Bugünden 1930'a 5,415,729 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

5 ŞUBAT 1991 iDEBİYAT KÜLTÜR-SANAT CUMHURİYET/7 kitabını tanıtıyor Nedim Gfirsel • Kültür Servisi — ^alışmalarını uzun fillardır Fransa'da .ürdüren Nedim Gürsel, jeçen hafta Paris'te ^ayınlanan son kitabmı bugün Istanbul'da Fransız Kültür Merkezi'nde tanıtacak. Fransız Büyükelçiliği tarafından davet edilen ve ilk söyleşisini önceki gün Ankara'da gerçekleştiren Gürsel'in bugünkü söyleşisi saat 18.30'da başlayacak. Seuil Yayınlan arasmda çıkan ve "Le Dernier Tranmay" (Son Tramvay) adını taşıyan kitap bir dizi öyküden oluşuyor. Gürsel, "Gurbet ve Aşk öyküleri" üst başuğıyla bir araya getirdiği öykülerdeki ortak temanın "sürgün", "ödem" ve "yalnızhk" olduğunu söylüyor. LE DERNİER TRAMWAY Seuil SERGİ ^Günümiiz Sanatçıları' • Kültür Servisi — Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi'nin desteğiyle Resim ve Heykel Müzeleri Derneği'nin düzenlediği "Günumüz Sanatcılan 12. Istanbul Sergisi" 2 temmuz - 24 ağustos taribleri arasında Hareket Köşkü'nde, 3-30 eylül tarihleri arasında ise Kadıköy Belediyesi Kültür Sanat Merkezi'nde yer alacak. Sergiye katılacak yapıtların 1990-1991 yıllan arasmda yapılmış ve başka bir yarışmau sergide odül almamış olması gerekiyor. Sergiye verüecek yapıtlar için herhangi bir sınırlama konulmamışsa da projelerin sergilenebüirliğinin göz önünde bulundurulması gerekiyor. Her sanatcının en fazla üç yapıtla katılabileceği yanşmalı sergide üç sanatçıya Ödül plaketi, sergiye katılmaya hak kazananlara katılma belgesi ve bir özel ödül plaketi verilecek. Yapıtlann 24 nisan - 3 mayıs 1991 tarihleri arasında MSÜ Resim ve Heykel Müzesi'ndeki dernek adresine teslim edilmesi gerekiyor. Şerif Muhiddin'in resimleri • Kültür Servisi — Turk musikisinin ud ustalanndan Şerif Muhiddin Targan'ın portre ve peyzajlanndan oluşan resim sergisi, dün Emlak Bankası Sanat Galerisi'nde açüdı. Açılışma Şerif Muhiddin Targan'm 1920'de evlendigi ünlü ses sanatçısı Safiye Ayla'nın da katıldıgı sergide Targan'ın udu, viyolonseli, bastonu, çizmeleri, resim çalışmalarını yaptığı paleti de yer alıyor. Şerif Muhiddin Bey, 13 Aralık 1928'de ABD'de bir konser vermiş, bu konserinde viyplonselle Locatelli, Saint-Saens, Bach ve Ravel gibi bestecilerin yapıtlannı yorumlamıştı. 18S2'de tstanbul'da dofan, resim sanatıyla da ciddi olarak ilgilenen Şerif Muhiddin Bey 1967'de ölmüştü. İMZA GÛNÛ Belpa'da Kitap Günleri • Kültttr Servisi — tstanbul Büyüksehir Belediyesi'nin kurduğu Bel-Pa Hipermarket'te Cumhuriyet Kitap Kulübü'nün katkısıyla "Kitap Günleri" düzenleniyor. İstanbul'un en geniş alışveriş merkezlerinden biri olan Bel-Pa mağazasırun kitap reyonunda 16 şubatta başlayacak etkinliklerde "lmza Günleri" de yer alacak. Bel-Pa etkinliklerinin ilk gününde yazar-araştırmacı Emre Kongar, çocuk kitapları yazan ve Altın Kalem ödülü sahibi Gülten Dayıoğhı, okurlanyla söyleşecek. 17 şubat pazar günü romancı, sair, oyun yazarı Necati Cumalı'ya imza günü düzenleniyor. Şubat ayı boyunca sürecek olan "Kitap Günleri"nde her hafta sonu yazarların imza günleri yer alacak. Buna göre 23 şubat cumartesi Erdal Atabek, 24 şubat pazar günü ise Nevzat Çelik, Bel- Pa'nın konuğu olacak. ANMA Halit Ziya anıldı • Kültür Servisi — Halit Ziya Uşakhgil, doğumunun 125. yılında Atatürk Kitaplığı'nda dün yapüan bir toplantıda anıldı. Şükran Kurdakul ile Sami Karaören'in katıldıgı toplantıyı Atilla Birkiye yönetti. Birkiye, Halit Ziya'nm yaşamını anlattıktan sonra Sami Karaören, yazann arulan üzerinde durdu. Karaören, özetle şöyle konuştu: "Halit Ziya'nın anılan da romanları gibi bir sanat ürünüdür dersek yanlış söylemiş obnayız. 1936'da beş cilt olarak yayımlanan 'Kırk Yü" adlı arulan dört yaşından başlayarak 1909 yıhna değin süren 40 yılhk bir dönemi kapsamaktadır. O yıllann öğretim-eğitim özeUiklerinden, toplumsal yaşantıdan sanat yaşamına geçişi, ülkenin siyasal olaylanru ince ayrınularia ve tam bir roman biçiminde anlatır. Dopdolu, kapsamh anüardır. Yazm tarihcileri ve siyasal tarihçiler bu arulardan geniş yararlanma olanağı bulabilirler. Siyasal anılannı ise 'Saray ve ötesi' adıyla üç ciltte toparlamıştırr (Fotoğraf: Ibrahim Günel) c **""**, İSTANBUL OP/LET İTIYATROSU Ankara O e v t e t T i y a t r o s u T u r n e s i 19 Şubaftan başlayarak TAKSİM SAHNESIndo K. Kesey - D. Wasserman KAFESTEN BİR KUŞ UÇTU Yöntten Batiı Co'*n>a" fikUN Koslitffl Gut Çmrç lnte Farırttlın O*e* Muıtk K«ma( Gunuç R«|i Yrd La<« Gerg*( ngın Guve unjç Kaya AKsrs.. Farjh Gurnxju < Snm AyMr* Ay-je 8»9*" EfO* S»>moğlu C»n Cîtopçu Tansu Ayt kgucj F><M«t Erqın - Musura Nılgun Tan S«b«f OZer C« G D 19-20-21-22-23-24 Şubat Ç f C u m a - C l«ı 20 30 Pa/at 15 00 SINEMA/AriLLÂ DORSAY Akira Kurosawa'nın "Ran"ı dünya kadar eski bir öyküyü anlatıyor Iıısaıı âşığı bir imparator'Akira Kurosawa, çağımızın yaşayan en büyük sinemacısı rru? "R*n"ı gördukten sonra bu konuda, onu "imparator" diye niteleyen kendi haüundan koşul- suz hayranlan olan Spielberg, Lucas, Coppola gibi yönetraen- lere dek çok kişiye hak verme- mek olanaksız. "En büyuk" ol- ma savını bir yana bırakalım: Ama bugün seksen birinci baha- nru sürmekte olan yaşlı ustanın gerçekten "büyük" olduğuna hiç kuşku yok. Çünkü ve de özellikle Kuro- sawa, çağımızda trajedi denen ve yerini drama bırakarak sessiz- sedasız yaşamlarımızdan çekip gitmiş olan şeyi yeniden karsuru- za getiriyor. Evet, trajedi... Yal- nızca antik çağlarda, yasamlan insanlannkiyle karışan tannla- nn varlığından, gerçekle aynl- maz biçimde kaynasmış söylen- celerden, insanoghınun yenilme- miş ve "bügi çağı"run ışığıyla henüz aydınlanmamış olan en eski korkulanndan kaynaklan- makla kalmayıp anlattıklannda hep "soylu" bir yan bulunan, gerçek ve temel insan durumla- rından söz eden trajedi... Artık trajedi yok günümüzde. Ona yol açan çok şey yitip gitti. Ve elbet- te trajedi de bir anlau, bir oyun, bir duygu biçimi olarak dönemi- ni doldurdu. Peki, ne koyduk onun yerine? İnsanoğlunun o bitmez "öykü dinlemek", dünya- yı yeniden canlandırmak sure- tiyle ardamak ve anlatmak çaba- sının yerine neyi koyduk? Once- likle, Amerikan deyişiyle "dra- ma"yı: her şey "dranu" olabi- lirdi, her şey drama idi artık: Gönül iliskileri, ipe sapa gelmez aşk serüvenleri, soygun ve hay- dutluk maceralan, birleşemeyen kalpler, sadık köpekler, insanla konusan yunuslar, evlilik ve bo- sanrna öyküleri, hastalık ve di- renç destanlan... Bir sinema ve- ya daha iyisi bir TV filmi, her- şeyi anlatabilirdi artık... Dram- lar da demokratlaşmvş, konular ayağa inmiş, kitlenin, tabanın sorunlan kucük veya büyük ek- ranlara gelmeye başlarruştı. Ama "drama" yaygınlaştıkça ticarile- şiyor, kitleye indikçe insandan uzaklaşryor, demokratlaştıkça ucuzluyordu. Çağımızın TV se- riyalinden çok satan romana, "sömestr filmi"nden "pembe di- riler"e ceşitli popüler kültür tü- ketim yöntemleri ve yollan, in- sanoğlunun gerçek serüveninden dram öğesini çoktan çekip almış ve yapay kahkahalardan farkı olmayan ıslak gözyaşlarma yö- nelik bir seri imalata dönüştür- müştü. Ama iste burada gerçek sa- natçı devTeye girdi sinemada. Bergmanlar, Antonioni'ler, Fel- lini'ler, Kubrick'ler, Ray'lar ve de elbette Kurosawa'lar, ehlileş- tirilen, nesnelleştirilen ve mani- fakture edilen dram üretim/tü- ketimine karşı insanoğlunun gerçek öyküsünü ve dramını an- latmayı denediler. Onlara karşı olan hayranlığımız ve saygımız, aradaki farkı kavramamızdan BÎR GÖRSELLİK USTASI — Akira Kurosawa. Du yaşlı Samuray, aynı zamanda sinemanın görttp görebilecegi en büyük görsellik usialanndan, en büyük estetlerinden biri. V önetmenin 16. yüzyıl Japon>-ası'ndan evrensei bir öyköyü anlatügı filmi bugiin Be>oğlu Fitaş, Kadıköy Reks ve Ankara Talip sinemalannda gösterime girecek. ileri gelmiyor mu? Sıradanlaştı- rüan ve tüketime dönük bir ima- lata dönuşturttlen bir alanda, aynksı çabalannı sürdüren bu sanatçılara saygı, bu imalatın en azından günümüzde başını çe- ken Spielberg ve takımınca da böylesine benimseniyorsa bun- da şaşacak ne var? Bu sanatçılar içinde Kurosa- wa daha değişik, daha da aynksı bir yerde duruyor. Çünkü onda diğerlerinde bulunmayan bir "grandeur" ('büyüklük') duygu- su, bir eski çağ ozanı kişiliği var. Çünkü o hâlâ insanlan yönlen- diren büyük, tannsal güçlere, ta- manist. Ve de bir ermiş... Çünkü "Ran", belki dünya kadar eski bir öykü anlatıyor bizlere... "Knü Lear"den esinlen- diği söylenen (ama acaba "Kral Lear", "Shakespeare'in hemen butün oyunlan gibi acaba han- gi antik söylenceden esinlenmiş- ti) bir baba ve 3 oğul öyküsü. Bir yaban domuzu avında gücü- nu, ama artık biraz yaşlandığı- nı da gösteren derebeyi Hideto- ra, artık çekilip topraklarını en büyük oğluna bırakmak istiyor. Küçük oğul Saburo, babasım olabileceklere karşı uyanyor. Ama yanıtı, oğulluktan ve mi- aüesinin intikamı peşinde koştu- ğu ise neden sonra ortaya çıka- caktır. Kurosawa, bizlere antik çağ- lar, en azından filmin geçtiği 16. yüzyıl Japonyası denli uzak bir öyküyü anlaüyor. Üstelik Japon uygarUğı gibi bize oldukna uzak bir uygarhğın değer ve ahlak öl- çütleriyle, yasam ve davranış bi- çimleriyle bezenmiş, estetiğini ise Kabuki tiyatrosundan Japon estamplanna dek tipik ulusal olan şeylere dayamış bit film.. Peki, bunca yadırgatıcı öğe ice- ren bir filmin bunca hayranlık uyandıran bir sanai yapmna dö- RA1>- Yönetmen: Akira Kurosawa/ Senaryo: A. Kurosawa, Hıdeo Ogini, Masato Idi/ Görüntü: Takao Saito/Müzik: Toru Takemitsu/ Oyuncular: Tatsuya Nakadai (Hidetora) Akira Terao (Taro), Jinpachi Nezu (Jiro), Daisuke Ryo (Saburo), Mieko Harada (Kaede), Yoshiko Miyazaki (Sue), Takeshi Nomura (Tsurumaru), Peter (Kyoami), Hisachi Igawa (Tetsushuri) / Bir Fransız- Japon ortak yapımı /162 dakika (Fitaş, Kadıköy Kültür Merkezi, Ankara Taüp) rihin ve özellikle savaslar tarihi- nin değişmez bir iyi-kötü müca- delesine indirgenebileceğine ve her şeye karşın kötülüğü Önle- menin insanoğlunun kendi elin- de olduğuna inanıyor. O anlatıl- maz trajik duygusunu yeniden restore ediyor, bizleri alabildiği- ne karamsar kıldıktan, insan do- ğası üzerine kapkaranlık kuşku- lara yönelttikıen sonra yine de bir umut ışığı serpmeyi ve insa- noğluna umut bağlamayı telkin etmeyi biliyor. Çünkü Kurosa- wa, bir imparatordan da öte, gerçek ve has anlamıyla bir hü- rastan yoksun bırakıhnaktır. Ne var ki krallığını büyük oğlu Ta- ro'ya bırakmak, yaşh Hidetora- ya huzur getirmeyecektir. Büyük ve ortanca oğul, bitmez tüken- mez bir iktidar hırsıyla kanlı sa- vaşlara sürüklenirken baba da kendisini kabul etmeyen ve sim- gesel bir saygı göstermeyi bile reddeden oğullannın verdiği umutsuzlukla, dağlara duşecek- tir. Olayların ardındaki asıl kış- kırtıa, Taro'nun karısı Kaede 1 nin tüm aileyi birbirine düşürup ve yok ederek \aktiyle Hideto- ra tarafından öldürülen kendi nüşmesini nasıl mümkün olu- yor? Çünkü bu yaşlı Samuray, ay- nı zamanda sinemanın görüp görebileceği en büyuk görsellik ustalanndan, en büyük estetler- den biri... Yasujiro Onı'nun si- nemasındaki gibi alçakta, "bag- daş kurmuş insan" gözü düze- yinde dolaşıp tipik Japon me- kânlarını ve içindeki tutkulu ilis- kileri saptayan kamera, Kurosa- wa'nın asıl sevdiği mekânlar olan dış dünyaya, doğaya çıkın- ca, daha bir çılgınlaşıyor, âdeta özgür bir kişiliğe bürûnüyor. Hiçbir yönetmen kalabalık sah- neleri, savaşı, kıyımı, ölümü ve bunlann somutlaştırdığı korku- yu böylesine ustalıkla sinemalaş- tırmadı daha... Gerçek anlamda kana ve şiddete, günumüz sine- masımn gözdeleri olan bu öğe- lere başvurmaksızın, kimi za- man savaşın kendisini, kimi za- man kı>ılmış, orselenmiş, sakat- lanmış beden ve yuzleri göstere- rek kimi zaman senfoni düzeyin- de bir müzik eşliğinde, ama ka- lenin fethi gibi böhimlerde ses- sizliği yeğleyerek savaş denen olayı böylesine dehşet verici bi- çimde göstermek, Kurosavva'nın özelliklerinden biri... Ve o görkemli finalde, gözle- ri köt edilmiş bir Tsurumari'nin elindeki ablası tarafından ve kendisini koruması için verilmiş olan Buda resmi, genç adamın elinden kayıp harabelere düşü- veriyor. Çünkü elbette insanla- n koruyan Tanrı veya tanrılar, artık geçmişin mahdır. Savaşı, kıyımı, dehşeti önlemek Buda- nın veya başka tanrıların değil, insanoğlunun işidir, insanoğlu- nun elindedir. Bu belki basit ve bilinen mesajı günümüzün sava- şa çevrihniş insan gözlerinde bir kez daha yansıtmak, Kurosawa- nın bilgeliğini ve her zaman için geçerli hümanizmini (ne yazık ki) bir kez daha doğrulayan bir olgu... "Ratf'dan alacağımız benzersiz sinema taılarının ya- m sıra bu temel öz ve bildiri de günümüzde az önem taşımıyor. "Arachnophobia"sinemanınsayısız 'korkutan hayvanlar*deneyimlerinin yeni biraşaması Bu kez sıra örümceklerdeOrttmcek Korknsn (Arachnophobia) / Yönetmen: Frank Frank Marshall / Senaryo: D<Jn Jakoby / Görüntü: Mikael Salomon / Müzik: Trevor Jones / Oyuncular: Jeff Daniels, Harley Jane Kozak, John Goodman, Julian Sands / Bir Warner Bros yapımı. (Şafak, Yıldi2, Ankara Batı, Izmir Çınar, Balıkesir Şan, vs.). Yorulmak bilmez Stevea Spi- şitli nedenlerden en çok korku- Biletler satıştadır.Tet: 149 6944 dberg'in yapıma olarak imza- sını taşıyan bir yeni film. Ve ol- dukça iddialı biçimde tanıtüı- yor. "60'larda 'Kuşlar', 70'terde 'Jaws', 80Merde ise 'Yaratık-Alien' varmış... 90'larda da 'Arachnophobia' oiacakmış". Ama her iddialı ta- nıtım gibi, bu da geriye tepiyor ve ashnda oldukça duzeyli bir gerilim fihni olan "Örümcek Korkusu", türün söz konusu başyapıtlanyla bu zoraki karşı- laştjrılmadan kârlı çıkmıyor. Film, sinemanuı sayısu "kor- katan hayvanlar" deneyimleri- nin bir yeni asaması. Timsahlar, fareler, karıncalar, kuduran kö- pekler, kediler, yılanlar, goril- ler, kuşlar, köpekbalıklan ve türlü-çeşitli hayvanlardan son- ra, sıra bu kez örümceklere gel- miş anlasüan!. Aynca geç bile kalmmış, çünkü örumcekler, çe- lan, en çok antipati duyulan ya- ratıklann başında geür. Nitekim fihne adını veren "örümcek korkusa^ da, filmin başkişisi- nin bir çocukluk anısmdan kay- naklanan ve önüne geçemediği bir fobiyi anlatıyor. Ama fdmin gelişimi içinde, öngörülebilece- ği gibi, kahramarumız bu kor- kusunu yenmek ve onca ürküt- tüğü bu hayvanlarla amansız bir mücadeleye girişmek zorunda kalacaktır. "Arachnophobia", bu türün örneklerinîn hemen hep izledi- ği klasik gelişimi izliyor: önce bir iki ölüm olayı, kimsenin asıl ve gerçek nedetıi kabul etmeye yanaşmaması... Sonra birkaç kişinin (arada bir iki bilim ada- mının da) "canstperâne" gayre- tiyle başlayan savaşım... Ancak filmin asıl basansı, Amerikan sinemasımn "bireyleştirme" U- GERtLtM VE HAYAL GÜCÜ ~ Filmi oldukça ilginç bir gerilim ve yüksek hayal gücüne dayanı- yor ve gerçekten de duyarlı kalpleri korkuyla ürpertecek ve antolojitere girmeye layık bir nilelige erişiyor. Gerisi ise sıradanhğı aşmayan bir anlatım. kesini bu filme de uyarlaması ve finalde, Venezuela kökenli ve tarih öncesinden kalma zehirli örümcek türünün temsilcisi ve de "beyni" olan bir ''general" ile kahramanımızı karşı karşıya getirmesi... Filmin tüm bu bö- lümü, oldukça ilginç bir gerilim ve yüksek bir hayal gücüne da- yanıyor ve gerçekten de duyarlı kalpleri korkuyla ürpertecek ve antolojilere girmeye layık bir ni- teliğe erişiyor. Gerisi ise sıra- danhğı aşmayan bir anlatım. Steven Spielberg ve ekibi ve de ilk filmini imzalayan Frank Marshall için pek iftihar edile- cek bir şeyler yok ortada. Ama gerilim meraklılan, özellikle fı-. nal bolümünden yeterince mem- nun aynlabilirler. 'Krokodil Dundee' ve s Kara Güneş Dağları' gösterimde Dev köyden uygarlığm başkentiııe Kultür Servisi — United Intemational Pictures'dan 'Krokodü Dundee-2 Croco- düe Dundee 2', Özen Film'den 'Kara Gü- neş Dağlan-Mountains of the Moon' filmleri, bugün tstanbul ve Ankara sine- malarında gösterime giriyor. tstanbul'da Beyoğlu Lale, Kadıköy Ka- dıköy ve Ankara'da Metropol sinemala- nnda gösterime giren 'Krokodil Dundee 5 filminin ikinci bölümü timsah avcısı Michael J. Crokodil Dundee'nin Avust- ralya'dan New York'a gelişini konu ah- yor. 'Dev Köy'den 'Uygarlığın başkenti- ne... Dundee'nin Nevv York'taki macera- lanru gülünç bir biçimde ele alan fılm- de bir de aşk öyküsü konu ediliyor. Bu öykü, Dundee'nin Amerikalı kadın ga- zeteci Sue Charlton ile yaşadığı ilişki. Yönetmenliğini John Cornell'in yap- tığı filmde Paul Hogan, Linda Kodovvs- ki, John MeiDon ve Charles Dutton pay- laşıyorlar, Başrol oynayan Paul Hogan, Brett Hogan ile birlikte senaryoya da im- zasını atmıs. İstanbul'da Beyoğlu Sinepop ve Kadı- köy Moda sinemalannda gösterime gi- ren 'Kara Güneş Daglan' ise 1854 yılın- da gercekleştirilen bir arastırma gezisi- ni konu alıyor. 19. yüzyılda büttin cog- rafya bilimcilerinin ortak bir ilgi alanı vardı: Nil'in kaynağını bulmak. Film adını o yıllarda Nil'in kaynagı ola- rak kabul edılen Ay Dağlan adındaki bir yerden alıyor. Aralannda güçlü bir dost- İuk bağı olan iki araştırmacının başın- dan geçenleri konu alan filmin yönetme- ni kişisel fılmler yapmakla tanınan Bob Rafelson. Rafelson 'Kara Guneş Dagla- n'nı 'bilinmeyene bir dahs' v - r A değerlendiriyor. ^Milli Saraylar^ • Kültür Servisi — TBMM Milh Saraylar Daire Başkanlıgı'mn 'Haber Bülteni' bu aydan itibaren çeşitli yerlerde halka satılacak. Derginin 45. sayısmda, Milli Saraylar Daire Başkaru Türkân lnce"nin Milli Saraylar Daire Başkanlığı'na bağh saray.köşk ve kasırlan konu alan bir söyleşisi sunuluyor. Derginin 'Arastırma- Makale1 bölümunde ise Bakım Onanm Şube Müdürü Hasan E. Suda'run 'Mimaride Restorasyon ve 4. Boyut' başhklı yazısına yer veriliyor. Bakış'ta bu ay • Kültür Servisi — Ayhk kultür ve sanat dergisi Bakış'ın şubat sayısında soruşturma konusu "İstanbul'un Değişen Silueti" olarak belirlenmiş. Dergide ayrıca Ayşe Kilimci'nin "Kocana Görücü Geldi, Varsm mı Eda'nım?" adh öyküsü, Tansu Bele'nin "Turk Balesinde Davul Sesleri", Halit Refiğ'in "Saygun ile Son Yıllar, Son Günler" adh yanlan, yer verilen konulardan bazılan. UGUN • 'Dokunulmazlar' Brian de Palma'nın yönettiği 'Dokunulmazlar' adlı film saat 13.00 ve 15.00'de öğrenci Kültür Merkezi'nde gösterilecek. Düzenleyen: ÎÜ Sinema Kulübü. • Erbulak'la Gece Sohbetl' Füsun Erbulak'ın "Gece Sohbeti" saat 21.00'de Yeşil Bizans Kültür ve Sanat Merkezi'nde (Sıraselviler Cad. 176/5) yer alıyor. Aynı yerde Orhan'ın gitar resitali de dirüenebilecek. • Kültür Yayıncılığı 1 Gösteri dergisinin yöneticisi Hami Çağdaş'ın "Sanat ve Kültür Yayıncıhğı" başhklı söyleşisi saat 16.00'da Atatürk Kitaphğı'nda yer ahyor. Yöneten: Faruk Şüyun. bugün bilsak 15 ŞUBAT CUMA : 19.00 Günlcrin Götürdüğü: "Savaş BırZprunluluk mudur?" Scyfcıün GÜRSEL, Abdumıhman DİLİPAK Tolga YARMAN 19.00"Turkıvc'dc Balıkçılığın Sorunlan" Murat REİS 19.30 BilsakTiyalroAlölycsi: "Î51CBaş îşic Gövdcîşıe Kanailar" Yazan: ScvimBURAK Görsel Sanat Atblyeleri Mchmct GÜLERYÜZ yönctimindc (Pcr. - Cum.) Cafe-Foyer-Bar(Giriş) 12.00-0030 Rock Cafe-Bar(5.Kaı) 15.00-18.00 HcavyMcıal 18.00-24.00 Rock KRAMP Rock-Blucs bilsak, sıraselviler cad., soğancı sok. 7 cihangir 143 28 79-99 I tmmob makina muhendisleri odası I istanbul şubes! DOĞALGAZ SEMİNERLERİ • ENDÜSTRİOE DOĞALGAZ TESİSATI VE DÖNÜŞÜM 11-14 Mart 1991 • KONUTLARDA DOĞALGAZ TESİSATI VE DONUŞÜM 15-17 Mart 1991 YER: ITU Sosyal Tesishri (Aynntılı bitgi ıçın şubemizı arayımz.) EGITIM MERKEZINDE BU HAFTA • İngilizce Kursu (Baslangu;, Orta, İleri) Not Başvuru antnda düzey saplama sınavı yapılacaktır. Kurslar yabancı öğretrnenler tarafından vıdeo desteklı olarak New Cambrıdge sıstemı ızlanerek gerçskleştirılmektedir. • Bilgisayar Kursu (Auto Cad II, Pakat, Temel Programlaına) Not Kurslarda, matematık ıştemcılı gelışken bılgısayarlar vs ptotier kullanılmaktadır Eğitirn Merkezi: Srase/vrter C Wo- 93 Taksım/I&t Tel- '49 11 64 - 149 07 62 (C tesı-pazar dah.l her gûi 9 00-22 00 eU3«. açıklll )
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog