Bugünden 1930'a 5,502,228 adet makale



Katalog


«
»

28 OCAK 1991 CUMHURtYET/15 1980'lerdeTürk edebiyaü OTURDULAR KONUŞTULAR AYIN SANAT SÖYLEŞİSİ KATILANLAR: ELEŞTİRMEN TAHSİN YÜCEL, YAZAR FERİT EDGÜ, ARAŞTIRMACI KONUR ERTOP YÖNETEN: REFİK DURBAŞ Kültür Servisi —- Seksenli yıllan geride bıraktığımız günlerde edebiyat dûnyamızın tamnmış ûç adım bir konu çeyresinde buluşturduk: 19801i ytüarda Türk edebiyatu Seksenli yıllarda edebiyatımız hangi kavşaklardan geçerek kendîne yol bulmaya çalıstı? Son 10 yıl içinde hangi kitaplar, hangi yazarlar, hangi özellikleriyle öne çıktı? tstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı öğretim üyelerinden yazar ve elestirmen Tahsin Yücel, yazar Ferlt Edgü ve eleştinnen, edebiyat aıaştrnnacısı Konur Ertop, 1990 yılından geriye giderek 80'lerin edebiyatı olaylarım tartıstılar. Konur Ertop, son 10 yılda "Edebiyatın ikinci plana itildiğini itiraf etmek zorunda olduğumuzu" vurgulayarak, ortaya çıkan boşluğu gazeteci-yazarların guncel sorunlarla, siyasetle ilgili kitaplarm doldurmaya başladığını belirtti Tahsin Yücel, Ertop'un gözlemlerinde çok doğru yanlar bulmakla birlikte, bu dönemde gerçekten ilginç yapıtlarla karşılaştığımızı söyledi. Ferit Edgü ise, 1980'ler denildiğinde belirleyici etkenin 12 Eyliil olayı olduğunu, Türkiye'de hükümet darbeleri yapıldığtnda birinci dereceden düşman edilen olayın kitap olduğunu öne sürdü. Türkiye'de iktidan elinde tutanlann düsüncenin karşısında olduklanm vurgulayan Edgü, aynı zamanda Türkiye'de belleğini kullanmak istemeyen bir okur-yazar ortamı bulunduğunu da vurguladu Söz zaman zaman daha eski yıllara, edebiyatın başka sorunlanna da taştı. Edebiyat dergiciliğinin ve yaymalığın durumu da tartışma konusu oldu. Bu ay ilkini "1980'lerde Türk edebiyatı"na ayırdığımız oturumu Refik Durbaş yönetti. Sayın Konur Ertop, dilerseniz sizden başlayaum. Siz kısaca 1980-90 döneminin bir özetini yapabilir misiniz? ERTOP 1980-90 yıllannda edebiyatın ikinci pla- na itildiğini itiraf etmek zorundayız. Bunun ne- denleri arasında uygulanan siyasal baskının Önemli yeri vardır. Tutuklamalar, kitaplar hak- kında kovuşturrnalar şiddetle uygulanmıştır. San- sürün en tehlikeli biçimi olan kendi kendini san- sür de yaratmayı kısıtlamıştır. İkinci bir neden, okurun edebiyata bakjşııun olumsuz biçimde de- ğişmesidir. Yaşadığımız toplumsal, siyasal, kiil- türel olaylar insarumıa o kâdar büyük sorunlarla karşılaştırmıştır ki bunlann çözumü için çare aranması gündemdeki en önemli konu olmuştur. Edebiyat sanki tek başına bu çozümü sağlaya- cak araçmış gibi suçlanmış, kendisinden bekle- nenr veremiyor diye itilip sürülmüştür. Bir bosütktan söz edilebilir mi? ERTOP Evet. Ortaya çıkan boşluğu gazeteci - ya- zarların günoel sorunlarla, siyasetle ilgili kitap- ları doldurmaya başlamışür. Kapalı kapılar ar- kasında geçen olaylan sızdıran bu tür yapıtlar okurun büyük ilgisiyle karşılanmıştır. Başka bir alan gülmece yayınlandır. Sarı gülmece dergi- lerinden taşan kalabalık biı kadro bu yayınlan beslemiştir. Yönetimin bozukluğunu, kof yöne- ticilerin kişiliklerini, eylemlerini sergileyen pek çok gülmece kitabı yayımlanmıştır. Edebiyat dı- $ı kaJan bu tablonun ta- mamlanması için gene ede- biyat dışi bazı motif, tema ve anlatun özelliklerinin de sözünü etmek gerekiyor. Bunlar okurun ügisini çek- mek için cinselliğin abartı- larak anlatılması. biçimle ilgili içi boş anlatım uygu- lamalan, cezaevi - iskence sahnelerinin toplumcu ya- pıt üretmeye yeteceğinin sanılması, toplumcu şiirde şür sanadnm yarım yuzyıl- İık deneylerinden yararlan- madan 1940 kuşağının ça- lışmalannın ve elbette bü- yük o*an Nâzım'm yine- lenmesiyle yetinilmesi diye özetlenebilir. Peki, bu tablonun hiç mi aydınlık yanlan yok? Sa- yın Tahsin Yücel, sizin bu yaklaşım karşısında söyle- yecekleriniz neler olabilir? YÜCEL Elbette Konur'un gözlemlerinde çok doğru yanlar var. Ancak gene de tabloyu bence çok karan- lık bir biçimde, hele son on yıl söz konusu olunca çiz- memek gerekir. Çünkü bu dönemde iyi yapıtlarla da karşıiaştık. Gerçekten ilginç yapıtlarla... Örnekler üzerinde dursak biraz.. YÜCEL Örneğin, bunlar arasında, yeni bir ya- zar olarak ortaya çıktığı için baştan onu aruyo- rum: Latife Tekin. Tekin'in "SevgUi Arsız ÖJüm" adlı romanı bence edebiyatımızda bir yenilikti. Bir dil arayışını belirtmesi bakımından özellik- le. Bu arayışı başka yazarlarda da gördük. Ör- neğin, başka bir planda da olsa Hulki Aktunç. Son yılda gene Metin Kaçan'ın "Agır Roman"ı bu yönde bir başka çaba. O da bir başka plan- da, yani her şeyi Latife Tekin gibi almıyor ama bir dil arayışı olarak kendine özgü bir dünya kur- ması bakımından gerçekten ilginç bir kitapü "Agır Roman." Bu çabalar ne kadar ileriye götürülebilir, el- bette tartışılabilir. Hatta Latife Tekin'in son ki- taplarına bakarak bu konuda çok da iyimser ol- mayabiliriz. Bunun yanında, öteden beri tanıdı- ğımız yazarlardan gene birçoğunun ilginç yapıt- lar verdiğini gördük. Orneğin, Demir Ozlii ben- ce kendi anlatı sanatını olumlu bir yönde yeni- ledi. Güney Dal'ın "Kılları Yolunmuş Maymun" ilginç bir denemeydi. Gerek roman sanatı açısın- dan, gerek dilin olanakiannın zorianışı açısmdan daha başka genç yazarlar da sayabilirim. Geçen kasımda Strasbourg'da Türk edebiyatı üzerine ya- pılan bir kolokyumda, kendisi gerçi burada ama konuşmamı Ferit Edgü'nün "Eyliiliin Gölgesin- de Bir Yazdı" kitabını anarak bitirmiştim. En sonda andım bu kitabı, çünkü gerçekten de ede- biyatımızın geldiği bir uç noktayı belirten bir ki- taptı. Kimi yazarlanmız elden geldiğince roma- nı doldurmak yani sözü olabildiğince şişirmek isterken Edgü bu kitabında dili en ekonomik şe- kilde kullanmak olayı en aza indirgemek gibi bir çabayı izliyordu ve böylece şiirle romanı, amacı bu olmayabilir ama, aynı noktada birleştirerek bize çok ilginç bir kitap veriyordu. Okurun edebiyattan uzaklaşma- sına dönecek olursak... YUCEL Bu gözlem de bence doğru ama zaten bizim kitlelerimizin edebiyatla ilgisi bu son on yılda değil, öteden beri çok fazla değil. Edebi- yata yönelebilecek iyi bir söyleme, daha soylu bir anlatım biçimine yönelecek ilgi belki de araya başka birimler konularak başka yönlere çekildi denebilir. Burada da yine Konur'un saydığı de- ğerleri anabiliriz. tlginin azlığı... YUCEL Edebiyata ilginin azlığı bence edebi- yatçılanmızın niteliklerinin duşük olmalanndan değil, onların önüne çıkanlan birtakım engeller- den, söz ettiğimiz politik olaylardan, kitaba karşı ilginin kitaplar toplanarak.kıtaplıklardan belli ki- taplar ayıklanarak yıllardır sürdürülen baskıdan kaynaklanıyor. İkincisi bilerek ya da bilmeyerek bugün medya dediğimiz güçlerin edebiyattan in- sanları uzaklaştırması... Saym Ferit Edgü, siz nasü değer- lendiriyorsunuz geçen on yüı? EDGÜ Şimdi Tahsin Yücel'le Konur Ertop dost- lannun çok aynntılı bir biçimde değindiği bu ko- nulara doğrusu benim ekleyecek pek fazla bir şe- yim yok. 1980'ler denildiğinde hiç kuşkusuz be- lirleyici faktör 12 Eylül olayıdır ve ne zaman Türkiye'de hükümet darbeleri söz konusu olsa birinci dereceden düşman edilen olay kitaptır. Çünkü Türkiye'de iktidan elinde tutanlar düsün- cenin karşısında, düşünceye duşmandırlar. Bu yaJnız askeri iktidarlar döneminde böyle olma- mıştır. Büyükbabam evinde "Hüsniye" adlı bir kitabı bulundurduğu için Rodos'a sürgün gön- derilmiştir. 12 Mart'ta, büyükbabamm sürgüne gönderilmesinden yüz yılı aşan bir süre sonra po- lisler benim evimi basarak kitaplanmı alıp gö- türdüler. Bu, yalnız hükümet darbeleriyle ilgili bir şey değil herhalde... Bu konuyu biraz daha açarsak.» EDGÜ 12 Eylül'ün diğer hükümet darbelerinden bir farkı vardı. Bu darbenin başındaki kişi, uzun bir süre sonra aydınlardan gelen bir tepkiyi, bir demokratizasyon çağrısını dahi, tahammül gös- teremeyerek bu aydınlan vatan haini ilan etmiş- ti. Bu durumla da «erek Osmanlılarda. eerek di- ğer dönemlerde zaman zaman karşılaşılmaktadır. Bugün de karşılaşılmaktadır. Aslında bütün bun- lar düşunce düşmanlığından başka bir $ey değil- dir. Fakat toplumun içinde dinamik, aydın bir kesim söz konusu olsa bu tepkileri dengelemek mümkün olabilir. Ancak Türkiye'de başta üni- versiteler olmak üzere ve üniversitelerin dışında da aydın kesimin böyle bir dinamiği yok. Doia- yısıyla her şeye rağmen bu denge sağlanamıyor. Şimdi kitap okuma gereksinimi duyan insanlar Iannı sürdüren dergiler var. Edebiyatın yeri aza indi. Bu dönemde tek eleştiri dergisi, hani şu bir harfi ters olan ünlü dergi de kapandı. Keşke yal- nız edebiyatla ilgili olan, bol ürüne yer veren ve farklı yaklaşımları dile getiren birkaç dergi ya- yımlansa... Onümüzdeki dönemde bunun başa- nlmasım ve gerçekleşmesini diliyorum. EDGU Edebiyat gazetelerden de kovuldu. Çün- ku edebiyatın okuyucusu yok. Cumhuriyet dışm- daki gazetelerden pek azı sanata yer veriyor. ERTOP O da haber olursa... EDGU Çünkü edebiyat okuyucusunun çok az bir kitlesini ilgilendiriyor. Gazetelerden de basından da bir okuyucu yetiştirme okulu olma niteliğini bekleyemeyiz elbette. Ama Konur'un değindiği bir konu var ki dergi konusu, özellikle değinmek istiyorum ona. Dergicilik, eski anlamdaki, ger- çek anlamdaki dergicilik Türkiye'de öldü. Aynı düşunce demiyeyim ama, hiç değilse asgari müş- tereklerde birleşmiş insanların, aynı sanat görü- şünü paylaşan insanlann bir araya gelerek çıkar- dıkları, özveriyle çıkardıkları dergiler vardı. Şim- di biraz özveri de rafa kaJdırıldı. Siz bu konuda neler auşünüyor- sunuz Saym Tahsin Yücel? YUCEL Dergi konusunda, şimdi çıkmakta olan dergilere karşı bir şey söyleyecek değilim. Onlar da kendi alanlannda bir işlevi gercekleştiriyor- Iar. Bunlar tam bizim beklediğimiz şeyler değil îuklannı, dil yanlışlannı sergilerken temanın çö- zümlenmesine de katkı sağlamıştı bizler için. "Kara Kitap" çağımızın sorunlarını geçmise uza- nan bir doku içinde ele alıyordu. Mevleviliğe, Di- van Şiiri'ne gizli açık göndermeler vardı. Kahra- manı köşe yazarı aracılığıyla günümuz kültür ve basın hayatını otopsi masasına yatırmak için ya- rarlı olmuştu. Başka iki romandan daha söz etmek istiyorum. Yunus Nadi Roman ödülü birinciliğini paylaşan iki roman yakın geçmişteki ve bugünkü yaşamı- mıza, insanımıza bilgi ve cağdaş tanıklıklar ge- tirmişti. Bu romanlardan "Salfcım Hanımın Taneferi" îkinci Dünya Savaşı içindeki Varük Ver- gisi olayını ele alıyor. Yazar, ikinci Dünya Sava- 51 yıllannda Istanbul'daki iş çevrelerini, verginin yok ettiği eski sermaye sahiplerini, buna karşı- lık taşradan kente goçen ya da olanaklardan ya- rarlanmasını beceren yeni işadamları modelinin palazlanmasını canlı tanıklıklarla anlatıyor. Emel Ebcioğlu, "Kuzey Işıkları" romanında ise zen- gin ve çözumleyici bir anJatımla cağdaş insanın bilim, sanat, doğa ile ilişkilerini sorguluyor. Öyküde birkaç kitap... ERTOP Tomris Uyar'ın "SekizinciGunah'i MP- zaffer Burrakçu'nun "Bin Hüzün"u yazarlannın öykümuze katkılarını surdürmekte. İkisinin an- latım biçimleri, insana ve topluma bakışlan, ki- şilikleri elbette bambaşka. Ama gözlem güçieri, eleştirel yaklasımlan, bizim de onlar aracılığıyla EDEBİYAT GERİ tTtLDİ — Sanat soyleşisinde son 10 yıldır edcbiyatın ikinci plana itildifi dile getirildi. Soldan sağa Tahsin Yücel, Ferit Edgü ve Konur Ertop. (Fotograf: tbrahim Günel) vardır, duymayanlar vardır. Türkiye, daha çok, kitap okuma gereksinimi duymayan insanlar ül- kesi. Türkiye'de üzerinde en fazla reklam yapı- lan, en çok adı duyulan, en hayran olunan şair- lerimizin, romanalanmızm tirajlannı hepimiz bi- liyonız. Türkiye'de bir edebiyat yapıtının tirajı beş bini aştığında best-seller listesine giriyor. Sözü 1980lere getirirsek... EDGÜ Bir belleği olmayan ya da belleğini kul- lanmak istemeyen bir okur-yazar ortamı var Türkiye'de. Bununla ilintili olarak da bir değer- ler sisteminin toplumun bütün katiannda çökü- şüyie karşı karşıyayız. Aynı değerler sisteminin var olmayışını edebiyat dünyasında da göriiyo- ruz. 1980'ler bu açıdan 1966-70'lerden farklı de- ğil, 12 EylüPun farklanm bir yana koyacak olur- sak. Bu son on yıl içinde Türk edebiyatınm en büyük kaybı birbiri ardı sıra yitirdiğimiz, Türk şiirinin dört büyük ustası. Yani Oktay Rifat, Edip Cansever, Cemal Siireya ve Turgul Uyar. B.ugün, yeni ortaya çıkan şairlerde bu değerde birüerini ben şahsen göremiyorum. Dolayısıyla 1980 ku- belki. Ferit'in söylediği gibi bu tür dergicilik öl- müş gibi görünüyor ama acaba canlandınlamaz mı, diye hep kendi kendime sonıyorum ve sık sık belli durumlarda böyle bir derginin eksikliğini duyuyorum. Sözü kitap yayınalığtna getire- cek olursak Sayın Ferit Edgü... EDGÜ Bugün yalnız dergiler değil, Batı ülkele- rinde birçok kitap sübvansiyonla yayımlanıyor. Son beş yılda Portekiz'in çok büyük şairi Fer- nando Passeo'nun kitapları Fransızca yayımla- nıyor ve Gülbenkyan Vakfı tarafından sübvanse ediliyor. Bugün Fransa'da herhangi bir şairin ki- tabını elinize aldığınızda bunun ya devlet ya da bir özel kuruluş tarafından sübvanse edildiğini görürsünüz. ERTOP Ferit Edgü'nün çizdiği bu tablo içinde Türkiye'de yayıncılığın bir kahramanlık olduğu- nu ifade etmemiz gerekiyor. Sayın Konur Ertop, böylesi ya- yın güçlüğüne karşın son yüın yaşadığımız hayata farklı noktaları daha yakın- dan görmemizi sağlamakta. Kriton Dinçmen ol- gun yaşta bir tıp adamı. İlk öykü kitabı "Benimle Son Defa Dans Eder misiniz" mesleğinin sağla- dığı olanağı, insanoğluna dikkat ve onu anlaı- mada usiaca kullanıldığmı gösteriyor. Sayın Ertop, biraz da şiir kitap- lan üzerine... ERTOP Şiirde önce Kemai Özer'in "İnsan Yii- zünün Tarihinden Bir Cümle" kitabını anmalı- yım. Fotograf ustası tsa Çelik'in portrelerinden yola çıkarak insanlarımızı, sorunlarımızı anlatı- yor. Basmakalıp anlatımdan, slogancılıktan onun usta işi şiirinin uzağında kaldığı görülüyor. Me- tin Altıok, "Gerçegin Öteyakası" kitabındaki şi- irleriyle başarısından haklı olarak söz ettirdi. Genç ozan Ramazan Üren'in "Gömleğimin Ya- kası Kirli" kitabı da buruk, şaşırtıcı ve umut ve- riciydi. Şunlan da eklemek istiyorum Prof. Dr. Şera- fettin Turan'ın "Türk Kültür Tarihi" kitabından küitürumüzü bilimsel bir gözle cağdaş çerçeve- bildiğim bu liste edebivatımızın 1990 yılı boyunca boş geçmediğini göstermektedir. Saym Tahsin Yücel sizden böy- le bir üstenin dökümünü iste- sek... YUCEL Özellikle Konur'un eleştiri ve araştırma aJanındaki gözlemlerine ben de katıbyorum. Ger- çekten de Fethi Naci'nin iki kitabı da üzerinde dunılmaya değer kitaplar, zevkle okunan eleşti- riler. Eieştiri olma yanında bir de yazısaJ tadları var. Berna Moran'ın Türk romanı üzerindeki in- celemelerinin ikinci cildi de ilgiye değer bir ki- tap. Cevdet Kudret'in arastırmasının son cildi de yayımlandı. 1990 >ilı üzerinde durursak dikkatimi "Ağır Roman" çekti. Bu arada Kiirşat Başar'ın kısa ro- manmdan söz edilebilir. Demir Özlii'nün son ro- manı "Bir Yaz Dönemi Yabansı" da anılmaya değer. Bir de Hilmi Yavuz'un bir kitabı çıktı: "Taor- mina". İlgiyle okuduğumu söyleyebilirim. Ancak bir tür olarak bir yere yerlestiremedim. Kimi açı- lardan anlatı yapısı var ama bir yerde bir felsefe kitabı gibi bir yerde daha çok anlatıya dönüşü- yor. Biraz birçok şeyi havada bırakıyorsa muhak- kak ki bilinçli bir biçimde bırakıyor. Sözü şiire getirelim mi? YÜCEL Ben de Hilmi Yavuz'dan 1990'da şiire geçecektim. Çünkü bir süre Necatigil Şiir Ödü- lü dolayısıyla hep şiirler üzerinde, özellikle de genç şairlerin şiir kitapları üze- rinde durma olanağı bul- dum. Geçen yıl yayımla- nan şiir kitaplan içinde ba- zılannı Konur saydı. Ben tekrar dönmüyorum. Ama Enh Batnr*un "Gri Divan" adlı kitabı da anılmaya de- ğer. Bunun dışında örne- ğin Sefa Kaplan'ın Necati- gil Şiir Ödülü'nü alan "In- san Bir Yalıuzlıkdr" kita- bı, Orhan Alkaya'nın "Parçalanmış Divan" Sey- han Erözcelik'in "HayaJ Kumpanyası." Bu genç şa- irlerin kitaplarında, özel- likle Enis Batur'u dışanda bırakıyorum, ben Hilmi Yavuz'un arayışlannın bü- yük etkisini gördüm. Ro- « manda gördüğümüz bazı J r arayışlann, özellikle Divan%^ Şiiri'nden, geleneksel Türk şürinden yola çıkılarak ye- ni bir dil kurma yolunda bir çaba harcadıklannı, bir yerde de bu yolda başarılı olduklanm gözlemledim. EDGÜ Fakat orada ortak bir söylemin tehlikesine F E R İ T E D G Ü K O N U R E R T O P T A H S İ N Y Ü C E L Bir belleği olmayan ya da belleğini kullanmak istemeyen bir okur-yazar ortamı var Türkiye'de. Bununla ilintili olarak da bir değerler sisteminin toplumun bütün katiannda çöküşüyle karşı karşıyayız. şağı yazarlanndan bahsetmek biraz güç. 1950 ku- şağı, 60 kuşağı var da 80 kuşağından söz etmek Konumuz edebiyat olduğuna göre Sayın Ertop isterseniz biraz da edebiyat dergilerinîn duru- mundan söz edelim... ERTOP 1980'ler dergiciüğimizde büyük masrafla çıkan, güzel baskılı, bol renkli, ancak pahab mo- delin geliştiği dönem oldu. Böylece amatör der- giler iyice bir kenara itildi. Eskiden edebiyata farklı yaklaşımlann ayn dergileri vardı, bu fark- lılık da ortadan kalko. Her yazar her dergide ya- zıyor şimdilerde. Dergiciler farklı bakışlara sa- hip olmadığı, öte yandan yazarları kırmak iste- medikleri için tartışma yazılarına soğuk duruyor- lar. Bir de sanatın bütün dallarıyla ilgili okurla- rı toplayabilmek için resimden sinemaya kadar konulara uzanan, gösterişli festivaJlere kadar her şe>r e ama hep haber-magazin düzeyinde yayım- 1980-90 yıllarında edebiyatın ikinci plana itildiğini itiraf etmek zorundayız. Bunun nedenleri arasında uygulanan siyasal baskının önemli yeri var. Tutuklamalar, kitaplar hakkında kovuşturmalar şiddetle uygulandı. edebiyatını nasü değerlendiri- yorsunuz? ERTOP Örneğin 1990 yılı içinde Cem Yaymevi- nin 74 tane, Can Yayınlan'nın 58 tane ilkbasım kitap çıkardığını hatırlarsak bu işi özveriyle na- sıl yüriittüklerini anlamış oluruz. Remzi Kitabevi Murathan Mungan'm yöneliminde geçen gunler- de bir atılını yaptı. Afa Yayınlan, Metis Yayın- lan, Aynntı Yayınlan çeviri ağırhkh da olsa İcül- türümüze ve edebiyatımıza kimbiür ne güçlük- ler içinde önemli katkılarda bulunuyorlar... 1990yüı içinde her dalda birkaç kitap adı vererek gözlemlerinizi dile getirebilir misiniz? ERTOP Yılm en çok tartısılan kitabı Ortıan Pa- muk'un "Kara Kitap"ı oldu. Sayın Tahsin Yu- cel'in bu roman için yazdığı yazı geniş bir tartış- ma başlattı. Bu tartışma yapıtta daha önce gör- mediğimiz yanlan yazık ki gün ışığına çıkarmış oimadı. Oysa Yücel romandaki anlatım bozuk- Bana öyle geliyor ki, özveri de gerçekten gerek edebiyatçıların gerek başkalannın özelliği olmaktan çıktı. Yetkililerimiz toplumları ticaretin birbirine yaklaştırdığını söylüyorlar, edebiyatın sözü bile edilmiyor. sine yerleştiren bir çahşma olarak söz etmeliyim. Turan, kültürümüzün uzun geçmişini ve yayıldı- ğı geniş alan üzerindeki gelişmeleri gösteriyor. Onu besleyen kaynakları tanıtıyor. Berna Mo- ran'ın "Türk Rumanına Eleştirel Bir Bakış" ya- pıtı ikinci cildiyle tamamlandı. Moran, 1950-1975 dönemindeki romaniarımızdan tipik örnekleri çözümlüyordu. Onlara uyguladığı inceleme yol- ları o yapıtlan tarumamız kadar başka yapıtlara da artık daha değişik bakmamızı sağlayacak. Fethi Naci'nin "Bir Hikâyeci Sait Faik Bir Ro- mancı: Yaşar Kemal" kitabmda edebiyatımızın iki buyuk yazarı söz konusu edilmekte. Fethi Na- ci kıü kırk yaran bir incelemeci olduğu kadar ede- biyata sıcak bir sevgiyle yaklaştığmı, yapıtlardan aldığı tadı okurlanna da cönıertçe duyurmayı ba- şardığını gösteriyor. Onun "Güciinü Yitiren Edebiyat" kitabında ise edebiyatımızın 1968-1990 yıllarına ait gözlemler, bazıian oldukça sert eleş- tiriler, değeriendirmeler yer aimakta... Her daldan sadece üçer tanesini konu edine- düştüklerini de gözlemedin mi? YUCEL Evet, bir benzerlik var. EDGU Ben kişisel olarak birçoğunun altında im- za olmadığı zaman ayıramıyorum. YUCEL Birbirlerine çok yaklaşıyorlar. EDGU Hapishaneden yazan şairlerde de aynı du- rum söz konusu. Aynı ortak söylem. İmzaiarı kaldırdığınızda o şiirin kime ait olduğunu çoğu kez ben anlavamıyorum. Bu da hiç kuşkusuz ede- biyat için en büyük tehlikelerden biri. Bir tür anonima... ERTOP Yalnız biz diyelim ki Sabahatlin Kod- ret ya da Cumalı'yı bugün butün şiir yaşamları içindekı gelişmeleriyle göz önünde tutıuğumuz için onlarda farklı yanlar bulnyoruz. Ama bir za- man kesiti içinde, örneğin 1944'le 47 arasında on- lann birbirlerine hem anlaüm bakımından, hem içerik bakımından çok yakın olduklarını fark ederiz. Dolayısıyla bugün de içinde bulunduğu- muz süreçte olduğu gibi dışandan kuş bakışı gö- remediğimiz o yazarlann bütün çalışmalanru, ya- şam içinde değişen çahşmalanru göz önünde tut- madığımız için bu kadar benzer görünüyorlar. EDGÜ Aynı kanıda değilim. 1940 kuşağında da elbet ortak yanlar vardır ama o ortak yanlar da- ha çok temalarda belirir. Özgürlük, yaşama se- vinci gibi... Metaforlarda ve dilde bir yalınhk söz konusudur ama o yalınlık ve ortak söylem de- mek değildir. Burada ise yalınlık söz konusu de- ğil, fakat metaforlar ve seçtikleri sözcükler ki ço- ğu gündelik konuşma dilinin sözcükleri değil, bu nedenle Tahsin'in saptamasına katılmamak mümkün değil. YUCEL Divan Edebiyatf nı yalnız bugünkü ku- şaklann değil, bizim kuşağın da i>i bilmesi el- bette ki zor bir şey. Divan Edebiyatı'nı tam bil- mezler ama bunun için Hilmi Yavuz'un etkisin- den söz ettim. Sayın Ferit Edgü, siz nasü değer- lendiriyorsunuz geçen yılı? EDGU Son kitabını bir tarafa koyarak Orhan Pa- mnk'u 1980'lerin Türk edebiyatına kazandırdığı önemli bir romancı kumaşına sahip genç bir ya- zar olarak görüyorum. Son kitabıyla ilgili Yücel dostumun eleştirilerine de katılıyorum. 1980'ler içinde ortaya çıkan diğer romancılar arasında il- gimi çeken açıkça söyleyeyim kinıse oimadı. 1990'agelince... Metin Kaçan'ın "AğırRoman"ı bugüne kadar Türk edebiyatında var olmayan bir dünyayı ve o dünyaya, çok yakışan bir üslup ve dille ortaya koyuşu açısmdan çok ilgirni çekti. Merakla onun ikinci, üçüncü kitaplannı bek- liyorum. Fethi Naci'nin iki kitabı için bir ek yapmak is- tiyorum. Naci'nin Sait Faik ve Yaşar Kemal in- celemeleri, özellikle Sait Faik'i arada bir okuyan bana yeniden bir kez daha okumak isteği verdi. Sanırım ki edebiyat merakı, edebiyata olan ilgi de bu yeniden okumalardan kaynaklanıyor. Fa- kat ne yazık ki Türkiyemizde bizi başka yazar- ları yeniden okumaya, başka bir gözle okuma- ya, yeni tatlar almaya götürecek yazı ve incele- melerin sayısı son derece kısıtlı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog