Bugünden 1930'a 5,492,510 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER 19 EKÎM 1990 Bu Vıluı Nobel Ozanı MELİH CEVDET ANDAY 1979 yılında Paris'teydim, oradan Cumhuri- yet'e gönderdiğim yazılardan birinde sözünü et- mişimdir, bir gün gazetede Octavio Paz'ın Pa- ris'te olduğu haberini okudum; Nice kitap fes- tivalinin altın kartal ödulünü kazanmış da onu almak için gelmiş Fransa'ya. Ünlü ozan gençli- ğinin çoğu yülanru Paris'te geçirmişti, Gerçeküs- tücülerle yakınlık kurmuştu, A. Breton'un dos- tu idi. Gazeteci yazar Andre Laude onu Mont- parnasse kahvelerinden birinde oturmuş, eski günleri anarken buluyor ve "Yıllar oldu siz Mek- sika'ya döneli, bu dönüş düşüncelerinizde bir de- ğişikliğe neden oldu mu?" diye soruyor. Octa- vio Paz, ulkesini hem değişmiş, hem değişme- miş bulduğunu, orada eski ile yeninin birbirine kanşmış durumda olduğunu, on dokuzuncu yüz- yıldan, bağımsızlıktan başlayarak birçok Lâtin Amerika ülkesinin modernleşme akımına kapıl- dığını anlatıyor; "Biz devrimci idik, sonra Marksist-Leninist olduk. Dönüş, anakaramızda bir yabancılaşma yaşandığına ilişkin düşüncemi doğruladı. Sanımca petrol bize bir çözüm getir- miyor, bir süre için Ûeriye atıyor sorunlarımızı. Meksika devletinde bir çürüme var. Ben demok- ratik eleştiriden başka çıkar yol göremiyorum" diyor. Sonra da Benjamin Peret'nin bir sözünü ansıtarak, ozanın özgür kalması gerektiğini ek- liyor, "Gerçeküstücüler bu konuda herkesten daha bilinçli idiler" diyor. Andre Laude'un, "Şiir sizin yaratıcılık yaşa- mınızda hep en önde mi gelir?" sorusuna ise Oc- tavio Paz, şu ilginç yanıtı veriyor: "Şür elbette odaktadır, ama her gün şiir yazılmaz, iyi şiir ya- zılmaz. Victor Hugo'yu sa>Tnazsak. Ozanlar düzyazı ile beslenmelidirler. Ben denemeler, eleş- tiriler yazanm, çeviri yapanm. Ama şiir hep odaktadır. Burada Andre Breton ile yaptığımız son gezintiyi ansıyorum şimdi, bana Apollinai- re'in Gitane şiirini okudu idi. Harika idi. Bir top- lumun durumunu anlamak için, ekonomistleri bırakın, ozanlarla, yazarlarla konuşun derim." Ozan-düşünür Octavio Paz'ın sanatçı kişili- ğini anlamak için bu sözlerden yararlanabilece- ğimizi sanıyorum: Paz'ın şiiri Gerceküstücü kay- nakb idi. Buna Lâtin Amerika'nın düşe olan sev- gisini ve duşkünluğünü katmak koşulu ile, Ger- çeküstucülük, gerçeği sınama değil midir? Eğer gerçekse ak ışık Bu lâmbadan yayılan, gerçektir Yazan eller gerçek değil midir Yazdıklarıma bakan gözler? (1) Dünyayı gezmiş görmüş olan Octavio Paz, şi- iri nerede buldu ise benimsemiştir; Paris'te iken Gerceküstücü imge yapısını aldı, Japonya'da iken de "haiku"lardan etkilendi ve Meksika şi- irine evrensel bir duygusalhk kazandırdı. Dağları anyorsun gövdemde Ormana gömülmüş güneşini. Ben senin gövdende tekneyi anyorum Gece yarısı yiten o tekneyi. (2) Yada, Diin gece bir iivez ağacı Tam diyecekü ki- Demedi. (3) Breton'un adı geçtiğinde, Andre Laude'a şu ilginç sözleri söylüyor Octavio Paz: "Gerçeküs- tucülük bir kışkırtma idi. Bu akımın etikasına hep bağlı kalmışımdır. Ama ecriture automati- que'in olanaklarından çok küşümlüyüm. Bilir- siniz Breton'un da kuşkuları vardı bu konuda." Doğrusunu isterseniz, ecriture automatique bana da hiç bir zaman inandıncı gelmemiştir. Şiir yazarken, kimi zaman imge akımının seline ka- pıldığımı görmüşümdür, fakat aklın yönetimi- nin tumden yok edilebileceğini düşünemem. Ger- çi bu akımın öncüleri olan Breton, Eluard, Ara- gon ve Soupault'nun hipnozlu uykuda konuşup yazdıkları bilinir, ama bunlar ruhsal birer deney olmaktan öteye gitmez. Ne olursa olsun, Ger- çeküstuculuk akla başkaldırmıştır. Otomatizm, bilinçdışının boşalması yöntemi bunun kanıtıdır. Fakat Gerçeküstücüler, bu yoldan giderek bü- tün değerlerin kökünden değiştirilmesi gereğine inandılar, böylece de devrimci olup çıktılar. Ha- reketin mantık dışı imgelerle başlaması şaşırtıcı idi ama savaşımın bunca genişleyip yıkıcı bir kimliğe burüneceği başlangıçta kestirilememiş- ti. Octavio Paz'ın ecriture automatique'e karşı olmasıru bir yana bırakırsak, ondaki imge ya- pısı örnek bir Gerceküstücü nitelik taşır. Taşın yumruğu, Lavın kozalağı, Kemik odası, Toprak değil Ada ise hiç, Taşlaşmış taş, Şap şeftali. Taşlaşmış giineş damlası. (4) Octavio Paz, okurundan sürekli uyanıklık is- ter, çünkü söz hep yeni ve şaşırtıcıdır. Bu soz bizi kendinden başka bir yere götürmez, kendi- siyle başlar ve kendisi ile son bulur. Şiir, artık güzelleştirilmiş duzyazı değildir. tnsan topraksa eğer Ovadan geçen kiıtı varsa İnsandır. (5) Ya da, Kaya ve uçurum Taştan fazla zaman Zamansız nesne. (6) Bir ay kadar önce İstanbul'a gelen, gazetemi- zin Isveç muhabiri Yavuz Baydar ile, bu yıl No- bel yazın ödülünün kime verilebileceğini konu- şuyorduk; ikimiz de Octavio Paz üzerinde dur- duk. Yalnızca bütün dünyada tamnmış olmasın- dan değil, sanatçı kişiliğinin yanmda güçlü bir düşünur kimliği taşımasından ötürii. Gerçekten de, Octavio Paz, yalnız şiirle yetinseydi, tanın- ma alanı bunca geniş olmazdı. En başta çağımı- zın toplumsal, siyasal sorunlan olmak üzere, in- sanlığın evrensel macerası onu hep ilgilendirdi. Yaşantısı da bu ilgiyi besleyecek güçte ve verim- deydi. Böylece çağımızın sayıh düşünürlerinden biri olarak bilindi.. Elbet bu geniş ilgi alanı içinde yurdu Meksika ozel bir yer tutar onun için. Bi- ze "Yalnızlık Dolambacı" adı ile çevrilen (Çev: Bozkurt Güvenç) El laberinto de la Soledad bu- nun bütün dünyaca ünlü tanıtıdır. Yapıtının birinci bölümünde şöyle diyor Oc- tavio Paz: "Bir dönem duşünmüştüm ki; ülke- min kendine özgü kişiliği sorununa böylesine me- rak sardırmam, yararsız ve sakıncalı bir tutku- dan başka bir şey değildir, kendimizle ilgili çe- tin sorular sormaktansa, toplumumuzun gerçek- leri üzerinde çalışmamın daha verimli olacağını da sanmıştım: Öyle derin derin düşüncelere da- larak değil de, insanlann arasma kanşarak o ger- çeklerin üstesinden gelebilirdik. Kendimizi öte- ki toplumlardan ayırabiliriz kuşkusuz. Ama bu işi ulusal karakterimizin ne olduğu bilinmeyen özgüniüğu ile değil de, yaratıcı çabalanmızla ko- parabilirdik ancak." Octavio Paz'ın bu güç işe nasıl girebildiğini düşündükçe ürpermişimdir hep. Çünkü yazar için en zor sorun kendi toplumudur. Fakat oza- nımız bunun çıkar yolunu bulmuştur: "Yaratı- cılık", gerçeği aramak değil, yaratmak. Paz, bu güç işte, şiirlerinde olduğu gibi başarıya ermiş- tir. Nobelin ona yeni bir şey kazandırdığını san- mıyorum. (1) Çevırı: Adnan Özer. (2) Çeviri: Ülkü Tamer. (3) Çeviri: Ülkü Tamer. (4) Çeviri: Adnan Özer. (5) Çevırı: Adnan Özer. (6) Çevırı: Adnan Özer. EVET/HAYIR OKT4YAKBAL Arad İçin Dostum Agop Arad'ın ölümünü geç duydum. Aylardır has- taydı. Daha doğrusu yıllardır... Yaşı seksene yaklaşmıştı. Ama hiçbir zaman yaşlı bir insan olmadı. Hep gençti, coşkuluy- du, yaşam dolu bir sanat adamıydı. Soyu gittikçe tükenmek- te olan gerçek bir Osmanlıydı. Düşünce biçimiyle, yaşayışı ile Türk toplumunun bireyi olmuştu. Türk dilini bir Türk gibi konuşurdu, yazardı. Arad'ın ölümüyle şöyle böyle kırk yıllık bir dostumu yitirmenin acısıdır içime çöken... Gazetemizin ressamı olarak otuz yılı aşkın bir süre görev yaptı. Emekli olduktan sonra da gazeteyle ilgisini kesmedi. Maftanın iki günü gelir odamda otururdu. Kahvesini içer, ga- zeteleri okurdu. Sonra yemeğe giderdik Anday, Bilginer, Ka- raören vb. arkadaşlarla. Dönüşte soranlara 'Fazla şarje değiliz' derdi. İçki masalarının vazgeçılmez dostuydu. Kaç kuşağın edebiyatçılart yakın dostları oldular! Bızlerın pek çok kitabımızı resimlemiştir, portrelerimizi yapmıştır. Türk yazını- nı severdi. Sait Faik'ten Orhan Velı'ye, Melih Cevdet'e kadar pek çok ünlü yazarımızın sevdiği, aradığı bir insandı. Agop Arad 1940'larda oluşan 'Yeniler' Grubu'nun bir üye- siydi. Tabloları Türk insanının yaşamını yansıtır. Kendisi şöy- le diyordu; "Resimlerimde hep emekçiler, yoksullar, avare- ler var. Bunları böylesine yakından tanımak, içten tanımak gerekir kalıcı kılabilmek, etkili yapabtlmek için. Çok fakir bü- yüdüm. Güç koşullaria bugüne geldim. Bir insanın kalbi ner- deyse eseri de oradadır." Binlerce anı var. Birden üşüşüyorlar. Birbirlerini iterek... Kb- lay değil, 1940'tan bu yana geçen elli yılın birikimi bu. Ben Arad'ı tanıdığımda o Babıâli caddesinin ünlü bir kişisi idi. Ye- niler Grubu'nun Eminönü Halkevi'nde, Beyoğlu'nda Basın Birliği'nin lokalinde açtığı sergilerde tanıdım Ressam Arad'ı. D Grubu'na karşı Yeniler adıyla bir ressamlar topluluğu oluş- muştu. Abidin Dino, Nuri İyem, Haşmet Akal vb. ressamlar... Gündelik yaşamı çıplak gerçegiyle çizmek için bir araya gel- mişlerdi. O zamanın iktidarı böylesine gerçekçi davranışlar- dan hep kuşkulanırdı. Tehlikeli gördükleri tabloları polisin eliy- le kaldırtmışlardı. Serginin adı 'Liman'dı. Konu liman yaşa- mı, insanları, sorunlan. Burada tanıdım Arad'ı. Sonra Babıâli caddesinde. Bir sü- re Valan gazetesinde çalıştı. Sonra Cumhuriyet'te... Yaşamını gazete ressamlığıyla kazanıyordu. Yaptığı tabloları eşe dos- ta, isteyen herkese dağıtıyordu. Para pul istemezdi. Sanatın parayla ilgisi yoktu onun gözünde. Bunu bilen kişiler Arad 1 ın en güzel yapıtlarını elinden kolaylıkla almışlardır. Dostları, Arad'ın bütün yapıtlarını bir sergide bir araya getirip, anısını yaşatacak bir sergi açarlar mı bilmem. Böyle bir davranışta bulunmak çok iyi olacaktır. "Doğada canlı ve cansız ne varsa, akademilerde öğreti- lenleri unutup yeni ve daha derin bir göhjşle, çizgiler ve renk- lerle, temiz bir düzenle yansıtmak olsa gerek resim... Siyah beyaz da olabilır, renklerle de olabilir." Arad'ın sanat anlayışı şu sözlerle açıklanabilir: "Ben ya- şama sevinciyle çırpınan bir insanım. Bir ressam olarak ar- kamda bunu bırakmak isterim. Resimlerimde, onu seyreden- lerin de aynı duyguları tatmasını, aynı yaşama sevıncini ya- şamasını isterim." "Ben dedelerimin dedelerinden beri bu toprakların insanı- yım. Türkiyeliyim" diyen Arad artık aramızda değil. Ama ger- çek yaşamı yarattığı tablolarda. Sanatçının ölüm denen ger- çeğe üstünlüğü de işte burada. BEYOGLU (•I /hLlhMİKMI \H DIKNM.I I I ı ' I ÇAĞDAŞ TÜRK RESMİ MÜZAYEDESİ Muzayede organizasyonu: v Ryrl RHAKrtL T( Kulııır Bakanlığı Devlet Güzel Sanatlar Galerisi ı 1/J«. vı.«/jıuw ,,<lı< KIHK.lt j 21 Lkım !'»<) Pazjr. I') " ( SJMIH yunu) 1H-N-20 l-kım -M.u •986 VII VE 86O0911 SAYILI 8AKANL4R KURULU KARARINA GORE SIGARA SAĞLIĞA ZARARL DIR Değerli tnsan, Büyük Eğitimci, öğretmen Dostu, Emekli llköğretim Müfettişi, ŞEVKET TAŞTAN'ı 18/10/1990 günü, Karaözün'de kaybettik. Eğitim camiasına ve ailesine başsağlığı dileriz. Muhün ÇETtN, Zihni SARAÇ, Mustafa SEVER. Mustafa KAYAALP, Selahattin TIRAN, VeU DALAK. Asuman DİLEK (Kayaduvar) - Bülent DİLEK Evlendik, mutluyuz. (18 Ekim 1990 Sıhhiye Orduevi / ANKARA VEFAT VE BAŞSAGUĞI Vakfımızın eski başkanlarından ve mütevelli heyetimizin en eski üyesi; Sayın ATAREFİĞ'in vefatını teessürle duyurur, ailesine ve tüm Terâkki camiasına başsağlığı dileriz. TERÂKKİ YAKFI Pasaportumu kaybettim. Hukümsuzdur. A YŞE ÇELEBt Nüfus cuzdanımı kaybettim. Hükumsüzdür. SONGÜL AKDEMIR İSTANBUL BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI'NDAN 1 — Zeytinburnu 85/1 pafta, 774 ada, 6 ve 31 parselde "Eski Tank Fabrıkası Tesıslen" yerine KAT KARŞILIĞI konut + ticaret + tu- rızm + kültür + hizmet + alış-veriş merkezi tesisleri inşaatı işi 40.000.000.000^ TL. muhammen bedelle ihale olacaktır. Geçıcı temınatı: 1.200.000.000^ TL."dır. Şartnamesı: 560.000^ TL. bedelle Yatırım Planlama Müdürlü- ğü'nden satın alınabilir. 2 — Bakırköy Kocasınan 18 pafta, 4214 parsel sayıh yerde KAT KARŞILIĞI ınşaat işi 600.000.000^ TL. muhammen bedelle ihale olacaktır. Geçici temınatı: ia000.000^ TL'dır. Şartnamesi 120.000^ TL. bedelle Yatırım Planlama Müdürlü- ğü'nden satın alınabilir. Yukanda yazılı ışler 15 KASIM 1990 günü saat 11.00'de Istanbul Büyük Şehir Belediye Encümenı'nde 2886/51. g maddesine göre pazarlık usulü ile şartnameleri veçhile ayrı ayrı ihale olacaktır. ihalelere katılmak ısteyenlerın ihale tarihinden en az 5 (beş) iş günü önce belediyeye müracaat etmelerı ve şartnamelerinde ya- zılı belgelerle bırlıkte yukanda yazılı gün ve saatte İstanbul Büyuk Şehir Belediye Encümenı'nde bulunmaları gerekmektedir. ILAN OLUNUR. PENCERE Memur Nasıl Kurtulur?.. Babıâli dün sabah olağanüstü başlıklarla günün anlam ve önemini vurguladı: Günaydın: "Memura acı oyun!.." Sabah: "Özal'a yüzde 430, memura yüzde 20!.." Hürriyet: "Memura bombalı paket!.." Milliyet: "Komik zam!.." Ne olmuştu? Maliye Bakanı Kahveci, bir basın toplantısı yaparak 1991 bütçesini açıklamıştı; önümüzdeki yıl da siyasal iktidar me- murun canına okuyor; enflasyon canavarına yem yapıyordu. Tepki büyüktü, memurlartelefonlagazeteleri anyorlardı; prc- testodan geçilmiyordu. • 1991 bütçesinin ne olduğunu öğrenmek için gazeteleri ka- rıştırmaya başladım. Devletin Maliye Bakanı bütçeyi açıklı-' yor, değil mi!.. Dişe dokunur bilgi bulamadım. Bütün sayfa- lar memur aylıklarına ayrılmış, hesapların dökümü yapılmış, tablolar yayımlanmıştı. Bütçe kimin umurundaydı?.. Belki de gazeteler haklıydı. Devlet bütçesi diye bir şey zaten ortada kalmamıştı. Devlet çoktan hapı yutmuştu. Devletin hesabı ki- tabı yoktu. Laf olsun diye bütçe yasası hazırlanıyordu. An- cak üç beş tümceyle kimi bilgiler verilmişti. 1991 bütçesi, 104 trilyon liraydı; —yuvarlak sayı— personel harcamalarına yüz-. de 35, transfer harcamalarına yüzde 40 pay ayrılmıştı. Ne de- mekti bu? Kabaca 1991 bütçesinin yüzde 4O'ı borçlara gidt- yordu; yatırım devede kulaktı, yok sayılabilirdi; tamirat, ona- rım, şu bu elbet yapılacaktı; memura (personel) ne kalıyor- du? Bütçeye ilk bakışta, devletin iflas ettiğini söylemek yalan olmazdı. • Memurun sıkıntısı yeni bir şey değildir; oldum olası me- murun geçim darlığından söz açılır; yarım yüzyıl önce Ce- mal Nadir ile Ramiz bu yolda karikatürler yaparlardı; ama, memur bugünkü kadar hiçbir dönemde sıkboğaz edilmemişti. Bu siyasal iktidar, memura diyor ki: — Ben sana bakamam. Yaşamak ve aileni yaşatmak isti- yorsan yolunu bul!.. — Nasıl? — Rüşvet al!.. Ülkede 15 milyon devlet memuru var; hepsi rüşvet alamaz, yolsuzluk yapamaz, çalıp çırpamaz. Peki, ne olacak? Bu so- run nasıl çözülecek? Çözülür... Çünkü çözüm yolu Batı'da keşfedilmiştir. Türkiye'de ger- çek bir demokrasi kurulur. Memur da grevli, toplusözleşme- li sendikasını kurar. Sendikacılıktan siyaset yasağı kaldırılır. Partilerle sendikalar arasında doğal bağlar kurulur. Memur aylıkları, devletin ihsanı ya da ulufesi olmaktan çıkar Siya- sal iktidara oturmuş sermaye politikacısının eline bırakılmaz. 1.5 milyon memur, ailesiyle birlikte 6 milyonluk bir kitle oluş- turur; aylığını düşük gördüğünde grev yapar; toplusözleşme masasına oturduğunda hakkını ister; pazarlık gücünü oluş- turur. Anarşi mi olur? Batı'da anarşi var mı? Demokrasi anarşiyi önler; anarşi ve terör bugünkü rejimde geçerlidir; toplumun büyük sorunu- dur; derinden işleyen yarasıdır. • Denebilir ki: — Peki, memur sendikası para istedi, devlet nereden bu- lacak da bütçeye koyacak? Temel soru budur. Demokrasi, b.r toplumda üretilen geliri. sosyal adalet ku- ralı içinde paylaşabiimektir. Demokratik rejimin özü, gelir da- ğılımında pazarlık özgürlüklerıni sağlamakla oluşur. Bugün- kü siyasal iktidarlar vergi alamıyorlar. Denk bütçeyi vergi ala- bilen siyasal iktidar yapabilir. 1.5 milyon memurun sendika- sı, toplusözleşme masasına oturduğunda, işveren durumun- daki siyasal iktidara —devlete— der ki: — Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alabilir- sen benim aylığımı arttırabilirsin; denk bütçe yapabilirsin; enf- lasyon da böyle önlenir. Demokrasi olmadan, sendikal haklar sağlanmadan sen is- tediğin kadar geçim sıkıntısından yakın!.. Arabesk yakınma olur bu. İDAM CİNAYETTİR! En temel hak olan yaşama hakkını devlet eliyle yok etme amacını taşıyan idam tehdidine karşı, insan haklarından ve demokratik hukuk ilkelerinden yana olan tüm kuruluş ve kişileri mücadeleye çağırıyoruz. İHD İSTANBUL ŞUBESİ IMZA GUNU ve SOYLESI 20 Ekim 1990 Cumartesi AZİZ NESİN Cumhuriyet Kitap Kulübü Antalya Temsilciliği İmza Günü: Soylesi: 14.00-19.00 20.30 Yer.- Antalya Kaleici Sanatevi Kılıçaslan Mah. Hamam Sokak. No: 2 Kaleiçi-Antalya, Tel: 714564- 174097 ŞİNASİ ÖZDENOĞLU ÖNCE İNSAN OLMAK Eklerle 2. Bası Bütün kitapçılarda
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog