Bugünden 1930'a 5,492,155 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER 2 OCAK 1991 Bir Fiske Kendisine, diziler boyu, bağımlılar var. Ama ashnda, arkasında ne türdeş bir hükümet ne de uyumlu bir Meclis var; ve hele, ne de halk! Prof. BAHRİ SAVCI bir "Başkan Baba'cüık rejimi" diyor; kendisi- ne, "Şimdiye kadar yaptığın yetmiyormuş gibi, bundan sonra da ve bu kez anayasal ve siyasal bir meşruiyet zırhı içinde, Türkiye'yi, hangi oto- ritaryanizmlere götüreceğini biliyoruz" yanıü ve- riliyor. Ve ekleniyor: Türkiye, 200 yılı bulan bir si- yasal rejim gelişmeciliği geçirmektedir. Bunun sonucu olarak, çoğulcu bir sosyal yapı kazan- mıştır. Bu çoğulcu yapı üzerinde, bir "hukuk devleti"nin, bir "konsensus demokrasisi"nin il- ke ve kurumlannı işletme çabası içindedir. Siz, 12 Eylül'ün militarizasyonculuğu kapısından gi- rerek, bugün, bu militarizasyonculuğun sosyal- ekonomik-siyasal ve rejimsel versiyonlannı an- yorsunuz, uyguluyorsunuz. Bunu bulup uygulamak için de, 82'de bile yi- nelenmiş olan (Çünkü bu taribin buyruğudur; 82 bile onu aşamamıştır) parlamentarizmimiz üzerine, eylemsel olarak, bir Başkanh Hükümet yerleştirdiniz. Şimdi onu anayasal kılarak, hem bu 82 hanisliğinizi (sadakatsızhğınızı) unuttur- tnak istiyorsunuz, hem de, bu suretle, aynca, bir de bir meşruluk kazanacak olan "Tek"liğinizi, Çankaya'da sürdürmek istiyorsunuz. Buha ha- yır." tşte bu "hayır"lardır ki, özal'ı bunaltmaya başlamıştır. Arkasında, uyumlu bir kabine bulunmayan; arkasında, uyumlu bir parlamento bulunmayan; ve arkasında, halkın °?678'i bulunmayan; ken- disi de üstelik, ulusal egemenlik alanında, "re'- sen kabil-i icra vel infaz" niteliğinde eylem yap- mada "yetkisiz" olan; ama bütün bunlara kar- şın, sorumsuzluğuna dayanarak "parti adamı" gibi davranan bir totaliter (bütün yetkileri ken- dinde toplamacı) hevesüsine, bir fıske yeter; üs- telik, kendisi, bir bunalım üstünde iken... Arttıkça artan sorunlar Evet, işte bizimkisi, tam öyle bir durumdadır. Kendisine, diziler boyu, bağımlılar var. Ama ashnda, arkasında, ne türdeş bir hükümet, ne de uyumlu bir Meclis var; ve hele, ne de halk var! Arkasındaki bu yoklar yanında, omuzlan üze- rinde, agjrlığı giderek artan sorunlar var: Ekonomide-Körfezde-82 Anayasası'mn doğur- duğu demokratik rejim gereklerinde... "Refahtayız" diyor; kitleler, kendisine "Boş Tencere" gösteriyor. "Savaş havariliği yapıyor; halk tepki gösteriyor, hükümeti bile, suratını bu- ruşturuyor. Seçmen yaşı 18 olsun; parlamento 600 sandalyalı olsun; Cumhurbaşkanını halk seç- sin ve bu Başkan da yetkili olsun" diyor; halk, "kendi iktidannı ebedileştirmek, şimdiye kadar yaptığı 'anayasa hanislikleri'ni (sadakatsızhkla- nnı) meşrulaştırmak istiyor" diye bu önerileri ciddi bulmuyor. Ve böylece de, kendi suratı asılıyor, bir bu- nalıma giriyor: Ekonomiyi-Körfezi-rejimi, arka- sına takip, istediği yere dolu dizgin götüreme- meden doğan bir bunalım!.. Tabii bunaüma girecektir. "Ekonomi" diyor; kendisine, kitlelerin "boş tencereleri" ve "sefalet bordroları" gösterih'yor. "Körfez" diyor; ken- disine, "Mister Prezidan'ın ve (artık yerinde ol- masa da, hâlâ bir simgedir) Demir Leydi'nin pet- rolleri için mi?" yamtı veriliyor. "Zaten yetkin var ya, daha da yetkili ve peder-veli-vasi rolün- deliği, halk tarafından seçilmekle artmış güçlü İkinci fırsat özal, 26 Eylül 1989 seçimlerinin kendisine çek- tiği %78'lik reddiye yumruğunu yiyince, bir bu- nalıma girmişti. O zaman, bir fiske ile bir genel secime zorlanabilirdi. Muhalefetlerimiz bu fır- satı kullanamadılar. İşte şimdi, bir ikinci fırsat doğmuştur: Ekonomide, büyük açıklara uğra- mıştır, onlan giderme zorlukları içindedir. Ve Körfez bunalımındaki dışa yaranıcı tutumu. Körfez'de, bir orta karar devlet adamının bi- le basiretine sığmayan bir "acüllük" üe savaş se- naryolarına angaje duruma girmiştir. Fakat, kendisinden ötedeki bütün siyasal-sosyal dina- mikler ile halkı, kimi olup-bittilerle savaşa gir- mek istemediğini açıkca belirtmektedir. Aynca, 82 Anayasası, "açık toplum" özgür- lüklerini, bir "Konsensus Demokrasisi"nin ku- rumlaşmalannı durdurmuştu. Şimdi Özal, bir yandan bu özgürsüzlük-demokrasisizlik ortamım hâlâ konımaktadır. Bir yandan da, gelenekseî parlamentarizm demokrasimizi boşlayarak, onun yerine, "Tek"liğin merkezci totalitarya- nizmciliğini, onun, sorumsuz otoritaryanizmci- liğini getirme senaryoları yaratıp önermektedir. Fakat, tarihsel kalıtım'ımızın ne olduğunu, re- jimsel alanda tarihsel gelişim sürecimizin hangi yönde olduğunu duyumsayanlar-bilenler-algı- layanlar, bu 'Tek'çiliğin işiediği bu sakat senar- yoların iç yüzünü bütün ülkeye duyurmaktadır- lar. (Bunu, hatta, Başbakan bile duymaya baş- larruştır da, bir "Tek"in, devletin hem temeü, hem catısı, hem ekseni, hem içeriği olmasına, bir direnç belirtti.) Böylece, tam bugünlerde, kendi senaryolan- nın çıkmazlara uğradığını gören özal, ikinci bir bunalımın kapısından içeri girmiştir. Ve bu da, kendisini bir seçime zorlamada bir "ikinci fırsat" doğurmuştur; eğer bunu da, Inö- nü'nün durumu dalgalandırmama meşruiyetçi- liği ile; Demirerin, Ozal'm efeliklerini, bir kar- şı efelikle kıskaca alma tutkusu, heba etmezse, bir yeni fıske ile genel seçim yolu açılır; devleti, bir kişinin istencine ram etme hevesleri de sön- dürülmüş olur. "Camm, şurada, 92'ye ne kaldı?" düşünce- sindeki tehlikeyi görmek gerekir. Çünkü, Özal, bu ataletten yararlanarak, şimdi içine düşmüş bulunduğu bunalımdan gene kurtulabilir. 26 Mart 1989 seçiminde yediği yumruk ile içine düş- tüğü "gergin (bitkinlik)" durumundan kurtuluşu gibi, bu kez de, "türlü-çeşitli" siyasal ve hukuk- sal kurmacalar icat ederek, velayetçi bakanlı- ğını-vesayetçi emir-ül mümininciliğini-ülkenin sahipliği, "sultan es sultanhğını" kökleştirebi- lir. (Bu görüşte, korkunun izini değil, kamuo- yunun doğal belirimlerine, alaturka bir vurdum- duymazlıkla karşı gelmeler olasılığını arayınız.) Zamanı geldiginin gerekçeleri i- Fiskeyi hak etmiştir: Çünkü, tek başına, sa- vaşçılık oynuyor: Savaş, bir toplumun en büyük olgusudur. tnce ve uyulması zorunlu bir teknik kalitesi vardır. Ona Uç kurumun işbirliği ile gi- dilir (ya da ondan kaçılır): a- Dışişleri: Burası, savaş konusunun işlendi- ği, bir ince mutfak, bir bilim ve fen laboratuva- ndır. Hiçbir "Dahi" devlet adamı, onu "es geçerek" savaş oluşturamaz, (ya da ondan ka- çamaz). Bizimkisi, Türkiye'de, böyle bir kurum yok- muş gibi davranıyor. b- Genelkurmay: Burası da, savaşa gidüebi- lirlik (ya da ondan kaçınmalıhk) durumlanmn "hesaplanması-ölçülmesi" merkezidir. Bu hesap ve ölçüleme değerlendirmelerini bir kenara ko- yarak, hiçbir siyasal ve askersel eyleme gidile- mez. Özal, bu hesap ve ölçüt merkezinin değerlen- dirmelerine aldırmazlık eğilinvni gizleyememiş- tir. c- TBMM: Dikkat edilsin, bu kurumun aduı- da, "Büyük" sözcüğü vardır. Türkiye'nin bu meclisi, neden "büyük"tür? Rakipsiz-benzersiz-ortaksız nitelemleriyle, ulus egemenliğinin ilk belirme ve son değerlen- dirme yeri oluşundan dolayı... Savaşın, "Dev- let Egemenliği'nin en büyük eylemi olarak, an- cak o "mercek"te, son karara ulaştınlabilece- ğinden dolayı... özal ne yapıyor? Onun, meşveret-müzakere- 'karar'ı, ancak bir serbest tartısmadan çıkarma yöntemine hiç al- dırmadan, %34 oyla elde ettiği %65 sandalyayı "manipule" ediyor; onlardan aldığı bir "savaş cevazı"m cebine koyuyor; ve artık, bu "büyük" meclisin, kendi grubu dahil, hiçbir dinamiğine ye meclis tüzelkişiliğinin kendisine bilgi verme- yi bile çok görüyor (Tann korusun, bir savaş olursa, Sakarya "Melhame-i KUbra"sında bile, kaburga kemiği kırık Mustafa Kemal'den bilgi soran meclis, Ozal'm dinamik savaş yönetimini yavaşlatıp engeUiyor, diye tatile mi gönderile- k ü- Ozal, fiskeyi hak etmiştir: Çünkü, tek ba- şına, rejimsel değişim girişimi oynuyor. Ve ay- nca, büyük bir rejim şaşırtmacası ileri sürüyor: Cumhurbaşkamm halkın seçmesi. Oysa "parla- mantarizme, 1876'lardan beri alışmış olan Tür- kiye'ye yaramaz; zaten başka yerlere de yarama- mıştır. Evet, Türkiye'nin temel sorunu ve kaygısı, bi- reysel "Hâkimiyet-i Şahsiye"leri önlemedir. •7o34 oyla %65'lik bir ağırlık sağlamacılığa, bir de halk seçiminden gelen üstünlük tarursak açık topluma veda gelir arkasından. 92'yi bekleme- meli. Genel seçim yolunu açmaya bir fiske yeter... EVET/HAyiR OKTAYAKBAL Yann, Bir Başka Gün! Yarın, önemli bir gün yann... Uzun yıllardan beri ilk kez bir genel grev uygulaması yapılacak. Yirmi dört saat boyun- ca emekçiler çalışmayacak, işyerlerine gitmeyecek. Tek bir gün! Böyle genel grev mi olur diyeceksiniz. İktidarın yanlış kararfarını, tutumunu protesto etmek için bir şeyler yapmak gerekiyordu. Halkın desteğini yıllar önce yitirmiş, buna kar- şın ülkeyi tam bir vurdumduymazlıkla.yönetmeye kalkışan ik- tidar, ancak bir genel grevle uyarılabilirdi. Ama böyle bir tek günlük direntşle değil. ANAP yapay bir siyasal oluşumdur. Ortada ciddi bir parti yokken; yerleşmiş, yaygınlaşmış bütün partiler dağıtılmışken ortaya çıkan Turgut Özal adlı bir elektrik mühendisi, kendi- lerine politikada kolay ve çabuk biçimde yer arayan insanla- rı bir araya getirdi. Buna dört eğilimi birleştirme adı verildi. Dört eğilim, yani MHP, CHR AP, MSP partilerinin fırsattan yararlanıp kendini Meclise atmak isteyenlerden oluşturulmuş karma bir parti ortaya çıktı. Buna Türkçede politika çorbası derler! İşte bu karmaşık topluluk, arkasına da askerienn, daha doğrusu bir avuç 12 Eylülcünün desteğini alarak seçimlere girdi. Gerçi 12 Eylülcüler başka bir partinin kazanmasından yana idiler. Olmadı, Özal'ın partisi daha üstün çıktı. O gün bugün bu dörtlü eğilim partisi işbaşında. Ama arkasında yüz- de yirminin de altında bir seçmen desteğiyle... Geçenlerde gazetelerde halkoyu soruşturmaları yayımlan- dı. Kamar adlı araştırma grubunun yaptığı anketlerde orta- ya çıkan, ANAP'ın ancak yüzde 18.2'lik bir seçmene sahip olduğudur. Son yerel seçimlerde ANAP'ın elde ettiği yüzde 21 çizgisi üç sayı aşağı inmiş!... Bir başka araştırmada (ki bunu Tercüman gazetesi yaptırmış) ANAP'ın oy oranı yüzde 22'den yukarda değil... Öyle ya da böyle, ister yüzde 18, is- ter 22 olsun, sonuç değişmez. Bay Özal'ı cumhurbaşkanı se- çen TBMM ANAP grubu ülkede en çok yüzde yirmilerde bir halk desteğine sahiptir. Bu kadarcık bir destekle bir iktidar hangi yurt sorunlarını çözebilir? Olsa olsa her türlü seçim- den kaçarak bir süre daha yerinı korumaya çalışarak hem kendini hem de halkı aldatabilir, ya da aldatacağını sanabi- lir. Kamar'ın halkoyuna sunduğu sonuçlara bir göz atmak ya- rarlı olacak. Bu soruşturmaya göre ülkemizin birinci partisi SHP'dir. Kamar'a göre SHP bugün bir seçim olsa en az yüz- de 27.4; Tercüman'a göre yüzde 2&S oranda oy elde edebi- lecektir. DYP ise her iki araştırma sonuçlanna göre yüzde 22 ile 25 arasında bir oya sahip. Haydi öteki partileri de ek- leyelim, DSP yüzde 10 ile 7, Refah yüzde 8, MÇP yüzde 2-a.. Denecek ki hiçbir parti yüzde otuzu aşamıyor. Yüzde otu- zu bile bulamayan bir oyla işbaşına gelecek partiler nasıl olur da tüm halkı temsii edebilir? Ne yazık ki ülkemızde oldukça kalabalık bir çekimser topluiuğu var. Ne demek çekimser? Hiçbir düşüncesi, görüşü olmayan insan!... Haydi şu anda Meclis'te bulunan partileri beğenmiyorsun, başka partiler de var. Sosyalist Halkın Emek, DSP, Refah, Sosyalist Birtik vb. Önemli bir sayı oluşturan çekimserlerin artık bir karara var- maları, ağırlıklarını herhangi bir partiden yana koymaları ge- rekmez mi? Bari 'çekimserler partisi' kurulsa? Şu anda yüzde 20'yi aşmayan bir desteğe sahip ANAP, en başta Çankaya konuğu Bay Özal ve Bay Akbulut, istedik- leri kadar bu çeşit araştırmalara güven duymadıklannı söy- lesinler, kendi elleriyle belde yaptıkları birtakım köylerde be- lediye seçimlerinde üstün çıktıklannı ileri sürerek egemen- liklerini sürdürmeye kalksınlar! Boştur boş!.. Böyle birdüşün- ce, olsa olsa karanlıkta yürüyen korkak kişinin öksürerek ken- dine güven vermesine benzer. Bir ülkeyi, bir halkı baskıyla, korkutmayla, türlü önlemler- le sindirmeye kalkışmak başarılı yöneticiliğe yakışmayan bir tutumdur. Ozal yönetimi bu yanlış yolda inatla yürümekte- dir. Atacağı sonuç ister istemez yıkılışını hazırlamaktır. Insan Davranışları Açısııtdan Kalkınmışlık^ Her insan kendi bilgileri, deneyimleri, görevleri çapında kalkınmaya olumlu ya da olumsuz etki eder. Korkulacak olan niyetler değil, onun altında yatan tutumlardır. Çünkü tutum, açık bir eylemin üstü kapah ifade tarzıdır. Ve en tehlikelisi, bunun herhangi bir görüşü, bir düşünüşü ortaya koymayan sahte yansımalandır. PINAR BİNGÖL Hacettepe Üni. Güzel SanatlarFak. Kalkınma, kalkınmış ve gelişmiş ülkeler- den en son teknolojiyi halkın kullanımı için aynen aktarmakla değil, insanı eğitmekle olabilir ancak. Her şubesi çeşit çeşit bilgi- sayarlarla donatılmış, duvarlarında Kan- dinsky röprodüksiyonları olan bir banka- nm bu modern makineleri iş saatinden bir dakika önce asla çalıştınlmaya başlanmaz, ancak onbeş dakika sonra makinenin tuş- lanna basüîr. Ve dahası, halkın önünde elinde sigarası beş on metre ilerideki bir ar- kadaşa seslenilir: "Oğlum Ahmet, bu ma- kine nasıl çalıştırılıyor lan?" Aldatmaca Ashnda her insan kendi bilgileri, dene- yimleri, görevleri çapında kalkınmaya olumlu ya da olumsuz etki eder. Korkula- cak olan niyetler değil, onun altında yatan tutumlardır. Çünkü tutum, açık bir eyle- min üstü kapah ifade tarzıdır. Ve en tehli- kelisi bunun herhangi bir görüşü, bir dü- şünüşü ortaya koymayan sahte yansımala- ndır. Açık bir fikir, bir tutum tam karşıtı olan bir düşünceye ülke çıkarlan doğrultusun- da katkı sağlayabilir ya da kendi aksakhk- lannı, eksikliklerini giderebilir. Oy&a bir düşünceye ya da tutuma karşı gibi görünen, onu savunuyor duygusu veren bir beyin, bi- yolojisi bozuk bir yapıda olduğundan olumlu ya da olumsuz iki karşıt görüşe de zarar verir. Bu, salt ülkeyi değil, o ülkeyi ulus yapan değerleri ortadan kaldırmaya yönelik olduğundan halkın da yara alma- sına yol acar. Bu tür insanların dinciliği, li- beralhği, sosyal demokratlığı ya da Ata- turkçülüğü, ashnda salt kendini ve kendi çı- karlannı düşünen dar bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Insanlar doğru düşünürler, janlış düşû- nürler... önemli olan, bunlann çevresini onlan ulusça kalkınmaya yöneltemeyecek (kılıktan kılığa giren, yetki ve sorumluluk- lan olduğu halde kişiliği olmayan) kişiler- den anndırmaktadır. Çünkü ülkemizde, ik- tidar, muhalefet, sağ, sol, türban kavgala- nnın yarattığı boşluktan yararlanarak, ken- di çıkarlanndan başka bir şey düşünmeyen (ne olduğu önemli değil), fırsatlara göre inanç değiştiren ve hatta devlet kurumla- n'nın, kuruluş'lann olanaklarım bu amaç- lar için kullanan ve acımasızca maddi- manevi harcayan insanların sayılan gün geçtikçe artmaktadır. Dahası, ulusal birlik ve beraberliğin, toplumsal kalkınma bilin- cinin, ulus olmanın ne olduğunu, bu uğur- da nelerin feda edildiğini yaşayarak, yapa- rak öğrenmekten çok uzak bir kuşak (ne- sil) de arkadan gelmektedir. Bunun için de kitap sayfalarını kanştı- rarak bilimsel raporlar sunmaya gerek yok- tur. Üniversitenin değerli öğretim eleman- larının sanırız ki bu konuda oldukça canlı deneyimleri vardır. Herkesin hemen hemen bildiği, eş, dost, ahbap arasında söyleyip de bir gönüllünün bir toplantıda bir özeleştiri'de bulunup, ad- sız bir kahraman gibi yalnız kaldığı, sağ- duyulu insanlann konuşması gereken bu önemli kararlann alınacağı ortamda, ku- laklannı, gözlerini, dudaklannı kapatarak o üç maymun heykelciğini anımsatacak de- recede kendilerini sergiledikleri bu karika- tür komik bir gülmece (mizah) değil, ciddi ve düşündürücüdür. Yukarıda değinilen konularda mutlaka bir belge de gerekiyorsa, hepimizin bildi- ği, ilkokul sıralarında cocuklara, ne ifade ettiği günlük olaylardan somut ömekler ve- rilmeden ezberletilen Atatürk'ün "Gençli- ğe Hitabesi"nin bir kez daha okunmasın- da büyük yararlar vardır. Bu da yeterli de- ğilse, 1919-1945 tarihleri arasındaki Türk tarihinin siyasal ve toplumsal olan sayfa- lannın boş zamanlarda kanştınlması, bel- ki gözden kacan baa durumlann bu tür in- sanlara bir kez daha ammsatılması açısın- dan gereklidir. Birlik ve beraberliğe her günkünden da- ha çok gereksinmemiz var. Barış, uğrunda nice canlar verilen bir yaşam tarzıdır. Ve okumayan okur-yazarlann sayısı ile değil, başansı, eğitilen insan sayısı ile doğru oran- ühdır. Demokrasi ne olduğu, nereden gel- digj belirsiz bir güç değil, halkın yine halk üzerindeki egemenliğidir. ÜsteMk bunun kaydı ve şartı yoktur. tşte Atatürk'ün buyrugu Kalkınmayı, tarih içinden bugüne ve ya- nna, kendi özdeğerlerine sahip çıkarak ve onu geliştirerek dünya üzerinde sonsuza dek kalma çabası olarak algılayan toplum- larda, her çeşit düşünce, bu düşünce çer- çevelerinde toplanan düzenlemeler (organi- zasyonlar), birlikte var olabilmenin, birlikte yaşayabilmenin keyfini çıkarmaktadırlar. Bu örnekleri çağdaş insan davranışlan açı- sından incelediğimizde, "Biz insanımızı ne kadar eğitebiliyoruz, yaraştr olduğu biçim- de eğitebiHyor muyuz?" sornsu ile karşı karşıya kalmaktayız. Dedikodu ve halk dilinde yaygın olduğu biçimiyle 'Bizans Entrikalan'nın Ust ve alt mekanizmalar arasında, düzenlemeleri iş- leten çarkın motor yağı olduğu; dinci, mil- liyetçi, sosyal demokrat geçinen bir yığm fırsatçının ashnda bu tür gruplar içinde yer alması, kendi aralarında maddi çıkar bağ- larırun kurulması, gerçek anlamda aydın, ilerici, milliyetçi, sosyal demokrat ya da din bügini kişiler arasında sağlanacak işbirliğini ne yazık ki engellemektedir. Oysa böyle bir işbirliği, kalkınma için ülkenin bütünlüğü, çağdaşhğı ve kültürlerin sonraki kuşakla- ra daha da zenginleştirilerek aktarılması açısmdan birbirlerini dengeleyecek, birbir- lerini tamamlayacak yeni bir ideal ulusçu- luk anlayışını yeşertecektir. " îstiklal ve cumhuriyetine kastede- cek düşmanlar, bütün dünyada emsali gö- rülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilir- ler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine gi- rilmiş, bütün ordulan dağıtılmış ve mem- leketin her köşesi bilfıil işgal edilmiş ola- bilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve da- ha vahim olmak üzere, memleketin dahi- linde, iktidara sahip olanlar, gaflet ve da- lalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler, hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaat- lerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tev- hit edebilirler, millet, fakr-u zaruret için- de harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladıî İşte, bu ah- val ve şerait içinde dahi vazifen; Türk is- tiklal ve cumhuriyetini kurtarmak- tır " cluru turızm KIŞ VESÖMESTREGEZİLERİ YÖREVE KOIUKLMM ABANT BOLU (TP) ULUDAG (TP) YALOVA BURSA (YP) TÎStSLEfl ABANT PALAS TÜRBAN AGANT BO.U KOflU OTEL 3RW0 Y ü ö HOIÎL 3ENÇ YAZC1HOTB. nmuı TEBMAI *H»I0OA OTH. çaKP»uwoTa CUMA PAZAR 380 000 295.000 280.000 360 000 330.000 220.000 260 000 330.000 * Abart hafta kf gezi ücretteri (YP) d». (YP): Yar PERŞEMBE PAZAR 520 000 «20.000 420.000 rÎK.OOO 440 000 280.000 390.000 495.000 PAZAH PEfiŞEMBE 390 000 330 000 540 000 500.000 440.000 300 000 390.000 660000 SÖMESTRE'de G« M * TL'den \toam 235 000 187.500 162.500 180.000 160000 135 000 172 500 123.750 m Pansiyon, (TP): Tam Pansiyon ULAŞIU:60.000 (Hatta Içl 30.000); ULUDAĞ: 70.000 (Hafta Içl 40.000) SOMESTflE: 90.000 ULUDAĞ: 120.000 YALOVA-BURSA: 80.000 M2Yt*ç OOALARD hGLTERE'C DCuk hefta içl otobös Ocrttsb otıp, lOmstn A 3. KtŞt VE COCUKLARA ÖZEL İNDIRİM IE HGLIZCE VE YUflT 01ŞIPROGHAMUB1MIZI BOBa t dönemlnd» 30.000 T I f^iMaf an halıası *» 1 StaWSI8<kMI?fll(tf fcflr. ARIMI2DAN OGRENEBILRSMIZ KAOIKÖYı34S47IO[6ha| HARBİYE: 131*00(ilhaO BEYO&LU: 151S60|6h«l| BAKIRKÖV:Snt3&Net T yngnANKARA: |4)13448«45 tZMİR:(51!?5999OBi IZMh':(21)UiniGalsnTuıESldŞEHİR: |22l116S00(«Hat]YönTunzın KAMUOYUNA Türk-İş Başkanlar Kurulu'nun, Zonguldak maden işçilerinin grevini ve tüm çalışanların ekonomik-demokratik hak mücadelesini desteklemek amacıyla 3 Ocak 1991 günü işçilerin ülke çapında üretimden gelen güçlerini kullanma kararını destekliyor; Tüm eğitim emekçilerini ve belediye memurlarını dayanışmaya çağırıyoruz. İSMET AKTAŞ (EĞİT-SEN Genel Başkanı) VİCDAN BAYKARA (TÜM-BEL-SEN Genel Başkanı) İLAN 20 Aralık 1990 günü kurulan Tüm Belediye Memurları Sendikası (TÜM-BEbSEN) Genel Merkez Yönetim Kurulu'nun görev bölüraü aşağıdaki gibidır. Duyurulur. Adı Unvanı Meslefi Adresi 1) Vicdan Baykara Genel Başkan İşletmeci Pendik Bel. 2) Mazlum An Genel Sekreter' Memur Ümraniye Bel. 3) AIi Işık Gen. Mali Sek. Zb. memuru Bakırköy Bel. 4) Fazlı Kaya Gen. Örg. Sek. Zb. memuru Istanbu! B.Ş. Bel. 5) Dr. AH Rıza Cınk Gen. Eğ. Sek. Tıp doktoru Karlal Bel. 6) Hamza Çolak Üye Mak.Müh. Ankara B.Ş. Bel. 7) M.A1İ Görür Üye Memur Altmdağ Bel. 8) Ibrahim Şen Üye Zb. memuru Konak Bel. 9) Aycan Ündey Üye Memur IZSU'izmir Genel Merkez adresi: Balabanağa Mah. Fethibey Cad. Zeynep Kâmil Sok. No: 62/6 Uleli/İSTANBUL Tel: 513 55 22 KAMUOYUNA Ankara dersanelerinde çalışan aşağıda imzaları olan öğretmenler olarak 3 Ocak 1991 Perşembe günü işçilerimizin önderliğinde ülke çapında yapılacak GENEL GREV'i destekliyoruz. N.Demirel, G.Taştekin, L.Demirkapı, İ.Duru, N. Şengün, S.Çelik, M.Meriç, İ.Poyraz, N.Yılmaz, Z.Temizkan, N.Ocak, V.Biçer, İ.Usanmaz. Ş.Zöhra, R.Dedebali, M.Arifoğlu, A.AItuğ, S.Öztürk, A.Maviş. H.Maviş, A.Bulguroğlu, A.Özçilingir, G.Sayın, B.Atakul, C Kaygusuz, N.Berker, F.AIan, F.Aktuzlu, N.Tamer, H.Kaplan, Ö.Özköseler. A.Baloğlu, G.Civelek, L.Kanar, L.Parlak, H.A.Sakınç, B.Süral. C.Soytemiz, N.Yüzer, H.Genç, Ç.Kurtaran, H.Şahin, M.Seven. H.Özsu, V. Aşan, A.Ataizi, A.Erol. M.İIhan, P.AIptekin. N.Aksakal. K.Tutuş, M.Kaya. S.Güngör. H.B.Erişll, T.BİIginç, N.Baştürk, A.Uçar. M.Batkan, A.Uğur, M.Göncüoğlu, T.İlyas. T.Cesur. R. Ünlü, O.Suadiye. M.Ünal, G.Sağlamöz, N.Uğur. DUYURU Zonguldak maden ocaklarında insanca yaşam için direnen maden işçilerinin onurlu mücadelesini ve 3 Ocak 1991 günü yapılacak işçi sınıfımn üretimden gelen güçlerini kullanma eylemini destekliyor ve bütün teknik elemanlan destek vermeye çağırıyoruz. ALİ ERGİN AÇAN (İn>j.Müh.OduBi Ankara Şb.Başkanı) ALAETTİN DURAN (tnş.Müh.Odası Ankara Şb. Sek. Üye) REMZl Ö2CA> (İnç.Müh.Odası Ankara Şb. Sayman Üye) MUSTAFA ATMACA (tmj.Müh.Odası Ank. Şb. Y.K. İJyesi) ÖMER BAŞ (İnş.MÜh.Odası Ankara Şb. Y.K. Üyesi) İ.FEYZİ LNAL (İnş.Müh.Uda»ı Ankara Şb.Y.K. lyesi) AYHAN KIZILATEŞ (İnş.Müh.Oda«ı Ank. Şb. Y.K. İlyeni) PENCERE Bir Ülke ki... Zonguldak grevinde her gün toplantı ve yürüyüş yaptlır- ken bir slogan üretildi: "Çankaya'nın şişmanı, işçi düşmanı!." İnsan beşer, kimi zaman şaşar, birisi zayıf, öteki şişman olur. Sorun şişmanlık değil, ama "şişmarf ile "düşman' ara- sındaki ses benzeşimi emekçinin hoşuna gidiyor, yineledik- çe yüreklere su serpiliyor: "Çankaya'nın şişmanı, işçi düşmanı!.." Doğrusu Turgut Özal "işçi düşmanı" yaftasını kendi elte- riyte göğsüne asmıştır. Yaşamı boyunca alınterine karşı sa- vaşımı siyasetine bayrak yaptı Özal, 12 Eylül'de askeri yöne- timin güvenilir adamı oldu. 'Büyük patron" Türkiye'yi "ucuz emek cenneti"ne dönüştürmek istiyordu; bugühkü "Çanka- ya'nın şişmanı" o günlerde işçinin canına okuyan currtanın hükümetinde ekonomiyi yönetiyordu. Ya şimdi? Özal Cumhurbaşkanı'dır, emekle sermaye arasında yan- sız kalması gerekirken Zonguldak grevinde kendini tutama- dı, ortaya attı, işçiyi tehdit etti: — Ocaklan kapatınm!.. Ailesine bakarsamz öğretmen çocuğu Özal, ortadirekten biri, öğrenciliği darlık içinde geçmiş. Her nedense toplumun varlıksız katmanlarından sıyrılıp parlayanlar, sınıf atlayanlar, sermaye kesimiyle bütünleşenler emekçiye karşı daha za- lim oluyorlar. Yalnız Özal'da görüien bir ruhsal nitelik değil bu, yoksulluktan yetişip zenginleşen çoğu kişi, fakirlere gad- darlaşıyor. • İşçi bilinçie Özal'ı karşısına aldı, öfkesini Çankaya'ya yö- neltti. Haksız mı? "İktidar demek Özal demek" değil mi? Başbakan Akbulut: un kimltği silinmiş. Akbulut ha var ha yok!.. ANAP Medis Gru- bu'ndaki milletvekillerinde kişilik sorunu rafa kakJırılmış. ANAP'lı politikaci, ülke tek adamın elinde savaşa sürükle- nirken dilini yutup koltuğunda dertop olmuş. Halkın yüzde 80'ine ters düşen ANAP'lı, Çankaya'daki kişinin iki dudağı arasından çıkacak lafa kulaklarını dikmiş. İşçi, kimin neyin nesi, kimin fesi olduğunu biliyor: "Çankaya'nın şişmanı, işçi düşmanı!.." Olayın en çarpıcı yanı birkaç hafta içinde Zonpuldak'taki eylemin ülkeye yayılıvenmesidir. Btçak kemiğe dayandığı için emekçiler bütünleşiverdıler. Türkiye'nin alınteri tarihinde önemli bir aşama yaşanıyor Bu hareket, demokrasiye doğ- ru yürüyüşün de anlamını içermektedir. Demokrasi nedir? Demokrasi, bir ülkede yaratılan ulusal gelirin hakça payia- şımına halkın kattlımıdır. • Demokrasinin geçerli olduğu yerde; türeten, üreten, yara- tan, vareden emeğin sahipleri, ulusal gelirin sosyal adalete uyumlu biçimde paylaşılmasına sendikal örgütleriyle katılır- lar. Demokratik rejimin uygarlık dünyasındaki anlamı budur ve çağımızda insan hakları bildirisinde belgelenmiştir. Eko- nomik özü bir yana itildiğinde demokrasinin siyasal içeriği boş ve kof bir çerçeveden gayri anlam taşımaz. Batı Avrupa'dan gelen maden uzmanı Zonguldak'ta ma- den ocağına indikten sonra ne demişti: "— Bizde buraya köpekleri bağlamayız." Ne demektir bu? "Türkiye'de demokrasi yok" demenin bir başka biçimde dile getirilmesidir. Eğer ülkemizde gerçek de- mokrasi yürürlükte olsaydı, şimdi Zonguldak'ın milletvekil- leri parlamentodaki arkadaşlarıyla ve işçilerle kol kola eme- ğin hakkını savunmak için Çankaya'ya doğru yürüyüşe ge- çerlerdi. Oysa onlann iktidan, işçinin eylemini durdurmak için iş mahkemesine başvuruyor. Bir ülke ki: : ı h r »K» • r . s > , ^ .%xi Yasalar cumhurbaşkanı için geçerli değil. .«i Yalnız işçi için geçerli. RTRTURHCU oisünce 0 ER nCG GÜÇBİRLİĞİ ÇAĞRISI Bilindiği gibi Atatürk yeni Türkiye'yi kurarken, yaprtınm temeli- ni laiklik ilkesiyie atmış, gövdesinı ve çatısını cumhuriyetçilik ilke- since örüp çatmış, özü kültür, özgürtük ve bağımsızlık bilinci olan ulusalcılık ilkesini harç diye kullanmıştır. Ancak bugün Türkiye'nin durumuna bakıldığında bu değerle- rin nasıl yok edilmeye çalışıldığı açıkça görülmektedir. Özellikle de basınımıza her gün yansıyan, sıkça da kendi gozlemlerimizle tanık olduğumuz anti laik eylemler ülkemizin dört bir yanını hızla sarmakta, devlet dairelerinde, kamu kuruluşlarında. eğitim kurum- larımızda giderek artan bir etkinlikle varlığını hissettırmektedir. Laiklik ilkesine yürekten bağlı olan ve halkımızın çoğunluğunu oluşturduğuna inandığımız insanlarımız ise bir çatı altında toplan- mamış olmaktan ötürü hiçbir etkinliğe sahip değildir ve endise için- de gidişatı izlemekten öte hiçbir şey yapamamanın acısını çekmektedir. Çoğunluğu oluşturan, yürekleri gerçek vatan sevgteiyle dolu, yur- dun bütünlüğünün, ulusun bağımsızlığının, laik cumhuriyetin teh- likede olduğunun bilincinde, fakat umarsız bir izleyici konumundan öteye geçemeyen bizleri, ancak bir güçbirliği etkin kılabilir. Bu güç- birliğinin oluşturacağı Atatürkçü çabalar ülkemizi şeriat uçurumuna düşmekten kurtarabilir. Demek ki Atatürkçü güçler için zaman yitirilmeden, yasal çizgi- ler içinde birleşip amaç yönünde, yürekli, dirençli, özverili, uyum- lu ve uygar bir savaşıma atılmak kaçınılmaz bir görev olmuştur. Gerçekte her biri bir vatana ihanet suçu niteliğinde olan anti la- ik tutum ve davranışlan, kimden ve nereden gelirse geisin göğüs- lemek, şeriat düzeninin getirilmesı ve uydulaşmasının sağlanması yolunda gösterilen çabalan ve denenen ilkel uygulamaları kamu- oyuna anlatmak, yargı organlarına duyurmak ve önlemek için ya- sal çerçevede her olanağa başvurarak savaşım verilecektir. Savaşımımızın etkili olabilmesı, yukartda belirtildiği gibi güçbirliği oluşturulmasına önemli ölçüde bağlıdır. Bu nedenle, Atatürk'ün yapıtını, ilkelerini, düşüncesini benim- seyip savunan ve duyarlıltğını yitirmemiş herkesi, dayanışmaya gir- mek ve güçbirliği etmek için derneğimize üye olmaya çağırıyoruz. Doldurduğunuz üyelik formunu ve varsa önerilerinizi Askeriye Caddesi. 112 Sokak. No: 9 Kat: 1 Oda 1/2 Zeytinburnu - İSTAN- BUI adresine gönderebilir, üyelik aidatınızı ve derneğe bağışları- nızı Atatürkçü Düşünce Dernegi İstanbul Şubesi - Yapı ve Kredi Bankası Beyazıt Şubesi 920126-0 No'lu hesabımız kanalıyla ya- pabilir, sesimizi duyuramadığımız, Atatürkçü düşünceye sahip ve duyarlı dostlarınıza ulaşmakta bize yardımcı olabilirsiniz. GÖKŞEN •• •• •• SURUCU KURSUGOKŞEN Mres Millet Cad. No: 20 Aksaray IIST TEL: 525 30 00
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog