Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

20 EKİM 1991 • • • CUMHURİYET/19 Maııtara dikkat ADANA (AA) — Yabani mantarların zehirli olup olma- dığının ayırt edilmesinin güç ol- duğu bildirilerek, yabani mantarlann yenilmemesi isten- dî. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahiliye Onkoloji Bo- lümü öğretim üyesi Prof. Dr. Rikkat Koçak AA rauhabirine mantar zehirlenmeleri konusun- da yaptığı açıklamada, zehirli mantarlann yenilmesi halinde kurtulma şansının çok az oldu- ğunu söyledi. Yağışlann başla- masıyla birlikte kırsal alanlarda çıkan yabani mantarlann, bü- yük bir bölumünün zehirli oldu- ğunu bildiren Prof. Dr. Rikkat Koçak, mantar sporlannın top- rakta 70 yıl yaşayabildiğine dik- kat çekti. \ « V i l ' y ' l i r ı P P T i f l 7 P f i i ' " ^ v e Dunya Bankası'nın >ıllık (oplantılan için gittiği m»v l U , ı x ı ı L C « a / i C 9 i Bangkok'ta, kaldığı otel odasında oiu olarak bulunan De- nizcilik Bankası Genel Mudiiru Yavuz Yavuz, dün toprağa verildi. Yavuz Yavuı'un cenazesi dun sabah uçakla Ataturk Havaalanı'na getirildi. Buradan ahnan cenaze, Altunizade'deki Mar- mara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tatbikat Camisi'ne getirildi. Cenaze ikindi namazından sonra, Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi. (Fotograf: SERDAR AKİNAN) Gazeteciler vakıf kıırdıı ANKARA (AA) — Gazete- cemiyetieri arasında dayanış- mayı sağlamak amacıyla ' Gazeteciler Cemiyeti Basın Vakfı' kuruldu. Vakıfta, çeşitli ıllerdeki 30 gazeteci cemiyeti ve îstanbul Basın Kurumu tesisinin yöneticisi 56 gazeteci kurucu olarak yer aldılar. Îstanbul 7. Asliye Hukuk Hâkimliği'nce tescÛ edilen vakfın merkezi Is- tanbul'dan olacak.Organlan mu- tevellı kurulu, yonetim kunılu, denetim kurulundan oluşan ve malvarlığı 20 milyon lira nakit pa- ra olarak belirlenen vakfın ama- cı şoyle: "Türkiye'de il bazında kunı- lu gazeteciler cemiyetleri arasın- da da>anışmayı sağlamak ve dolayısıyla ulusal ve yerel basın için politikalar üretmek." ANTALYA'DA YAZ — Turkiye'nin bu>uk bölümo yağışlı ha- vanın etkisindeyken Antalya ve Alanya plajlan yaz doluluğunu aratmıvor. Hava sıcaklığının 30derece dolaylannda olduğu yö- rede deniz suyu sıcaklığı ise 25 derece. (Fotograf: AA) Doğukışa hazırlanıyor ERZURUM (AA) — Kış ay- lannın uzun ve sert gectiği Do- ğu Anadolu bölgesinde belediyeler, kış için haztrükları- na şimdiden başladılar. Erzu- rum, Ağn, Kars, Erzincan ve Bingöl belediyeleri, kar temizle- me çalışmalan için 30 nıilyar li- ralık ödenek ayirdıklarını bildırdiler. Doğu Anadolu bol- gesındeki belediyeler, kışın sı- kıntı çekmemek için şimdiden kar temizleme ekipleri oluştur- dular. Erzurum Belediye Başka- nı Mehmet Ali Ünal, 450 kişi ile kar temizleme çalışması yapa- caklannı belirterek, "Doğu be- lediyeleri, bütcelerinin biiyuk bir lcısmını kıs çalışmalan için harcıyorlar. Halkımıza rahat bir kış geciıtebilmek için tiün im- kânlanmızı seferber ediyoruz" dedi. HABERLERIN DEVAMI Avrupa Irkçılıgı mı?.. (Baştarafı 1. Sayfada) güçleri üzerinde bunca egemenlik sağlamış ve gökyüzüyle yeryüzünün sıriarını açmış olanlan kendi kahramanları olarak selamla- yacaktır." Ulusların birbırlerinden nefret etmelen onu her zaman rahatsız etmiştir. Mıllıyetçılığe bu bakımdan hep karşı çıkar. Kendi düşledıği kültür tarihinin, "bir ulusun ötekine karşı han- gi suç/an işleöğinı değil, ama ona neler borç- lu olduğunu" göstereceğinı söyler. Millıyetçiliğe dönük olumsuz duyguları, Stefan Zweig'ı "bellı bir top/um"dan çok, "in- sanlığın bütünune" doğru ıter. Bir konuşma- sında Goethe'den şu alıntıyı yapar "Her yerde yeni vatanlann yaratılmaya ça- lışıldığı bu anda, bağımsız düşünebilen için, yaşadığı zamanın üzerine çıkabılen için, va- tan hem hiçbir yerdedir, hem de her yerde- dir." * Stefan Zvveig bunları 1932 yılında Floran- sa'da verdiği bir konferansta söyler. Alman- ya ıle kendi ülkesı Avusturya'da faşizmin yükselişe geçtiğı, Avrupa'nın her yanında tır- manan milliyetçı akımlarlasavaşın ayak ses- lerınin daha tyi duyulmaya başlandığı bir yıl- dır 1932. Floransa'dakı konferansında şahlanan milliyetçılığe karşı bir aydın olarak uyarır Av- rupa'yı, Bırıncı Dünya Savaşı felaketinden yeterınce ders alınıp alınmadığını sorgular. Ve Avrupa'nın bırlığıni savunur miliiyetçıliğe karşı: "Ulusçulukla uluslarûstü gorüş, artık kıran kırana son güreşlerinı yapmaktalar. Artık so- rundan kaçmak diye bir şey soz konusu de- ğil. Avrupa devletlerinin bugünkü ekonomik ve politik düşmanlıklannı surdürmeyi mi, yok- sa bu bütün güçleri tüketici çatışmayı, dev- letlerüstü bir örgütlenme aracıhğıyla kesin bir sonuca ulaştırmayı mı yeğleyeceklen en ya- kın gelecekte bellı olacak. (..) Zafer hangisi- t£in olacak? Avrupa kepdi kendinı yıkmayı mı sürdurecek, yoksa bırlik ve bütünlüğu mü yeğleyecek?" (Stefan Zweıg, Yannın Tarıhi, Can Yayınları, sayfa 29). Yazık kı Stefan Zvveig yine düş kırıklığına uğrar. Bu konferansından yedı yıl sonra Ikin- ci Dünya Savaşı patlamıştır. 1942'de eşıyle birlikte intihar ederken dostlarına şu notu bı- rakır: "Artık güneşın doğmasını bekleyecek gücüm kalmadı." •k Stefan Zweıg'ın yaşamı boyunca özlemı- ni çektiğı Avrupa bugün kurulabıldı mi? Ahmet Cemal'ın her zamankı özenli çevi- risıyle dilimize kazandırdığı Yannın Tarıhi'- ni okurken bu sorunun karşılığını düşündüm Yanıt, hem evet hem hayır olabilir Avrupa kuşkusuz Ikincı Dünya Savaşının yol açtığı olağanüstü yıkım ve acıdan büyük dersler çıkardı. Demokrasi ve insan hakları- nı bir daha yıkılamayacak bir düzenın teme- lı yapma yolunda çarpıcı atılımlar gerçekleş- tirdi. Zvveig'ın düşünü kurduğu "biriik" doğ- rultusunda Avrupa Topluluğu'yla büyük me- safe aldr, mıllıyetçiHği aşabilmek için anlamlı adımlar attı. Bu açılardan Stefan Zvveig'ın düşü gerçek- leşıyor denilebilır. Ama bir başka açıdan öyle değil. Bunun ıki nedenı var. Bırincisi, Avrupa'- da yeniden şahlanan mılliyetçilik ile yaban- cı düşmanlığıdır Örneğın bugün milliyetçı- lık Yugoslavya'ya bir ıç savaşı yaşatmakta- dır. Almanya'da mılliyetçılikle yabancı düş- manlığı birlikte yeniden hortlamıştır En baş- ta Türkler olmak üzere yabancılara yönelık ığrenç saldırılar korkutucu boyutlara enşmış- tir. Geçenlerde Der Spıegel dergısinde ya- yımlanan bir kamuoyu yoklamasına göre ya- bancı düşmanlığına soyunmuş sağ radıka- lizme Almanya'da duyulan sempatı yüzde 34 oranına varmış bulunuyor. Neo-faşıst Cum- hurıyetçı Partı de yükseliş ıçındedır. Fransa'da, yabancı düşmanlığı, seçim araştırmalartnda oyu yüzde 15 gözüken Ulu- sal Cephe'nın liden Jean-Marıe Le Pen'in te- kelinden çıkıyormuşçasına bir hava esmek- te. Sosyalıst Başbakan Bayan Cresson'un, göçmenlerin uçak kolısı gıbi Fransa'dan pos- talanmasını ıstemesi, geçen yaz kendi par- tisinde şok etkısi yarattı Chırac'ın kendi de- yişiyle "güröltücü" ve "kötiıkokan" göçmen- lerle birlikte çalışan Fransız ışçilerine dönük sempatisinı dıle getırmesi... Eskı Cumhur- başkanı Gıscard d'Estaing'ın yurttaşlık ya- salarında doğum yerinin değil, kan bağının temel alınmasını ıstemesi... Bunların tümu herhalde Stefan Zvveig'ın düşünde yer almıyordu. • Stefan Zvveig'ı düş kırıklığına uğratabile- cek ıkincı bir olay daha yaşanıyor Avrupa'da. Şöyle: Bonn'dakı, Parıs'tekı lıderler, yabancılar- la, goçmenlerle ilgılı olarak kendılennın ala- mayacakları kararları, Avrupa Topluluğu'na aldırma eğılımı ıçindedırler. Bugünkü 12'ler Avrupası'nın çevresıni dışarıya karşı sıkıca kapatmanın yollarını arıyorlar. Bir bakıma, kendi ıçindekı mılliyetçilik ve yabancı düşmanlığıyla baş edemeyenler, şımdı yenı tür millıyetçiliğe, bir "Avrupa mil- liyetçiltği"r\e doğru yol almaktadırlar. The Economıst dergısi, 28 eylül tarihli başyazı- sını şu ilginç satırlarla noktalamıştı: "Milliyetçılığin her türünde olduğu gibi Av- rupa mılliyetçıliğınin de ıçerdıği tehlikeler ola- cak. Bunun bir tür Avrupa korumacılığına ve Avrupa ırkçılığına dönüşmesine yol açmak- tan kaçınılmahdır " Avrupa ırkçılıgı.. Stefan Zvveig, savaşlardan kurtulmak için Avrupa'da miliiyetçıliğe karşı çıkmış, Avru- pa biriığini özlemiştı. Olümünden yarım yüz- yıl sonra Avrupa birlıği yolunda büyük me- safe alınmış olmasına karşın, duşü henuz gerçekleşmış sayılmaz Stefan Zvveig'ın. Al- manıyla, Fransızıyla Batı Avrupalı siyaset adamlannın çıfte standartlı tutumları engel- lemekte bunu. . Stefan Zvveig, "Tanhin bir anlamı olacak- sa, bu anlam, yanlışlanmızı anlamamızı ve aş- mamızı sağlamalıdır" dıyor. Evet, ama tarihten ders çıkarmak da hıç kolay olmuyor. Göntil lukzar: laşbebeklikten bıktun tDİL GÜRSEL ANKARA — Gazinonun, kırmızı kadife perdeleri aralanı- yor, salonda bir sessizlik, heye- can... Sunucu, "Tıirk musikisi- nin taşbebegini' anons ediyor. Ondört yaşında kocasından ay- nlarak Istanbul'da "başsolist- lik" düşleriyle gazino serüvenı- ne başlayan Gönül Yazar, şimdi "Taşbebek" diye lanse edilmek- ten hoşlanmıyor. Gönul Yazar, kızı Yasemin'in evden aynlmasından sonra "yapayalnız" kaldığını anlatı- yor: "Yapmak istedigim şeyler vardı. Onlann hepsi bir anda bi- tiverdi. Kendime bir çizgi çiz- mek istiyordum, bu da Yase- min'in ev)enmesi>1e olacaktı. O, kendi yolunu bulduktan sonra, hayatunın değerkndinnesini ya- pacaktun. Şu anda benim ne bir ideaJim ne bir gayem var. Çayı- mı içiyonım. Biraz sonra yüzü- mii boyayacağun, şarkımı soyle- yecegim ve döniıp yatacagım. Bundan sonra yapmak istedik- krim, bir kısırdöngn içine gir- di." Yazar'm en kızdığı konu, ba- sında yaşıyla ilgili çıkan "abar- tıh" haberler. "Kalkıyorlar, bol keseden yaş meseiesini atıp tu- tuyorlar" diyen Gönül Yazar, "lnsanlar yaraücı olmalı, kendi- lerine konu bulmalı. Ne bu böy- le, temcit pilavı gibi gazetelerde çıkan, 'Yıllann Gönül'u acaba kaçhk oldu?' haberleri. Geçen- lerde kadın güzeDiği ve bakım- la ilgili bir baber yazmtşlar. Mo- del olarak da beni kullanıp, 'Kim der bu kadın 56 yaşında?' demişler. Bu haberi okudum. Saçımı yoldum. Ben elli ikimi yeni süriiyorum" diye yakınıyor. Gönül Yazar, kendini şöyle ta- nımlıyor: "Çirkin bir kadın degüim, gü- zelliğime laf edemiyoriar. Kiil- tttrsüz, rüküş bir kadın değilim. Ayağa düşmemiş bir kadınım. Ne yazsınlar şimdi? 'Gönul git- ti, köpek ısırdı' mı diyecekler?" Sanatçılann politikaya atıl- masına "kahkahayla guldu- ğiinu" söyleyen Yazar, "Sa- natçı olmak ayrı, politika yapmak ayn. Siyasetçi, Mttlki- ye gibi yerlerden yetişmeli, her konuda bilgisi olmalı. Onlar Meclis'e girip ne hakkında ko- nosacaklar?" diye konuşuyor. llk evliliğini 13 yaşında ya- pan, birçok erkeğin gönlünde yatmış Gönül Yazar, erkeklere güveniyor mu? Yazar, bu sonı- yu şöyle yanıthyor: "Almanya'da eve geldiğimde iki içilmiş katave Fıncanı gorii- yordum. 'Bunları kim ıçti?' di- ye soruyordum, 'Helmut geldi' diyordu. Yutuyordum. Ydlar sonra o gelenierin 'Enca, Helga' falan olduğunu gördiim ve en büyük aşkınu, bağnma taş ba- sıp gömdüm. Erkeklere hep gü- vendim. ama sonunda hiç gii- vendigirn gibi çıkmadılar. Onlar, ellerine geçen en küçuk fırsatı değerlendirirler. Ama, 'lstisna- lar kaide>i bozmaz' diyorum, parantez içinde." Evlihği birçok kez deneyen Yazar, bundan sonraki yıllannı "huzur içerisinde, kimseyle di- dişmeden geçirmek" istediğinı söyluyor. Sozlerinin çoğuna 'Yorgunum' diye başlayan Yazar, "Sahne beni çok yordu, evlilik- lerimde de çok yoruldum. Kızı- mı buyütmekte de çok zorlan- dım. Maddi kaybım olduğu gi- bi, yiirek acısı yüzünden, daha büyük kayba uğradım" diye an- latıyor. Yazar, gençlik yıllannı anımsıyor: "Başsolistlerim tarafından çok lasıUandım. Hiçbir zams.n yiikselemeyeceğimi zannediyor- dum. Sonra 'Benim bir şey ola- cağım yok' diye yapışıyordum birine, evleniyordum." Basında sık sık "genç erkek- lerie ilgili gönül ilişkileri"nden söz edilen Yazar, bu haberlerin çoğunun "uydurma olduğunu" savunuyor: "Yalnız olduğomu bilen manken arkadaşlanmdan sık sık telefon auyorum. Beni sem mpaük, kafalanna uygun bulu- yorlar. 'Haydi yemeğe çıkaüm mı?' diyorlar. O geceyi benimle geçirmek istiyoriar. Ertesi gun gazetelerde 'Gönul yine bir fıs- tık buldu' diye haberler çıkıyor. Onlar, benim çevrem, işlerimiz ortak. Çofuyla abla-kardeş iliş- kim var. Gördüklerinizin çoğu benim hiçbir şeyim değil. Zaten olanı da ben saklamıyorum, 'Ben bunlayım' diyorum. Bunu diyecek kadar da dobrayım." Geçmişte gazinoların daha "seviyeli" olduğunu aktaran Ya- zar, "Eskiden aileler gelirdi, mu- siki dinlenirdi. Şimdi iki erkek, üç erkek, geliyorlar, kimisi ada- bıyla dinliyor. kimisi de iki ka- deh içtikten sonra başlıyor sa- natçıyla yarenlik etmeye. Halbu- ki bu, sanatçıyı çok rahatsız edi- yor, eskiden garsonlar yavaşça- cık senis yapaıiardı, şimdi bur- numun üzerinden götüriiyorlar yiyecekleri" diyor. "Taşbebek", üzerindeki "ince, siyah sabahlığıyla" sahnede gö- rünen, "esprili, neşeli" Gönül Yazar'dan farklı bir kişilik ser- giliyor, sonra korkulanna geli- yor: "tki büyük korkum var, biri ölmek, digeri yaşldıkta yapayal- nız kalmak. Şu anda yapayalnı- zım, ama çevrem var, dostlanm var, yaşlı değilim. Elim ayağım tutmayınca, çok isterim bir ya- kınım olsun, elimi tutsun." Sokaklarda (Baştarafı 1. Sayfada) lar, özellikle havanın kararma- sından sonra çalışmalanm hız- landırdı. Istanbul'da afiş toplama ya- nşını başlatan belediyeler ara- sında Fatih Belediyesi önde gi- diyor. Fatih Belediye Başkanı Yusuf Günaydın, afışlenn ve du- varlara yapışünlan ilanlann te- mızlenmesi için tüm temizlik iş- çilerinin tam kadro çalışacağını belirtti. Bu duvarlara yapıştın- lan afişlerin sökülmesi için ba- sınçlı su kullanacaklannı açık- layan Günaydın, çalışmalarda halkın da yardımını ıstedi. Ça- hşmalar için 1 milyar liralık bir harcama yapılacağını belirten Günaydın, "20 Ekim seçimleri çevreyi en fazla kirleten seçim unvanını kazandı. Çevre Bakan- lıgı'nın seçim oncesi kampanv'a- lan bir disiplin altına alarak PVC'li maddelerin kullanılma- sını yasaklaması gerekiyordu. Kampanyalar bittikten sonra bütün yuk bdediyelerin uzerine kalıyor" dedi. Istanbul'da ilçe belediyelerince toplanan plastik afişler Darülaceze^ye bağjşlana- cak. Afişlerin kaldınlması ve duvarlara yapıştınlan kâğıt afiş- lerin sökülebilmesi için tstanbul genelinde yaklaşık 30 milyar li- ralık bir harcama yapılması ge- rekeceği tahmin ediliyor. Buyukşehir Belediye Meclisi Çevre Komisyonu Başkanı Nus- ret Ava, "Doğaya vereceği zarar en az 300 yıl sürecek PVC türü afişlerin bu zarannı onlemek için belediye olarak bu tür afiş- leri toplay^cagız" dedi. Bunlan satıp geri kazanım kutuları ala- caklannı söyleyen Avcı, "Bunla- rı da okullara ve sehrin çeşitli bölgelerine yerleştirip çevrenin temiz kalmasını saglayacağız" diye konuştu. G O Z L E M UGURMUMCU (Baştarafı 1. Sayfada) Siyaset, Arapça sözcük; "politika" ise Yunanca. "Politika" Yunancada "kent yönetimi" demek. Politika, kent yönetımi "polis" ve siyaset sanatı demek olan "po/ıtıs" söz- cüklerinden üretilmiş. İslam toplumlarında "siyaset" sözcüğünün ilk anlamı "se- yislik'tiT. Arapta siyaset, at yönetımi anlamına gelir. At tali- mine, eğitimine, bakımına Arapçada "siyasef denıyor. Türk-İslam ımparatorluklarında siyaset, doğrudan doğru- ya "ceza" anlamında kullanılıyor. Selçuklu vezır-i azamlarından Nizamülmülk, ünlü "Siyasetname" adlı kitabında sıyaseti şöyle tanımlıyor: — Sıyasetten murat ceza tertıbidir ki, saraydaki hars emi- rinin görevı bundan ibarettir. Prof. Yahya Zabunoğlu'nun "Kamu Hukukuna Ginş" adlı ders kitabında "hars em/n"nin de polis müdurü olduğu an- latılıyor. Peki Osmanlılarda "styasef ne anlama geliyor? İdam cezası anlamına! Prof. Ahmet Mumcu'nun "Osmanlı Devletı'nde Siyaseten Katf" adlı kitabında siyasetın, hükümdarların verdıkleri ölüm cezaları anlamında kullanıldığı yazılıyor. — Siyaset olmayınca halkı âlem ıslah olmaz. Hümayunlarda sıyasete verilen anlam bu... "Hümayun" da padişah emirleri ya da yazışmalar demek... Topkapı Sarayı'nda Orta Kapı ıle Çizme Kapısı arasında- ki "Sıyasef Çeşmesi" de padişahın verdiğı ölüm cezaları- nın ınfaz edıldığı yermiş... Yine Ahmet Mumcu'dan öğrendiğimize göre padişahın ivedi olarak ölüm cezasına çarptırdığı kişiler "hikmet-i hukumet" adına idam edilirlermiş. Osmanlıda siyaset = ölüm cezası! Padişahlar, kardeşlenni, oğullannı, kanlannı, vezir-i azam- larını "nizam-i Hem" uğruna, teker teker bogdurmuşlar. Yani, siyaset uğruna... Yani, hükümdarların hükümdarlıklan uğruna... Osmanlı tarihı, bu bakımdan bir "cinayşt kronolojisi"d\r. Kardeş, kardeşı siyaset uğruna öldürmüştür; baba oğu- lu siyaset adına... Demokrasi, siyaseti, bu anlamından çıkaran, bir demok- ratık yanşa döndüren; daha doğrusu döndürmesi gereken bir kavramdır. Ülke yönetimi için bir yarıştır seçimler... Bu yanş, ne kadar uygarca yapılırsa, ülke o kadar kazanç sağlar. Mitingleri şenliklere; konvoyları düğün alaylanna çevir- mek gerekır. Son seçim kampanyası bıraz da böyle oldu. Büyük kent sokaklarında propaganda afişlerıni ve bayraklannı asan par- tililer birbirleriyle kavga etmediler; tam tersine, birbirlerine yardım ettiler. Yollarda karşılaşan çeşitli parti konvoyları birbirierini bay- rak sallayarak ve korna çalarak selamladılar. Mıtınglerde danslar edildi, hep birlikte şarkılar söylendi, ha- laylar çekildi. 9O'lı yıllann en büyük kazancı bence bu. Siyaseti yasak olmaktan, sıyaseti ceza olmaktan kurtar- dıkça demokrasiye ulaşacağız. Yoksa kan ve kın göllerin- de boğulacağız. 21. yüzyıla adım atarken Türkıye'ye yakışan, güleryüzlü, şarkılı, danslı, şenlıkli seçimlerdir. Haydi.. şımdı sandığa. 8 erimiz serbest tNSAN SICAĞI Erdal Atabek 5. bası 8.000 lira (KDV içinde) Çağdaş Yayınları Türkocağı Cad 39-41 Cağaloğlu-htanbul (Baştarafı 1. Sayfada) edilen erler, bir helikopterle Di- yarbakır'daki 2. Taktik Hava Üs Komutanhğı'na getirildiler. Bu- 'rada ilk bakımları yapılan ve el- biseleri değiştirilen erler, Genel- kurmay Başkanlığı'nm emri uzerine özel bir kurye uçağıyla bir astsubay nezaretinde akşam saatlerinde Ankara'ya geti- rildiler. Erleri getiren uçak saat 20.00'de Ankara Etimesgut Ha- valimanı'na indi. Uçaktan tek tek inen erler daha sonra askeri bir otobüse almarak karargâh binasına götürüldtiler. Erlerin, yalnızca otobüs içinden fotoğ- raflanmasma izin verildi. Erle- rin yorgun, bitkin ve sakalları- nın uzamış olduğu gözlendi. Genelkurmay Başkanlığı üst düzey askeri yetkilileri, erlerin sağlık durumlannın iyi olduğu- nu bildirdiler. Üst düzey bir as- keri yetkili, erlerin ailelerinin de Ankara'ya çağnldığını, akşamı birlikte geçirmelerinin planlan- dığını söyledi. Ancak yetkili, er- lerin geceyi nerede geçirecekleri konusunda bilgi vermedi. Aske- ri yetkili, erlerin bugün sağlık kontrolünden geçirileceğini de sözlerine ekledi. Bu arada PKK'nın kaçırdığı 7 erin yam sıra bir başka erin de bugün Türk yetkililere teslim edildiği bildirildi. Şırnak Valisi Aydın Arslan , Cumhuriyet'in sorusunu yarutlarken 8. kişinin, jdaha önce smın yanlışlıkla ge- çen bir er olduğunu söyledi. Başbakan Mesat Yılmaz, PKK'nın elinde bulunan 7 erin serbest bırakılması haberini baş- kent turu yaptığı Sincan'da Pe- tek otobüsunde öğrendi. Yılmaz olay hakkında "Şimdilik bir şey jöyleyemeyeceğini, aynntüı bil- gi aldıktan sonra açtklama yapacagmı" söyledi. Yılmaz, da- ha sonra yaptığı açıklamada, 7 erin serbest bırakılması ile ilgili olarak "Bölücü çete Ue hiçbir pazarhk söz konusu degildir" dedi. BBC, dün 7 erin iadesine iliş- kin yorum yaparken "Ankara kulislerinde bir suredir, ANAP- ın son seçim bombasuun, PKK Bderi Abdullah Öcalan'm MOS- SAD tarafından teslim alınaca- gı yolunda spekülasyonlar olduğuna" da yer verdi. Içişleri Bakanı Sabahattin Çakmakog- lu, Cumhuriyet muhabirınin, "Abdullah Öcalan'ın MOSSAD tttrafından teslim «Imriıgı yolun- da soylentiler var. Bu konada bilginiz var mı" sorusuna, "Hayır" yanıtını verdi. Çakma- koğlu şunlan söyledi: "Bilemiyorum, ama benim tahminimboylebir şey olmaz." Bilinçaltmızdaki "pahalı moda aynalan"nı kınn! Bu yıl, seçme ve seçkinleşme özgürlüğünüzü olumlu yönde kullanın. Bilinçaltınızda bir yenilik yapın: "Pahah moda aynaları"nı kırın! Hemen Hatemoğlu'na uğrayın! Kendinize birinci sınıf moda giysiler seçin... ...ama çok daha az ödeyin! IST1KLAL CAO NO 150 BEYOĞLl>ADAPAZARI«ERZURUM«ESKIŞEHIR-K MARAŞ^KIZILAY-ANKARA«KONYA«MALATYA'ORDU«PENDIK«SIVAŞ«TRABZON'20NGULDAK Konya Mağazamız yenı yerıne taşındı.Kazım Karabekır Cad 18/A KONYA Malatya Mağazamız açıldrMılli Egemenlik Cad 15/A MALATYA
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog