Bugünden 1930'a 5,426,899 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

19 MART 1991 HABERLER CUMHURİYET/3 Genelkurmay Başkanı Org. Güreş: TSK herzaman siyasi otoritenin emrindedir Asker sayısı azaltüacak ANKARA (Ajanslar) — Ge- nelkurmay Başkanı Orgeneral Dogan Güreş, Türk Silahlı Kuv- vetleri'nin (TSK) her zaman si- yasi otoritenin emrinde olduğu- nu söyledi. Org. Güreş, TSK mevcudunun zaman içinde 400 bin dolayına düşürüleceğini açıkladı. Haber ajanslannın temsilcile- rini Genelkurmay BaşkanlığYna davet ederek 1 saat 10 dakika sohbet eden Genelkurmay Baş- kanı Org. Güreş, çeşitli konula- ra ilişkin sorulan da yanıtladı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin mil- letinin bağnndan çıkmış bir gtlç olduğuna dikkat çeken Org. Gü- reş, reorganizasyon ve moderni- zasyon çahşmalannda büyük mesafe alındığını söyledi. Uzun zamandan beri üzerinde tartışı- lan asker sayısıru azaltma konu- sunda bir somyu yanıtlayan Org. Güreş, "Insan sayısı azala- cakbr, tma TSK'nın gücünde en Türk Silahlı Kuvvetleri mevcudunun zaman içinde 400 bin dolayına düşürüleceğini açıklayan Orgeneral Doğan Güreş, "însan sayısı azalacaktır, amaTSK'mn gücünde en ufak bir azalma olmayacaktır. Modernizasyon çahşmaları ve alınan tedbirlerle mevcut gücünde artma olacaktır" dedi. Orgeneral Güreş, Kürt üderlerinin Türkiye'ye gelme niyetlerinden önceden haberdar edildiklerini söyledi. gulamanın mali yönünün de dikkate ahnmasını isterken tn- giltere'de günlük asker masrafı- nın 80 bin lira, Türkiye'de ise 2-3 bin lira seviyesinde olduğunu hatırlattı. Doğan Güreş, bu ger- çek göz önünde tutularak uz- man onbaşı ve uzman çavuş uy- gulamasına geçmeye öncelik ve- rildiğini söyledi. ufak bir azalma olmayacaktır. Modernizasyon çalışmalan ve alınan tedbirlerle Tttrk SUahlı Knvvetleri'nin mevcut gücünde artma olacaktır" dedi. Org. Gü- reş, Körfez savaşı sırasında ha- va savunmasında tespit edilen zaafiyetin ise kısa sürede gide- rildiğini, başta Patriotlar olmak üzere diğer hava savunma silah- lanyla zaafiyetin giderildiğini öne sürdü. Güreş, TSK'ya alın- ması öngörülen askeri sistemle- rin hepsinin ortak üretiminin de söz konusu olduğunu belirterek 10 Patriot bataryasının Türkiye için yeterli olacağını söyledi. Modernizasyon ve reorgani- zasyon projeleri uyarınca şu an- da 600 binin Üzerinde olan as- ker sayısının 400 binin altına bi- le düşürülebileceğini ve bunun için Askerlik Kanunu'yla Sefer- berlik Kanunu'nda değişiklikler gerektigini hatırlattı. Org. Gü- reş, profesyonel ordu denilen uy- Kıbns'taki gtiç yeterli Genelkurmay Başkan Orge- neral Güreş, Kıbrıs Rumlarının sürekli silahlandığınt ve bu ko- nuda Türk tarafına yeni birlik gönderilmesinin söz konusu olup olmadığını soran bir gaze- teciye şu yanıtı verdi: "KKTC'de bir kolordumuz var. Bo kolordumtız 24 saat gö- rev yapacak şeldlde haardır. Egtâmi böyledir. Rumlann si- lahlanma faaliyeti dikkatle iz- lenınektedir. Ama bizim yeni as- keri birlik göndennemiz söz ko- nusu değUdir. Savunma araacıy- la orada bulunan birlik yeterli- dir. Bu biriik gerekli tedbirleri- nj alarak görevini layıkıyla ye- rine getirmektedir. Yeni kuvve- te gerek yoktur." "Siyasi otoritenin emrindeyim" Genelkurmay Başkanı Orge- neral Doğan Güreş, Genelkur- may BaşkanlığVnın Milli Savun- ma Bakanlığı'na bağlanması ko- nusundaki görüşlerini de bir so- ru üzerine şöyle açıkladı: "Bütün görüşlere saygılıyım. Bu soruya Genelkurmay Başka- nı olarak cevap vermeyecegim. Şabsi gönişümü ise şöyle özet- leyebilirim: Milletin bağnndan çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri, milletine sadakatle bağlıdır. Mil- letin yapısında silahlı kuvvetle- rine değer vermek vardır. Bu baglılık ve değer, demokrasiler- de esas ilkelerdir. Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Savunma Bakanı'na bağlı olduğu ülkeler- de, teşkilat yapılannda değişik- lik vardır. Ben Genelkarmay Başkanı olarak Türk Silablı Kuvvetleri'nin Başkomutamyun. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise genelkurmay başkanı karar- gfih subayıdır, kuvvetlerin ko- mntanı degildir. İngiltere'de kor- general veya koramiral rütbesi- ne gelen subaya asalet unvanı ve- rilir. Bu onlara verilen degeri gösterir. Türk milleti de bu de- geri bize vermiştir. Bu hiiküm anayasada yer almış, oya gidil- miş ve yflzde 92 oranında bir oy- la benimsenmiştir. Ben siyasi otoritenin emrindeyim. Ama bu makamı bana millet vermiştir. Bundan da memnunum." Kürt liderlerinin gelme niyeti Genelkurmay Başkanı Güreş, anayasanın çizdiği sınırlar için- de çok rahat çalıştığını, bağlı ol- duğu Başbakan Yddınm Akbu- lut ile çok iyi bir diyalog surdür- düklerini ve her şeyi en ince ay- nntısına kadar değerlendirdikle- rini, karşı görüşlerini söyledik- lerini belirtirken "Her konuda görüsbüiiği var mı" sorusu üze- rine, "Görüşbirligi konusunda herhangi bir şey söyleyemem. Ama siyasi iktidann tespit etti- gi politika ne ise o uygulamr. Biz görüşümüzü açıklanz" dedi. Orgeneral Güreş, Kürt lider- lerinin Türkiye'ye davet edilme- leri konusunda da görüş ahşve- rişi oldu mu, siz gelişlerini onay- ladınız mı sorusu üzerine de şunları söyledi: Bazı talepler gddigi söylendi. KARABÜK— Demir-Çelik iscisi iki yıl önce 137 gün grev yapnustı. Isciler yeni toplusoziesmeyi umutla bekliyoriar. (Fotograf: Banş BU) Ekmek fınnın ağzındaIŞIK KANSU KARABÜK — Demir-Çelik Fabrika- sı'nın "haddehane alanı"nda işçiler, yüzlerini ileride bir kamyonun üzerine kurulmuş kürsüye çevirmişler. Yeni sen- dikaları özçelik-lş yöneticilerini dinli- yorlar. Özçelik-Iş'in Genel Sekreteri Metin Türker, "Toplusödeşmeyi sizin istedigi- niz gibi imzalamazsak, beni bir direfe, Özcelik-tş Başkanı Mebmet Aras'ı da bir direge asın" diye bağınyor. Kalaba- hktan "Nur oT, "Yaşa", "Bizi yem ctmediniz" sloganlan duyuluyor. İbp- lusözleşme yetkisi alan özçelik-tş'in mi- tingi bitiyor. öğlen vardiyası isçileri, cu- ma pazanna yetişmek için servislere bi- niyorlar. Akşam, fabrikanın üzerine in'di. Yılk- sek fınnlar "Zeynep" ve "Ülke"nin atık gazlannı ateşe çeviren bacadan yükse- len ışık, binalan aydınlatıyor. Eriyik de- mir madeni, kalıplara dökülmüş. Han- tal vinç, kabplan sıyırıyor. Ateş kırmı- zısı demir, düzgün bir dikdörtgen ola- rak ortaya çıkıyor. Dışandaki soğuğa karşın, en az 1100 santigrat derecedeki demir ısısı ile doğal bir kalorifer sanki. Yammıza yaklaşan baretli bir işçi, "Sen yazın gör asri burayı. Adamın nefesi ke- siliyor sıcaktan" diyor. Çelikhanenin kapısı önünde, üzerin- de önlük, başında baret yaşlıca bir işçi karşılıyor. Aynı vardiyada birlikte çaliş- tığı arkadaşı, arkada namaz kılıyor. Şa- ban Coştu tam tamına 58 yaşında. 41 yıllık da işçi. önce Zonguldak kömür ocaklannda çalışmış, sonra da ver elini Karabük Demir-Çelik. Şaban Coştu- nun emekliliği düşündüğü yok. "Niye emekliligi düşünmüyorsun artık?" so- rusuna, "tş lıevesindeyim. Ne yapalım?" yanıtını veriyor. Cevherin lava dönüştüğü çelik ocak- larımn karşısındayız. Fınnın ağzı açıl- dığında, yanardağın içine düşüyorsu- nuz. 1800 sarıVigrat derecelik ısı, yüzü- nüzü, tüm vücudunuzu yalayıp geçiyor. Gözlerinizde benekler uçuşuyor. İşçiler kara gözlükJer takmışlar. Ocağm hemen yanında iğreti asılmış kazaklar, gömlek- ler. Saim Pelenk, "Bir vardiyada 8-9 se- fer gömlek defiştiririz. Bu sıcağa baş- ka türlü tahammöl edilmez" açıklama- smı getiriyor. llkel bir tanka benzeyen "şarj vind" cevheri alıp ateş kusan canavarı andı- ran fınnın ağzına döküyor. Divriği de- miri ateşle dans ediyor, can geliyor ma- dene. Eriyik olup arkadaki potaJara dol- duruluyor. Pota dediğimiz de öylesine büyük ki yanına yaklaşmak bile irküıti veriyor. Tavana asılı vinç, potayı yerde- ki kalıplara doğru deviriyor. Sıcak çe- lik, lav gibi akıyor, kıvılcımlar havai fişek. Dışanda uflaya puflaya giden loko- motifın bacasından yükselen beyaz du- man karanlığı deliyor. Kavuniçi baret- ler, oradan oraya koşuşan isçileri sim- geliyor. İki yıl önce 137 gün grev yapan 8 bin Karabük işçisi çalışıyor, yeni toplusöz- leşmeyi umutla bekliyor. Gelenlerin, gelmek isteyenlerin düşüncelerini açıklayacakları söylendi. Talepleri var denmiş- ti. Bu söylenmişü. Biz de kendi görüşümttzü sövledik." "Şeffaflaşma" adı verilen açıkhk politikası doğrultusunda yapılan özel sohbet sırasında bu politikaların diğer komutanlar zamanında başladığını ve kendi- sinin hızlandırmaya çalıştığını belirten Doğan Güreş, okul ve birliklerin yanı sıra kışlaları da açarak bu tavnm sürdüreceğini söyledi. Doğan Güreş, askeri personeli de çevreleriyle daha iyi uyum kurmaları, ilgüenmeleri ve bütün davetlere katılmaları konusunda uyardığını açıkladı. Kendisinin ordu komutanlığı za- manından beri her davete gitti- ğini belirten Güreş, orduevleri, ordu pazarlan ve lojmanlannın bir ihtiyaçtan kaynaklandığuu öne sürdü. Genelkurmay Başkanı Güreş, 18 aylık eğitim süreci içinde as- kerini en iyi eğiten ordunun TSK olduğunu belirtti. Güreş, silah- lı kuvvetlerin şemasında da dü- zenleme yapılacağını ve tümen- lerin hemen hemen tamamıyla kaldırılarak tugay seviyesinde örgütlenmeye ağırhk verileceği- ni ve çok az yerde tümen bulun- durulacağını söyledi Tarım saati Çîftçîlere TVüe ANKARA (Cumhuriyet Bü- rosu) — "Açıkögre»im fakülte- si", "okul teievizyonu" uygu- lamalarından sonra şimdi de çiftcüer "TV aracüıgıyta" eği- tilecek. Tanm, Orman ve Köyiş- leri Bakanhğı, ve Maliye Bakan- lığı'nın ortak projesi doğrultu- sunda çiftçilere yönelik "tanm saati" programı hazırlanıyor. Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu tarafından hazır- lanan "tanm saatf'nin çekim- leri başladı. "Verimliligin artUrümaa" amacına yönelik olarak gelişti- rilen projeye göre çiftçilere "açtkögretim fakültesi" benzeri bir ders programı uygulanacak. Eğitim programına katılmak is- teyen çiftçiler, Anadolu Üniver- sitesi aracıhğıyla kayıtlanru yap- tıracaklar. Tanm Bakanhğı ta- rafından programa katılan çift- çilere, dersleri izlemek üzere ki- tap gönderilecek. Tanm dersleri belli bir eğitim dönemi içinde verilecek ve dönem sonunda programı izleyen çiftçiler, sına- va girecekler. Sınav sonunda başanlı olan çiftçilere, "bitirme belgesi" verilecek. Tanm Ba- kanhğı bu belge ile gelen çiftçi- lere, ucuz gübre, kredide önce- lik gibi olanaklar tanıyacak. Geçen yıl projeye alınan, an- cak TRT'nin "agırdan alması" nedeniyle bu yüa sarkan "tanm saati" projesi için Maliye Ba- kanhğı 3 milyar lira ödenek ayırdı. Haftada üç gün 30 dakika olarak yayımlanacak olan "ta- nm saati"nin 15 dakikası ders, geri kalan bölümü ise izleyicinin ilgisini sürekli kılmak amacıyla magazin-aktualite konulan ola- cak. Bu kuşakta her eğitim dö- nemi belli bir konuya aynlacak. PYogramda hayvancıhk, seracı- lık gibi konular işlenecek. önü- muzdeki dönemden itibaren ya- yımlanacak olan ilk dönem der- si "hayvancıhk" olacak. 45 bö- lüm olarak ekrana gelecek prog- ramda sığırcuık, koyunculuk ve kümes hayvancıhğı konulan iş- lenecek. Muhalifyerel yönetimlerin imaryetkilerini kesen hükümetten bir darbe daha Belediyelere yeni tırpanTURAN YILMAZ ANKARA *- Hükümet, muhalif belediyele- re son darbeyi, imar yetkilerini "tırpanlayarak" vuruyor. Çanakkale'de üç, Yalova'da da altı kö- ye ih'şkin imar yetkileri belediyelerden alınarak vaülik ve bayındırhk müdürlüğüne verildi. Bu- nun ardından, bu alanlarda kaçak yapılaşmanın hızla arttığı bildirildi. Hükümetin son uygulaması, özellikle Anka- ra ve Istanbul'da belirli yerlerin "turizm alam" ilan edilerek belediyelerin buralardaki imar yet- kilerini ortadan kaldıran işleme benzer biı yön- temle gerçekleştirildi. Bayındırhk ve Iskân Ba- kanhğı'nın, İmar Yasası'nın 45. maddesine da- yanarak yaptığı bu işlem, önce Yalova'da ger- çekleştirildi. Yalova'run mücavir alaru içinde bu- lunan Sultaniye, Gacık, Taşköprü, Denizçah, Kı- lıç ve Kabakh köyleri, "bdediye Urafıodan iyi denetlenemediği" gerekçesiyle Istanbul VaMliğı'- nin denetimine verildi. Yalova Belediyesi, bu iş- lemin iptali için tstanbul tdare Mahkemesi'nde dava açtı. Belediyenin avukatı Ceyhan Mumcu başvurusunda, mücavir alanlann belediyelerin kontrol ve sorumluluğuna verihniş alanlar oldu- ğunu belirterek Istanbul'a Uişkin pek çok soru- nun üstesinden gelmede tıkanmaya ve kilitlen- meye uğrayan vahliğin bu ytizden bu mücavir alan hizmetine talip ohnadığını da anımsattı. Başvuruda şöyle denildi: "Anılan böJge Yalova Belediyesi'nin artan nü- fusunun iskânı için gereklidir. Bu alana götürü- len bütün yerel hizmetler Yalova Belediyesi'nce yurütülmektedir. Bu köyler ile Yalova Belediyesi ve beldesi arasmda sosyal-ekonomik bütüniük vardır. Bu alanın tstanbul Valiligi Ue asayiş hiz- metleri dışında hiçbir bagı yoktur. Bu alan Ya- lova'nın artan nüfusunun doğal olarak geliştiği hızla başlanmıştır. Vilayet bu inşaatlara hiçbir denetleme yapmamıştır. Müvekkil belediye ise buradaki bütün imar faaliyetlerini denetleme gayreti içindedir" denildi. Bu alanlann lüks nitelikteki yapılaşmanın ol- duğu, sanayi kuruluşlannın bulunduğu bir böl- ge oldugu da belirtilen başvuruda, "Bölgede bazı sanayi kuruluşlannın Yalova Belediyesi'nin de- netiminden rabatsız olmaya başladıklan ve Ya- Yalova'nın mücavir alam içinde bulunan Sultaniye, Gacık, Taşköprü, Denizçalı, Kıhç ve Kabakh köyleri "belediye tarafından iyi denetlenemediği" gerekçesiyle tstanbul Valiliği'nin denetimine verildi. Yalova Belediyesi bu işlemin iptali için İdare Mahkemesi'nde dava açtı. ve yerleştigi, bu yiizden Yalova'nın artan nüfu- sunun gereksinme duydugu ek bir alandır. Oy- sa ki tstanbul belediye sınırlan ile bu alan ara- smda doğal bir sınır vardır. Bu da Marmara De- nizi'dir." Bu işlemin ardından valiliğin bu alana hiç hiz- met götürmediği, hemen hemen hiç denetimde bulunmadığı, ancak kaçak yapılaşmanın hızlan- dığı da belirtilen başvuruda, "Örneğin Taşköp- rü Ue Kılıç Köyü'nün mücavir alandan çıkanl- masından hemen sonra, kaçak inşaat yapımına lova Belediyesi'nin 1984'fcenberi bu kumluşla- nn yasal olmayan imar taleplerini reddettigi, bu kuruluşlann yarattığı çevre sorunlanaa karşı ön- lemler almaya başladıfı da bilinmektedir" denildi. "Hukuka açıkça aykın olan bu işlemin" ip- tali istenen başvuruda, bu işleme dayanak oluş- turan, Imar Yasası'nın 45. maddesinin son iki cümlesinin de anayasaya aykın oldugu belirti- lerek bunun da iptal istemiyle Anayasa Mahke- mesi'ne götürülmesi isteminde bulunuldu. Eski Çanakkale Belediye Başkanı tsmail Özay da Çanakkale Belediyesi'ne bağlı Kepez, Kusköy ve Güzelyah köylerine Uişkin imar yetkisinin be- lediyeden ahnarak Baymdn-hk Müdürlüğü'ne ve- rildiğini söyledi. Bu işlemin iptali için önümuz- deki günlerde dava açılacağını da kaydeden özay, bu köylerde özeUikle ANAP'hlann sahi- bi oldugu 10 kadar kaçak inşaat için yıkım ka- ran alındığını, bu kararlann Danıştay tarafın- dan da onandığını bildirdi. Söz konusu işlemin bu yıkım kararlannın hemen ardından ahnmış ohnasma da dikkat çeken özay, Güzelyah muh- tarhğının da bu işleme karşı olduğunu, bu ne- denle imza kampanyası bile açtıklanm söyledi. Bu işleme gerekçe olarak Kepez köyünün bele- diye yapılacağuıın gösterildiğini, ancak henüz or- tada ne böyle bir karar ne de köy halkuıın gö- rüşünün almacağı bir referandumun yapıldığmı kaydeden özay, diğer iki köy için ise böyle bir durumun söz konusu bile ohnadığını belirtti. İktidann bu uygulamasımn ilk örneği Gire- sun'da yaşanmışü. Belediye Başkanı SHP'li olan Bulancak'ın mücavir alam, Bakanlar Kurulu ka- ran ile ANAP'lı Piraziz Belediyesi'ne verilmiş, ancak bu işlem Trabzon İdare Mahkemesi'nce iptal edilmişti. Piraziz'e verilen bu alan içinde yörenin en önemli ekonomik faaliyeti olan fın- dık işleme fabrikalan da bulunuyordu. DUNYADA BUGUN ALİSİRMEN Yugoslav Tragedyası Her şey gerçekten bir tragedyayı andırıyor. Yönetici katın- da insanlar, kan ve ateş içinde yoğrulup Alman faşizmine kar- şı v«rdikleri büyük savaştan sonra şimdiye değin yeryüzün- de görülmemiş bir çözümü karşılıklı saygı ilkesine oturtarak gerçekleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama yazgı sonunda yine egemen olacak ve Ante Markoviç'in özlediği, "Yugoslavya'nın Avrupalılaşması" gerçekleşmeyecek, yeri- ne yazgının getirdiği Balkanlaşma oturacak gibi görünüyor. Birçok kez gıttiğim Yugoslavya'da geçen yılın ekim ayın- da federal başbakan, ekonomiden sorumlu federal devlet başkanı ve federal hükümet adalet bakanı ile enformasyon bakanları ile de görüşmek olanağı buldum. Ülkeyi yakından tanıyan Avrupalı gazeteciler gibi ben de yetenekli ve dinamik yöneticilerine karşın bu ülkede bir yıla kalmadan, ayrılık rüzgârlarının fırtınaya dönüşecegi yargısı- na vardım. Yugoslavya'yı oluşturan cumhuriyetlerin ve Ö2erk bölge- lerin hemen hepsi federal hükümetten ayrılmak istiyor, ülke- nin dört bir yanında şovenizm rüzgârları esiyordu. Oysa Yugoslav sistemi, etnik mozayiği bir arada yaşatmak için gerçekten şimdiye dek görülmemiş bir sistemi uygula- maya koyulmuş ve ekonomik gelişmeye koşul olarak siste- mini yaşama geçirmeye başlamıştır. Herhangi bir etnik gru- bu çoğunluk içinde eritmekten çok, her birinin kültürel zen- ginliklerini ve geleneklerini koruyarak uyum içinde, birbirte- rine saygı çerçevesinde yaşatmaya yönelikti sistem. Ne var ki Sovyet modeline oranla biraz daha az merkezci olan özyönetimci sistem yine de hantal parti bürokrasisini kıramamış, hoşnutsuzlukların artmasına neden olmuş, öte yandan başlarda ideal gibi görünen (oysa hiçbir sistem ide- al degildir) özyönetım modelı, yatırımların artmasını sağla- yamamış, ülkenin dış politik bağlantılan ile bütünleşen eko- nomik sistem sonucunda, ne sosyalist ne de pazar ekono misi olan garip bir model ortaya çıkmıştı. Bu durum, Doğu Avrupa ülkelerine oranla daha ileride ol- masına karşın pazarın yine de dış güçlerle rekabet edemez olmasına, öte yandan da dış ticaretin verimsizleşmesıne ne- den olmuştu. Yugoslavya'nın yaratıcısı ve yüzyılımızın en büyük devlet adamlanndan biri olan Jozip Boris Tito, sistemdeki aksak- lıklara tanı koymuş, ama ileri yaşı dolayısıyla hantal meka- nizmayı harekete geçirecek politikayı oluşturamamıştı. Bu yüzdendir ki Yugoslavya'da sistem, ekonomik olarak bozulmaya doğru yönelirken etnik gruplar mozayiğinde gö- rünürdeki uyumu da Tito'nun ölümünden sonra bozulmaya başlamıştı. Gelişmelenn en ilginç yanı ise ekonomik ve sosyal neden- lere dayalı olan bunalımın, şoven bir görünüme çabucak bü- rünmesi olmuştur. Bu gelişmede, Yugoslavya'nın çoğulcu olmayan yapısının etkisi oldugu yadsınamaz Gerçekten de tek parti yönetimi içinde kişiler ya da gruplar çoğulculuğu etnik yapılarda ara- maktaydılar. Gerçi Yugoslavya'da bir tek komünist partisi var- dı. Ama gerçekte ne kadar cumhuriyet ve özerk bölge var ise o kadar çok komünist partisi oldugu söyienebilirdi. Hatta belli başlı yayın kuruluşları bile etnik kökenleri ayrı gruplar arasında bölüşülrnüştü. Belki de çoğulcu bir siyasal yapı, bu sorunların aşılmasını daha da kolaylaştırabilirdi. Bu yönde bir uygulama için ha- rekete geçildiğinde ise kemikleşmiş sorunlar ve tutumlar kar- şısında geç kalı.tmıştı. Yine de bu yapısal bozukluk, şovenizmin böylesine şah- lanışını açıklamakta yetersiz kalmaktaydı. 20. yüzyılın dördün- cü çeyreğinde gelişmiş sanayi ülkelerinde bile patlak veren şovenist akımların (örneğin Fransa'daki Korsika bağımsızlık hareketi) vartığı insanlığın teknolojik ileriemesine bakıldığında gerçekten hazin bir görünüm oluşturuyordu. Yugoslavya'da şovenizm, bir bulaşıcı hastalık gibi yayılı- yor. Bir grubun şahlanan şovenizmi, kaçınılmaz olarak öbür grubu da kendi içinde, kendi küçük kişiliğini aramaya itiyor. Nitekim, Kosova'da patlak veren olaylar, öte yandan en ge- lişmiş cumhuriyet olan Slovenya'nın, en geri bölgelerin işçi- lerini ve doğal kaynaklarını kullanmakla sağladıkları avan- tajlan görmezden gelerek, ekonomik çıkarlarını Yugoslavya 1 dan bağımsızlıkla daha iyi koruyacaklarmı sanma yanlışına düşmeleri, Tito'nun ülkesinde milliyetçilik hareketlerinin hızla yayılmasına yol açtı. En tehlikeli gelişme ise çoğunluğu oluşturan Sırpların, Mi- loseviç ile birlikte, vahşi şovenizm yanşmasında öncülüğü kapması oldu. Olayların vardtğı bu noktada, Yugoslavya'nın Balkanlaşma- sını engellemek bir mucizeye bağlı kalmış gibi görünüyor. Yazgının tannsı bir kez daha insan istemine egemen olmuş ve tragedyanın dokusu örülmüştür. Yugoslavya olayından çıkarılacak üç önemli ders var. Bun- lardan birincisi, bir şovenist hareketin şahlanmasının otomatik olarak kendi karşıtı başka bir şovenist hareketi canlandıra- cağıdır. İkinci ders ise etnik sorunların yalnızca siyasal yön- temlerte, anayasal veya yasal, hatta kültürel bağımsızlıkla çö- zülemeyeceği, kesinlikle ekonomik gelişmeyle koşut birge- lişmenin sağlanmasının zorunlu olduğudur. Uçüncü ders ise insanların sorunlarını etnik çözümlerde aramamaları için ço- ğulcu sistemin şart olduğudur. Türkiye'nin, Yugoslavya'daki gelişmeleri dikkatle izlemesi ve gereken dersleri çıkarması zorunludur. KlSA KISA • MİT eski daire başkanlanndan Mehmet Eymür'ün oğlu Alp Eymür, Şahin Hasırcıoğlu adlı arkadaşını "kazayla vurarak öldürdüğü"savıyla yargılandığı^davada, "tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu.adam öldürmek" suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptınldı. Ancak bu ceza, 1 milyon 78 bin 333 lira para cezasına çevrildi. Mahkeme heyeti, sanığın sabıkasız ve öğrenci olması gibi gerekçelerle bu cezayı da erteledi. • Yasadışı sol bir örgüte üye oldugu bildirilen 6'sı öğrenci 7 kişi yakalandı. Ankara Emniyet MüdUrlüğü'nden yapılan açıklamaya göre yakalanan kişiler, 3 ocak işçi eylemini desteklemek için bildiri dağıtmak, esnafı dolaşarak kepenk kapatmalan için propaganda yapmak ve üyesi olduklan örgüte ait bildirileri dağıtmakla suçlanıyorlar. • Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi'nde ilk kez bir hastaya canlı doku nakledildi. öğretim görevlisi Dr. Erdal Tuğsel tarafından gerçekleştirilen nakil, Doğu ve Güneydoğu Bölgesi'nde "ilk" obna özelliği taşıyor. Geçirdiği trafik kazası sonucu yüzünde geniş doku kaybı meydana gelen 19 yaşıadaki ~ Cahit Turgut'a, kolundan alınan parçanın damarları.boyun damarlarına dikildi. • Devlet Bakanı Cemil Çiçek'in kişilik haklanna hakaret edildiği gerekçesiyle Genel Maden-lş Sendikası Genel Başkanı Şemsi Denizer ve Sabah gazetesi aleyhine açtığı 50 milyon liralık tazminat davasına Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde başlandı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog