Bugünden 1930'a 5,427,121 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CUMHURİYET/14 19 MART 1991 Açıkoturuııı Üniversitelerde mütevelli heyetliyönetim sorunu Gelişen üniversite doğururTERZİOĞLU Üniversiteyi devlet yönetiyor. Her şeye müdahale ediyor. Bu müdahalenin asgariye indirilmesi gerek. Devlet üniversitede öğretim kalitesi ile ilgili olarak müdahale etmeli ama üniversite, faaliyetlerinde özgür olmalı. INAN Üniversite devlet tarafından kurulmaz. Kendiliginden koşulları varsa doğar. Gelişen üniversite doğurur. Bilkent'i Doğramacı kurdu deniliyor. Hayır Bilkent'i ODTÜ doğurmuştur. ASELSAN'ı da ODTÜ doğurmuştur. KAYA Üniversiteye ayrılan kamu kaynaklanmn azalması ve üniversitelerin kaynak için dışanya yönelmesi, öncelikle sosyal bilimcileri sıkıntıya düşürüyor. Çünkü sanayinin sosyal bilimlerden talebi oldukça sınırlı. ODTÜ Matematik Böiümü öğretim üye- si Prof. Dr. Tosun Terzioğlu, ODTÜ Elek- tronik Mühendisliği Böiümü öğretim uye- si Prof. Dr. Kemal tnan ve ODTÜ Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi Böiümü öğretim üyesi Doç. Dr. Rafit Kaya "üniversitede mütevelli heyetli yönetim sancısı"m tarttş- tılar. Otummu Gtncay Şaylan yönetti Ş A Y L A N : Efendim üniversite ber yerde soruniu bir kunım haline geldi, Ba- tı ülkelerinde bir değişim ya da donüşüm- gereksinraesi gündeme geldi deniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunnz? I N A N : Benim iyi biidiklerim daha çok Amerikan üniversiteleri. Gerçekten Amerikan üniversiteleri açısından yeni bir döneme girilmiş gözüküyor, bu sanıyorum diğer Batı ülkelerinde de geçerli. Yeni dö- nemin özelliği, üniversitelerde yapılan araş- tırmaların eskiye oranlanmayacak ölçüde ticarileşmesi olarak tanımlanabilir. Özel- likle şu anda gözde bölümler sayılan biyo- kimya, biyoteknoloji ve elektronik gibi dal- larda sözünü ettiğim ticarileşme çok etkin- lik kazanmış gözüküyor. Artık üniversite öğretim üyeleri makale ya da bilimsel teb- liğ yazmaya değil, fîrmaiara proje teklifl yazarak zamanlannı geçiriyor. Üniversitelerin ticarileşmesi öğretim üye- si bulma politikaiannı da etkileyip değiş- tirmiştir. Şimdi üniversitelerin öğretim üye- si alırken dikkat ettikleri şeylerden biri o kişinin ne kadar para getireceği yani iş dün- yası ile ilişkileri ve bağlantılan olmaktadır. Ş A Y L A N : Sayın Terzioğlu siz Sayu tnan'ın çizdiği görüntü konusunda ne di- yorsunuz, eğer ticarileşme böylesine kap- samlı bir hale gelmiş ise bu durum temel bilimterde, örnegin matematikte sıkıntıla- ra yol açmıyor mu? TERZİOĞLU: Ticarüeşme tabii ki temel bilimleri etkiledi. Bilim adamları, araştırmacılar kısa dönemde sonuçlandı- nlan proje ya da sonınlar üzerinde yoğun- lasmaya başladı. Doğnıdan doğnıya piya- saya, sanayiye yönelik olmayan çalışmala- n sürdürmek için kaynak sıkıntısı da çe- kilmeye başladı. Bunun yanında önemli ol- duğunu sandığım başka bir faktör var. Şimdi ticarileşmeye ek olarak özellikle Av- rupa'da nüfusun yaşlanmasından, genç nü- fusun azalmasından kaynaklanan bir so- run yaşanıyor. Temel biliînlere artık öğrenci gelmiyor. Bunun yanında laboratuvarlı araştırmalar giderek pahalılaşıyor, çünkü araç gereç maliyetleri hızla yükseliyor. Zen- gin ülkelerin zengin bütçelı üniversiteleri b'ile gerekli kaynakları bulmakta zorlanı- yor ve tabii ki bu durum dışandan verilen ticari projelere yönelmeyi teşvik ediyor. Ş A Y L A N : Sayın Terzioglu temel bl- Hmlerde, matematikte sdunüya ddşmek or- ta ya da uzun dönemde teknolojik geliş- meleri sınırlamayacak rtu? Teknolojinin ge- lişmesi esas olarak temel bilimlerde atılım yapmaya baglı değil mi? T E R Z İ O Ğ L U : Evet tabii bu sorun yaşanacak. Nitekim daha şimdiden bazı büyuk sanayi kuruluşları matematikçileri üniversiteden aimaya başladılar. Kendi bünyelerinde calıştınyorlar ve matematikçi, şirkette üniversitede yaptığını yapıyor. Ör- neğin Almanya'da 35-40 yaşlannda birçok matematikçi üniversiteden ayrılıp sanayi kuruluşlarında çahşmaya basladı. Ş A Y L A N : Sayın Raşit Kaya sosyal bilimlerde neler oluyor? Eğer üniversite ti- carileşiyorsa bu gelişmenin en biiyük dar- beyi sosyal bilimlere vurduğu söyleaebilir mi? KAYA: Üniversitelere aynlan kamu kaynaklanmn azalması ve üniversitelerin kaynak için dışanya yönelmesi öncelikle sosyal bilimleri sıkıntıya düşürmüş gözü- küyor, çünkü sanayinin sosyal bilimlerden talebi oldukça sınırlı. Dünyanın her yerin- de sosyal bilimlerin bir sıkıntı yaşadığı ger- çektir. Şimdi şu noktanm önemli olduğunu sa- myorum. Evet Batı'da da en zengin ve ge- rnmlu hale getirebilecek mi? Î N A N : Türkiye'de üniversite olma özelliği taşıyan kunım sayısı gerçekten çok azdır ve üniversite adı taşıyan birçok ku- rum bu, kategoriye girmemektedir. Üniver- site öyle devlet tarafından kurulmaz, ken- diliginden, koşulları varsa doğar. Gelişen üniversite doğunır. Bilkent'i Doğramacı kurdu deniyor. Hayır Bilkent'i ODTÜ do- ğurmuştur. ASELSAN'ı da ODTÜ doğur- muştur. Bir üniversite araştırma ortamı olu- şunca, insanlar araştırmacı olarak yetişme- ye başlayınca üniversite dışanya insan ih- raç eder ve yeni üniversite doğar. Üniver- siteye kimlik veren araştırma ortamını bir iklim sorunu olarak tanımlamak mümkün- dür. Bu öyle bir iklimdir ki öğretim üyele- ri sürekli olarak araştırmaya, yeni bilgiler üretmeye yönelir. Şimdi yasa tasarısına ba- kıyoruz ve "toplumda temayiız etmiş" ki- şilere üniversitenin yönettirilmek istendiğini görüyoruz. Kimdir bu dolaysız biçimde yö- lerimizde de kritik kütlenin altına düşüle- cektir. Atamayı yapacak kişinin şu ya da bu ölçüde iyi niyetli olması hiçbir şeyi de- ğiştirmeyecek, üniversitelerimiz için zaten olumsuz gözüken ortam daha da sorunlu hale gelecektir. Ş A Y L A N : Üniversitenin özgiin işle- vini yerine getirmesi için iızerinde hiçbir denetimin olmaması gerektigini mi savu- nuyorsunuz? I N A N : Hayır, bunu savunmuyorum. Üniversite mali özerkliğe sahip olmalı, yani kendisine aynlan kaynağı çabuk, formali- tesiz ve kendince belirlenen verimlilik an- iayışı doğrultusunda kullanmalıdır. Ama tabii bu kullanım konusunda bir yerlere he- sap vermelidir. Örneğin bu bir yasama ko- misyonu olabilir, başka türlü bir kurul ola- bilir. Ama sürekli olarak hesap verilmeli, ne yapıldığı, yayın olarak öğretim olarak, araştırma olarak, bilgi üretimi olarak or- taya konulmalıdır. lına kadar ODTU kendi kendini yönetti ve dönemin tüm olumsuz koşullarına karsın bir üniversite atmosferi yaşatılıp geliştiril- di. Tasanya baktığımızda, tam anlamı ile Amerikan sistemini getirdiğini de söyleye- meyiz. Amerika'da mütevelli heyet üniver- siteyi yönetmez, ama örneğin rektörü se- çer. Rektör seçimi 6 ay ile 1 yıl süren, aşa- maları belirlenmiş formal bir süreçtir ve şeffaftır. Bir kısım eyalet üniversitelerinde de rektörler doğrudan halk tarafından se- çilir, secilen heyet bir şirket yönetir gibi üni- versiteyi yönetmez. KAYA: Ben önce YÖK Yasası'na kı- saca değinmek istiyorum. YÖK başlangıç- tan itibaren çok tartışıldı ve öğretim üye- lerinin çoğunluğunun tepkisine neden ol- du. Bunlar hakb tepkilerdi ve sistem sürekli olarak değiştirildi, çünkü işlemiyordu. Yeni tasan ise sorunlara, sıkıntılara cevap vere- cek özellikler taşımıyor. Mütevelli heyet sis- temi çok farklı koşullan olan bir ülkede za- Prof. Kemal tnan, Prof. Tosun lerzioglu ve Prof. Raşit Kaya, YÖK Yasası'nda yapılacak degişiklikle gelirilmek istenen'mütevelli heyetli üniversite sistemini tarttştıiar. lişmiş ülkelerde de bir üniversite sorunu ya- şanıyor, birtakım dönüşümlerin sancısı çe- kiliyor. Ama oralarda tartışılan konular ya- ni yaşanıJan sorun ya da sanalann içeriği Türkiye'deki üniversite sorunundan çok farklı. Bizdeki sorunlar orada yaşanmıyor, bunlar çoktan aşılmış gözüküyor. ŞAYLAN: Efendim TBMM'de gend kurula inmeyi bekleyen bir yasa tasan&ı var. Bu tasarı yıilardır uzerinde tartıştıgımız YÖK sistemini radikal bir biçimde değiş- tiriyor. Değişikliklerden biri gelişmiş üni- versitelerimize Amerikan üniversitelcrine özgü mütevelli heyet eliyle yönetim düze- ni getirmesi. Sizler ODTÜ'den geliyorsu- nuz, Türkiye'de yaşanan mütevelli heyet de- neyimini iyi biliyorsunuz. Sayın tnan, ta- san ile getirilmeye çalışılan mütevelli he- yet yönetimi nasıl çalışacak, gerçekten id- dia edildiği gibi üniversitelerin toplumla bagJantılannı kunıp onlan topluma so- netecek temayüz etmiş kişiler? Hiçbir öl- çü ya da kriter getirilmemiştir. Halbuki ta- nımlamaya çalıştığım iklimde belli tür in- san ilişkileri, belli tûr değer yargıJan ve de- ğer ölçüleri oluşmuştur. Bü iklimi başka yerde bulmak mumkün değildirjPışarıdan atanan, araştıncı için yapay ya da önemli olmayan unvan ya da rütbeler taşıyan yö- neticeler iklimin değer yargılan ile uyuşa- maz. Ayrıca daha önce yaşanan deneyle- rin gösterdiği gibi siyasi kimliğe sahip ki- şilerin yapacağı atamalarda siyasi denge ve çıkar hesaplannın, fırsatçılığın ağır basa- cağı söylenebilmektedir. Sonuç olarak dı- şandan atanacak bu temayüz etmiş yöne- ticiler ile elde etmek istenen verime, değer yargıianna ters düşen bir gelişme kaçınıl- maz olacaktır. Korkanm, dışandan atan- mış yöneticiler nedeni ile bozulan araştır- ma iklimi bazılannın üniversiteden ayrıl- masına yol açacak ve gelişmiş üniversite- Ş A Y L A N : Sayın Terzioğlu, acaba ODTU'nün gelişmesinde ve seçkin bir üni- versite haline gelmesinde başlangıçta uy- gulanan Amerikan modeli yönetiminin oluralu katkılan olmuş mudnr? TERZİOĞLU: ODTÜ'nan kurulu- şunda rektörlük yapan Kemal Kurdaş ve mütevelli heyet üniversiteden gelmemişti, ama Kemal lnan'ın sözünü ettiği araştır- ma iküminin önemini çok iyi kavramışlar- dı, değerleri çok iyi özümsemişlerdi. Kur- daş, kritik karar noktalanna bilim adam- lığına saygı duyulan kişileri getirmişti ve yönetimde de sürekli onlara danışarak iş yapmıştı. Ancak mütevelli heyet sistemi ODTU'de 1970'li yıllann ortalanna doğru tikanmaya başladı ve bir süre sonra işlemez hale geldi. Bunun nedeni yeni atanan yö- neticilerin siyasal tercihlerine dayanarak üniversiteyi belli bir yöne çekme gayretle- ri içine girmeleriydi. 1977 yihndan 1982 yı- man içinde oluşmuştur. Şimdi bu sistemin uygulandığı ülkenin ilerf olmasına bakıla- rak, hiçbir araştırma ve irdeleme yapılma- dan modelin transplantasyonunun Türki- ye'de de olumlu sonuçlar vereceği varsayı- İıyor. Halbuki Türkiye'de yaşanan bir OD- TÜ deneyi var. Eğer ODTÜ iklimini koru- yabilmis.se, bilimsel dinamikleri en olum- suz ortamlarda da işletebilmeyi bâşarmış- sa bu büyük ölçüde ODTÜ öğretim üyele- rinin mütevelli heyetlerine karşı sürdurdü- ğü mücadeleler sayesinde olmuştur. Yani ODTÜ mütevelli heyet sayesinde ODTÜ ol- mamış, mütevelli heyetlere karşı mücadele ederek kimliğini korumayı başarmıştır. Ye- ni tasanya bakınca çok büyük sıkıntılann gündeme geleceğini görebiliyorum. Geçen yıllarda bir vakıf üniversitesi kurmak iste- yen sonra vazgeçen Sayın Sakıp Sabancı gerekçesini "davul benim boynnmda tok- mak başkasımn elinde" sözleri ile açıkla- mıştı. Şimdi bu tasan ile yine tokmak üni- versiteye degil, özellikleri bilinmeyen kişi- lere verilecek ve bu kişiler kamu kaynak- ları uzerinde kesin tasarruf yetkisine sahip olacak. Bunun sakıncalanru tartışmaya bile gerek yok. Ş A Y L A N : Ancak üniversitenin bir ti- kanmaya girdiği de açık. Peki ne yapmak, nasıl bir düzenlemeye gitmek gerek? İ N A N : önce YÖK Yasası'nm bir ne- gatif yasa olduğunu saptamak gerek. 1970'li yıllardaki siyasal kutuplaşmaya, bu- nun üniversite uzerinde yaptığı etkilere ba- kılmış ve üniversitenin ne yapmasını değU, ne yapmamasını esas alan bir düzenleme olarak YÖK çıkarılmış. Şimdi artık bir po- zitif yasa yapmak gerekiyor. Yani üniver- sitelerin gelişmesini, verimli kuruluşlar ha- line gelmesini sağlamalayız. Asiında tasa- rı tümüyle olumsuz değil, birçok iyi niyet göstergesi taşıyor. Yüksek teknoloji ensti- tüleri pozitif bir yasa yapma eğilimini gös- teriyor. Ama tümü ile bakıldığında duva- ra ça/pacağı söylenebiliyor. Ben bir de üni- versite sayısının artması üzerine kısa bir şey söylemek istiyorum. Türkiye'de insanlar statü sancısı çekiyor ve bunun için bir üni- versite diploması edinmek istiyor. Ama bir üniversiteden mühendislik diploması alan bir çocuk daha sonra mühendisliği öğren- mek için yeniden üniversite giriş sınavına katılıp gelişmiş bir üniversitede öfrenci ol- maya çalışıyor. Toplumdan gelen üniversite kurma baskısına iktidar ve muhalefet iş- birliği yaparak direnmek zorunda. TERZİOĞLU: Bugün Türkiye'de üniversiteyi devlet yönetiyor, her şeye mü- dahale ediyor. Bu müdahalenin asgariye in- dirilmesi gerek. Örneğin devlet üniversite- deki öğretim kalitesi ile ilgili olarak mü- dahale etmeli, ama üniversite faaliyetlerin- de özgür olmalı. Bir çerçeve yasa olmalı, bunun içinde sadece ana hatları ile üniver- sitenin nasıl yönetileceği akademik özgür- lükler ve bunlann kullanımı gibi hususlar belirlenmeli, üniversiteler kendi düzenlerini kendileri kurmalıdırlar. Ben kalitenin çok önemli olduğunu dü- şünüyorum. örneğin TUrk, Amerikan, Pa- kistan üniversitelerinden alınan matema- tik diplomalan eş değer değilse ve böyle ka- bul edilmiyorsa ülke içinde o diplomanın geçerlik taşımasının hiç anlamı yoktur. üniversitede evrensellik ölçütü geçerli ol- malıdır. KAYA: Üniversite ile ara kademe in- san gücü yetiştiren meslek yüksek okulla- rı aynmmın çok önemli olduğunu düşünü- yorum. Daha çok ikinci gruba giren kuru- luşlar üniversite evreninden çıkanlırsa, üni- versiteye aynlan kaynağın yeterliliği daha sağlıklı bir biçimde tartışılabUir. Bence mü- tevelli heyet sistemi meslek eğitimi veren kuruluşlarda işleyebilir. Eğitilmiş is gücü- ne gereksinme duyan iş dünyası, sermaye; bu eğitim-öğretim kurumlannın yönetim- lerinde rol alabilir ve Tınansman sorunla- rının çözümünde katkıda bulunabilir. HABERLERİN DEVAMI En büyük darbes, turizme (Baştarafi 1. Sayfada) 1989'da Türkiye'ye gelen 204 bin Amerikan turistinin sayısm- da 1990'da en ufak bir değişme olmadı. 1990 "Körfez bunalımı"na kı- yasla Amerikalı turistin Türki- ye'ye gelmeyişi General Schvvarz- kopfun Irak'ı bombalamaya başladığı ocak 199I'de daha da belirginleşti. 1989 ocak ayında yaklaşık 6 bin, 1990'da 6.400 Amerikan turist ve isadamı Türkiye'ye gelirken bu sayı 1991 ocağında yüzde S4.S azahşla 3 binin altına düştü. 8 milyar dolarhk hayal Savaşın bittiği şu günlerde Tu- rizm Bakaru tlhan Aküzüm, 1991 yıü hakkında, "Herkes ha- ar oisnn, önümüzdeki yıllar tek kellmeyle mubteşem olacak. 1991 yılında turizmden 8 milyar *olar kazanacagız" diyor. Sayın Turizm Bakanı geçirdi- |i kazanın sonucu olarak her- halde bu sözleri "tek ayak" uze- rinde söylemiş olsa gerek. Kendisine ve ister istemez Türk turizmcilerine maalesef sa- vaş kadar çok kötü bir haber vrrmek istiyorum. 1990 Körfez bunalımı ve 1991 Körfez savaşmdan sonra Türk turizmi bu kez ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan önemli bir dar- be yedi. "Terör darbesi" diyebi- leceğimiz bu olaydan Turizm Bakanlığı ile Türk turizmcileri- nin şu ana kadar pek haberleri- nin olduğunu doğrusu sanmıyo- rum. ABD Dışişleri: riiridye'ye gitmeyin Irak'a hava saldınlannın baş- ladığı 16 ocak günü ABD Dışiş- leri Bakanlığı, Amerikan vatan- daşlanna bir uyarı yayımlayıp aralannda Türkiye'nin de bulun- duğu bir grup ülkeye "Gitmeyin" dedi. Bu biîdirinin anlam ve önemi- ni anlatmak için biraz gerilere gitmek gerekir. En ufak siyasal, toplumsal ve sağlık olaylanna karşı "pimpirikli" olan vatanda- şını Amerikan devleti korur ve kollar. Bu nedenle ABD Dışiş- leri Bakanlığı zaman zaman dış turizm ile ilgili "uyanlar" ve "önlemler" yayımlar. örneğin Romanya'daki ünlü ayaklanma günlerinde ya da Pa- nama olayları sırasında ABD Dışişleri, "Can ve mal güvenli- ği açısından bu ülkelere gitme- yin" uyansında bulunmuştur. Bu çağnsıru da pasaport veren kuruluşlann duyuru tahtalanna astınr, gazetelerin pazar günkü turizm eklerinde yayımlatu-, ül- ke dışmdaki Amerikan temsilci- liklerine ve tüm Amerikan seya- hat acentelerine yazılı olarak bil- dirir. Amerikan vatandaşlarına "Aynlıkçı teröristlerin gelişi- güzel ateş açmaları nedeniyle Türkiye'nin Güneydoğu Bölge- si'ne gidilmesine ilişkin önkmler" de aynı yöntemle bir- kaç kez duyurulmuştu. Ancak bu 'Türkiye'ye gitmeyin" uyarı- sından daha çok, Amerikab tu- riste "Türkiye'nin bu bölgesine giderseniz tedbirli olun" mesajı ile sınırlıydı. Oysa ABD Dışişleri yeni ge- nelge ile Türkiye'yi, "Amerikan rnristlerine yönelik bekJenmedik terör o)a)1anna sahne olabilecek tehlikeli bir ülke" kategorisine almış oluyordu. Üstelik "önlenı" değil, "uyan" sınıfına sokuldu. Türkiye ile birlikte bu "tehlike- li ülke" grubuna giren öteki Av- rupa Ulkeleri arasında Estonya, Litvanya bulunuyor. Ortadoğu ülkelerinden bu gruba Irak, İran, Lübnan, Ürdon, Kuveyt, Iibya ve Doğu Kudüs giriyor. Listede Yunanistan hiç yok, Kıbns ise sadece "tedbirli" olun- ması gereken Ulkeler listesinde yer alıyor. Bu arada kendileri ile telefon- la konuştuğum Washington'da konu ile ilgili Amerikalı diplo- matlar "bu uvannın daha uzun bir süre uyguiamada kalacağını ve karan kaldıracak ikinci genel- genin ne zaman yayımlanacağı- nı bilmediklerini" söylediler. Amerikah diplomatlar, "Üs- telik bu genelgeden sonra Tür- kiye'de bu kararımızı doğrula- yan iki önemli terör olayı yaşan- dı. Adana'da bir Türkle evli Amerikalı zenci gümriikçü Bob- bie Eugene Mozelle'nin öldüriil- mesi ve tzmir'de Yarbay Alven Macke'in yaralanması gibi iki olay genelgemizin haklılığını or- taya koydu'" haurlatmasında bu- lundular. Bu nedenle Türk turizmcileri Saym Aküzüm'ün 1991'de 9 milyar dolarhk turizm geliri sağ- lanacağı yolundaki hayaline ka- pılmadan önce, lütfen ya Ame- rikan Seyahat Acenteleri Birliği (ASTA) ya da Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı'nın "Citizen Emergency Center"ın 202- 647 52 25 numaralı telefo- nuna sorup Türkiye'yi de içeren bu genelgenin vehametini öğren- sinler. Bundan sonra da 1991'de Saym Bakaıun bu vaadine kıyas- la ancak üçte birinı aJacağını da- ha gerçekçi olarak takdir edebi- ürler. Türkiye'ye gelen Amerikalı turistlerin sayısında ocak ayın- da geçen yılın aynı ayına kıyas- la görülen yüzde 54'lük düşme- de, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bu duyurusunun etkisi henuz ol- marmştı. Bu düşme, doğrudan doğnıya "Çöl Fırünası" savaşı- mn etkisiydi. "Terör" uyansınm asıl etkisi ise önümüzdeki aylar- da görülecekti. 1990 yıhnda Körfez'deki bu- nalıma karşın yine de bir önce- ki yıla kıyasla Türkiye'ye gelen paralı Avrupalı turist sayısında yüzde 6.8 oranmda artış sağlan- dı. Rezervasyon iptalleri olma- saydı bu oranın yüzde 20'lere ulaşması doğal görünüyordu. Buna karşıhk savaşın Avrupa- lı turist üzerindeki gerçek etkisi 1991 ocak ayında görüldü. 1990 ve 91 ocak rakamları kıyaslan- dığında Avrupalı turistin ülke- mize gelişindeki düşüş oranı yüzde 40*8 yaklaşıyordu. îster inanın ister inanmayın Körfez savaşının başladığı 16 ocağın hemen ertesi günü dün- yanın en önemli müzelerinden biri olan Topkapı Sarayı'm ziya- ret eden bir tek turist dahi yok- tu. Ankara Anadolu Uygarlık- lan Müzesi'nin bir günlük hası- latı ise sadece ve sadece 8 bin li- racıktı. Türkiye'ye gelen Ortadoğu kökenli turistlerin toplammda 1990 yılında yaklaşık yüzde 4'lük bir azalış olurken işin il- ginç yani Iraklı turist sayısındaki artış yüzde 24'c yaklaşıyordu. Bu rakama Irak'tan yapılan si- yasal sığınmaJar dahil değildi. Buna karşılık iki yılın ocak ay- ları kıyaslandığında Ortadoğu- lu turist sayısındaki toplam dü- şüş yüzde 31'di. Sultanahmet'teki dönerciler günde 80 kilo kadar döner ke- bap satarken günlük satışlan 10 kiloya kadar düşmüştü. Çevre- deki yerel esnaf olmasa bu mik- tar bile satılamayacaktı. 31 aralık tarihi itibanyla Tu- rizm Bakanlığı'nca yapılan ön tahminlerde turizm sektörünün 1990 zarannm 1 milyar, 1991'de ise savaşın bir yıl sürmesi halin- de zarann 3.5 milyar dolar ola- cağı hesaplanmıştı. Daha sonra Devlet Planlama Teşkilatı'nca yapılan daha ger- çekçi rakamlarda turizm sektö- rünün kayıplan 1990 için 400 milyon dolar, 1991 için 1 milyar dolar olarak tahmin ediliyordu. Türk turizmi patlanuştı, ama büyük bir baionun patlayışı ya da "Patriof'un, "Scud" füzesi- ni havada yakalaması gibi. Yarın: Tnrist dövlz, Romen turist AIDS getirir 'Barbara Bush Türkiye'ye gelsirf (Baftarafı 1. Sayfada) tesi yöneticisi, tur operatörlen, yabancı gazetecilerin katıldığı ve Seyahat Acenteleri Birliği (TUR- SÂB) ile Turizm Bakanlığı'nın ortaklaşa düzenlediği "Dnnya Turizm Zirvesi" dün gerçekleş- tirildi. Hilton Oteli'nde düzen- lenen zirvenin açılışını yapan Turizm Bakanı tlhan Aküzüm, özal'ın turizmle ilgili çalışmala- nnı övdü. Ardından kürsüye ge- len Amerika Seyahat Acentele- ri Birliği Başkanvekili Voit GU- mere, Ozai'ın Körfez-politikası- nı övdükten sonra uluslararası seyahatlerin son dönemde terör korkusuyla azaldığını anlattı. Gilmore, ABD Başkanı'nın eşi- nin Amerikalılara seyahatlerin tehlikesinin kalmadığım göster- mek için önümüzdeki günlerde bir geziye çıkacağını belirterek "Sayın Özal, sizin de yakında ABD'ye gideceğinizi ögrendim. Bayan Bush'a rica edin, ilk ulus- lararası seyahatini Türkiye'ye yapsın" dedi. Daha sonra konu- şan iki yabancı acente yönetıcı- si, özal'ı överken rezervasyon- lann her yıl ilk üç ay içerisinde gercekleştirildiğini, bu yıl da Körfez savaşı nedeniyle Batı'da uluslararası gezilere çıkmama eğilimirun doğduğunu belirttiler. Cumhurbaşkanı Özal Ingiliz- ce yaptığı konuşmasında, Kör- fez savaşının sona ermesinden mutlu olduğunu anlattı. Irak'ın gücünün basın-yayın organları- nın haberleriyle abartıldığmı sa- vunan özal, "Savaş ne kadar kı- sa sürdüyse, ekonomik krizin et- kisi de o kadar kısa olacak" de- di. Özal, sözlerini, "Ben kara sa- vaşının 100 saat süreceğini söy- ledim. Ama Başkan Bush, Dışiş- leri Bakanı, hatta Genelkurmay Başkanı 100 gün süreceğini söy- lediler. Kendileriyle de göriis- tüm. Her üçü de aynı hatayı yaptılar. 100 saat lafı sonra çık- tı. Savaşla ilgili tahminlerim doğru çıktı" diyerek sürdürdü. "1991, turizm için iyi bir yıl olacak" diyen özal, "Türkiye! nin Avrupa için stratejik önemi devam etmektedir. Türkiye bn bölgede istikrar adasıdır" dedi. Toplantıya katılan se> r ahat acentesi yöneticileri şu görüşle- ri savundular: Otto Schneider (Alman Seya- ^Türkiye tamtımda geç kaldı 9 (Baştarafi 1. Sayfada) Türkiye, biz buradayız' derse, bu, biz Amerikalılar için Türki- ye'nin güvenli oluşunu ve Türk halkııun konukseverliğini göste- ren en iyi işaret olacaktır." Dün Ankara'da düzenlenen ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın da bir konuşma yaptığı "Dünya Turizm Ticareü" konu- lu toplantıya katılmak için Türkiye'ye gelen Alman Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Otto Scbneider, önceki akşam İstan- bul Sheraton Oteli'nde yapılan kokteylde sorularımızı yanıtla- dı. "Körfez savaşı bitti. Ama Türkiye henüz turizm savaşını kazanamadı. Türkiye bence bu turizm savaşını kazanmak için de hiçbir şey yapmadı" diyen Schneider, Türk turizminin en önemli müşterisinin Almanya olduğunu anımsatarak şunları söyledi: "Türkiye'nin Alman halkı için yaptığı hiçbir kampanya yok. Savaşı bütünüyle kaybettiniz de- miyorum. Yalnızca öteki ülkele- rin kaydettiği ilerlemenin çok gerisinde kaldıgınızı düşünüyo- rum. En azından şu andaki du- rum bunu gösteriyor. Türkiye, Almanya için hiçbir çalışma yapmadı. Ama öteki iılkeler el- lerinden gelen her şeyi yaptılar." 1990 yılında 1 milyon Alma- nın tatilini Türkiye'de geçirdiğini söyleyen Schneider, 1991 yılında da bu sayının yakalanması ge- rektiğini bildirdi. Savaş yüzün- den "kaybedilen" ocak ve şubat aylannda yaz rezervasyonlannın yüzde 40'ının yapıldığını belir- Körfez için diplomatik trafik sürüyor ANKARA (Cumhuriyet Bü- rosu) — Körfez savaşı sonrası diplomatik trafik sürerken Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Bü- yükelçi Kaya Toperi, bugün Emir Şeyh Cabir El Ahmet El Sabah'a Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın bir mesajını götürmek üzere Kuveyt'e gidiyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Kurtcebe Altpe- toçin ise Türkiye-AT Karma Parlamento Komisyonu'na ka- tılmak üzere bugün Brüksel'e uçacak. Bu arada Ankara'ya Körfez bağlantılı diplomatik zi- yaretler de sürüyor. Suriye Dışiş- leri Bakanı Faruk El Şara, Kör- fez savaşı bitiminden bu yana Türkiye'ye gelen altıncı üst dü- zeyli konuk oluyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi Kaya Toperi'nin Ku- veyt ziyareti, Irak'ın işgali nede- niyle 29 Ağustos 1990'da faali- yetlerine geçici olarak ara veren Türkiye Büyükelçiliği'nin açıl- masının hemen ertesine rastlı- ten Schneider, bu yüzden turist sayısında düşüş görülebileceği- ni söyledi. Geçen yıl Türkiye'ye Iskandi- nâv ülkelerinden 95 bin turist getiren Startur Fritidsresor adlı tur operatörünün yöneticisi Ulf Assel ise Türkiye satışlannın "iyi gittiğini", ama savaş yüzün- den 3,5 ayın kaybedildiğini söy- ledi. Amaçlannın geçen yılki sa- yılann yansını yakalamak oldu- ğunu açıklayan Assel, Türkiye 1 - nin yurtdışında tanınmamasın- dan yakındı. Assel, şunları söy- ledi: "Ben ülkenize defalarca gel- dim. Halkınız Müslüman, ama fanatik değil. Ancak bu dunımu Ulkenizi iyi tanımayan insanla- ra da anlatmanız gerekiyor. yor. Kuveyt Büyükelçisi Güner Oztek'in 17 mart pazar günü Su- udi Arabistan'dan Kuveyt'te geç- mesi sonrasında dünden itibaren yeniden faaliyete geçen Türkiye Büyükelçiliği'nin gördüğü hasa- ra İcarşın normal çalışma düze- nine en kısa zamanda döneceği bildirildı. hat Acenteleri Birliği Başkanı): Eğer geçen yılki kadar Alman turist Türkiye'ye gelirse mutlu olacağız. Fakat bunun gerçekle- şeceğine inanmıyorum. Türki- ye'nin Almanya'da halkla ilişki- ler gibi etkinlikleri yerine getir- mesi, iyi bir tanıtım kampanya- sı gerekiyor. Diğer ülkeler bunu yapıyorlar, Türkiye'nin de bir an önce buna başlaması gerekli. Çünkü insanlann yaz tatillerini gerçekleştirecekleri ülkelere ka- rar vermelerine çok az kaldı. Bahatıin Yücel (TÜRSAB Başkanı): Pazarlamanın ciddi bir şekilde ele alınması ve tu- rizmcilere düşük faizle kredi ve- rilmesi lazun. Bu, herkesin ge- çen yılki kayıplannı karşılama- sı için şart. Özellikle kuzey nlkelerinde ya- say-an insanlara bunu anlatmak gerekiyor. Türkiye'nin sivil bir toplum olduğunu anlatmanız gerekiyor. Eğer bu yapıürsa ber şey daha iyi olacak." Juan Carega Aynı toplantıda sorulanmızı yanıtlayan UFTA (Dünya Seya- hat Acenteleri Birlikleri Federas- yonu) Başkan Yardımcısı Juan Carega ise 1991 yılında Türkiyei ye yönelik turizm hareketi üze- rine düşüncelerini şöyle özetle- di: "Öncelikle kendi ülkem olan tspanya için söyleyeyim: tspan- yollar eskiye oranla Türkiye'ye çok daha fazla ilgi gösteriyorUr. İspanya, 1991 sezonunun ikind yansını kurtardı. Tabii sizin işi- niz bizden çok daha zor. Çün- kü insanlann tehlikenin tama- mıyla geçtiğine inanması lazun. Bunun için de tam şu sıralarda Türkiye'nin çok iyi tanıtım yap- roası gerek. Ben CN.N'de yapı- lan tanıtımın yeterli olabilecegi- ne inanmıyorum. Bence Türki- ye CNN kampanyası için biraz acele etti."
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog