Bugünden 1930'a 5,419,774 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

\18 ARALIK 1991 DİZİ-RÖPORTAJ CUMHURÎYET/7 Oğıızlar Türkmenistan'dayaşıyor D A Ğ I L A N S S C B ' D E T Ü R K İ C U M H U R İ Y E T L E R OrtaAsya Uyanıyor FATİH YILMAZ Türkmenler, Oğuz geleneklerini sürdürüyorlar. Siyah rengi sevmiyorlar, ferah ve geniş mekânlarda yaşıyorlar. Toy adı verilen düğünler Türkmenlerin geçmişteki yaşamlarını bugüne taşıyan bir köprü görevinde. Başlık parası, son yıllarda damat adaylarının belini bükercesine artıyor. Aşkabad'ın işlev gören tek mescidinin adı Mescid-i Aksa. Mescidin yanındaki medresede 120 çocuğa din eğitimi veriliyor. Türkmenler, Kudüs'teki adaşımn aksine Mescid-i Aksa'da, özgürce dini görevlerini yerine getiriyorlar. KİMLİK KARTI TÜRKMENÎSTAN IRAh Niifusu: 3.6 milyon Yüzölçümü: 488.100 kllometrekare. Başkenti: Aşkabad Etnik dağıhm: Yüzde 68 Türkmen, yüzde 13 Rus, yüzde 9 Özbek, yüzde 10 Azeri, Ermeni, Karakalpak, Ukraynalı. Kaynakları: Petrol, doğalgaz, kükürt, Ekonomi: Sanayi, petrol ve doğalgaza dayamyor. Ülkenin biiyük bölümünun çöl olmasına karşın, sulama olanaklannın genişliği sonucu pamuk üretimi de önemli bir yer tutuyor. 1ÜRKMENÎSTANLJDERİNİYAZOV Kaynaklanmızı ortak işletelim AŞKABAD — Türkmenis- tan liden Saparmurad Niya- zov, diktatör olmadığı konu- sunda ısrarlı. "Diktatör defi- lim. Yalnızca, bir geçiş döne- minde işi sıkı tutuyorum" di- yor Niyazov ve kesinlikle anarşiye izin vermeyeceğini söylüyor. Niyazov'la Türkiye ziyare- tinin hemen ardından konu- şuyoruz. Türkiye'den çok memnun aynlmış. Cumhur- başkanı Özal'la, Başbakan Demirel'le görüşmelerini çok yapıcı olarak nitelendiriyor. Niyazov, "Türkiye'deıı çok şey bekliyoruz. Birinci olarak ba- gımsızlıgımızın tanınmasını, ikinci olarak da Türkmenis- tan'ın dogal zenginliklerini ortak olarak işletmeyi istiyo- ruz" diyor. Ingilizce bilen bir tercüman aracılığıyla Niyazov'a sordu- ğumuz sorular ve yanıtları şöyle: — Türkiye ziyaretiniz nasıl geçti? Türkiye, sizin beklenti- lerinizin neresine düşuyor? NtYAZOV — Türkiye'den çok şey bekliyoruz. Bağımsız- lığımızın tanınmasını istedik. (Türkmenistan, Gorbaçov'a düzenlenen darbenin ardm- dan, bağımsızlığını yürürlüğe koymuştu) Turkiye, bu duru- mu anlayışla karşıladı. Sanı- yorum, tanıyacaklar. Aynca, Türkiye ile ekonomik aîanda çok şey yapabiliriz. Biz, Türk- menistan'ın doğal kaynaklan- nın Türkiye ile birlikte işletil- mesini istiyoruz. Tilrkiye'den Türkmenistan'a gelecek olanla- ra vatandaşük ve toprak vere- ceğimizi, Türkiye'deyken söy- ledim. Türkiye'yi biz Batı'ya açılan bir kapı olarak değil, büyük potansiyeliyle, Türk- menistan ekonomisine yol gösterecek bir ortak olarak görüyoruz. Türkiye de bu ko- nuda istekli. Ticaret hacmimi- zi, birkaç yılda büyük rakam- Saparmurad Niyazov, Türkiye'den, Türkmenistan'ın doğal kaynaklarının ortak işletilmesi için adım atılmasını bekliyor. Niyazov, suçlamalara karşın, diktatör olmadığını, yalnızca işi sıkı tuttuğunu söylüyor. larla telaffuz edilir bir durum- da görmek istiyoruz. Türkiye bizim için çok önemli ve bu önemi, bu dönemde daha da artıyor. — Bir Tiirk ortak pazan düşüncesine yakın mısınız? NİYAZOV — Olabilir. Biz, her türlü öneriye açığız. Za- man, korkunç bir hızla ilerli- yor. Böyle bir aşamada, düş- manlıklara yer yok. Bizleri ge- ri götürecek adımlar atmama- lıyız. Bunu, şunun için söylü- yorum: Katıksız bir Pan- Türkizm fıkri, yarardan çok zarar getirir. Türk kökenlile- rin, ekonomik ve kültürel bir- liği ve servetlerini kendi ara- lannda paylaşmalan düşünce- si ben dahil herkesi ilgilendi- riyor. Bu tür arayışlara karşı değilim, ancak bu, hiçbir za- man tek belirleyici olmamalı. Poiitik birlik, benim için çok uzaklarda kaİmış bir hayal ve bunu Türk yetkililerin ağızla- nndan duyduğumda da mem- nun oldum. — Orta Asya'nm en scrt diktatörii olarak amlıyorsu- nuz. Komünist Parti hâlâ iş- başında. Muhalefete göz aç- tırmadıgınız söyleniyor. NİYAZOV — Şimdi bakı- nız. Türkmenistan'ın kendine özgü koşullan var ve şu an için tek önemli olan ekono- mik krizj aşmak. Bu nedenle, Türkmenistan yönetimi eko- nomiye birinci önceliği veri- yor. SSCB'nin çözülmesiyie birlikte, bir geçiş dönemini yaşıyoruz. Bu dönem, anarşi- yi, belirsizliği beraberinde ge- tiriyor. Yöneticiler, böyle bir dönemde işi sıkı tutmazlarsa, beklentilerin hiçbirisi gerçek- leşmez. Türkmen insanı, bu- nun farkında. Bir muhalefet gnıbunun düzenlediği mitin- ge çok az kişi katılıyor. Mu- halefet liderleri tutuklanmı- yor, herkes istediğini söylüyor. Bu mudur diktatörlük? AŞKABAD — Uçaktan, Karakum çölünü seyrediyoruz. Karakum, Türkmeııistan'ın yak- laşık yüzde 80'ini oluşturuyor. Uçağımız, Aş- kabad için alçalmaya başhyor, yüksek kum te- pelerini, vahalan seçiyoruz. Aral Gölü'ne dö- külen Amu Derya (Seyhan) ırmağımn sulannı çöle taşıyan kanallar da rahatça görülüyor. Türkmenistan'ın başkenti, Karakum çölün- den bıcakla kesihniş bir parça gibi. Kentin bü- yük çoğunluğu, kerpiçten yapılma tek katlı ev- lerle dolu. Kentin çevresinden merkeze yaklaş- tığımızda, üç dört katlı Sovyet imzalı binalar gö- rülüyor: Bunlar da, Komünist Parti'nin, KGB'- nin ve parlamentonun binalan. Sokaklar avıl avıl. Yaşmakh, uzun saçlı üzer- lerinde mor renkli uzun elbiseleri (don) ile Türk- men kızları. Kelpekli (kalpak) erkekler. Bıyık- ları olmayan, sakallan ise çenelerinin altından göğüslerine kadar uzanan yashlar. Bu tür sakal biçimine yalnızca Türkmenistan'da rastlanıyor ve Türkmenlere göre bu, Hazreti Muhammed'in isteği. Buradan hareketle, yüzünde sakal olan- ları iyi Müslüman olarak nitelendirmiyorlar. Aşkabad, sonbaharı yeni karşılıyor. Kentin içini süsleyen ağaçlann yapraklan tek tek dö- külüyor. Orta Asya cumhuriyetleri içinde Rus- ların en mutlu oldukian yer burası. Türkmen- lerle Ruslar arasında, dile yansıyan bir çekişme henüz yok. Bunu Ruslar da Türkmenler de söy- lüyorlar. Lenin heykelleri, komünist simgeler kenti bir baştan bir başa suslüyor. Stalin de, hâ- lâ Aşkabad da revaçta. örneğin, yaşh bir Türkmen kadınıyla konuş- tuğumuzda, Stalin dönemini özleyip, özlerne- diğini sorduğumuz zaman şu karşılığı alabiliyor- sunuz: "Özlüyorum. Onun zamanında her şe- yimiz vardı. Şimdi, fiyat artışian, beiimizi bü- küyor. Rahat degiliz. Yeni bir Stalin gerekiyor." Bu özlem, SSCB'nin hiçbir yerinde kolay ko- lay bulamayacağmız, Stalin'in resimlerinin, ka- bartmalı Stalin yüzüklerinin Aşkaba'da iyi bir pazan olmasıyla da gundemde. Adının yazıda kullanılmamasını ısrarla rica eden, Moskova'da yaşayan bir gazeteci dostu- muza göre ise, "korkuyorlar." Dostumuz, "bu- rası, hâlâ Stalinizmin yaşadığı bir yer. uısan- lar, KGB'den, Niyazov yönetiminden korkuyor- lar. Kimse, işini kaybetmek, KGB tarafından sorgulanmak Lstemiyor. Ashnda muhalif aydın- lar var, onlar bile korkuyorlar. Komünist Par- ti, hâlâ isbasında ve özgtıriük yok" diyor. Türkmenistan da muhalefet fakiri bir ülke. Devlet Başkanı Niyazov'a karşı muhalefet, Ko- münist Parti içinden geliyor. Niyazov, partinin adım Demokratik Parti olarak değiştirmeyi planhyor (Bu ay içinde değiştirilecek). İşte bu noktada, parti içindeki muhalefet, "Niyazov, demokratsa, biz komünistiz"diyerek, yeni par- tiye geçmeme karan ahyorlar. Depremler üzerine çalışmalanyla tamnan Prof. Odak Odekov, Niyazov'a karşı parti için- de yürütülen muhalefetin başını çekiyor. Ode- kov'a göre Niyazov diktatör. En küçük bir mu- halefete dayanamıyor ve tehditler savuruyor. Odekov, "Bunu dunya ögrensin, Niyazov'un yönetimi, baskıya, teröre, insan hakları ihlalle- rine dayamyor. Şu an için elini bize uzatama- dı. Fırsat oldugunda bizi de bogacak" diyor. Sonuçta, Türkmenistan'da iki parti olacak.- Burada da Komünist Parti içindeki aynlıklar, muhalefeti doğuracak. Bir yanda, Niyazov li- derliğinde, Demokratik Parti adı altında örgüt- lenen muhafazakârlar, diğer yanda da Komü- nist Parti'de kalacak demokratlar. Bir de he- nüz parti aşamasına gelmemiş Pan-Türkist Agzı Birlik (Ağzı Birlik) hareketi. Agzı Birlik, tek bir lidere sahip değil. Bir li- derlik kadrosu var ve şair Akmuiammed Vel- sapar da bu kadronun önde gelen adlarından. Velsapar, katıksız bir biçimde, tüm Türklerin birlik içinde olmasını, ekonomilerin bütünleş- TÜRKMEN K1ZIGÜZEL BAKAR — Türkraenler, 70 yıllık Sovyet iktidan döneminde geleneklerini konıyabilmiş bir halk. Aşkabad sokaklannda Türkmen kızlannı. don adlı uzun giysileri, göğüslerinin tam ortasına yerleştirdikleri gümüş gülyakalan ve kafalanndaki böriikleri ile görebilirsiniz. ÜRKMENİSTAN'IN 1 URKIYE'DEN KLENTILERI Turkmence, Türk dilinin, batı ağızlanndan birisi, Oğuz- ların konuştuğu dilin devamı olarak görülüyor ve Anadolu Türkçesinin aksine, Arap ve Fars dillerinin etkisine daha ka- palı bir yapıya sahip. Bazı sözcüklerin, Türkçe ve Türkmen- ce karşılıkları şöyle: Türkçe alev tabak ekmek anlamak Türkçe olmak varmak bu küpe türkü gömlek yumurta Turkmence bolmak barmak mu kulak halka aydım göynek tohum sandalye sigara salıncak Turkmence alov tavak çörek düşmek oturgaç çilim sallancak AŞKABAD — Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurad Niyazov'un bu ay başında Türkiye'ye yaptığı zdyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi yönünde hızlandırıcı bir etki yaptı. Niyazov, Türkiye'den tanınma isteğinde bulundu. Türkmenistan'ın, Türkiye'den başta ekonomik yardım almak üzere beklentileri şu noktalarda odaklaşıyor: 1) Ekonomik yardım beklenrjsi: Türkmenistan ekonomisi, güçlü doğal kaynaklara sahip olmasına karşın, alarm işaretleri veriyor. Aşkabad'da, hemen hemen her düzeyde bunu duymak olası. Niyazov da Türkiye ziyareti sırasında ö/^llikle bu konuyu gundemde tutmuş. Türkiye'nin tutumu ise, nakit kredi yerine ortak yatınmlara gidilmesi üzerine yoğunlaşıyor. Türmenistan, kredi konusunda ısrarlı. 2) Türkiye'ye doğalgaz ve petrol satnta İsteği: Türkmenistan, SSCB'nin diğer cumhuriyetlerine oranla gıda açısından sıkıntıda değil, ancak yönetim, ileride bu konuda sorun çıkacağından endişe ediyor. Bu nedenle, Türkiye'ye satacaklan petrol ve doğal gaz karşılığında yiyecek almak istiyorlar. Ayrıca, Türkiye'nin vereceği nakit krediye karşılık olarak da petrol ve doğalgaz satmak istiyorlar. 3) Haberieşme arayışı: Türkmenistan ile Türkiye arasında uydu araalığıyla telefon bağlantısı kuruhnası yönünde Niyazov'un ziyareti sırasında ilke anlaşmasına varıldı. Türkmenler, bağlantımn bir an önce gerçekleştirilmesinden yanalar. 4) Karşılıklı ticaretin arttınlması: Türkmenistan, diğer Orta Asya cumhuriyetlerinin aksine, şahıs işletmelerine henüz izin vermemiş dıırumda. Orta Asya cumhuriyetlerinde yaşanan firma enflasyonu, Türkmenistan'da sıfır. Devlet, hâlâ komünist ilkeler doğrultusunda yönetiliyor. Hal böyleyken, Türkmenistan yönetimi, Türk işadamları ile ortakhk anyor ve özellikle astragan üzerinde ortak fabrika kurmak istiyor. 5) Dini yardım: Türkmenistan'da son iki yıl içinde inşa edilen mescit sayısında kayda değer bir artış var. Türkmenistan, bu alanda Suudi Arabistan ve tran'dan yardım alıyor. Suudi Arabistan ve lran, Türkmenistan'a dini yayınlar konusunda da büyük bir yardımda bulunuyorlar. Türkmen din adamlan, Türkiye'den de dini yayın, Kuran ve Kuran alfabesi istiyorlar. Bu konuda, yönetimde de aym yönde istekler var. mesini, Moskova'dan kesin olarak yüz çevinne- yi savunuyor. Geceyi, adının yayımlanmamasını isteyen ga- zeteci dostumuzun evinde geçiriyoruz. Dostu- muz, Karacaoğlan'dan koşuklar (şiirler) oku- yor. Palov (etli pilav) yeyip, şarap içiyoruz ye- mek sırasında, iki dakikada bir, hafishaneye (hapishaneye) girmek, işinden olmak istemedi- ğini söylüyor. Türkmen evleri, büyük bir avlunun etrafına dizilmiş banyo, oturulacak yer ve tuvalet ola- rak kullanılan küçük yapılardan oluşuyor. He- men hemen herkes, avlusunda kümes hayvanı yetiştiriyor. Evlerine sauna yapan Türkmenle- rin sayısı her geçen gün artıyor ve Türkmenler, saunalarını, zenginlik simgesi olarak tarudıkla- nna göstermeyi seviyorlar. Günün ışıklarıyla birlikte, sokaklann canh- hğı camlardan içeri yansıyor. Gazeteci dostu- muzla birlikte yürüyerek Aşkabad'ın işleyen tek mescidine gideceğiz. Evden çıkarken kara bir kedi önümuzden geciyor. Dostumuz, Türkmen dilinde küfur ediyor ve Türklerin (tüm Orta As- ya'dakiler) kara renkten nefret ettiklerini söy- lüyor. Bunu bir yerlerde okuduğumuzu anım- sıyoruz. Neslihan Yargıcı akhmıza geliyor, gû- lüyoruz. Bir bir sokaklan geçiyoruz. Orta Asya'nın di- ğer bölgelerindeki gibi, Türkmen kızlan salına sahna kaldırımlarda arzı endam ediyor. Don adı verilen uzun giysileri ve göğüslerinin tam orta- sına üiştirdikleri gülyaka adlı gümüş takılany- la, sanşın Slav guzeUerine bakmanıza olanak ta- mmıyorlar. Güzelliklerinin farkındalar ve bu- nu da silah olarak kullanıyorlar. • Aşkabad'ın canlı sokaklan geride kalıyor. Camiye yaklaşıyoruz. Sokaklar tenhalaşıyor ve biz Aşkabad'ın hizmet veren tek mecsidi Mescid-i Aksa'nın avlusundayız. Mescidin adı, kubbenin tam üzerine yazıhnış. Mescidin ima- mı, lsanguri Abdulmecidoğlu. Abdulmecidoğlu ile birlikte, mecsidi ve mes- cidin hemen yakınmdaki medreseyi geziyoruz. Abdulmecidoğlu, mescidin ve medresenin Türk- menlerin parasıyla yaptırıldığını, açılışm da Ni- yazov tarafından yapıldığıru anlatılıyor. Med- resede 120 çocuk din eğitimi görüyor. Resmi eği- timin ardından, medreseye geliyorlarmış. Ab- duimecidoğlu, Suudi Arabistan ve Iran'ın, Aş- kabad'ın diğer bölgelerinde mescit yaptırmak istediklerinı ve dini yayınlar gönderdiklerini an- latıyor. Abdulmecidoğlu'nun sakalı da çenesinin al- tında. Türkiye'den yardım beklediklerini söy- lerken sakalına takılan bakışlarımızı yakahyor ve "Böyle olması gerekiyor. Hazreti Mnfcaav med bunu emrediyor" diyor. Sonra, Türkmen geleneklerinin fanatizme izir. vermediğini, îran modelinin Türkmenistan'da yerîeşemeyeceğini söylüyor ve ekliyor: Kudüs'teki adaşımn çok uzağına düşen Aş- kabad'daki Mescid-i Aksa'dan aynlıyoruz. Sı- rada, Kopet dağlannın içindeki Kov Ata var. Rehberimizin telefonla çağırdığı bir taksi ile yol- lara duşuyoruz. Bir -aatlik bir yolculuktan sonra Kov Ata'ya ulaşıyoruz. Bir dağ düşünün. Dağı oymuşlar ve 200 metre derinliğe bir havuz koymuşlar. Işte Kov Ata. Burası, SSCB'nin dört bir yanından gelen tu- ristlerle dolu. Dağın içindeki 80 derecelik eğimle uzanan merdivenlerden aşağıya indiğinizde bir yer altı gölünün hmcahınç dolu olduğunu görü- yorsunuz. Burasının suyu, romatizmaya, yara- lara çok iyi geliyormuş. Zor olan, merdivenlerden çıkmak. Yukan çıktığınızda, yorgunluktan ölecek gibi oluyor- sunuz. Kov Ata'nın giriş kapısının hemen önttn- de bir düğün alayı görüyoruz. Türkmenler, dü- ğüne toy diyorlar. Gelinin yüzü görünmüyor. Peçeyle örtühnüş. Bu, yakındaki köylerin âde- ti. Düğün günü, arabalara binilip Kov Ata'ya geliniyor. Ancak aşağı inilmiyor. Uğur getiri- yormuş. Gazeteci dostumuz, başlık parası âde- tinin köylerde yaşadığım söylüyor. Özellikle son zamanlarda, başlık parasmda miktarlar astro- nomik rakamlara ulaşmış. Aşkabad, yeniden aksama teslim oluyor. Çöl- den esen rüzgâr, yapraklan havalandınyor. So- kaklar boşalıyor. Kent, yalmzlıgına bürünüyor. Firuze'nin çınarının çevresinde Lenin dışında kimseler kalrnıyor. Farşça da olsa Firuze adı içi- mizi ısıtıyor. Yarın: Ozbekistan A S I L B Î R ÜN Her şey'aktif öğrenci 9 için ORHAN ŞtT (D. Ünv. Siirt Eğitim Yüksek Okulu 3. Sınıf) İyi bir üniversite ile ügili beklentilerim şöyle: Fakültelerde enteraasyonal standartlar dahi- linde öğrencinin ihtiyaa gözönünde bulunduru- larak öğrencinin aktifçiliği esasına dayalı de- mokratik bir hava içinde derslerin işlenmesi; Konulann geçmişle bağlantıh, güncel ve ge- leceğe yönelik esaslar üzerine inşa edilmiş dü- şüncelerden kurulu olması; Kalıplaşmış belli başh konular, fikirler veril- mesin. Öğrencinin düşünce ve davranışlanna kısıtlandırmalar ge- tirilmesin. Öğrencinin durumu eğitim görevlilerinin kanaatiyle belirlenmesin. Güncel ve bilimsel yayınlann yer aldığı kütüpha- ne anlayışuıa gidilsin. Sosyal faaliyetler özgürce işlensin. Öğrenci bürokratik işlemlerle uğraştınlmasın. Polisin gerek okul idaresi, personeli gerekse öğrenci ile işbirliği olmamasını istiyorum. Özürlü öğrenciler HALE TURAN (Gazi Üniversitesi, Eğitim Fak., Türk Dili ve Edebryatı eski öğrencisi) Aydın doğumluyum; 1984-85'te Gazi Ünv. Gazi Eğt. Fak. Türk Dili ve Ed. Bölümü'ne baş- ladım. Daha sonra, üçüncü sınıfa devam eder- ken geçirdiğim bir trafik kazası sonucu, ben de yürüme engelli özürlülerden biri oldum. Evet belki şu an öğrenci bile değilim; kaydım, donarak buz tuttuktan bir süre sonra silindi! Ama bu sorunları herhalde yalnız ben yaşamış olamam ve yaşayabilecek olanları düşünerek çözümün daha farklı, daha iyi bir boyutta olabilmesi için yazı- yorum. Üniversitelerin işlevi hakkmda, öncelikle önemli bulduğum N 1 V E R S İ T E bir konu var. Öğrenciyi ahrken daha seçici ve yetiştirirken de daha sahiplenici bir tutum içinde yapılanması, planlanması ge- rektiğini düşünüyorum. Bu öğrencilerin bütün sorunlanyla il- gili bir konu, ön planda sağlık, ileri planda istihdam daha çok önem kazanıyor. Üniversite, öğrencisinin aldığı eğitim düzeyin- de, kendine ve topluma faydalı yaşammı destekleyebihne ko- numunda olmah. öğrencisi, asistanı, öğretim üyesi doçenti... elbette bu herkes için geçerli; ama özellikle benim vurgulamak istediğim konu, bu sürecin özürlü birey için hiç de kolay olma- dığı gerçeği. Belki de bunu anlatabilmem için daha özeie inmem gerekiyor. öğrencisiniz, okula devam ediyorsunuz. Bir gün aniden bü- tün yaşamınızı, ilerideki planlannızı alt üst edebilecek derecede şiddetli bir kaza geçiriyorsunuz ve içinde bulunduğunuz sağlık dumununun Türkiye'de ve dünyada belkilerle tedavi edilebildi- ğini, maddi olarak bunu karşılayabilmenizin mümkün olmadı- ğını biliyorsunuz... öte yandan öğretmenlik için sağ- lık raporunuzun olması gibi saçma bir yasa da vardı. îkamet, sağlık gibi somnlann yanında sanınm bu en önemlisiydi. Belki kötümser bir tablo bu, ama sonuç ortada: Aileniz de destek ol- masa hiçbir sosyal güvenceniz, geliriniz yok, yalnızsınız. Hoca sayısı ve part-time ASLAN GÜZEL (Dicle Üniversitesi Tıp Fak. 6. sınri Ben Dicle üniversitesi Tıp Fakültesi'nde gö- rev yapan hocalan sayı olarak belirtmek istiyo- rum. istanbul, An kara, tzmir, Adana gibi büyük şehirlerde bazı anabilim dallarında 20'den fazla öğretim üyesinin mevcut olduğu- nu biliyoruz. Ancak iş yükü bakımından olduk- ça yoğun olan fakültemizde ne yazık ki hoca açığı çok fazla. Birçok bölümde, profesör ve do- çent düzeyinde hoca bulunmamaktadır. Çocuk cerrahisi, genel cerrahi, göz, kadın-doğum hastalıkları, kardi- yoloji ve gastroenteroloji bölümünde görev yapan profesörler part-time çalışmaktalar. ^ SOSYAL DEMOKRATLAR TART1ŞIYOR S T İ Y O R U Z ? Dinamik ekip özlemi Eğer gerçekten üniversitelerde iyi bir eğitimin yapılması amaç- lanıyorsa kesinlikle hoca açığı kapatümahdır. Bir hocanın da üniversiteye daha yararlı olması isteniyorsa maddi yönden tat- min edecek Ucret verilmeli ve part-time (yanm gün) çalışma sis- temi kaldınlmalıdır. Bir hocanın yarun gün, öğrencilere ders anlatması, asistan yetiştirmesi, yayın takip etmesi, bilimsel ça- lışma yapmasına süre olarak nasıl yetebilir? Hele bizim fakül- temiz gibi fakültelerde hoca sayısı zaten azken bu sistemin yetersiz olduğu kolayca anlaşümaktadır. Tıp fakültelerinde hasta muayenesi, teşhis, tedavi, hasta yorumunun usta çırak işi öğre- tildiği çok kez vurgulanmaktadır. Bu gerçek ortada iken usta- sız yetişmemizin zaran bize değil, birçok kimseye yansır. Mütevelli heyetle olmaz ALİ ERENDOGAN (Çukurova Üniversitesi İİBF İktisat, 3. sınıf) Bilim üretme merkezleri diye bilinen üniver- sitelerin endüstri toplumundan bilgi toplumu- na geçerken insanhk için diğer bir özelliği ise bilimle birlikte yan kaüte standardından tam ka- lite standardına yükselerek hızla bir beşeri ser- maye sirkülasyonunu sağlaması şarttır. Bu sistemle üniversitelerimizde özerkliğin sağ- lanması mümkün değildir. Zira bu tür bir ya- pılanma Türk toplumunun ekonomik, sosyal, poiitik, psikolojik ve tarihi geiişim süreciyle bağdaşmamakta- dır. Diğer bir bakış açısıyla toplumumuzun kültürel-entelektüel seviyesi belliyken, feodal ilişkilerde bir gerileme görülmezken ve aşiret düzeni bilinci yıkılmamışken bilim ve üretim birimleri- nin mütevelli heyetlere bırakılması bir sonuç sağlamayacaktır. Bunu taşra Universiteleri düzeyinde ele alırsak sonuçları daha net tahmin edebiliriz. Esas belirtmek istediğim nokta, üniversite yönetim birimleri oluşturulurken, görev dağılımı yapılırken siyasal iktidar ve onun kontrolündeki tüm kurumlardan doğal olarak mütevelli heyet- lerden uzakta bir anlayışla örgutlenmelidir. 20 Ekim seçimleri öncesinde SHP hangi kesimin partisi ol- duğunun bilincinde değildi. Kime, neyi, ne zaman, nasıl ve ne yollardan vereceği belirsizdi. Kimdi bu SHP'liler? 2000'li yıl- larda SHP, düşünce ve ilke bazında neler yapacaktı? Hangi örgütle ve kadrolarla yapacaktı? Üretilen politikalann, rapor- larda yazıldığı gibi değil, halkın anlayacağı bir dille aktarabi- lecek düzeyde bir örgütü var mıydı? Varsa nerelerdeydi? Halk bütün bu sorulara yeterince yanıt alamadığı için özel- likle büyük kentlerde sosyal demokratlardan desteğini çekmiş bulunmaktadır. SHP yöneticileri ve kurultaycıbaşılan çevrelerindeki duvar- ları yıkarak halka inmeli, onların beklentileri, istemleri ve ge- reksinmeleri doğrultusunda bilimsel bir piyasa araştırması ya- parak yeniden yapılanmaya ve örgütlenmeye gitmelidirler. Sos- yal demokratlara gönül vermiş kesimler, Ecevit'i omuzlaya- rak donığa ulaştıran, 70'lerin özverili, dinamik ve inançlı bir ekibin özlemi içindedirler. Sadece seçim kampanyası sırasın- da halka gitmenin hiçbir yararı ohnadığının somut kanıtı, sos- yal demokratlann kalesi sayılan Kadıköy ilçesinde işçi, esnaf, küçük memur ve emekli gibi dar gelirli vatandaşlann oy ver- dikleri sandıklardan, ANAP'm çıkmasıdır. Ayfer Aktar/Kadıköy-tSTANBUL Ne İnönü ne de Deniz kavgası Önemli bir sorun, Türkiye gündeminde olan etnik gruplar sorunu, öteden beri sosyal demokratlara fatura edilmiştir. Herkes iyi biliyor ki etnik kokenli yuritaşlanmızın büyük ço- ğunluğu sosyal demokrat partiler içinde bulunuyor. Bu grup- lar devletle çözümleyecekleri sorunlarını, bulunduklan parti- ler içinde çözümlemeye ya da bu partiler içinde ele almaya ça- lışıyor. Bu da birtakım yanhş değerlendirmelere ve yanlış an- lamalara ve hatta kötü sonuçlara yol açıyor. Bu kavga ne 'Inönu' ne de 'Deniz' kavgası; 12 Eyiül kavgası ve yarasıdır bize. Bu yara yakında sarılır, eski kimliğimizle ve gücumüzle yeniden gundeme geliriz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Niyazi Ünsal/ERZtNCAN
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog