Bugünden 1930'a 5,503,278 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/10 İ990VA TÜRKDIŞ POLÎTİKASI DIŞ HABERLER 1 OCAK 1991 De Klerk'e tepkiler • Dış Haberler Servisi — Güney Afrika Devlet Başkanı Frederik de Klerk'in siyah çoğunluğa oy hakkı vermeye yönelik reform taslağı sağdan ve soldan hücumlara uğradı. Aşırı sağ Boerestaet Partisi'nin lideri Robert van Tonder "bütün Güney Afrikalılarm birleşik, demokratik bir Güney Afrika'da eşit haklara sahip olması"na karşı çıkarken, Azanya siyah hareketinin lideri, reforralann "baskının yeni bir kisve altında sürdurülmesini amaçladığı"nı öne sürdü. Somali'de silahiı çatpşma • MOGADİŞU (AA) — Somali'nin başkenti Mogadişu'da devlet başkanlığı sarayı yakınlannda çarpışmalar olduğu haber verildi. Başkentteki iyi haber alan kaynaklar, hukümet askerleriyle silahiı gruplar arasında dün başlayan çatışmada top, roketatar silahlar ve el bombaları kullanıldığını kaydettiler. Görgü tanıkları, çatışmaların meydana geldiği Wardhigley mahallesinde yaşayan halkın kaçtığını, evlerin alevler içinde olduğunu, sokaklarda çok sayıda ceset bulunduğunu söylediler. Toplu taşımanın durduğu, mağaza ve okulların kapalı olduğu, halkın güneye doğru kaçmakta olduğu belirtiliyor. Somali İçişleri Bakanhğı'ndan yayımlanan bildiride, VVardhigley'deki çatışmaların "silahiı çetelerin" bir subayı öldurmeleri, bir firmadan yaklaşık 4.300 dolar tutarında para çalmalan üzerine patlak verdiği kaydedildi. SSCB'de alkol gerginligi • Dış Haberier Servisi — Sovyetler Birliği'nin güney batısındaki bir kentte, on binlerce kişinin yeni yü için votka ve şarap bulamamaları üzerine kentin ana caddesinde gösteri yaptıkları bildirildi. TASS ajansının bildirdiğine göre göstericiler kentin ana caddesinde ateşler yakarak durumu protesto ettiler. TASS, polisin mudahale etmek zorunda kaldığını ve kentte durumun gerginligini konıduğunu bildirdi. Moskova'da çadırkente yasak • Dış Haberier Servisi — Moskova şehiı polisi dün Rusya Oteli önünde aylardır cadır kurmuş olan Sovyet vatandaşlarını zorla meydandan çıkardı. Temmuz ayında kişisel şikâyetlerini dile getinnek amacıyla Kremlin yakınlarmdaki otelir. önüne yerleşmeye başlandığmda polis tepki göstermemişti. Ancak sayılarının giderek artması ve çevreye rahatsızlık vermeleri üzerine polisin, cumartesi günü bu yönde bir karar aldığı bildirildi. AFP'nin haberine göre olay sırasında kimse tutuklanmadı. SSCB-Küba anlaşması • Dış Haberier Servisi — Küba ve Sovyetler Birliği arasında 1991 yılını kapsayan bir ticaret anlaşması onceki gün Moskova'da imzalandı. Reuter'in Küba haber ajansı Prensa Latina'ya dayanarak verdiği habere göre anlaşmaya Küba Ticaret Bakanı Ricardo Cabrisas ile SSCB Dış Ekonomik tlişkiler Bakanı Konstantin Katuşev imza koydular. Anlaşmaya göre Moskova, Küba'daki ekonomik , projelere verdiği desteği sıirdürecek. Küba, şeker, nikel, meyve, ilaç ve tıbbi malzeme karşıhğında Sovyetler Birliği'nden petrol, tahıl ürunleri, kımyevi maddelerle makine \e yedek parça alacak. Kriz île Türkiye önem kazandıAvrupa'da son derece önemli gelişmelerin yaşandığı 1990 yılının ilk yarısında Türkiye stratejik öneminin azaldığını görmesine yol açan gelişmelerle karşı karşıya kaldı. Körfez krizinin başlamasıyla birlikte Türkiye Batı için yeniden önem taşıyan bir ülke konumuna geldi. SEMİH İDtZ YASEMİN ÇONGAR ANKARA — 1990 yılı, uluslararası ilişki- lerde son 40 yılın çehresini değiştiren olayla- ra tanık oldu. 1989 yılında Doğu Avrupa'da başlayan hızlı değişün süreci bu yıla da ta- şındı. 1989 yılının son günlerinde Romanya L da yaşanan halk ayaklanması, Doğu Avru- pa'daki komünist rejimlerin yıkılışını en so- mut biçimiyle sergilerken, iki Almanya'nın birleşmesine temel hazırlayan gelişmeler de soğuk savaş sonrası dünyanın alışılmış Doğu- Batı catışmasının büyük ölçüde ortadan kalk- masına yol açtı. Dünya gerginliğin azalma- sını birçok zirve, anlaşma ve belge ile âdeta kutlarken, bölgesel sorunların ön plana çı- kacağı tahmin ediliyordu. Ancak ağustosta patlayan Körfez krizi bu tahminleri aşan bir hızla gelişerek dünyayı tekrar savaşın eşiği- ne getirdi. Bütün bu gelişmeler içinde Türkiye, yılın Uk yansını Avrupa'da yaşanan değişimin Batı dünyası ile arasındaki ilişkilere etkilerini de- ğerlendirmek ve oluşan yeni ilişkiler bütünü içinde kendisine bir yer edinme çabası ile ge- çirdi. Avrupa ile ekonomik ve siyasi enteg- rasyonunda önemli mesafeler katetmeyi ba- şaramayan Türkiye, stratejik öneminin azal- dığını görmesine yol açan çeşitli gelişmeler ile karşı karşıya kaldı. Körfez krizinin başlaması ise Türkiye'yi tü- müyle farklı bir konuma soktu. Ankara'mn izlediği politikalar, Türkiye'nin, krizin olası sonuçlanndan en çok etkilenecek ülke dunı- muna gelmesine neden oldu. Kriz aynı za- manda Türkiye'nin coğrafı konumunun so- ğuk savaş sonrasında bile Batı için önem ta- şımaya devam edeceğini gösterdi. Yıhn ilk aylannda Türk dış politikasının gündemindeki en önemli konuyu, Batı ile iliş- kiler ve bunları gölgeleyen Kıbns ve Ermeni sorunları oluşturuyordu. Ocak ayında Was- hington'da ABD Başkanı Bush ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Özal, iki ülke ilişkile- rinde sorun olan Ermeni, Kıbns, Kürt konu- larmı gündeme getirdi. Özal'ın bu ziyareti Türk kamuoyuna Ankara ile Vv'ashington arasındaki ilişkilerin iyi bir seyir izlediği şek- linde yansıtıldı. Kongre gündemindeki Ermeni tasarısının mart ayında reddedilmesi bu iddialan bir an- lamda doğrularken, soykırımın yıldönümü olduğu iddia edilen 24 nisan günü nedeniyle Başkan Bush'un yayımladığı 'Eımenilere sempati mesajı' iki başkent arasında bir an- da soğuk rüzgârların esmesine neden oldu. Bush'un, Ankara'mn duyarü olduğu konu- ları gözardı eden bu mesajının olumsuz et- kileri ağustos ayıııa kadar sürdü. öte yandan ABD ile Yunanistan arasında temmuz ayında imzalanan Savunma İşbirli- ği Antlaşması (SİA), Ankara ile Washington arasında soğuk rüzgârlann yeniden esmesi- ne neden oldu. Bu antlaşmada, Yunanistan'a 'dışarıdan geiecek tehditlere karşı' güvence vtrilmesi, Türkiye'nin itirazlarına karşuı ger- çekleşti. Ankara, ABD yönetiminden, bu teh- ditten ne anladığını bir mektupla ifade etme- sini istedi. ABD Başkanı Bush'un bu konu- da Cumhurbaşkanı Özal'a yazdığı bildirilen mektup ise Türkiye'de muhalefetin eleştirile- rini gideremedi. Mektubun içeriği ve ABD^ nin Yunanistan'a yönelecek tehditten ne an- ladığı hiçbir zaman öğrenilemedi. ABD-Yunan StA'sı, Konstantin Mitsota- Ids'in, başbakanlığa gelmesinden sonra ABD'ye yönelik olarak çok aktif bir dış po- litika izlemesinin bir sonucuydu. Mitsotakis- in ABD ziyareti, iki ülke ilişkilerinin uzun bir süredir görülmeyen bir iyileşme yaşamasına olanak verdi. Bu yakınlaşma Ankara'da dik- katle not edilirken, belli bir rahatsızlık yarat- tı. Özellikle Kıbns konusunda Washington 1 un BM çerçevesi dışında yeni girişimlere öna- yak olabileceği kaygısı doğdu. Nitekim Baş- kan Bush'un Kıbrıs'taki statükonun kabul edilemeyeceğine ilişkin açıklaması, bunu doğ- rular nitelikteydi. Bu açıklamanın ardından 1990'da Cumhurbaşkanı Turgut Özal dış ilişkilerde dizginleri eline aldı Dış politikada Çankaya rotasıKörfez krizi Türkiye'nin dış ve iç politikalarının uzun bir aradan sonra yeniden birbiriyle bağlantılandırılmasına neden oldu. ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) — 1990 yılında Türk dış politikasının iki temel özel- liği dikkat çekti. Bunlar, Cumhurbaşkanı Turgut özal'ın dış ilişkilerde dizginleri eli- ne alması ile iç ve dış politika konularının iç içe geçmesiydi. Yıl boyunca üç ayrı dışişleri bakanının görev yapması da bu alanda 1990'ın özelliği olarak sayfalara geçti. Cumhurbaşkanı özal'ın ocak ayında ABD ziyareti ile yeniden ön plana çıkan dış poli- tika ilgısi, Körfez krizinin başından itibaren bu alanda inisiyatifin buyuk ölçüde onun elinde toplanmasıyla sonuçlandı. Yılın ilk ya- nsında ABD Başkanı Bush'un Ermeni me- sajına bizzat özal tarafından verilen yanıt, Dışişleri BakanlığYnın, muhalefetin ve ka- muoyunun beklentilerini karşdamadı. Özal'- ın Kıbns konusunda da geleneksei politika- nın esnekleştirilmesi yönundeki tutumu tar- tışmalara yol açtı. Ancak sorunun iç dina- mikleri özal'ın bu konuda yeni girişimler ya- parak bilinen cizginin dışına çıkmasını en- gelledi Eski Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz'ın 20 şubatta "Özal'ın yaklaşımlannın dış politi- kamn yürütülmesini güçleştirdiğini" dolay- h biçimde gündeme getirerek istifa etmesi, özellikle Ermeni tasarısının geleceğinin be- lirsizliğini hâlâ sürdürdüğü bir dönemde Çankaya-dışişleri kopukluğunun somut ifa- desi olarak yorumlandı. Yılmaz'ın yerine Dışişleri Bakanhğı'na ge- tirilen Ali Bozer, Özal ile üişkilerinde çok da- ha uyumlu bir hükümet üyesi olarak tanını- yordu. Nitekim görevde olduğu sürece öne çıkmaktan çekinen ve fazla iz bırakmayan bir bakan olarak tamndı. Ancak tüm uyumuna karşın, cumhurbaşkanımn Körfez konusun- daki tutumuna açık bir destek vermedi. Hat- ta Körfez'e asker gönderilmesi konusunda ANAP içindeki muhalefetin etkin adlanndan oldu. Bozer, krizin başlamasıyla Özal tara- fından tam anlamıyla ikinci plana itildi. Bu- nun en somut örneklerinden biri, 7 ağustos- ta Irak petrol boru hattının kapatılması ka- rarını, Bozer'in, basın mensuplanndan öğ- renmesiydi. özal'ın bu konudaki kararı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yarduncısı Meh- met Keçeciler tarafından Bağdat'a ve Türk basınına açıklandıktan sonra Bozer'e duyu- ruldu. Bozer açısuıdan bardağı taşıran damla ise bu konunun basında yankılanması ardın- dan ABD gezisi sırasında Özal-Bush görüş- mesine alınmaması oldu. Meslektaşı Baker'ın katıldığı bu görüşme sırasında, içeride Kör- fez krizi konusunda kritik görüşmeler yapı- lırken Bozer yan odada bekletildi. Kamuo- yunun olaya tepkisi büyük oldu ve Bozer, Türkiye'ye dönüşünde özal'ın bütün itiraz- larına karşın istifasmı sundu. Kurtcebe Alptemoçin Yeni Dışişleri Bakanı Kurtcebe Alptemo- çin iscbu görev için "beklenmedik bir ad"- dı. Alptemocin'İB izleyeceği politikanın Çan- kaya ile nasıl uyumlulaştınlacağı, yeni baka- nın kriz konusundaki bir soruya "Bana de- ğil özal'a sorun" yanıtını vermesiyle açık- lık kazandı. özal'ın dış temaslarda "mubatap" seçil- mesi ve yabancı liderlerle başlattığı telefon diplomasisı aracüığıyla politika belirlemesi, TBMM'nin ve Dışişleri Bakanlığı'nın devre dışı kalması sonucunu verdi. özal'ın Paris'- teki Avrupa Guvenlik ve Işbirliği Konferansı (AGİK) zirvesinde Başbakan Akbulut'la bir- h'kte Türkiye'yi temsil etmesi ve Avrupa Konvansiyonel Kuvvet Antlasması'na (AK- KA) imza koyması "yetkisiz" bir liderin gi- rişimi olarak eleştirildi. özal'ın bu tutumu, Türk Silahiı Kuvvetleri'nde de tepki yarat- tı. Güneydoğu'da yeni bir yığınak yapılma- sı konusunda özal'ın askeri yetkililerin karşı çıkmasına aldırmayan tavn, eski Genelkur- may Başkanı emekli Orgeneral Necip To- rumtay'm istifasına yol açtı. Torumtay'm bu kararı, özal'a son derece sert bir uyan nite- liğindeydi. ARJANTÎN ANALAR AFFETMİYOR — Arjantinde, ülke tarihinin en karanlık günlerinin yaşandı- ğı askeri yönetim sırasında binlerce kişinin öldüriılmesinden sorumlu komutanların Dev- let Başkanı Carios Menem tarafından affedilmesi, ulkeyi birbirine kaltı. Askeri cunta dö- neminde vakınlan kaybolan' onbinlerce Arjantinli, onceki gün Menem'in Başkanlık Sa- rayı'nın önünde yaptıkları gösteride, 'Katil Menem' diye bağırdılar. Cunta doneminde ço- ATİNA cuklannı yitiren Arjantinli annelerin gösterilerine sıkça sahne olan Mayıs Meydanı, bu kez cuntacılara karşı değil, cuntacılann gazabına uğramış olan Başkan Menem'e karşı ya- pılan bir gosteriye tanık oldu. Askeri yonetim sırasında 5 yılını cezaevlerinde geçiren Me- nem, 'Artık ulusal uzlaşma döneminin geldiği' gerekçesiyle askeri donemin sorumlulannı affctme kararı almıştı. Ancak halkın yuzde 10 ının uuıın kar>ı olduğu biliniyor. ABD yönetiminin Kıbns özel koordinatörü Nelson Ledsky'nin bölgeye gönderilmesi ise dikkat çekti. Ledsky'nin yıün ikinci yansuı- da birbirini izleyen birçok ziyaretinde gün- deme getirdiği öneriler Ankara'da kabul gör- medi ve Türkiye'nin geleneksei Kıbns politi- kasından herhangi bir taviz verilmedi. Kıbns sonınu, daha onceki yıllarda oldu- ğu gibi 1990'da da Türkiye'nin Batı dünyası ile ilişkilerini etkilemeye devam etti. Bu çer- çevede sorunun çözümüne yönelik inisiyatif- lerin hep Türkiye*den gelmesi beklendi. Şu- bat ayında KKTCCumhurbaşkanı Denktaş L ın Kıbns Rum lideri Yorgo Vasiliu ile New York'ta BM Genel Sekreteri'nin gözetimin- de yaptığı gönişmenin fıyasko ile sonuçlan- ması ise Ankara'mn Denktaş'a baskı uygu- laması yönundeki telkinleri sürekli gündem- de tuttu. AT'de Kıbns engeli özellikle Türkiye'nin tam uyelik başvuru- sunun incelenmesinin 1993'e bırakılmasından beri fazla bir ilerleme kaydetmeyen Ankara- AT ilişkilerinin Kıbns'tan etkilendiği, ilk kez net bir şekilde belgelendi. Dublin'de haziran ayında yapılan AT zirvesinde yayımlanan bil- diri, Yunanistan adına bir başan oluşturur- ken Türkiye'nin ısrarla savunduğu, "Topln- luk işi ayrı, Kıbns işi ayn" teziyle tam bir çe- lişki ortaya koydu. Türkiye'nin bütün itiraz- larına karşın, topluluk Uyeleri Dublin bildi- risindeki yaklaşunlanndan geri adun atma- dılar. Hatta Türkiye ile AT arasındaki ortak- lık anlaşması çerçevesinde hazırlanan işbir- liği paketindeki dördüncu mali protokol üze- rindeki Yunanistan vetosu da kaldınlmadı. Topluluk üyeleri on bir ülkenin bu vetoya karşı olduğunu Ankara'ya ifade etmelerine karşın Yunanistan'ı katı tutumundan vazge- çiremediler. Kıbns sonınunun Türkiye'nin dış Uişkile- rine etkisi ve çeşitli baskılar, Ankara'mn KKTC'ye sağladığı desteği azaltmasına yol açmadı. Aksine, Başbakan Yıldırun Akbulut ve Dışişleri Bakanı Kurtcebe Alptemoçin KKTC'yi ziyaret ederek bu desteği pekiştir- diler. Akbulut'un ziyareti sırasında yayımla- nan ortak deklarasyonda Türkiye'nin KKTC'ye karşı guvenlik yükümlülüklerinin, gelişmeler ne olursa olsun süreceği teyit edil- di. Aynca ikinci bir belgeyle iki ulke arasın- da gümrük birliği sağlanması ve pasaportun kaldırüması konusunda niyet beyanında bu- lunuldu. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ve Başbakam Derviş ErogJn da Türkiye'yi ziya- retlerinde daha onceki yıllara oranla daha üst düzeyli bir kabul gördüler. Körfez krizi Körfez krizinin başlaması Türkiye'yi yülar- dır hiç olmadığı kadar yoğun bir dış politi- ka etkinliği içine soktu. Gerek bölge Ulkele- riyle, gerekse Batı ile temaslar artarken, Tür- kiye, Irak'a karşı takındığı kesin tutum ne- deniyle bir tur 'kilit ülke' konumuna geldi. tran ile ABD arasında diplomatik aracılık ya- pılması, benzer bir rolün Suriye'ye yönelik olarak üstlenilmesi, Türkiye'nin siyasi öne- mini arttırdı. Ancak Körfez'de Irak'ı tedir- gin edebilecek bazı politikalann kolaylıkla benimsenmesi, Türkiye'yi hem olası bir as- keri çatışmanın dışında kalması güç bir ülke konumuna soktu hem de bolgede kriz son- rasında geliştireceği ilişkiler açısından soru işaretleri yarattı. ABD-Türkiye askeri ilişkisi ön plana çıkar- ken, iki ülke arasında yaşanan birçok ciddi soruna karşın Savunma ve Ekonomik lşbir- liği Antlaşması (SEİA) hiçbir revizyona ge- rek duyulmaksızın bir yıl daha uzatıldı. Bu belge çerçevesinde başta Incirlik olmak üze- re Türkiye'deki üslerin ABD birliklerince ola- sı bir Körfez operasyonunda kullanılıp lcul- lanılamayacağı buyük tartışma yarattı. Komşularla ilişkiler Batı ve Ortadoğu'yla ilişkiler, kriz nedeniy- le birbirinin içine geçerek sürerken, SSCB ve Balkan ülkeleriyle ilişkiler bu gelişmelerden bir ölçüde bağımsız biçimde ilerleme kaydet- ti. SSCB ile ikili ilişkiler ekonomik sıcrama- sını siyasi işbirliğine de yansıtmaya başlarken, komşu Sovyet cumhuriyetleriyle de ilişkiler gelişmeye başladı. Yıl sonuna doğru somut adımlan atıhiıaya başlayan Karadeniz Eko- nomik İşbirliği Bölgesi Projesi Romanya ve Bulgaristan'ı da içine katmasıyla yeni bir böl- gesel entegrasyon zemini oluşturdu. Bu projeye ilişkin olarak aralık ayında An- kara'da yapılan dörtlü toplanuya Ennenistan Cumhuriyeti'nin de katıunası ilgi çekti. Eri- van'ın daha gerçekçi bir yaklaşımla Türkiye 1 ye acıbna yollan araniası, Ankara'da dikkatle not edildi. Bulgaristan'la ilişkiler yıl boyunca gelişme- ye devam ederken, 1990, üst düzeyli karşüıkh ziyaretlerin yeniden başladığı yıl oldu. Bu çer- çevede Bulgaristan Başbakam Andrey Luka- nov bir konferans için olsa da Türkiye'ye gel- di ve Cumhurbaşkanı özal ile görüşmelerde bulundu. Bu temaslann ardından Devlet Ba- kanı Isın Çelebi kalabalık bir heyetle yıl so- nuna doğru Sofya'yı ziyaret etti. Diğer iki komşu ülke, tran ve Suriye ile iliş- kilerde Körfez krizi dışında pek bir canhlık gözlenmediyse de ciddi sorunlar da yaşanma- dı. "Bölgesel sular" konusu, üzerinde anla- şılamayan bir konu olarak masa üstünde du- rurken, Körfez krizinin başlaması dikkatleri başka yöne çevirdi. Kriz aynı zamanda bu iki ülkeyle işbirliğinin yeniden gündeme gelme- si için bir katalizör oldu. I Yıman lıalkı cuntacıları affetmediSTELYO BERBERAKİS Yunanistan'da Konstantin Mitsotakis hü- kümetinin, kamuoyundan gelen sert tepkiler üzerine cuntacıları affetme kararından vaz- geçmesinin ardından, diplomatik çevrelerde tartışmalar başladı. En fazla üzerinde duru- lan soru, hükümetin cuntacıları neden affet- me kararı aldığı. Bu soruya verilen yanıtlardan en "inandıncısı" olarak Mitsotakis'in cunta yan- daşlanna verdiği "vaatler" kabul ediliyor. Bu senaryoya göre Mitsotakis, Yunanistan'daki aşırı sağcı EPEN partisinin son genel seçim- lere katılmaması ve YDP'nin hukumet kur- ması halinde, 1975'ten bu yana ömür boyu hapıs ile cezaevinde bulunan darbecileri tah- liye edeeğine söz vermişti. Bu "sözü" alan EPEN, bünyesinde yaklaşık "Vol-1.5 oy potan- siyeli bulundurmasına karşın, son seçimlere katılmadı ve oylannı YDP'ye verdi. YDP de hükümet kurunca vermiş olduğu bu sözü ye- rine getirmek istedi ve cuntacılann tahiiye edilmesi ile ilgili hukuki işlemleri başlattı. Yargıtay Yüksek Kurulu üyelerinden oluşan 7 üyelik yüksek af kuruluna bu öneriyi ge- tirdi. Kurul, yarın toplanacak ve bu hükümet önerisini inceleyecekti. Bu öneride, 80 yaşla- rında toplam 15 mahkûmun tahiiye edilme- si öngörülüyordu. Ancak bunlardan yalnız birinin tahiiye edilmesi söz konusu değildi. 1974'te Kıbns Cumhurbaşkanı Makarios'a darbe düzenleyen ve Türkiye'nin Kıbrıs'a as- keri miıdahalesine yol açan diktatör Dimit- ris Yuanides, Yunanistan'da "vatan haini" ilan edildiği için tahiiye edilmeyecekti. Sonuç olarak Yunan halkının cunta yönetimini ha- len unutmadığı ve cunta mimarlarının tahii- ye edilmelerine izin vermek istemediği anla- şıldı. Şimdi cuntacıların, "af dileğinde" bu- lunma olasılığı var. Darbecilerin cumhurbaş- kanına af talebinde bulunması olasılığında, son karar yine Cumhurbaşkanı Karamanlis'e ait olacak. Karamanlis 1975 yılında yargıla- nan cuntacılann "ölüm cezasını" ömür bo- yuna dönuştürmüş ve o dönemde kendisine sorulan bir soruyu yanıtlarken, "Ömür bo- yu hapis demek ömür boyu hapis demektir" demişti. YDP hukumetinin 1967-74 yılları arasında Yunanistan'da hüküm süren Albaylar CunU- »'nın mimarlarının tahiiye edilmeleri ile ilgili almış olduğu karar, tüm ülkede ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde şiddetli tepkilere yol açmıştı. Yu- nanistan'daki ana muhalefet partisi sosyalist PASOK ile komünistlerin SINASPISMOS par- tileri, "YDP hökümetinin bu arzusuna anlam veremediklerini" belirtmişlerdi. PASOK lide- ri Andreas Papandreu, YDP hukumetinin bu niyetinı kınamak amacıyla yeni yıl kutlamala- rı için tüm parti liderlerinin yer alacağı dini tö- renlere "ülkedeki ulusal birligin çatladığı" ge- rekçesiyle kaülmayacağını açıklamıştı. Bu ara- da Atina ve Lefkoşa Rum kesiminde dev pro- testo gösterilerinin düzenleneceği duyurulmuş- tu. Kıbrı» Rum lıden ^ torgıos Vasilıu ııun soz- ^u»u Akis Fandis ise YDP hukumetinin cunta- 'tahrik' oluşturduğunu çagnştıran acıklamasuı- da, "Kıbns'ın bugünkü durumundan sorum- lu olan darbecilerin serbest bırakılması kabul edilemeyecek bir durumdur" demişti. YDP hukumetinin lideri, Konstantin Mitso- takis, cuntacılarla ilgili alınan bu kararın 'hü- kumet konseyince kabul edildiğiu' ve bunun 'Cumhurbaşkanı Konstantin Karamanlis tara- fından da onaylandığını' duyurması, bardağa taşıran son damla olmuştu. YDP hükümeti için- de cuntacılann tahiiye edümesine karşı çıkan büyük bir grup, Yunan basınına sızdırdıkları haberlerle, bu kararın YDP hukumetinin tümü için geçerli olmadığını duyurmuşlardj. Cumhur- başkanı Karamanlis ise kendi yaptığı açıklama- sında. cuntacılann tahiiye edilmesi ile ilgili hiç- bir onayı bulunmadığmı vurgulamak zorunda katmıştı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog