Bugünden 1930'a 5,404,841 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CUMHURİYET/12 PAZAR KONUĞU 17 MART 1991 TÜSİAD'ın 'Kalkınma Stratejisi'araştırmasının başdanışmam Partha Ghosh: Kalkınmada anahtar, ulusal mutabakat"Belki ilk adım, ekonominin sorunları üzerine ülke çapmda bir tartışmayı başlatmaktır. Bu tartışma açık-uçlu bir tartışma değil de sonuç veren bir tartışma olmalı; uzun vadede yapılması gerekenler konusunda bir mutabakata ulaşmalıdır. Kısa vadede görüş ayrıhkları olması doğaldır. Ama uzun vadeli düşünürsek, doğudan veya batıdan, sağdan veya soldan da baksak, aslında aynı geleceğe baktığımız görülecektirî' TÜSİAD'm yakında kamuoyuna açıklanacak olan "21. Yüzyıla Doğru Türkiye" başlıklı kalkınma stratejisi araştırmasının başdanışmam Hintli uluslararası yönetim danışmam Partha Ghosh, araştırmanm temel vurgusunu böyle açıklıyor. Araştırma Servisi Şefimiz Şahin Alpay, Partha Ghosh ile TÜSİAD'm araştırması, Türkiye'nin ekonomik kalkınma çabasında temel üstünlükleri ve sorunlan üzerine konuştu. SÖYLEŞİ ŞAHİH ALPAY ~~~ lyın Ghosh, TÜSİAD hesabtna Tür- kiye'nin, gelecek yüzyılda müreffeh bir demok- rasi olması için hangi kalkınma stratejisini izle- mesi gerektiği konusunda bir araştırma yaptınız. öncelikle sormak istediğim soru şw Kalkınma stratejisi ile kastettiğiniz nedir? Öncelikle, kalkınma stratejisi ile kalkınma planı arasındaki aynm üzerinde durmak isterim. Bir- çok ülkenin kalkınma planı vardır, ama stratejisi yoktur. Beş yıl kadar önce Japon ve Kore ekono- mileri üzerindeki gözlemierim sonucunda kalkın- ma "stratejisi" kavramını geliştirdim. Bu ülkele- ri incelediğimde gördüğüm şuydu: Bu ülkeler dün- ya ekonomisinde olup bitenleri sistematik bir bi- çimde anlamaya çalışıyor, dünyadaki ana eğilim- lerle kendi iç gereksinimlerini karşılaştırarak ken- dilerine bir ekonomik gelişme "stratejisi" belirli- yorlardı. Dolayısıyla strateji, bütün dünyaya ba- kıp, dünyadaki ana eğilimleri kendi ülkemin çı- kanna olarak nasıl kullanabilirim sorusunu sor- mak anlamına geliyor. Dünyadaki bazı ülkeler ürettiğimiz malların tüketicisi, bazılan da bu mal- lan üreten rakiplerimiz olacaktır. Dolayısıyla, be- lirli sanayileri geliştirirken bunlan rekabetçi bir şekilde kurmamız gerekir ki tüketiciler rakipleri- mizin değil, bizim mallarımızı satın alsınlar... Plan, esas olarak kaynaklann nasıl tahsis edile- ceğine ilişkin bir çalışmadır. Oysa strateji, kay- naklann nasıl yaratılacağmı konu alır. Dolayısıyla strateji araştırması, dünyadaki eğilimlerden yarar- lanarak nasıl kaynak yaratabiliriz sorusunun araş- tınlmasıdır. ^••••du araştırmada yanıtlamaya çahştığımz temel sorular hangileri oldu? öncelikle Türkiye'nin Osmanlı Imparatorluğu ve cumhuriyet dönemindeki gelişmesini, Türkiye 1 deki kalkınma sürecini etkileyen faktörleri ince- ledik. Ve şu soruyu sorduk: Türkiye bugüne ka- dar izlemekte olduğu yolu, aynı tarzda izlemeyi sürdurmeli midir, yoksa farklı bir tarzla, başka bir yöne mi gitmelidir? Birinci soru buydu. Ikinci sorumuz, bütünleşmeye giden bir dün- yada rekabetçi bir ekonomi nasıl kurabiliriz so- Beceriler, iş ahlakı ve çalışma disiplini çok küçük yaşta edinilen özelliklerdir. Türkiye'de bu konuda yapılması gereken çok şey var. Özellikle okul öncesi eğitimde çabalara gereksinim var. Okul öncesi eğitimdeki öğretmenler, ülkenin en değerli kaynağıdır. Onlara en yüksek ücret ödenmelidir. Çünkü ülkenin geleceğini şekillendiren onlardır. rusuydu. Rekabet gücüne sahip olabileceğimiz sa- nayi, uretim dallan hangileri olabilir? Mallanmızı nasıl pazarlayabiliriz? Geliştirmek zorunda oldu- ğumuz teknolojiler hangileridir? Hangi ülkelerle ve nasıl işbirliği yapmamız gerekir? Herhangi bir ülkenin başarılı olabilmesi, hal- kın geleceğe güvenle bakabilmesi içîn sosyo- ekonomik ortamda istikraı sağlanması gerekir. ls- tikrarlı olmayan bir ortamda insanlar uzun vadeli düşünemez. O halde istikrarh bir sosyo-ekonomik ortam nasıl yaratılabilir? Üçüncü sorumuz buy- du. Sonuncu ve belki en önemli sorumuz da şuy- du: Bir ülkenin başarısı, o ülkenin halkının tumlarma ve becerilerine bağlıdır. Stratejilere, ne yapmak gerektiğine ilişkin bir sürü fıkre sahip ola- bilirsiniz. Ama bunlan uygulayacak olan insan- lardır. Bir stratejinin başansını belirleyecek olan girişimcilik, beceri, tutumlar ve değerlerdir. O hal- de, önerilen ekonomik stratejinin başanyla uygu- lanabilmesi için geliştirilmesi gereken değerler ve beceriler hangileridir? ne oldu? \raştırmada ulaştığınız temel sonuçlar Araştırmanın tümünü tamamlamış defiliz. An- cak bir bölümü tamamlandı. tlk iki soruyu ya- mtlayan bu bölümün sonuçları mart ayı ortala- nnda, geri kalan bölümünün sonuçlan da yıhn ortalannda açıklanacak. Ben yine de araştırma- nın bulguları ile ilgili genel düşünceterimden size söz edebilirim. Türkiye bugüne kadar izlediği yolu, aynı tarz- da izlemeyi sürdurmeli midir, yoksa kendine ye- ni bir yol mu seçmelidir? Geçmişi incelediğimiz zaman, 1980'lere gelinceye kadar temel arayışın kendi kendine yeterli olduğunu görürüz. Temel zihniyet, ithal ikâmesidir. 1980'lerde daha açık bir ekonomiye doğru bazı değişiklikler görulür, fa- kat yine de ekonominin ana bakış açısı, iç pazar olmaya devam etmektedir... Oysa artık Türkiye1 yi, yeni teknolojiler, kitle iletişimi ve kitle ulaşı- mı alanındaki gelişmelerin etkisiyle dünya eko- nomisinde meydana gelen bütunleşme bağlamın- da ele almamız gerekmektedir. Artık farklı dü- şünmemizi gerektiren başka bir neden de dünya- da meydana gelen yapısal değişmelerdir: Değişen ABD - Sovyet ilişkileri, Doğu Bloku'ndaki jeo- politik değişiklikler, Ortadoğu'da ve Uzakdoğu1 daki değişmeler, ABD - Kanada - Meksika'dan oluşan Kuzey Amerika bütünleşmesi, Avrupa'da tek pazann ortaya çıkışı vb... Bütün bu değişik- likler Türkiye'yi temel bir soruyu sormaya zorla- maktadır: Türkiye dünyayla ilişkisini nasıl kur- malıdır? Kimlerle işbirliği yapmahdır? Eskiden farklı düşünmemizi gerektiren bir üçüncü neden de Türkiye toplumundaki değişme- lerdir. Sosyo-ekonomik gelişmeler temelinde top- lumun bazı kesimleri geleceğe çok olumlu bak- maktadır, buna karşılık başka kesimler çok ihti- yatlıdır... O halde geleceğe farklı bakışlar yerine ortak bir bakışın sağlanması önem taşımaktadır. Gelecek konusunda daha uyumlu ve iyimser bir bakışa gereksinim vardır. Bu anlayışla şöyle di- yoruz: Geçmişte kalamayız. Geçmiş, bugünü do- ğurdu, ama bugünden itibaren 21. yüzyıLa yük- sek bir kalkınma hızıyla girmek için yeni sıçra- ma tahtasına ihtiyacımız var... Araştırmanın bi- rinci soruya verdiğimiz genel yanıt, sanıyorum, özetle budur. tkinci soruya gelince: Evet, Türkiye'nin reka- bet gücüne sahip olabileceği bazı sanayiler var- dır ve bu sanayilerin geliştirilmesi gerekir. Bu sa- nayilerin hangileri olduğunu da belirlemiş bulu- nuyoruz. Ama izninizle bu konunun ayrıntılan- nı raporun açıklanmasına bırakalım. Ancak ge- liştirilecek sanayiler konusunda hukümetle sana- yiciler arasmda mutabakat sağlamak gerekir. Ay- nca bu mutabakatın dinamik olması gerekir. Için- de bulunduğumuz on yılda Türkiye'nin yatırım yapması gereken sanayiler, gelecekte de Türkiye açısından en iyi yatırım alanları olmayabilir. • • • ^ H — Türkiye'de kalkınmayı sanayileşmeyle özdeş tutan bir anlayış hayli yaygındır. Anladı- ğım kadarıyla siz de hazırladığınız kalkınma stra- tejisinde sanayileşmeye öncelik veriyorsunuz— PAZAR KONUĞU G H O S HBir uluslararası yönetim danışmam olan Partha S. Ghosh, 14yıldırABD, Avrupa, Japonya, Güneydoğu Asya, Latin A merika ve son yıllarda Hindistan ve Türkiye'de büyük şirketlere özellikle strateji, örgütlenme vepolitika konularında danışmanlık hizmeti veriyor. ABD'de Massachusetts Institute of Technology'de kimya mühendisliği eğitimi gördükten sonra işyönetimi dalmda uzmanlık eğitimiyapan Ghosh, danışmanlığa başlamadan önce, Hindistan'da Union Carbideşirketinde (1971-75), daha sonra öğrenim gördüğü universitenin Enerji Laboratuvarı'nda (1976) kimya mühendisi olarak çalıştL Ghosh, 1989'da kendifırmasını kurmasmdan bu yana zamamnın büyük bölümünü işadamlarına şirketlerini, hükümetlere de ekonomilerini dünyaya açma ve modernleştirme konularında danışmanlık yapıyor. karsak, Türkiye pazan bu ülkelerin pazannın yüz- de 10'u ve daha azı kadardır. Türkiye'nin ea bü- yük 100 şirketi, dunyanın en büyük üç pazarına yönelirlerse, üretkenlikteki artış, istihdamı azalt- mayacaktır. Aksine çok daha fazla samğmız için istihdam da artacaktır. Ama büyük çapta iş yap- mayı duşünmeden üretkenliği arttıracak olursa- ruz, sorunlar yaratmaraz doğaldır. Üretkenliği art- tıran şirketler, geleceğe dönük geniş ufuklan olan kimselerin yönettiği şirketler olmuştur. ınma stratejisinin uygu- tanabilmesi için bir siyasi, partilerarası mutaba- kata da ihtiyaç olacaktır. Bu güç iş nasıl başarı- labilir? Gerçekten yaptığımız çalışmanın anahtan, söz konusu dört konuda mutabakata ulaşılmasıdır. Eğer bu strateji çalışması sıcak karşılanacak olur- sa, bundan çıkanlmasını beklediğim temel fikir şu: Siyasi parti, hükümet, sanayi kuruluşlan, üni- versiteler, basın yayın kuruluşlan temsilcilerinin beyinlerini ülkenin inşası için seferber edecekleri bir süreç başlatılmalıdır. Belki bunun için ilk adım, ekonominin sorunları üzerine ülke çapın- da bir tartışmayı başlatmaktır. Bu tartışma açık - uçlu bir tartışma değil de sonuç veren bir tartış- ma olmalı; uzun vadede yapılması gerekenler ko- nusunda bir mutabakata ulaşmalıdır. Kısa vade- de görüş ayrıhkları olması doğaldır. Ama uzun vadeli düşünürsek, doğudan veya batıdan, sağdan veya soldan da baksak, aslında aynı geleceğe bak- tığımız görülecektir. ılkınma stratejisi konusunda yalnız si- yasi parıilerin arasında değil, işçiler ve işverenler arasmda da mutabakat sağlanması gerekecektir. Bu çaiışmaya TÜSİAD, önayak olduğuna göre denebilir ki işverenlerin kazanılması kolaydır. Peki işçilerin, işçi kuruluşlannın mutabakatı nasıl sağ- lanabilir? Bu konudaki bazı gözlemlerimi sizinle paylaş- mak isterim. Birincisi, gördüğüm kadarıyla şir- ketler duzeyinde yönetimle çalışanlar arasmda çok daha fazla görüş alışverişine gereksinim var. Ja- ponya'da çahşanlarla yönetim arasında çok sıkı bir ilişki var. Karşılaşılan sorunlata birlikte çö- züm bulunuyor ve elbirliğiyle çalışıldıkça ortak değerler gelişiyor. Ben Türkiye'de de şirketler dü- 7eyinde bunun yapılabileceğini düşünüyorum. Ül- ke duzeyinde de, yukarıda sözünü ettiğim genel tartışmaya, sendika temsilcıleri de mutlaka katıl- malıdır. Sendikacılann başkalarının nasıl düşün- duğünu öğrenmeleri, üretkenlik ve öteki iktisadi kavramlarla temasa gelerek, ülke ekonomisinin nasıl iyi işleyebileceğini kavramaları önemlidir. Aynca onlar siyasi liderlerin ve şirket yöneticile- rinin kavra>amadıklan bazı işçi sorunlannı da an- latmak olanağını bulurlar. Dolayısıyla hem şir- ket, hem ulke duzeyinde işçileri ve işçi kuruluş- lannı mutabakata katacak mekanizmalar gelişti- TÜSİAD'ın kalkınma stratejisi araştırmasının 'başdanışmam' Partha Ghosh, 'Belirii dallardakrtiriinler bütön dütiyada Tttrk markalannın adlanyla anılır hale gelmelidir. Diınya çapında iş yapan 1000 Tttrk şirketi ortaya çıkarsa, Türkiye halkı farklı bir kendine güven duygasageüştirecektir'diyor. Ülkenin yaranna ne iyi ise onu yapalın: diyo- ruz. Bu, yalnızca "sanayi" olmayabilir. Baa alan- larda hizmet sektörünün, bazı alanlarda tarımın geliştirilmesi gerekebilir. Hizmet ve tarım sektö- rünün ihmal edilmesi pahasma sanayileşmeden söz etmiyoruz. Her üç sektörün de geliştirilmesi- ni öneriyoruz. Her üç sektörde de Türkiye'nin re- kabetçi bir tarzda dünyaya verebileceklerini or- taya .koymaya çalışıyoruz. ^^B^Bİncelemelerinize göre Türkiye'nin eko- nomik üstünlükleri neler? Türkiye'de farklı sanayilerin rekabet gücünü or- taya çıkarmak için on değişik faktörü inceledik. Bunlardan dört veya beşi, Türkiye'nin rekabet gü- cünü özellikle etkileyecek olan faktörler. Birinci- si, Türkiye'nin yeri, jeoekonomisi. İkincisi, genel ücret düzeyi. Son zamanlarda artmış olmasma karşın Almanya, Fransa, ltalya ve hatta lspanya ile karşılaştınldığında, üretkenliğin arttırılması koşuluyla, ücretler rekabet edecek düzeyde. Ta- bii ki nihai amaç, ülkenin zenginleşmesi; her Türk işçisinin bir Japon ya da Amerikan işçisi kadar kazanması. Ancak kısa vadede hedef, üretkenli- ğin rekabet edilen ülkelerin çoğuyla karşılaştınl- dığında daha yüksek bir düzeye getirilmesi ve böy- lece ürünlerimizin daha ucuz olması. Dolayısıy- la yapılması gereken, şirketlerin yeni teknolojiler- den yararlanarak daha yüksek üretkenlik düze- yine ulaşmalan. Türkiye'nin rekabet gücünü etkileyen bir üçün- cü faktör, yiyecek ve içecek sanayilerinde üstün- lükler sağlayan tarım olanakları. Bir dördüncü- sü de yararlanabileceği bazı yeraltı kaynaklan. Bu üstünlükleri temelinde Türkiye belirii sanayi dal- larında dünya pazannın en önemli oyuncuların- dan biri haline gerçekten gelebilir. Fakat butün bunların gerçekleştirilebilmesi için, kazanacağımız sanayilerin bunlar olduğu konu- sunda mutabakata ve bu sanayileri desteklemek için bilinçli çabalara ihtiyaç vardır. Bu, teşvikler ve sübvansiyonlardan ziyade altyapı desteği, söz konusu sanayilerin gerektirdiği becerilerin kazan- dırılması, tutumların geliştirilmesi şeklinde bir destektir. Ve tabii kı bu sanayilerin ürettikleri mal- ların dünya çarpında pazarlanması için bir ulu- sal kampanya yurütulmesi gerekecektir. Bu ulu- sal kampanya çok önemli, çünkü belirii firmalar kendilerini pazarlamayı tek başlarına başarama- yabilirler. Ama birleşip, "Türkiye turizm demek- tir, kumaş demektir" mesajmı verebilmelidirler. Söz konusu dallardaki ürijnler Türk markaları- nın adlanyla amlır hale gelmelidir. Bu nitelikte 1000 fırma ortaya çıkar, yani 1000 çiçek açarsa, bahçe olağanüstü güzel olacaktır. Dünya çapın- da iş yapan 1000 Türk şirketi ortaya çıkarsa, Tür- kiye halkı farklı bir kendine güven duygusu da geliştirecektir. • • ^ H Rekabet giicü olan ücret düzeylerinden ve bunun üretkenliğin arttırılmasıyla sağlanabi- Türkiye'de farklı sanayilerin rekabet gücünü ortaya çıkarmak için on değişik faktörü inceledik. Bunlardan dört veya beşi rekabet gücünü özellikle etkileyecek olan faktörler. Başta geleni, Türkiye'nin yeri, jeoekonomisi. Bu üstünlükler temelinde Türkiye belirii sanayi dallannda dünya pazarının en önemli oyuncularından biri haline gerçekten gelebilir. leceğınden söz ederken, sanayide yüksek tekno- lojilerden yararlanılması gerekeceğini ifade edi- yorsunuz. Ama Türkiye açık ve gizli işsizliğin çok yüksek olduğu bir ülke. Teknolojı - yoğun sana- yiler, işsizlıği daha da kötü bir hale getirmez mi? Ben dünyaya bir pazar olarak bakıyorum. Bu- gun birkaç istisna dışında Türk şirketleri Türki- ye pazarı için uretim yapıyor. Dolayısıyla, ürete- bileceğiniz mal miktannın bir s.nırı var. Alman- ya, Japonya ve ABD gibi ülkelenn pazarlarına ba- rilebilir. Modern toplumun koşullan üretimin dört te- mel unsuru olan emek, doğal kaynaklar, serma- ye ve bilginin sürekli etkileşim içinde olmalarını gerektiriyor. Birçok ülkede bu dört unsur birbi- rinden tümüyle kopuk olarak işliyor. İdeal ola- nın dön unsurun hepsinin tek bir kişide toplan- ması olduğu söylenebilir. Japonya"nın başansının sırn belki burada. Japon şirket yöneticisinin ser- mayesi var, hayli eğitimli ve bilgili, zaman zaman da işyerinde bilfiil calışmaktan kaçınmıyor. Bu dört unsuru bir yerde toplayamıyorsak, o zaman aralarında sürekli bir iletişim ve etkileşim sağlan- ması büyük önem taşıyor. Hükümetin görevi de bu etkileşimin en etkin ve verimli bir biçimde, her- hangi bir uyumsuzluk ve çatışma olmaksızın iş- lemesini sağlamak olmalı. WK^KtâTurkiye'nin kalkınma çabalannda sahip olduğu üstünlüklerden söz ettik. Peki, bu bağlam- da Türkiye'deki olumsuzluklar, Türkiye'nin de- zavantajlan sizce neler? Türkiye'nin bu bağlamdaki sorunlan, üstesin- den gelinebilecek türden sorunlar. Türkiye'nin do- ğal dezavantajlan yok. Türkiye bir çöl değil. Kı- yılan olmayan, iç pazan çok sınırh bir ulke de- ğil. Çin ve Hindistan gibi yüzlerce dilin konuşul- duğu fazlasıyla büyük bir ülke de değil. Hızlı nü- fus artışının denetlenmesi tabii gerekli... Ama 60 milyon, bence en uygun nüfus büyüklüğü. Avru- pa'mn büyük ekonomilerinin hepsi, Almanya, tn- giltere, ltalya, Fransa 60 milyon ve daha yukarı nüfusa sahiptir. Türkiye'de doğru ekonomik po- litikalarla çok olumlu sonuçlar alınabilir... Oysa örneğin Çin ve Hindistan'da milyarlık nüfuslar, ülkenin her bölgesinde ayrı sorunlar, herhangi bir konuda mutabakat sağlanamayacak ve yönetile- meyecek kadar büyük bir ülke söz konusu. •^••M«/ac/(ğ;m kadarıyla siz Türkiye'de nü- fus planlamasına gerek olmadığmı duşünenler- densiniz.- Nüfus artışını yılda yiizde 1 ila 1.2 arasında tut- mamız şarttır. Şimdilerde bunun iki katı. Fakat eğer doğru ekonomik stratejileri geliştirebilirsek, nüfus artış hıa doğal olarak azalacakrtr. Çin'e ba- kın. Uygulanan bütün nufus planlaması önlem- lerine karşın, nüfus artışı müthiş bir hızla sürü- yor. Uzun vadede çare, ekonomik kalkınmadır. Ama kısa vadede özellikle kırsal alanlarda nüfus kontrolü kampanyalan uygulayabilirseniz, ekono- mik gelişmeyle birlikte nüfus artışının kendiliğin- den azaldığı görülecektir. t^KKKKBTürkiye'de eğitim alanında gelişmeyi en- gelleyen bazı sorunlar görmüyor musunuz? Evet, görüyorum. Başka ülkeler gibi Türkiye^ de de eğitim sisteminde köklü yeniliklere gerek- sinim var. Olağanüstü miktarlarda bilginin kul- lanıldığı, bilgi-yoğun bir toplum biçimine doğru ilerliyoruz. Bunun iki sonucu var: Birincisi, in- sanlann çabuk öğrenebilmeleri ve çok bilgi edin- meleri gerekiyor. ikincisi, insanların parmaklannı büyük bir hassasiyetle kullanma becerisini geliş- tirmeleri gerekiyor. Çünkü kullandığımız bütün araçlar gittikçe duyarlı hal alıyor. Bu tür beceri- ler genellikle çok küçük yaşta, 3-5 yaş arasında, yuvada ilkokulda edinilen becerilerdir. Beceriler yanında iş ahlakı ve çalışma disiplini de çok kü- çük yaşta edinilen özelliklerdir. Dolayısıyla Tür- kiye'de bu konuda yapılması gereken çok şey var. Özellikle okul öncesi eğitimde çabalara gereksinim var. Okul öncesi eğitimdeki öğretmenler, ülkenin en değerli kaynağıdır. Onlara en yüksek ücret ödenmelidir. Çünkü ülkenin geleceğini şekillen- diren onlardır. öte yandan Türkiye'de meslek eğitimi olanak- lannın arttınlması gerekir. Böylelikle insanların uzmanlık edinmeleri; bilgisayar, elektronik tek- noloji, biyoteknoloji, sanayi mühendisliği gibi modern becerileri öğrenmeleri sağlanmalıdır. Ni- hayet, kitle iletişim araçlanndan yararlanarak eği- timi yaygmlaştırmamız gerekir. WtBKKTürkiye'de çok tartışılan bir soru şudur. Türkiye teknoloji üretmeli mi, yoksa ithal mi et- melidir? Bu konudaki görüşleriniz nedir? Öncelikle araştırma ile geliştirmeyi birbirinden ayırmalıyız. Araştırma alanında riskler çok bü- yük. Bildiğiniz gibi 100 projeden biri başanya ulaşmakta. Türkiye gibi kaynaklann sınırh olduğu bir ülkede çok fazla araştırma yapamayız. Bu alanda çok seçici olmamız gerekir. Ama geliştir- me farklı. Bunu fabrikalarda, tarlalarda yapabi- liriz. Uzmanların makinelere çok daha yakın ça- lışmaları gerekecektir. Japonya ve Kore'yi ele ala- lım. Kore araştırma-geliştirme çalışmalarma yıl- da yalnızca iki milyar dolar harcıyor, ama birçok ilginç ürün geliştirmeyi başardı. Birinci, ikinci ürünü dışarıdan ödünç aldı, ama üçüncüsünü kendi geliştirdi. Türkiye'de firmalar dünyasına ge- tirmemiz gereken temelli bir değişiklik, uzman- lann bürolanndan çıkıp fabrikalarda işçilerle bir- likte çalışarak yeni buluşlar yapmaları. WKK^KJzakdoğu ekonomilerini Türkiye'ye mo- del aldığınız söylenebilir mi? Hayır, Türkiye kendi modelini kendi geliştir- meli. Uzakdoğu'dan aldığımız yalnızca sorunla- nn çözümünde, mutabakat oluşturmada yararla- nılan bazı süreç ve yaklaşımlar. Bu yakiaşımla- nn Türkiye ortamında uygulanmasıyla, Türkiye'de kendine özgü bir model gelişebilir. ••^•rtirfcıye ile Uzakdoğu ülketeri arasmda çok önemli kültürel farklar yok mu? Ben Uzak- Türkiye'nin piyasa ekonomisine geçiş sürecini çok iyi bir şekilde yönettiğini düşünüyorum. Şimdi sorun liberalleşme sürecinin parça parça değil, stratejik ve tutarlı bir biçimde,yürütülmesidir. Bazen alınan bazı önlemlerin stratejik, kapsayıcıbir programın birer parçası olarak değil, diğer önlemlerden kopuk bir biçimde uygulandığı duygusuna kapılıyorum. doğu ülkelerinin kolektıvist kültürüyle karşılaş- tınldığında Türkiye'nin çok daha bireyci bir kül- türe sahip olduğunu düşünüyorum... Haklısınız. Onun için Uzakdoğu'da işlediği gö- rülen süreçlerin Türkiye ortamına uyarlanmasım \-urguluyorum. Japonya'da mutabakata ulaşma neredeyse bir sanat. Yuvadan itibaren öğretüen bir şey. Orada çok küçük yaşta fıkirlerinizi başkala- nna empoze etmeyi değil, çok incelikli bir biçimde benimsetmeyi öğreniyorsunuz. Türkiye'de muta- bakat insanları bir araya getiren yapılar, sistem- ler içinde sağlanmak zorunda. Eğer Türkiye ya- pılacaklar konusunda mutabakata ulaşmanın kal- kınma ve gelişme için önemli olduğunu görürse, belki eğitim sistemini buna göre değiştirir ve 50 yıl sonra neticesini alır. ^ ^ • ^ H Türkiye'de çalışanların bir kısmımn sen- dikalarda örgütlenmesi yasak; bir kısmımn grev hakkı yok; grev hakkı üzerinde de çeşitli sınırla- malar var. İşçi hakları üzerindeki kısttlamalarm kaldınlması, kalkınma stratejinizle çelişir mi? Ben burada yine en önemli hususun mutaba- kat olduğunu söyleyeceğim. İşçiler kendilerini ge- nel kalkınma çabasının bir parçası olarak hisset- melidir. İşçilerin emek-yönetim-sermaye ilişkile- rini düzenleyen kuralların belirlenmesinde diğer- lerine eşil bir ağırlıkları olmahdır... Ama serbest piyasa adına her şey serbest olursa, büyük bir kar- gaşa doğabilir. Kargaşa kimsenin yaranna değil- dir. Fakat işçi. idareci ya da sermaye sahibi, her bireyin kurallann ve düzenlemelerin hem toplum hem de kendisi için yararh olduğuna inanması ge- rekir. ••İ^BLSon sorum şu: Sizce Türkiye ekonomi- sinde yeterli bir liberalleşme sağlandı mı? Türkiye'nin piyasa ekonomisine geçiş sürecini çok iyi bir şekilde yönettiğini düşünüyorum. Şim- di sorun liberalleşme sürecinin parça parça değil, stratejik ve tutarlı bir biçimde yürutülmesidir. Ba- zen alınan bazı önlemlerin stratejik, kapsayıcı bir programın birer parçası olarak değil, diğer önlem- lerden kopuk bir biçimde uygulandığı duygusu- na kapılıyorum. Umuyorum ki gerçekleştirdiği- miz çalışma, kapsamiı bir liberalleşme programı- nın yapılmasına katkıda bulunarak, bu yönde atı- lan her adımın birtiriyle uyumlu hale gelmesine yardımcı olacaktır.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog