Bugünden 1930'a 5,432,496 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

Cumhuriyet Sahlbi Cumhurıvet Matbaactlık ve Gazcteclllk Turk Anonım Şırkell adına !ç Polıııka C«W ••jhHn D« Habcrler E v » •*% Ekooomı Ccacb Tarfcaa. U Sendıka Şmknm Htttmci, kulıur C*M tncr. Isıaobui Vadlr Nuli 0 Gend Yayın MudurU H N n Crnal. Muessese MudurU Haberlcrı Kaut Kaçak. Ejn'ir, Gno> 5^t««. Habc- Arasımu- ba<f fcı*—. Vun Habnlcı N«4a IM... Spof Danıjınaıu E u ı » Işakbgil. Vazı l>lerı MudurU Ok»v Gonrasin. % Haber Mcrkezi AhMkatır V n k » D-.z: YaııUr b n a Calqk>a. A amrmj ^ka \lp» [KudiBe A M ı U VUK, 0 koordııuıor Ak_>ı b A ı Muduru Yatçin Ba)«r. Sa>fa Duzenı Vönetmem AJi Acar 0 Temstkıler % \t*lı Islrr En>( trkaı 0 Muhasebc B>l*nı Wttr 0 Buuc Pünlama Sc^i ONMBbctcothı 0 Reklanı An* h a 0 Ek ANKARA Ahrnct Tl«. IZMİR Hikmel (.«ÜlkSv». ADAN A Çn> Vif«la{lu Vatmlar H«İH Akroi 0 JJte Haanıa (,mı 0 ?,lı:mc Om*r (.rtl 0 Bılp l,lcm Nıü l»l 0 Pcnonrl S> tara Knrul* Bukjn NaHr NKII Okttj AkM.tolCMBa>tr. H I M C<nL Hlkafl ç>ıj>ks)«. oka> A» ••• £aHM * rawA Cunhuny«i Matbjacıfal « Guetecıiı 34334 lu PK 246 Isunbul fcl 512 05 05 (20 ])*>. 1ckx. 22246. FajC (1) 326 60 72 0 toırvUr Aıbm: Zıyı CSkllp Bl. lnkıiap S. So- 19/4. üi. 133 II 41-47, Teta: 42344. Ffcc (4) 13} 05 65 0 hafe H Z»» Bh 1352 S. 2'3. Tcl 13 12 30. Tckc 52M». Fta: (51) 19 53 60 " InOau C«d (19 S. No I K«l I. Tet 19 37 52 (4 bu). Ttta. 62155 fta: (71) 19 25 7« TAKVİM 1 EKİM 1990 Imsak: 4.28 Guneş: 5.53 Oğle: 11.59 İkindi: 15.16 Akşam: 17.54 Yatsı: 19.14 Akdeniz fokıı içiıı son şaııs Dünyada 500-800 arasında kaldığı belirtilen Akdeniz foklarının hâlâ yaşama şansı var. "Ancak bu, Yunanistan ve Türkiye'nin konuya gösterecekleri ilgiye ve yapacakları işbirliğine bağlı" deniyor. HAKAN KARA İZMIR — Akdeniz kıydann- da bir zamanlar sürüler halin- de yaşayan Akdeniz foku, artık dünyada türu yok olma tehlike- siyle karşı karşıya olan canlı türleri arasında ilk sıralarda sa- yılıyor. Foklar konusunda yap- tığı araştırmalarla tanınan Mü- nih Üniversitesi'nden Yunanlı uzman Dr. Aliki Panou'ya gö- re dünyada kala kala 500 ile 800 arasında Akdeniz foku kaldı. Bu sayının yarısı ise Ege Deni- zi'nde Yunanistan ve Türkiye kıyılarında yaşıyor. Panou, "Akdeniz fokunun yaşama şan- sı var mı" sorusuna, "Evel" ya- nıtını veriyor, "Ancak bu, Yu- nanistan ve Türkiye'nin konu- ya gösterecekleri ilgiye bağlı. Türkiye ve Yunanistan fokla- nn konınması konusunda işbir- liği yaparsa eger, foklann ya- şam şansının artacağı göruşün- deyim." Homeros'un Odysseiası'nda sözünü ettiği fok sürülerinin IX yüzyılda insanlar tarafmdan yoğıın bir şekilde avlandığına ilişkin verilerin bulunduğunu belirten Dr. Aliki Panou, ancak geçmişte Akdeniz'de ne kadar fokun yaşadığına ilişkin sayısal verilerin olmadığını belirtiyor. Yirmi yıl öncesine kadar Yuna- nistan'da kimi mağaralarda 15 bireylik fok sürülerinin bulun- duğunu belirten Panou, "An- cak günümiizde bu kadar bii- yiik bir sitriıyerastlaıriakmiim- kün degil" diyor. Foklann sa- yısının neden bu kadar hızla azaJdığına da kesin yarutlar ve- rilemediğini belirten Panou, birden çok faktörün bunda et- kili olduğunu vurguluyot. Pa- nou'ya göre medeniyetin beşi- ği olan Akdeniz, yüzyıllarca in- san tarafından taJan edildi. Ak- deniz foku da bu talanın kur- banlanndan biri. Akdeniz fo- kunun sayısının hızla azalma- sının nedenlerini sıralarken, ilk olarak foklann yaşam ortamla- nnın yok olmasını vurguluyor. Dr. Panou ve şunian söylüyor: "Akdeniz foku bir zamanlar kaiabalık k^oniler halinde ya- şıyordu. Ege ve Akdeniz'in tiim kıyılarında, Portekiz'de ve Af- rika'nın Cape Blanc'a kadar Batı sahillerinde foklara raslla- mak olasıydı. Ancak kıyılarda- ki betonlaşmanın hızla artma- sı ki turizm de bunda oldukça etkili foklar giderek yaşam alanlarını yitirmeye başladüar. Gelişen teknolojiyle biıiikıe Akdeniz'deki bahk vartıgını tii- ketircesine yapılan avlanma, yoğun deniz kiriiligi ve fokla- nn balıkçılar tarafmdan avlan- ması da fok sa>ısının hızla azal- masına neden olan diğer etken- ler. Artık İspanya. Fransa, Mı- sır, tsrail ve Lübnan'da hiç fok kalmadı. ttalya'da iki tane ol- dugu belirtiliyor. Kuzey Afri- ka'da da biraz >-ar. Yugoslavya 1 da da. Ancak diinyadaki Akde- niz foklannın yansı Yunanistan ve Türk kıyüannda yaşıyor." Öykü ve romanlanyla adını duyuran Cahit Uçukf şimdi çocuklariçin yazıyor Gerçekçi ve roıııaııtikYarım Ay dergisi kendisiyle yapılan röportajı yayımlayana kadar Cahit Uçuİc, Nâzım Hikmet'in takma adı sanılıyordu. ALPAY KABACALI "Piyasanm büliin hikâye sü- tunlannı yakaladım. Ne kadar gazete varsa... Kiminde roman tef rikası, kiminde hikâye... Bir- takım demode yazariara yer kal- madı. Çiinkii masa başında olu- rup hiç plaj gormeden plaj hi- kâyesi yazıyorlardı. Sadakor şemsiyeli, sadakor elbiseli ha- nımlan plaja gönderiyorlardı. L stelik bunlar iinlii yazarlardı. Ben gerçek plaj hikâyeleri yazı- yordum, aşk hikâyeleri yazıyor- dum..." İlk yazısı 1935'te, Yanm Ay dergisinin birinci sayısında ya- yımlanıyor. "Bir masal ki her- kes okumalı.-" diye sunuluyor. Sonra Tan gazetesi, başka der- giler, gazeteler... Bir dönem de Cumhuriyet... Gazetelerin her gün öykü yayımladığı, iki-üç ro- man birden tefrika ettiği yıllar... "O yaşta romantik, hayal do- lu... Fakat realist bir tarafım da vardı... Benden hep şuphe etti- ler. Benim adırala başkasının yazdığı söylendi. Hatta Galata- saray'da okuyan Turhan Feyzi- oğlu sınıf arkadaşlanyla, hoca- lanyla tartışnuş. O imza falan- caya ait. demişler. Hayır, o be- nim halamın kızıdır, hatta ona Fransızcadan tercümeler filan yapıyorum, demiş." Ahmet Muhip Dıranas'ın yaz- dığına göre "Nâzım Hikmet ki- mi yazılannı Cahit Uçuk takma CAHİT LÇUK — Zehir zemberek yazmadım. POKTRE CAHİT UÇUK Andersen Onur Armağanı 19H'de Istanbul'da doğdu. Babasının kaymakamlık görevi dolayısıyla Anadolu'nun çeşitli ilçelerinde dolaştıklarından, düzenli öğrenim yapma olanağı bulamadı; kendi kendisini yetiştirdi. ilk yazısı I935'te Yanm Ay dergisinde çıkü. Çok geçmeden dönemin birçok dergisinde, Cumhuriyet ve Tan başta olmak üzere çeşitli gazetelerde öyküleri yayımlandı, romanları tefrika edildi. Son yıllarda yalnız çocuk kitapları yazıyor. Türk tkizleri adlı çocuk romanı 1958'de Uluslararası Çocuk Kitapları Birliği'nin Andersen Yanşması'nda Onur Armağanı'na değer görüldü. Kırk dolayındaki kitaplarından başlıcalan şunlar: Roman: Dikenli Çit, De|irmen İaşı, Giineş Kokusu, Küçük Ev, Siyah Dantelli Şemsiye, Sabır Taşı, Özlem Şarkısı. Öykü: Artık Geçti, Cennet Bataçe, Allın Pabuçlar, Kurtlann Saygısı. Çocuk Kitapları: Yaiçın Kayalar, Mavi Ok, Sumru Kız, Sihirli Ayna, Kurnaz Tilki, Ateş Gözlü Dev, Şah Nazar. Şiir: Benden Selam Yunus'a. adıyla yayımlıyor" sanısı yay- gınmış... "Cahit Uçuk'u ortadan kaidı- ralım" diyenler de oluyor. öy- külerrni Melike Canan, Uç Nok- ta gibi adlarla yayımlamaya gi- rişiyor kimi dergiler. Yanm Ay'ı çıkaran Mecdi Eren, "Bu işi beğenmiyornm" diyor. "Bir fo- tograf verin, bir de röporUj ko- yalım dergiye." Gavsi Ozansoy- un yaptığı röportaj yayımlan- dıktan sonra tanınıyor. Artık yaym dünyasımn en genç yazan... Adını duyurmuş iki üç bayan yazardan biri... "Hanım yazariar benden son- ra çok geldi, ama misafırtikleri çok kısa sürdü" diyor. "Babıâ- li'de sel degil, kum olmak iste- dim." O yıllardan bir anı: "Hangi gazeteydi, haürlamı- yorum. Bir gün Ercüment Ek- rem Bey'i ziyarete gittim. Calış- tıklan odaya girdim. Hemen gömleginin yakasını kapadı, kravabm çekip düzeltti. 'Hanım kızım' dedi, 'Babıâli'ye Cahit Uçuk geldikten sonra artık gömJekleri çıkanp atletle otura- maz olduk! 'öyle mi otururdu- nuz efendim?' dedim. 'Tabii' de- di, 'nargileler tokurdar, cigara- lar, kahveler... Atletle oturur- duk. Ama kapı acılıp da Cahit Uçuk gelir diye, artık hepimiz böyle ciddi oturuyonız! Tfeşek- kür ederinv dedim; bu çok hoş bir Utifattı bana..." Cahit Uçuk, kendi kendini ye- tiştirenlerden: Babası Ibrahim Vehbi Bey, son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda milletvekiliydi. lstanbul'un işgalinden sonra ai- lesiyle birlikte Anadolu'ya geçti; Hekimhan'da üç buçuk yıl kay- makamlık yaptı. "Yazarlığımın ilk tohumlan orada aüldı" diyor Cahit Uçuk. "Annem babam okurauş, kültürlü insaolardı. Babam resim yapardı, annemin geniş mflzik bilgisi vardı. Bana Terfik Fikret'in siirierini okur- lardı. Geceleri kitap okunurdu. Victor Hugo'nun Sefiller'ini orada dinledim, babamın afzın- dan. Kısacası eve kapandık, ben de okumaya başiadım. tstan- bnl'dan ben ilkokul ikinci smıfta okorken aynlmıştık. Oradan ga- zeteler, dergiler bir ayda geliyor- du. Posta geceleri, once karda ilerieyen arabanın sesi duyulur- du. tki saat sonra postane önün- de dunırdu araba. On, on beş dakika sonra da bize gdirdi. Gazete, dergi. kitaplar..." Bir şüre de Malatya'da vali ve- killiği yaptı babası. Ardından Antalya'nın Alanya, Korkuteli ilçelerinde kaymakamlıklar... Cahit Uçuk Anadolu'yu o yıl- larda tanıyor. Sürekli okuyor... Antalya'da kızlar için acılan okula gidiyor. Ve şair olmaya karar veriyor. Hece vezniyle yazıyor, defterler Kaçınlmayan, antik tiyatro kaldı ÖZGEN ACAR EDtRNE'DEN ANTALYA^ YA/NEW YORK — Yeni bir ar- go öğrenmek ister misin? Deniz- li'de oğrenmiştim: "Definecinin kimini talih, kimirti savcı sever- miş..." Bugüne kadar talihin sev- diklerinden söz etmiştik. Bu son yazıyı da savcının sevdiklerine ayıralım. Bu yazj dizisini sunarken Edirne'den Antalya'ya kadar bir çizgi çizildiğinde bunun güne- yinde kalan bölgedeki olaylara değinileceğini özellikle vurgula- mıştım. Bu cerçevede, son iki yıl içinde gazete sütunlarına geçen bazı olayları getişigüzel aktarıp savcının sevdiği bazı kullara da yer vermek istiyorum. Selahattin Ercan, Uşak'ın bir koyunden. Polise tarihi eser satmaya çahşırken yakalandı. Eserlerin bir bölümünü kendi köyündeki tarlasının yanında, bir bölümünü de bir başka ara- zide temel çukuru kazarken bul- du. Ercan şanslı olmalıydı. Biı- tün eski eserler ayağına dolaşı- yordu. Bu şans kendisinde oldu- ğuna göre keşke toto oynasa ya da bir Milli Piyango bileti alsay- dı. Arkeologların raporu, eser- lerin bir bolümünun sahte oldu- ğunu söylüyordu. Acaba temel çukuruna bu sahte Afrodit ba- şını kim koymuştu? Fethiye'de Salih Un, Enver Kı- zıl, Mustafa Topçu ve Rakip Al- tug kaçak kaa iddiasıyla yaka- landı. Ağzında zeytin dalı tutan Roma dönemi bir zincirli kan- dilin yanı sıra çeşitli eski eser ve sikke ele geçirildi. Bir de dedek- tör. Aydın'ın Incirliova ilçesinde bakkal Ahmet Pecen, işini ka- nştırmıştı. Tezgâhın aİtından çı- kardığı bir bronz aslan heykeli ile bir Roma kandilini 5 milyo- na polise satmaya kalkışmıştı. Yedi cm'lik bir bronz heykel- le 5 gümüş sikkeyi pazarlama- ya çalışan Durmuş Mutlu yaka- landı, ancak savcılıkça serbest bırakıldı. Heykeli dağda bul- muştu, sikkeleri de Izmir'de sa- tın almıştı. Fethiyeli sanık Iz- mir'e alışverişe gittiğinde ala ala antik gümüş sikke mi almıştı? Öyle olmah ki savcüık takipsiz- lik kararı verdi. Dalaman'dan bir habere gö- re Sdim Arslan bir metal dedek- tör, bir alün küpe, 109 gümüş ve bronz kanşık antik sikke, iki mermer heykel başı, bir kandil ve çeşitli eski eserle yakalandı. Saruk ilk sorgudan sonra serbest bırakıldı. Turgut San, Şaban Kurt, Os- man Şahan, Ahmet Akman ad- lı kişiler Muğla polisinin zincir- leme operasyonu ile eski eser ka- çakçılığından yakalandı. 149 sikke bulunmuştu. 66 sikke ele geçti. Gerisi herhalde yakında New York Sikke Fuan'nda pa- zarlanacaktı. Dört sanık tutuk- landı. Turgut San bir yıl önce yi- ne eski eser suçundan yakalan- mıştı. Sefer Sakin ile İsmail Yümaz Muğla'da Roma dönemine ait 213 gümüş sikke ile ve bir baş- ka olayda Fethiye'de altı sanık haziran 1989'da 128 tarihi eser ile yakalandı. Dördü tutuklan- dı, ikisi serbest bırakıldı. Manisa Turgutlu'dan Yaşar Dindar (Ya dindar olmasaymış kimbilir ne olurrouş acaba?) evi- nın temelinde bulduğu 470 adet sikkeyi pazarlamaya çalışırken karşısında polisleri bulacağını bilmiyor olmalıydı. Manisa'da dört sanık, bir hey- kel başı, bir mermer heykelciği satma girişiminde bulundukla- rı için tutuklandı. Müteahhit Hasan Yurdaba- kan Foça'da hükümet konağı in- şaatı sırasında tÖ 4. yüzyıla ait buluntuları yok etmeden suçla- nınca "Yahu bu taşlar Foca'mn her tarafında çıkıyor Arkeolog- lar beni neden suçluyor? Ait ta- rafı bir taş... İnşaat durdu. Ba- küpeler, bilezikler ve bir kafanın kalıntıları bulunmuştu. Eserler müzeye alınmıştı. Nasıl olmuş da bu eserler Münih'in yolunu tutmamıştı? Hayret doğrusu... Muğla'da 204 altın ve gümüş sikke ile yaklaşık dört kiloluk Osmanlı sikkelerini temel kazı- sı sırasında bulduktan sonra pa- zarlayan dört kişi yakalanıyor ve içlerinden biri heyecanını yene- meyerek, "Yaşasın adalet... Türkiye'de de yargıçlar var" di- ye bağınyordu. "Turist döviz getirir, yabancı yatlar daha çok getirir" denir. Mavi yolculuğa çıkmış bazı Ital- yan ve Fransız teknelerinin altın- da denizaltı kapağı gibi açılan şılık Manavgat'ta Cengiz tzmirii ve Hasan Yaiçın 57'si sikke ol- mak üzere çeşitli eski eserleri tu- ristlere satmaya kalkarken yaka- lanıp mahkeme kararı ile tutuk- lanıyordu. Denizli AA çıkışh bir haber- de Sarayköy tncipınar köyünde beş iskeletli bir antik mezarın yol açılması sırasında bulundu- ğu bildiriliyordu. "Hermes", ticaret ve hırsızlık tannsıydı. Bir bronz Hermes heykelini yani "tûccar ve hırsız- larm" ortak tannsının heykeli- ni Antalya'da 219 sikke ile bir- likte satmaya çalışan 6 kişiden biri tutuklanıyor, ötekiler ser- best bırakıhyordu. Bu arada yazı dizisinde adla- nnı görmeyen bazı üstatlar alın- masınlar. Sizler ve öteki kişiler, Türkiye Cumhuriyeti bu ilgisiz- liği var olduğu sürece siz daha çok iş yaparsınız. Ben de bun- lardan ancak duyabildiğim, "te- lefoodaki adsız dostlanmm" an- lattıkları arasında belgeleyebil- diğim bölümünü yazarun. Lüt- fen alınmayın. New York'a gelen haberlerc göre bu yazı dizisinde adı geçen pek çok' "ünlü şöhret" daha ön- ce benzeri durumlarda yaptıkla- n gibi '"Vınnnn Turizm" şirke- tinin ani düzenlenen sonbahar turlanna katılarak Avrupa'ya gitmişler. A N T I K A T A L A N I Son yıllarda antika kacakçıltğında, 3-4 tonluk mermer lahitler Eserler ayağıoa dolaşıyordn Selahattin Ercan, Uşak'ın bir köyünden. Polise tarihi eser satmaya çalışırken yakalandı. Eserlerin bir bölümünü kendi tarlasının yanında, bölümünü de bir başka arazide temel çukuru kazarken buldu. Bütün eski eserler ayağına dolaşıyordu. çok gözde \i\e beni snelnyorlar? Müteahhit Hasan Yurdabakan, Foça'da hükümet konağı inşaatı sırasında İÖ 4. yüzyıla ait buluntuları yok etmekle suçlanmca, "Yahu bu taşlar Foça'nın her tarafmdan çıkıyor. Ait tarafı bir taş. Neden beni suçluyorlar?" diyordu. kalım ne olacak?" diyordu. Benzeri durumla bir iki yıl ön- ce Bodrum'dada karşılaşılmış- tı. Cağaloğlu'nun göbeğindeki Bizans sarnıcı da tahrip edilme- miş miydi? Baymdır jandarmasına takı- lan yedi olayda sekiz dedektör bulunuyor ve bu arada bir TV tamircisinin "Made in Baymdır" dedektörleri atölyesinde yaptığı ve yerli sanayii geliştirip koru- duğu belirleniyordu. Bu yedi olayhk grupta yakalanan İsma- il Kocaman'm "Türkiye'nin ta- rihsel ve kültürel mirası" ise 1172 parçadan oluşuyordu. 20 Nisan 1990 tarihli Güneş gazetesi Jzmir'de kent merkezin- de, temel kazısı sırasında bir an- tik mezarın ortaya açıktığını yazdı. Som altından yapıhnış süsleme yapraklan, renkli taşlar- la bezenmiş altın kolyeler, aitın pencerelerden, kimseye görün- meden, denizin derinliklerine tüple inen, yabancı mavi yolcu- lann hep aynı yerde üç beş gün demirlediklerini nedense görev- liler farketmezler. Çünkü Türki- ye'deki savcılar, İtalyan ve Fran- sız yerine Türkleri sevmeyi yeğ- lerler. Çünkü AT üyesi olarak onlar doğuştan şanshdırlar. Buna karşılık Bodrumlu ba- lıkçı Hikmet Baltntan kaptan onlar kadar şanslı değildi. Çün- kü denizden çıkmış birkaç am- fora, kulplu testi ve toprak kap- tan dolayı yakalanacaktı. Ağlar- la balık yerine tarih yakalamış- tı. Yine de şanslı sayılırdı, ilk sorgudan sonra serbest bırakıl- mıştı. Bir adet "Meduza" başını An- talya'da pazarlamaya çalışan İs- mail Kıncı ilk sorgudan sonra serbest bırakılmıştı. Buna kar- Antalya'da Ali Şahin hamal- hk yapardı. Bir gün talih yüzü- ne güldü. Hayvanlarını otlatır- ken bir otel inşaatının temelinin kazılması sırasında 2778 adet bronz sikke buldu. Daha sonra yetkililer söz konusu yerde araş- tırma yaptı. Onlar da 65 sikke buldu. Talih keşke gülmez olsay- dı, olacak iş değildi... Tutuklan- mıştı. Kutahya Emet ilçesi Çavdar- hisar yakınında İS 200 yıüna ait bir mermer lahit bulundu. Ka- çakçılar, lahti yer yer tahrip et- mişlerdi. Lahit müzeye taşındı. Burdur'da ormancı Mehmet- in yerini lcimse dolduramazdı, ama ormancı Turan Acar (Be- nimle soyadı benzerliğinden başka ilgisi yok) bu gidişle ye- rini dolduracak. Kendisi ile ilgili şimdiye değin bir yıl arayla iki haber gördüm. Elimde bir olanak olsaydı, bu yazı dizisinde adı geçen kişileri sımr kapılanndaki bilgisayara aktanp 13 eylülden bu yana aca- ba kiinler "Vınnnn Turizm'Mn turlarından yararlanmıştı. Bunu bir araştırırdım. Sorun, artık ufak tefek eser değil tonlarca ağırhkta lahitler- di. Acaba Içişleri Bakanhğı, em- niyet ve jandarma kayıtlan ile Kültür Bakanlığı'nın kayıtlannı (hâlâ bilgisayar şebekesini ger- çekleştiremedikleri ve dosyalar üzerinde çalıştıkları için bu ke- limeyi kullamyonım) karşılaştı- np sadece bu sorunun yanıtını arasa nasıl bir sonuç alır? "Son beş ydda kaç lahit ve la- hit parçası kaçınlmaya tesebbüs edilmiştir? Bu sorunun yanıtını aldıklannda kendi kendilerine "lyi ki bu adamlar Efes'teki an- tik tiyatroyu da kaçırmıyorlar..!' demeleri benim için sürpriz ol- mayacaktır." Bugun kaba bir tahminle Ya- kındoğu uygarlıklan, antik Yu- nan, Roma ve Bizans eserlerini sergileyen Amerikan muzeleri ile özel koleksiyonlardaki her 10 eserden, aitı tanesinin Türkiye- den kaçınldığı tahmin ediliyor. Bu 10 tonluk rakam sıradan mermer ihracatı değil Anadolu- da atalanmızın miras bıraktığı sanat eserlerinin ton karşılığıdır. Viyana'da çaldırtılan heykelci- ğin "gram"la ölçüldüğü dikka- te alınacak olursa 10 tonun ne anlama geldiğini saptamak da- ha da kolaylaşır. "Yüzyılm Definesi" olayı üe açıklamalanmın son gününde uzun uzadıya kaçakçılığın ön- lenmesi konusunda ne gibi Ön- lemler almması gerektiğini kendi gözlem ve düşüncelerime göre aktarmıştım. O günden bugüne bunlardan hiçbiri dikkate alın- madı. Bu nedenle bunlan bu kez tekrarlamayacağun. Merak eden acar, okur. Ancak bu yazı dizisi boyun- ca Türkiye'deki bazı yetkililere telefon ederek görüşlerini, eksik ve eğrilerimi sordum. Dizinin 10. gününe gelindiği halde değil okumak, böyle bir dizinin ya- yımlandığının bile farkında ol- mayan, günlük gazete okuma- yan müzeci ve emniyetçiler var- dı. Bereket, Kültür Bakanı Na- rmk Kemal Zeybek yaymlann al- tım çizerek okuyordu. Ne diye- lim? Inşallah... Bugün Türkiye'de, değil haf- ta içinde, hafta sonunda kaç kişi ailecek, çocukları ile müzelere gidiyor? Kaç konkenci bayan, kaç piştici öğrenci sevgi ve me- rakla kentlerindeki müzelere gi- diyor? Unutmayın ki Anadolu'da Osmanlı öncesine kadar 36 uy- garlık gelip gecmiş. Dünyaıun hiçbir yerinde böylesine bir ta- rih ve kültür birikimi yok. Bu- topraklarda Yunanistan'dan faz- la antik Yunan, Italya'dan fazla antik Roma kenti var. Dünyaıun yedi harikasından ikisi olan Bodrum Mozolesi ve Efes Arte- mission'u bu topraklarda yapıl- mış. Müzeler, halkı kendi yanları- na çekmek için acaba neden ça- ba harcamazlar? Niye Türk mü- zeleri, bir kültür ve eğitim ku- rumu yerine bir ölü toprağı ser- pilmiş bir mezar havasındadır? Neden Türk müzelerinde Türk vatandaşlarına Yunanistan'da olduğu gibi indirimli tarife uy- gulanmaz? Pazar günü ücretsiz gezilmez? Unutulmasın ki bu müzeler Türk vatandaşının öde- dîği vergilerle yaşamaktadır. Bu kaçakçılık olayları Ame- rika'da geniş yankı yaratıyor. 13 gün süreli bu yazı dizisinin öze- ti ekim 1990 tarihli "Connois- seor" dergisinde de özetle ya- yımlanıyor. 350 bin satışlı der- ginin bir milyonu aşkın okuyu- cusu var. Derginin okurlannın yüzde 85'i abone, gerisi öteki dergilerle birlikte büfelerde sa- tılıyor. Ancak dergi 20 eylülden itibaren okurlarına ulaşmaya başladı. Müzeler, antika tüccarları, özel koleksiyonculan bir kaygı (Arkası 19. Sayfada) doldumyor... . lstanbul'a geliyorlar... Teyze- sinin kocası hariciyeci. Abdül- hak Hâmit'in de dostu. "Seni Hâmit'e götüreyim" diyor Cahit Uçuk'a. Hâmit, o dönemin en ünlü şairi. Çağdaşları onu "Dahi-i muazzam", "Şair-i Azam" gibi sıfatlarla anıyorlar... Cahit Uçuk da kullandığı ağdalı sözcüklerin anlamlarını babası- na sora sora, onun bütün kitap- larını okumuş. Zaman zaman da manzum oyunlanndaki kişi- Ierin yerine koymuş kendisini. Kimi zaman Davalaciro, bazen Finten olmuş... "Gittik bir gün. On dört, on beş yaşlanndaydım. Abdülhak Hâmit Bey, beni eşi Lüsyen Ha- mm'ın gençliğine benzetti. 'En çok sevdiğin şeyler nelerdir?' di- ye sordn. Bu arada 'Sinema se- ver misin?' dedi. 'Severim' de- dim. Niçin sevdiğimi sordu; 'Ge- zemediğim, bilmediğim ya da kitaplardan tanıdığım yerleri gö- ruyonım, tanıyorum' dedim. Çok hoşuna gitti bu cevabıra. Uzun kaldık, birkaç saat konuş- tuk. Şiir defterimi bıraküm. tki ay kadar heyecanla beUedim. Sonra eniştem geri getirdi. Ar- kasına yanm sayfa yazmış. 'Şa- ire hanım çok istidath (yetenek- li), ama nesir yazarsa ilerde ken- disinden çok guzel şeyler bekle- yebiliriz' diyordu. Ben de şürden vazgeçtim." Oyküye, romana bu olaydan sonra başhyor Cahit Uçuk. İlk kitabı 1936'da yayımlamyon Ki- razlı Pınar. Ertesi yıl bir roman daha: Dikenli Çit O yıl ilk ço- cuk kitabını da yazıyor: Türk Ikizleri. "Babam Korkuteli'de kayma- kamken bir deste kitap getirdi. Çocuk Esirgeme Kurumu bas- mış, Sabiha Zekeriya Hanım tercüme etmişti bunlan. Klasik olmuş ikizler serisi... Biz dört kardeş, kitapları öyle sevdik kL. Toplaşıp toplaşıp okuyorduk. 'Ah, Türk ıkizlerini de yazsalar..! diyordum. Yazılanm çıkmaya başlayuca en küçük kardeşim Abla, yaz... Türk ikizlerini yaz..! demeye başladı. Kitabı ona ada- dım. Çocuk Esirgeme Kurumu berbat bir şekilde basürdı. Son- ra kcndimiz bastık, çevirttirdik. tngilizcesi, Almancası çıktı. Sa- nınm Japoncaya da çevrildi. ADdersen Yanşması'Dda Şeref Armağanı aldı." Son yirmi yıldır yalnız çocuk- t lar için yazıyor Cahit Uçuk. Bu arada, Yunus Emre yolunda dörtlüklerden oluşan, lüks bas- kıh bir kitap yayımladı: Benden Selam Yunus'a: "Benden selam Yunus'a / Gelip yüregim yusa / O yunmuş yüregimde / Konuk olup uyusa." Edebiyat anlayışım şöyle açık- lıyor: "Hem realistim. hem ro- mantik bir tarafım var. İyimse- rim. Dünyayı, insanı, çiçegi se- verim. Kantnlıklan sevmiyo- rum, karanlık yazmadım hiçbir zaman. Acılı. bafrf tertip biberb' şeyler yazdıfım oldu, ama zehir zemberek yazmadım." Bugünkü çahşmalanna gelin- ce... "Herte Verte Pitte adlı masa- lımı ele aldım. Bu masal kahra- manlan yaşasalardı, çocuklan tonınlan olsa nasıl olurdu, de- dim. Günümüzün çocuklan ta- bii kompüterci, uzaycı olacak. Hemen başiadım yazmaya. Yüz- bir masal olacak. Tonınlan ya- şıyor. Bir dâhi kız. Doğuyor, disleri var.» İki gün sonra anne diyor, beş gün sonra baba diyor, bir yaşmda okuma ögreniyor. Harika çocuk. Fizikle ugraşıyor- lar, gökbilimle uğraşıyorlar, ra- sathane kuruyorlar evlerine, uy- du gönderiyorlar göge... Sonra yedi kat yerin altındaki periler, konuşan kediler, konuşan cey- lanlar, kdık degistiren yılanlar». Bir de gtinün konusunu koy- dum: Çevre koruma savaşçıla- n... Bir vakıf kurdular bunlar. Artık para kazanıyoriar. Yerin altından pırlantaiar geliyor, an- tikalar buluyorlar... Bir başka kitap daha yazdım. Orada bü- tün kız çocuklannın merak et- rikleri şeyler var. Aşk, seks, ilaç- lar... Çocuklar için bir nevi ter- biye kitabı oldu. Yakında o da çıkacak." Çine'de antik kuyn • ÇİNE (AA) — Aydm'm Çine ilçesinde bir evin bahçesinde, M.Ö. 4. yüzyıla ait antik kuyu bulundu. Yetkililer, Saadettin Servitopu adh kişiye ait evin bahçesindeki kuyunun, Alabanda antik kentine ait olduğunun belirlendiğini ve kuyunun zamanında Alabanda'mn su ihtiyacmı karşıladığını kaydettiler. Saadettin Servitopu, kuyuyu, bahçesini temizlerken bulunduğu belirterek, "ilçedeki pınar ve kuyulann birçoğu yazın kuruduğu halde bahçedeki kuyudan su hiç eksik olmadı. Bahçemi, yaz boyunca, kuyu suyunu kullanarak suladım" diye konuştu. Meryemana Manastın • ŞEBİNKARAHtSAR (AA) — Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde bulunan ve ortaçağdan kalan Meryemana Manastın, Kültür Bakanlığı tarafmdan restore edilerek turizme açılacak. Alınan bilgiye göre, ilçenin Kayadibi köyü smırlan içinde bulunan Meryemana Manastın bakanlık tarafmdan programa alınarak restore projeleri hazırlatılmaya başlandı. 4 kişilik bir ekip tarafmdan ' yapılmakta olan restore projeleri tamamlandıktan , sonra, yaklaşık 1 milyar lira harcanarak tarihi eser onarılacak. SSCBgemisi tıırigt getirdi • İZMtR (AA) — Sovyetler Birliği'nm "Shota-Rustaveli" adlı gemisi, Izmir'e 256 Alman ve Fransız turist getirdi. Sovyet gemisi ile gelen turistler, lzmir ile çevredeki tarihi ve turisnk yerleri geziyorlar. "Shota Rustaveli"nin, Yunanistan'm Pire kentine gitmek üzere saat 20.00'de lzmir Limanı'ndan aynlacağı bildirildi. Çocuk afişi • ANKARA (ANKA) — Çankaya Belediyesi, Birleşmiş Milletler öncülüğünde hazırlanan "Çocuk Haklan Sözleşmesini" afış olarak bastırarak okullara dağıtacak. Çankaya Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, çocukların hiçbir dini, etnik aynmına tabi tutulmaması ve cinsel sömUrü aracı olarak kullamlmaması, özürlü çocuklann da tüm haklannın korunmasına ilişkin maddelerin bulunduğu çocuk haklan sözleşmesinden 10 bin adet basılacak. Kemoterapi kongresi • KUŞADASI (AA) — Türk-Yunan Kemoterapi Ulusal Kongre üyelerinin ortak toplantısı dün Kuşadası Kuştur Tatil Köyü'nde başladı. Kongrede, Türkiye heyetine, Prof. Bülent Berkarda, Yunanistan heyetine de Prof. G. Daikos başkanhk ediyorlar. Üç gün sürecek kongrede, "Kemoterapi ile hastalık tedavisi", "bulaşıcı hastalıklar ve kanser tedavisi", "lenf bezi kanseri", "meme kanseri, yumurtalık kanseri ve bunlann tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri" konulan görüşülecek. Kongrede aynca, kemik iliğinin tahrip edilerek, aynı gruba başka bir ilik nakli ile kemik yenilenmesini içeren yeni kemik iliği nakli yöntemi ve bunun sonuçlan da tartışılacak.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog