atası olmaya adaydı. Basık alnı zamanla öne doğ- ru çıkacak, beyin kabuğu ve si- nir kutlesi hızla buyuyecekti. "Astralophitecus"un ise he- men hemen hiç gelişme şansı yoktu. Alman haftalık "'Der Spiegel" dergisinin verdiği ha- bere göre paleoantropolog De- an Falk bu eşitsiz gelişnıeye il- gi çekici bir açıklama buldu. Kadın bilimadamı, zamanla yok olan iki bacakhlann beyin- lerindeki kan akımının son de- rece ilkel bir sistemle gerçekleş- tiğini ve sıcağa duyarlı sinir hücrelerinin yeterince soğutula- madığını" ileri surüyor. "Do- ğanın onlara daha büyük bir beyin uydurma çabası 'termik olarak' sınırlandınldı" diyor Falk ve bu tezıni şu formülle özetliyor: "Az miktarda soğu- tucu sıvı çarpı bol miktarda si- nir kutlesi eşittir içinden kesik dumanlar çıkan bir kafa." Ya- ni beynin gelişimı yeterince so- ğutulamaması nedeniyle engel- leniyor. Tarih oncesi kemiklerin ince- lenmesi sonucu Dean Falk şu sonuca vardı: "Australophite- cus"ta kan, merkezi sinir sis- teminden pompalanarak kafa- nın arka tarafındaki iki kalın damarda toplanıyordu. Bu ka- lın kan hortumlarında kanın akış hızı yavaşlıyor, kan soğu- yor ve sonra tekrar beyinden kalbe akıyordu. "Homo habilis" ise çok da- ha rafine bir ısı düzenlemesine sahipti. Sinir dokusunu incecik damarlardan oluşan bir ağ sa- rıyordu. Beyinde oluşan sıcak- lık kalpten surekli akacak da- ha soğuk kana ıhtiyaç duymak- sızın dengelenebiliyordu. Tıbbi açıdan bakıldığında Falk'ın "sogutma teorisi" pek sağlam gozukmuyor. Amerıka- Iı bilimcının tek dayanak nok- tası Kanadalı beyin biyoloğu Michel Cabanac'ın bir araştır- ması. Cabanac'a göre beyin dokusu öylesine hassas ki mut- laka ilaveten kanla soğutulması gerekiyor. Ancak bu "hirer- termi-tezi" için kanıtlar yok. Buna rağmen Dean Falk'ın iddialarını coşkuyla karşılayan bilim adamlan da var. Kalifor- niyalı beyin uzmanı Harry Je- rison, Falk'ın çahşmasının "klasik" olacağını belirtirken Amerikalı doktor Maurice Abitbol yeni bir bilim dalının. "kan daman - antropolojisi"- nin doğumundan soz edı>or jngiltere Salman Rüşdü nıasal kitabı ile yeniden 'bestseller' Kültiır Servisi — lran'da Hu- meyni yanlısı mollalar tarafın- dan hakkında ölum fermanı ve- rilen "Şey-tan .^yetleri"nin yazan Salman Ruşdu'nun yeni kitabı "Hanın ve Deniz Öyküleri", In- gihere"de piyasaya çıkışından yalnızca birkaç hafta sonra "best seller" listelerine girmeyi başardı. Salman Rüşdü, çocuklar ve yetişkinler için oryantal bir ma- sal kitabı olan "Hanın ve Deniz Öyküleri"ni aralık ayı başında şatafatlı bir törenle basına tanı- tımı sırasında Müslümanlar ta- rafından af dilemiş ve bugüne dek dünya çapmda tirajı bir mil- yonu aşan "Şeytan Ayetleri"nin bir daha basılmasına ve yeni çe- virılerinin yapılmasına izin ver- meyeceğini açıklamıştı. Ancak yamnda, aralannda Mısır din iş- İerinden sorumlu Bakan Ali Mahgub'da olmak üzere kendi- ni destekleyen altı Musluman bi- lim adamı bulunan Salman Rüş- du'nün tüm çabalan bir işe ya- ramadı. Tersine Salman Ruşdü'nün diz çökuşü düşmanlarının sayı- sını daha da arttırdı. Humeyni- nin halefi Ali Hamaney, Rüşdü, "Dünyanın en dindar adamı" olsa bile ölüm fermanını kaldır- mayacağını ilan ederken tngiliz Islamcı radikaller Ruşdü'yu ka- çırmakla tehdit etti ve "Mısuiı- lardan oluşan çetesini" alay ko- nusu yaptı. Yazar Françis Bennion ise "Potansiyel katillere teslim olmasından" sonra Ruşdü'nün savunmaya değmez olduğunu açıkladı. Başkalan ise yazann "Fanatik Muslümanlardan ko- runmasının tngiliz vergi yüküm- lülerine iki milyon sterline mal olduğunu" dile getirdiler. İşte "Hanın ve Deniz Öykü- lerT'ni de bu "sihirii gerçekçi" yazar oğluna ithaf etti. Ruşdü'- nün tüm diğer kitapları gibi bu masal kitabı da otobiyografık izler taşıyor. 4 İkiz Konak' başvurusu • Haber Merkezi — Kultur Bakanhğı 3 Numarah Kultur ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun daha önceki kurul kararlannı yok sayarak Kalamış'taki 'tkiz Konak'ın yerine apartman yapılmasını onaylaması tepkilere yol açtı. Mimarlar Odası Istanbul 1. Bölge Temsilciliği, 3 No'lu kurul uyeleri hakkında soruşturma açılması için Kultur Bakanlığı'na başvuracaklarını açıkladı. Mimarlar Odası Istanbul 1. Bölge Temsilciliği'nden yapılan açıklamada, gayrimenkul eserlerin ve bulundukları yerlerin imar uygulamalannın, koruma kurulları kararlarıyla şekillendiğine dikkat çekilerek bu kurulların denetlenmesi istendi. Gazetecilere ' otel • ANKARA (UBA) — Gazetecilerin görev sırasında konaklama sıkıntılarını gidermek amacıyla motokaravan filoları kiralanmaya başlandı. Hewa Turizm ve Ticaret A.Ş. tarafından gazetecilere, içinde her türlü konaklama ve büro faaliyetlerinin yapılabildiği gezeroteller kiralanmasına başlandı. Hewa'dan verilen bilgiye göre motokaravanlarda 3 kişiden 6 kişiye oturma gruplan, 3 kişiden 6 kişiye kadar yatak kapasitesi, mutfak, buzdolabı, ocak ve 100 litrelik su deposu, sıcak su, duş ve WC bulunuyor. Kocaeli'de deprem • KOCAELt (AA) — Izmit ve çevresinde dün saat 20.52'de hafif şiddette bir deprem meydana geldi. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi yetkilileri, Riechter ölçeğine göre 3.4 şiddetindeki depremin merkez Ussünün, rasathaneye 90 kilometre uzaklıktaki Izmit Körfezi olduğunu bildirdiler. Çocuklann başarısı • ANKARA (AA) — Çekoslovakya'da düzenlenen Uluslararası Lidice '90 Çocuk Güzel Sanatlar Sergisi'ne katılan Türk çocuklannın eserleri çeşitli ödüller kazandı. Çekoslovakya Büyükelçiliği'nden yapılan yazüı açıklamaya göre 1990 yılı değerlendirmelerini içeren Lidice '90 Uluslararası Çocuk Güzel Sanatları Sergisi'ne katılan Türk çocuklann eserleri çeşitli ödüllere değer bulundu. Buna göre Türk çocuklan 4 Lidice gulü madalyası ile 18 özel ödül kazandılar. Aliağa'ya B. durdurma • İZMtR (Cumhuriyet Ege Bürosu) — Danıştay'dan, Aliağa Termik Santralı'yla ilgili 8. kez yürütmenin durdurulması kararı çıktı. Aliağa Belediye Başkanı Hakkı Ülkü 19.4.1990 tarihli Resmi Gazete'de yayunlanan termik santral için serbest bölge oluşturulması ve arazilerin ivedilikle kamulaştınlmasını öngören Bakanlar Kunılu karannın iptali istemiyle ilgili Danıştay'a başvunnuştu. Konuyu inceleyen Danıştay 10. ve 6. daireleri oy çokluğu ile aldıklan kararda bölgede keşif ve bilirkişi çalışmalannın tamamlanmasına değin yürütmenin durdurulmasım benimsediler.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog