Bugünden 1930'a 5,448,242 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/12 PAZAR KONUĞU 20 EKİM 1991 PROF. MUZAFFER AKSOY Bilimhür ortamdagelitlkelerin gelişmişliğinin, çağdaşhğımn en önemli ölçütlerinden biri de bilime, bilim adamına verilen değerdir. Türkiye'de bu alanda yaşananlar olumlu değil, olumsuz gelişmelere işaret etmektedir. Arkadaşımız Şükran Ketenci bilim adamı ve bilim ahlakı üzerine, bu nıteliklere sahip bir avuç insandan biri olan Prof. Muzaffer Aksoy ile konuştu. SOYLEŞI: ŞÜKRAN KETENCİ ~ZIZ~ Sayın Muzaffer Aksoy, uluslararası bi- limsel kimliği olan sayılı bilim adamımızdan birisiniz. Sizi yakmdan tanıyanlar bir de Tür- kiye'deki bilim adamı kalıplarına ne kadar ay- kırı düştüğünüzü bilirler. Uluslararası ününü- ze karşın sizin bir muayenehaneniz ve otomo- biliniz olmadı. Birömür.elinizde çantanızora- dan oraya koşturdunuz. Bilimsel çalışmaları- mzu ürünlerinizi oluştururken her işi kendiniz yaptınız. Bilim nedir, bilim adamı kimdir so- rularına yanıt arayarak sb'ze girebilir miyiz? Bilim adamı maddi bir gerçek üzerinde, bu gerçeğin çeşitli yönlerini saptamak için çalışan insandır. Tıptan, kendi alanım kan hastalığın- dan örnek verelim. Ister doktor, ister bilimsel kariyer yapmış profesör olsun iki tip insan var- dır: O zamana kadar saptanan bilgileri tekrar eden ve gerektiği zaman pratiğe koyan insan. Bilimin pratiğini yapan insan. Bunda ne kadar başarılı, becerili olursa olsun bilim adamı de- ğildir. Esas bilim adamı bilinen üzerine yenili- ği koyma çabasını gösteren insandır. Tabii bilimin gerçekleştirildiği en iyi alanlar- dan biri üniversitelerdir. Özellikle gelişmiş ül- kelerde üniversiteler bilimi tekrar etmek kadar, bilime ek yapmak için çalışırlar. Üniverskelerde ufak veya büyük bir şeyler katmış bilim adam- ları bulunur. Bizde ise bilimi tekrarlayana da hakiki bilim adamı deniyor. Bu yanlıştır. llimin yapüdığı yerler üniversiteler olduğu için, keşifler ağırhkh universitelerde oluyor. Ancak basit yerlerde uğraşan insanlar da çok önemli buluşlar yapabilirler. Buna karşılık üni- Bilimde çok uğraş, özveri lazım. Ancak tıp alanında birçok insan, pratik sonuca, maddi varlığa ve kolay yaşama kapılarak hakiki bilimden uzaklaşıyor. Ümit veren birçok genci bu yola sapmış görüyoruz. gerçeği de var. Gençler istiyorlar ki ilk andan itibaren en gelişmiş yerlerde, imkânlarla çalış- sınlar. Dünyada böyle bir şey yok. Batı'da da kötü koşullarda çok önemli bilimsel çalışma- lar yapılmış, çok önemli bilim adamlan yetiş- miştir. Kalp katedralini ilk kez gerçekleştiren bilim adamı üroloji servisinde çalışıyor. Kalp dama- nna bir sonda ile girilerek kalp hastalıklarının araştırılmasında çok önemli bir adım atılabi- leceğini düşünüyor. Hemşirenin yardırru ile dü- şüncesini kendi üzerinde deniyor. Röntgen ve filmleri çekiyor. Sonucu hocasma gösteriyor. Hocası, üroloji asistanını, ilgisi olmayan bir işle uğraşmasma kızarak kovuyor. Köy doktor- luğu yaparak yaşamını sürdürmek zorunda ka- lıyor. Bir üroloji dergisinde yayımladığı maka- lesinin Amerikalı bilim adamlarınca görülmesi üzerine yaraülan olanaklarla çalışmasını geliş- tirebiliyor. Tıp dünyası için çok önemli, mucızevi bir bu- luş böylesine güç koşullarda gerçekleşiyor. Ken- disi Amerikalı iki bilim adamı ile birlikte ça- lışmasından ötürü Nobel Bilim Ödülü'nü alır- ken, "Ben bir köy papazı iken papa olmak gi- bi bir duruma düştüm" demesi çok anlamlı- dır. En kötü şartlarda bile çok önemli bilimsel çalışmanın yapılabileceğini, buluşların meyda- na geldiğini göstermektedir. • • • • Hocam yeniden sorumuza, başa dön- sek. Ülkemizde neden çok ciddi bir bilimden, gerçek bilim adamlığından sapma yaşanıyor? Bir şahsi faktörler rol oynuyor. tki ortamın olumsuz etkısi oluyor. Hep tıp ilminden örnek- lerle söylüyorum, birçok parlak zekâ tıp ilmi geçerli bir meslek olduğu için, kolay ve çok ge- niş imkânlı bir ortamda yaşamayı tercih edi- yor. Bilim yapacak insanın bütün dünyada çok fedakârlık yapması lazım. Kendisine açılan im- kânlardan vazgeçmesi lazım. PAZAR KONUĞU M U Z A F F E R A K S O Y 1915 Antalya doğumlu. 1940 tstanbul Tıp Fakültesı mezunu. 4 yıltık iki askerlik, hastane görevlerinin ardından kendi olanaklart ile Amerıka'ya giıtL Orada 1959 yılında doçeni oldu. Mersin'de hastane görevine dondükten sonra, kan hastalıkları üzerinde çalıştı, uluslararası yayınlar yaptı. Yeni hastalık tiplerı buldu. 1960'tan sonra ıstanbul Üniversitesi'ne gelip, benzen kullamlan eriticilerın yaptığı kan hastalıkları üzerinde çalıştı. Amerıkan tıp mecmualarında yayımlanan araştırma sonuçları uzenne ABD işyerlerinde daimı benzen oranı 10 pp m'den 1 pp m'ye duşürüldü. Işverenlerin bakanlık kararına itirazları üzerine ABD'de görülen davada bilırkişilik yaptı. Kan hastalıkları ve kan kanserı üzerinde uluslararası otorite olarak kabul edilen Prof. Aksoy'un 170'in üzerinde özgün bilimsel çalışma ürunü olan uluslararası yaytnı var. Türkiye'de hematoloji (kan hastalıkları) biliminın "babası" olarak biliniyor. üzerinde dursak. Bilime, namusa çok önem ve- riyor gibi görünüyorsak da galiba gerçek bu değil. Bilim namusu, bilimin olabilmesi için şart. Pratik doktorlukta ise ne yazık ki şarlatanhk çok fazla. Bu en yüksek duzeyde bilim adamın- da, universitede de olabiliyor. Bilim namusu insanın yaptığı bir şeyin doğ- ruluğu ve yanlışlığını hiç saptırmadan söyleye- bilmektir. tnsan birçok uğraşında daha önce öne sürduğünün yanlış çıktığmı görüp gerçeği söyleyebiliyorsa hakiki bilim adamı ve namu- su var demektir. Bilim namusu gerçeğin sonu- na kadar savunulabilmesidir. \Çok zor bir şey değil mi, bilim namu- sunu koruyabilmek? Çalışılan yerlerdeki pozisyonlardan çeşitli zorluklar çıkıyor. Bence halk, insanlar gerçek bilim adamına değer veriyor. Onun yanında yer alıyor. Daha çok zorluk aynı yerde aynı alan- da çalışan kendi seviyesindeki insanlarla çıkı- yor. Menfaat kaygusu, çıkar çelişkisi öne çıkı- yor. Bilimsel gerçeklerle çıkarlan çelişenler, bi- limsel gerçeğe engel oluşturuyor. mma^mZorluklardan söz açılmca, akla YÖK de geliyor. YÖK'ün bilimsel çalışmayı engelle- yici rolü oldu mu? Bence YÖK bilim için en büyük engellerden biri oldu. Ben YÖK'ü biraz ortaçağa yakın bir durum olarak kabul ediyorum. Dünyanın her- yerinde bilim, hür olduğu ölçüde, özgür ortam- da gelişiyor. Hür olmayan bir ortamda bilim- den söz edilemez. YÖK, bilimle bağdaşması mümkün olmayan bir konumdur. MHMBSoyuj' da olsa sıradan insan, bilime uzakyaşayan insan, bilime, bilim adamına çok saygılı gözüküyor. Bu, bilim adamı için ozen- dirici, çalışmasını kolaylaştırtcı bir durum de- ğil mi? Bu bir özlem. Olmayan, bilinmeyen bir şeye duyulan soyut özlem. Pratikte çok da fazla ya- rarlı olmuyor. Mersin'de bir kan hastalığı üze- rinde çalışıyordum. Bilinmeyen bir hemoglo- bin cinsi bulmuştum. Ingiltere'de bir mecmu- ada yayımladıktan sonra, Amerika'dan üzerin- de çahşmam için yardım geldi. Aynı hastanın kanından numune almam gerekiyordu. versitede, kendi alamm tıpta akademik kariyer yapmak, unvan almak hiçbir şekilde bilim ada- mı olunduğunu göstermez. Bilinen bilgileri iyi uygulayan insan tıpta bilim adamı oluyor. Gerçek bilim adamı ise kimsenin bilmediği- ni saptayan insandır. Bulunanın ufak olması önemli değildir. önemli olan bilinmeyeni bul- mak için yapılan çalışmadır. Araştu-ıcılık ol- madan bilim adamlığı olmaz. Hocam sizin tanımladığınız nitelikte- ki gerçek bilimsel çalışma ve bilim adamlığı kimliğinden bir kaçış yaşanıyor. Neden? Yine kendi alanımdan tıptan örnekleyelim. Tıpta ilerlemiş bir insan bir süre sonra birta- kım imkânlarla karşüaşıyor. Maddi varbklar kolay yaşaraı temin ettiği için onun cazibesine kapıhnıyor. Bilimde çok uğraş, çok özveri la- zım. Senelerce uğraşıp hiçbir netice alamaya- bilirsiniz. Bütün bu nedenlerden insanlar ha- kiki bilimden ziyade, pratikte sonuç veren ba- şarılara kayıyorlar. Hakiki bilimden kaçıyor- lar. Tıp çok pratik çok geçerli bir bilim. Bir sa- hada yer eden bir insan pratiğe kayıyor. Bilim- de çok ümit veren birçok genç insanı bu yola sapmış görüyoruz. Tıpta bilimsel başan göster- mesi beklenen insanlar doktorluğun pratik sa- hasına girerek hakiki bilimden uzaklaşıyorlar. Bizde bilim adamına sağlanan olanaklar çok daha az olduğu için de bilimden kaçış daha faz- la oluyor. ^mm^m Sonuç olarak Hocam, bizde bilime, bi- lim adamına gereken değer verilmediği, gere- ken olanaklar sağlanmadığı için, bilimden ka- çış, bilim adamlığından kaçış yaşanıyor. öyle değil mi? Tamamen doğru olduğu söylenemez. Bizde ger- çekten bilimsel çalışma, bilim adamlığı için ge- reken maddi koşullar yetersiz. Yine de hoca- lann ücretleri eskiyle karşılaştınldığında hiç fe- na değil. Tabii yine tıp fakülteleri için, tazmi- natlarla, yan ödemelerle sağlanan gelirden söz ediyorum. Türkiye'de bilim yapılmamasırun se- bebi imkânsızhk değil. Şahısiarın istememesi SAĞLIK VE PARA — Prof. Muzaffer Aksov, arkadaşımız Ketenci'ye sağlık konusunun bir çıkar ilişkisine dönuşmeraesi gerektiğini belirtiyor. Tıp dışındakilerin, doktorların hakiki değe- rini ölçebilmeleri söz konusu değil. Genel ola- rak toplumumuzda hakiki entelektüel seviye- sine erişebümiş degiliz. Insanları yargılama hu- susunda yeterli olduğumuzu zannetmiyorum. Bunun sonucunda da tıpta genellikle şöhret yapmış insanlar o sahanın en iyileri değiller. En bilgili, en becerili, soruna en iyi eğilebile- cek insanlar değiller. Bunda toplumun yargı- lanmn objektif olamamasuıın ya da doğru de- ğerlendirme yapılamamasımn çok büyük rolü var. Şöhret olan insanlar en bilgililer değil, en becerikliler oluyor. Dünyanın hiçbir yerinde hakiki bilim ada- mı piyasa doktorluğuna sokulmuyor. Çalıştık- lan müesseseler içinde de asıl işleri bilimsel ça- lışmaya yönelik oluyor. Elbette imkânlar ol- mazsa tam bir imkânsızhk içinde en yüksek ze- kâ bile bir şey yapamayabilir. Ama özellikle üniversite hocaları için yeni şeylerle uğraşmak için imkânsızhğın gerekçe olmasını kabul et- miyorum. En kötü sağlık ünitesinde bile bir şeyler yapma olanağını bulabilirsiniz. Sağlık ocağına giden bir doktor isterse bi- limsel birtakım buluşlar, araştırmalar yapabi- lir. Yeter ki üretmek istesin. Tabii birey ve çev- re Uişkisi bilimsel çalışma için çok önemli. Çev- re ne kadar yükselirse, birey o kadar gelişebi- lir. Tabii ki universitede bilimsel koşullar için ortam çok daha elverişlidir. WKK^^Hocam öyle ise neden bilimsel çalış- madan, bilim adamlığından bir kaçış var? Ne- den istenmiyor? Senelerce ezberci, okunanı tekrar eden bir toplum olarak yaşamışız. Kesinlikle söyleyebi- lirim ki Türkiye'de bilim yapılmamasının teke- linde imkânsızhk değil, istememek var. lHocam bu noktada yeri gelmişken bi- raz bilim ahlakı, bilim namusu denilen kavram Çok büyük zorluklarla, yanımda kaymakam olduğu halde hastanın bulunduğu dağ köyiine gittim. Eşi kan almama izin vermediği için ça- lışmamı sürdüremedim. Almanya'da evlenmiş, yüksek öğrenim gör- müş insanın karısının kanını almama izin ver- mediğini hatırlıyorum. Halkımızda bilmemek- ten kaynaklanan bir kan verme korkusu var. Fabrikada çahşmamıza izin verilmediğini ha- tırlıyorum. Yine de kendi alanımda çok büyük zorluklarla karşılaştığırru söyleyemem. Aksine insanların çok buyük desteğini, yardımını gör-' düm. mmammt Benzen üzerindeki çalışmanız. Uz- manlık alanmız. kan kanseri ile uğraşmanız. Si- zi işçi sağlığı-iş güvenliği alanının içine sokmuş oldu. Araştırmalarınız için pek çok iş yerı do- laştınız. tşçinin sağlığınt tehdiı eden çalışma koşullarını gördünüz. Yol açtığı hastalıkları araştırıp ortaya çıkardınız. Bu çok önemli ve Türkiye'de üzerinde durulmayan konuda ilk anda neler söyleyebilirsiniz? Ülkemizde gerçekten çok ciddi bir sorun olan işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda olumlu adımlar atılabilmesi, bir şeyler yapıla- bilmesinin iki boyutu var. Birincisinde resmi kuruluşların yapması gereken ve yapılmayan- lar var. Ikinci cephesinde işçinin kendi canı ve sağ- lığının önemini kavraması, bilincine varması yer alıyor. Bizde ikisi de bozuk, ikisi de yok. Bakarüık, kontrolü yapması gereken kurumlar, belediyeler hiçbiri çalışmıyor. Hiçbiri üzerine düşeni yapmıyor. Her şeyden önce denetim için gerekli bilimsel imkânlar sağlanmıyor. Dene- tim yapılmıyor. Doğrudan işçinin kendisinin kendi sağlığı için uyanıp istemesi lazım. Sen- dikaların işçileri bu konuda bilgilendirmesi, bi- linçlendirmesi şart. ^ ^ ^ ^ Hocam sizin bilimsel çalışmalannız, ABD'de benzenle çalışılan iş yerlerinde, işçi- nin sağlığınm, canının korunması için havada bulunabilecek en yüksek benzen miktarmın 10 ppm'den 1 ppm'ye kadar düşürulmesine yara- dı. Oysa siz bu araştırmalarımv, bilimsel bul- gulanmzı Türkiye'de Türk işçiler üzerinde yap- mıştınız. Bu çalışmalannız Türkiye'de bir ses getirdi mi? Türk işçisinin durumu ne oldu? Türkiye'de halen çalışılan ortamda 20 ppm'ye kadar izin var. Bu, çağ dışı bir durum. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yüksek, sağ- lığa zararlı bir değerde benzenin bulunmasına izin verilmiyor. Hiç değilse onun altına 5'e ka- dar düşürülmesi lazım. Bir de bunun kontrol edilmesi gerekiyor. Yaptığımız işyeri taramala- nnda 30 ile 210 ppm'ye kadar çıkılan işyerleri- nin bulunduğunu saptamıştık. 6S0 bile bulmuş- tuk. Çalışan işçilerimizin üzerindeki taramalar- da ise benzenle bağlı çok yüksek oranda kan değişikliği °/o 50 öldürücü olan aplastik ane- mi dediğimiz kan yapılanması ortaya çıkrruş- Bence YÖK, bilim için en büyük.engellerden biri oldu. Ben YÖK'ü biraz ortaçaj yakın bir durum olarak ediyorum. Dünyanın her yanında bilim, hür olduğu ölçüde özgür ortamda gelişiyor. abul tır. Benzene bağlı lösemi vakası tespit etmiş- tik. Eski korkunç değerlerin şimdi mevcut ol- duğunu sanmıyorum. En azmdan insanlar teh- likeyi biliyor. Hâlâ benzenli maddelerin kulla- nıldığı muhakkak. Ahnan sağlık tedbirlerinden değil, işçinin bu konuda korkup uyanmasın- dan ileri gelen, başta havalandırma çeşitli ön- lemler var. Yine de ne önlemler, ne de deneti- min yeterli olduğunu söyleyebiliriz. • • ^ M Hocam bir ulkenin gelişmesinin, çağ- daşhğımn yolu bilimden, bilim adamı, bilim ahlakından geçtiğine göre, bizdeki tersine ge- lişme, bilimden sapma nasıl önlenecek? Olumsuz, tersine gelişmede üniversitelerin rolü çok büyük. Üniversitelerin bugünkü yö- netiliş biçimi çok önemli. Bir de bilim alanın- da çalışanlann kendileri rol oynuyor. Hem ida- re mekanizması, hem de insanlar kolay yolu se- çiyorlar. tlim yolu kolay bir yol değil. Bir de sistemin oturmamasından gelen ek sorunlar var. Sistemsizlikten gelen sorunlara yine tıptan bir örnek verirsek, hastanın bilimi uygulayan doktora muhatap olmadan, bilimsel çalışma yapması gereken insanla karşı karşıya gelme- sinin büyük zaranndan söz edebiliriz. Bu bozuk düzeni nasıl düzeltirizin cevabı, başkalannın ne yaptığına bakmaktır. Batı'mn metotlanm, ölçülerini hiç değiştirmeden uygu- lamak gerekir. Bilim yapacak insanın biraz öz- veri göstermeyi öğrenmesi gerekir. Doktorluk insanlara yardım edici bir meslek. Kendi men- Ifaatinden ziyade yaptığı ödevi öne getirmesi la- )ava. Menfaat karşılığı bir meslek olmaktan çı- karılması çok önemli. Bence sağlıkla para ara- smda doğrudan kurulan ilişki çok büyük teh- like. Sağlıkla menfaatin bir arada gitmesi tek- nik olarak mümkün değil. Tıp böyle bir şey de- Sil- Tıp hizmetinin, hele de tıp biliminin geliş- mesi ile maddi çıkar arasmdaki doğrudan iliş- kiyi kesmişler. Sigorta sistemleri geliştirilmiş. Günlük hastalıklarla karşı karşıya olan dok- tor ile hastane doktoru birbirinden ayrılmış. Tıpta bilimsel çalışma yapanların çalışma ala- nı tamamen ayrılmış. GAZİANTEP 2. SULH HUKUK MAHKEMESİ Esas: 1990/97 Davacı S.S. Dostlar Yapı Kooperatifi Vekili Av. Can Bozkurt tara- fından davalı A. Osman Demir ve Zeynel Doğan aleyhinc açılan ta- pu kaydının ıptali davasının mahkememizde yapılan açık dunışma so- nunda verilen ara kararı gereğince; Davahlardan A.Osman Demir gösterilen adreslerde tüm aramala- ra rağmen gösterilen adresinde bulunamamış ve dava dilekçesı ken- disine teblig edilememıştir. Davalının davaya karşı bir diyeceği var ise dunışma gOnü olan 8.11.1991 günü saat 09.00'da mahkerae salonuna gelip beyanda bu- lunması gelmediği takdirde davanın yokluğunda devam edip karar ve- rilecegi davetiye yerine kaim olmak üzere ilan olunur. 2.8.1991 Basın: 49735 TERCAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Sayı: 1989/345 Davacı DSİ Genel Müdurlügü Vekili Av. Ayşegul Yanar tarafından davalı hakkında açılan tenkisı bedel davasının mahkememizde yapı- lan açık duruşması sırasında verilen ara karan gereğince; Davalı Ercüment Tuncay'ın adresinın tüm aramalara rağmen tes- bit edilemediğinden ilanen tebliğinin yapılmasına karar verilmiş olup davalının duruşma günü olan 14.11.1991 saat 09.00'da mahkememiz- de hazır bulunması veya kendisini bir vekille temsil ettirmesi hususu- nun 7201 sayılı teblıgat kanununun 28, 29, 30, 31 maddeleri gereğin- ce tebliği, ilan tarihinden itibaren 15 gün sonra kendisine tebligat ya- pılmış sayılacağı ilanen tebliğ olunur. 22 8.1991 Basm: 49725 ÖDEMİŞ 1. ASLİYE HUKUK HÂKİMLİĞİ'NDEN Dosya No: 1991/393 Davacı Hüseyin Akgun vekili Av. Muzaffer Aktaş raahkememize menfî tespit ve çek iptali davası açarak müvekilline ait Ödemiş Ege- bank Şube Müdürluğü'ne ait 10.952 hesaptan odemelı 658701 numa- radan baslayıp 658725 numarayla biten 25 adet çek kuponunu kay- bettiğinden bahisle bu çek kuponlannın iptali ne karar verilmesini is- temıştir. Bahsi geçen bu 25 adet çek kuponlan üzerinde herhangi bir surette bir hak iddia edenler varsa yazıh bir dilekçe ile bu dosyadan bahisle duruşmanın atılı bulunduğu 31.10.1991 gunune kadar mah- kememize müracaat etmeleri gerekmektedir, aksi takdirde bu çek ku- ponlannın iptaline karar verileceği tebliğ yerine kaim olmak uzere ila- nen tebliğ olunur. Basın: 38234 TERCAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Sayı: 1989/321 Davacı DSİ Genel Mudurlüğu vekili Av. Ayşegül Yanar tarafından davalı hakkında açılan tenkisi bedel davasının mahkememizde yapı- lan açık duruşması sırasında verilen ara karan gereğince; Davalı Hüseyin Çakmak'ın adresinin tüm aramalara rağmen tes- bit edilemediğinden ilanen tebliğinin yapılmasına karar verilmiş olup davalının duruşma gunü olan 14.11.1991, saat 09.00'da mahkememizde hazır bulunması veya kendisini bir vekille temsil ettirmesi hususunun 7201 sayılı teblıgat kanunun 28, 29, 30, 31 maddelen gereğince tebli- ği, ilan larihinden itibaren 15 gun sonra kendisine tebligat yapılmış sayılacağı ilanen tebliğ olunur. 22.8.1991. Basın: 49724 İKİNCİ SULH HUKUK MAHKEMESİ Sayı: 1990/1749 ' Esas No:1991/H85 Da\acı Muharrem Sesle'ye vekaleten Kenan Şımşek vekili Av. Şuk- ran Belet tarafından davahİar Yıldırım Ilçe Beledıye Başkanlığı vekili A\ Tuncay Fişekçı ve 42 arkadaşı aleyhine mahkememıze açılan ve Bursa ıli, Yıldınm ilçesi, Yemmahalle, lşıklar Sokağı, Pafta 74. ada 60, parsel 80'de kayıtlı taşınmazın aynen taksiminin mumkun olma- dığından satılarak ortaklığın giderılmesine mahkememızce 11.9.1991 gun 1990/1749 esas 1991/1185 »a>ıh ılamı ile karar verilmiş olmakla; Davalı paydaşlardan Mustafa Galip Çelikel, Şadıye Açdoyuran, Yıl- maz Açdoyuran. Refia Ergurbuz. Semiha Denız, Cevdet Ulu, Naime Ulu, Ha\va Ozturk. Saadet Gureri, FarUk Demırdağ, Muşerref Çe- lik adlarına dava dilekçesı ilanen tebliğ olunduğundan iş bu ilamm ilan tarihinden itibaren 15 gün içinde adı geçen davalı paydaşlara ka- rann tebliğ edilmış sayılacağı 7201 sayılı tebligat yasasının 28 ve mu- teakıp maddeleri gereğince ilanen tebliğ olunur. İLAN BOR ASLİYE HUKUK HÂKİMLİĞİ'NDEN 1991/93 . Davacı Bahri kızı Gülten Kılınç, hasımsız olarak, mahkememize dava açarak Bor ilçesi, Manastır mevkii, 649 kütuk, 101 pafta, 108 ada, 189 parsel sayılı tapu maliklennden 4/32 hısse sahibi Kamil ka- nsı Başkadın'ın gaipliğıne karar venlmesini ıstedığınden, bu şahsı ta- nıyanların ve bu taşınmazda bir hak ıddıa edenlerin ilan tarihinden itibaren "Bir Yıl îçerisınde" Mahkememizjn 1991/93 Esas sayılı dos- yasma müracaat etmelen M.YInın 32. mad. uvannca İLAN OLUNUR. Basın: 49718 İLAN URLA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NDEN Esas No: 1991/98 Davacı Ahmet Elmalı vekili Av. Halil Alagöz tarafından davalı Cev- det Yıldınm Tlmalı aleyhine, Urla, Iskele Mahallesi, 15 pafta, 98 ada, 7 parselin 1/2 hıssesinin (Davalı Cevdet Yıldınm Tunalı adına kayıtlı) şufa hakkına dayanılarak tapu kaydının iptali ile adına tescıli için aç- tığı davada verilen ara karan uyannca: Davalı Cevdet Yıldınm Tunalı'mn tüm aramalara rağmen adresi te- min edilemeyip dava dilekçesı ve duruşma günü tebliğ edilemediğin- den, adı geçen davalının duruşmanın yapılacağı 27.11.1991 günü saat 9.55'te mahkemede hazır bulunması veya kendisini bir vekille temsil ettırmesı, aksı takdirde davanın yokluğunda görüleceğı ve hükum ve- rileceği hususu tebligat yerine geçerli olmak üzere ilanen tebliğ olunur. Batın: İLAN ASLİYE CEZA HÂKİMLİĞİ'NDEN Esas No: 1990/170 Karar No: 1991/270 Karar Tarih: 4.7.1991 Sanık: Seyfettin Buyükarslan-Aşur oğlu Fatma'dan olma 1965 doğum- lu, Suluova ilçesi, Girne mahallesinde nüfusa kayıtlı olup halen aynı yerde ikamet eder. Sanık Seyfettin Buyukarslan'ın görevli memura görevı sırasında gö- revi nedeniyle hakaret suçundan TCK'nun 258/3'uncü maddesince 3 ay hapis cezasıyla cezalandınlmasına karar verildiğı ilanen tebliğ olu- nur. Basın 38264
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog