Bugünden 1930'a 5,431,332 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

/ EKİM 1990 HABERLER CUMHURİYET/11 SHP kurultayından notlar Zamanın kilitlendiği anonuçlar ahndığında MYK masasında tituranlar, oldukları yere çakılıp kalmışlardı sanki. Fatma Girik bir noktaya gözünü dikmiş, öyle duruyordu. Birgen Keleş'in başı iki elinin arasında, dirsekleri masaya dayahydı. Fuat Atalay sandık sonuçlarını defalarca topluyordu. ninde bir tek MYK üyelerinin oturduğu masa kalmıştı. Çevre- si, oynayanlar, halay çekenler ve "Halkçı Baykal" diye bağıran- larla sanlmıştı. Listeler sonunda geldi. Bu kez de "oy kuflamna gerilimi"ne gir- mişti salondakiler. Delegeler "kara kutu"lara girip oylarını kullanırken tribündekiler, dele- geleri etkilemek istercesine des- tekledikleri aday için gösteri ya- pıyorlardı. Seçimin hâkimi sa- londakileri "oy kullanma süre- ci başladı. Lehte ya da aleyhte tezabürat yasaktur" diye uyar- mıştı. Ama salondakileri dur- durmak olanaksızdı. "Oy kullanma süreci"nde fnönü yanlılarının temposu gi- derek düştü; Baykal'ı destekle- yenlerin gösterileri daha da yo- ğunlaştı. Saionda bir "Baykal kazandı" havası esmeye başla- mıştı. MYK masasında oturan- Iar birbirlerini kutluyorlar, çev- relerinde halay çekenlerle birlik- te oynuyorlardı. Sandıklar birer birer açılma- ya başlandı. Sonuçlar parça par- ça geliyordu' 13. sandıktan da sonuç alınınca, işte o an Adanalı Özer sevinçle havaya fırladı; "Bu iş bitti, tamam" diye. "Kilitlenen zamarun" şoku at- latıhnca, salonun bıçakla orta- dan ikiye bölünmüş görüntüsü daha bir belirginleşti. Bir yanda alkışlayanlar, oynayanlar, "Dağ başını duman almış" diye marş söyleyenler; diğer yanda da dü- şük omuzları, donuk yüz çizgi- leriyle birbirlerine ne söyleyece- ğini bilmeden bakanlar... Kaza- nanlann şenliği aynı saionda 24 saate yakm bir süre yaşanan ger- ginliğin bir patlamasıydı. Sonuçlar açıklandığında MYK masasında oturanlar, ol- dukları yere çakılıp kalmışlardı sanki. Fatma Girik bir noktaya gözünü dikmiş, öyle bakıyordu. Birgen Keleş'in başı iki elinin arasında, dirsekleri masaya da- yahydı. Fuat Atalay sandık so- nuçlarını defalarca topluyordu. Adnan Keskin masanın önünde bir aşağı bir yukan yürürken "Bize kinf kaybettirdi" sonısu- nun yanıtını arıyordu. Baykal'ı destekleyenler MYK masasırun çevresindeki sandalyelere yığılıp kalmışlardı. Salonun diğer ya- nındaki coşkuya karşılık, MYK masasının olduğu bölümde or- taya bomba düşmüş gibi bir gö- rüntü vardı. Sonuçlar alındıktan sonra İnönü salona geldiğinde üzgün- lerin çoğu gitmişti. Artık ege- men olan bir coşku seliydi. Inö- nü, kutlayanlardaki sevinç taş- kıniığınm altında ezilmeden kürsüye doğru yürüyordu. Bu arada bir kişi fırladı mikrofona. "Arkadaşlar" dedi "hep bcraber" sonra da salondakile- re söyletmeye başladı: CELAL BAŞLANGIÇ ANKARA — Zamanın kilit- lendiği baa anlar vardır. Anka- ra'daki Atatürk Spor Salo- nu'nda bulunan sosyal demok- ratlar dün sabaha karşı bu anı yaşadılar. Tribünlerin önüne, "kara kutu" gibi yerleştirilmişti siyah örtülü oy kullanma yerleri. önündeki sandıklar açılmış, sa- yım yapılıyordu. Adanalı Bekir Sıtkı Özer, dün saat tam 04.00'ıe iki eli havada, tribünlerden ne- redeyse gökyürüne sıçradı: — Bu iş bitti, tamam... İşte zamarun kilitlendiği an- dı bu. Bu ses birdenbire ikiye ayınverdi salondaki sosyal de- mokratları. Bir bölümünün yü- züne o anda bir güJümseme ko- nuverdi. Anlatımlannda bir boşluk, gözlerinde pırıltı vardı. Diğer bir böiümünün yüzünde çizgileri donup kalmıştı. Ama bu an öyle kısa sürdü ki yüzün- de gülümseme olanlar büyük bir patlamayla birbilerine aktarma- ya başladılar coşkularını. Do- nup kalanlann da omuzlan duş- tü, kiminin gözleri doldu. San- ki bir anda - biraz daha yaş- 'indılar. "Zamanın kUitlenroesi" dün adım adun tırmanmıştı kurultay salonunda. Başmdan sonuna dek kuruitayı izleyenler yaklaşık 24 saatlerini saionda geçirdiler. Sabah yaşanan "içeri girebilme geriMmi", saionda yerini "tribün savaşı"na bıraktı. "slogan savaşı" konuşmalar sırasında da artarak sürdü. Sıra oy kullanma- ya geldiğinde saionda "liste gerilimi" yaşanıyordu. Adaylar belirlenmiş, ortak lis- te bastınlmak için matbaaya gönderiimişt.. Oy pusuiaian ŞEÇİM SONUCUNU ÖĞRENEN ERDAL İNÖNÜ'DEN tLK DEĞERLENDİRME beklemrken "anahtar listeltf" •*• getiriliyor, delegelere, izleyicile- re "gökten yagmur" gibi yağdı- nlıyordu. Saatler geçmesine kar- şm oy pusulası gelmek bilmiyor- du. Divan Başkanı Hasan Feh- mi Güneş "tşte bunu anllyamı- yorum" diyordu. Oy pusulası geciktikçe tribün- de gerilim artıyor, karşılıklı slo- gan savaşı tribünden tribüne sal- dınya dönüşüyordu. Görüntü- den Güneş de telaşlanmıştı; "Bu çapulculuk. Birbirimize bu ka- dar bakaret edemeyiz" diyordu. Yakışıksız sloganlann bastınl- ması için ses yükseltici nerede>-se sonuna kadar açıldı. Bangır bangır bir türkü yükseliyordu: "Gel, gel, bize gel..." Bütün salon oynamaya başla- dı. tnönü yanlılan tribünlerde, Baykal yanlılan salonun zemi- ninde oynuyorlar, halay çekiyor- lardı. Gören de iki taraf birden kazandı sanırdı. Salonun zemi- 'Dağ başını duman almış" SHP'nin yeni genel başkanı- nın "Başbakan Inönii" gösteri- leriyle çıktığı kürsüde ilk tüm- cesi "Gösterdiniz ki benim mis- yonum bitmemiştir" oluyordu. Kısa konuşmasım bitirip geldi- ği gibi aynı coşkun gösterilerle înönü salondan ayrılınca, geri- ye diğer sonuçlan bekleyen dur- gun insanlar, kurultay için uzak yerlerden geldikleri için geri dö- nemeyip koltuklann, meşrubat kasalannın Uzerinde uyuyanla- nn, yerlerde buruşturulup atıl- mış "Türkiye'yi kurtarma pro- jekri", kazanan, kaybeden liste- ler kalmıştı. Bir de bir duyuru: "SHP Yozgat Merkez Ilçe Başkanı, annesi için taze kan anyor. Yardımlannızı bekleriz." 1 m SICAKTAN BUNALDJ — Olağanüstü Kumltay'ı izleyen Sevinç tnönü elindeki gazeteyi sallayarak serinleme>e çalıştı. (Banş Bil) Kazandık ama uykudan kaybettik... ÜMİT ASLANBAY ALt ANKARA — Eiini başına götürerek, küçük odanın kapı- sında bekleyenleri selamladı. Ki- barca esnedi. Saatler 02.50 ya da 03.00 falandı. Gazetecilere ilk değerlendirmeyi yaptı: —Kazandık, ama uykudan kaybettik. Yapa> bir hazanç... Sonra, sonra, salondan "Baş- bakan tnönü" sloganlarıyla kendisine ulaşmaya çalışanlara kavuştu. Tek tek ellerini sıktı. Erişemediklerine uzaktan, yine elini başına götürerek ulaştı. Kürsüye yeniden çıkması için, el ele oluşturuian koridora girer- ken, spor salonunun kürsüye ya- kın tarafındaki uzun masada bir başka hava esiyordu. Nail Giir- man, Mustafa Timisi. Pakize Ömer, Fuat Atalaj, Fatma Gi- rik, Adnan Keskin, Eşref Erdem ve Tufan Dogu... Bir kısmı san- dalyelerden bir çember oluştur- muşlar, patlayan flaşlara karşı, yüzlerindeki üzüntüy-ü gizleme- den sessizce konuşuyorlardı. Atalay ve Erdem masa başında il il delege kaybını saptamaya çabşıyordu. Girik'in ünlü gözleri hayli hüzünlüydü. En çok da onun fotoğrafı çekiliyordu. Inö- nü'yü destekleyenler yine de kız- gındılar biraz ona: "PoKökajı öfrenmeden, gnıp desteklemeyi ögrendi" demeden geçemedi birisi. Üzgündüler, ama umutsuz değil. Bu işin bir de hazjranı var- dı. Mesela Atila Sav hiç de üz- gün durmuyordu. Oturdukları yerden kalkmayacaklardı. Ta ki Erdal Bey'i kürsüye taşıyan ka- labalık, onlan önüne katıp, sa- lonun kenarlarına savurana dek... — Başbakan tnönü... Saat 04.30... Înönü kürsüde. SHP'nin "Gel gel bize gd" türk- üsü susmuş, partililerle birlikte, beklenen ses tek sözcükJe baş- ladı: — Merhaba... Sonra sloganlar, türküler, ha- laylar. Kısa bir "teşekkür" ko- nuşması. Ercan Karâkaş, Ertug- nıl Günay, Hikmet Cetin. Gü- neş Gürseler, Nurettin Sözen kürsüdeler. Gürseler ve Sözen, Erdal Bey'den boşalan mikrofo- nu kapıyorlar, "Dag Başını Du- man almış'ı başlatıyorlar. Hik- met Çetin biraz kenarda. Göz- leri dolmuş gibi... Baykal'm üze- rinde "örgüt" yazılı mavi aday listesi havalarda uçuşuyor. Inö- nü'nün "Demokrasi için Örgüt" yazılı pembe listesi hatıra diye katlanarak ceplere yerleştirili- yor. Salonun kürsüye göre saS tarafında kümelenen Baykal ta- raftarlan yukarıdan manzarayı seyrediyorlar. Bazılan salonu terk ediyor, büyük bir olgunluk- la. Belli ki alışıklar kazanıimış olduğu kadar kaybedilmiş ku- rultaylara da... "Biz partiliyiz, partide kalacagız. örgüt bizimie" diyorlar bir yandan. Günay, tezahüratı bırakmış birkaç kişiyi buluyor. Koyu bir çay demletmeye hazırlanıyor. Bir "kısa konuşmalar kunıMayı" idi bu. lnonu'nun, "sataşmala- n janıt" gerekçesiyle ikinci kez çıktığı kürsüden >aptığı kısa ko- nuşma, ilgililerine göre çok et- kili olmuştu. Adnan Keskin'in "sert" eleştirilerine "yumuşak" bir yanıt vermişti, Erdal Bey. Üs- telik cevap için kürsüye çıkma- dan evvel de Keskin'e "tyi bas- tırdın yanu!" demeyi ihmal et- memişti. Kısa ve sert eleştirilere kısa ve yumuşak bir yanıt; uy- kudan kaybettirmişti, ama ku- ruitayı kazandırmıştı... ANKARA'dan HİKMETÇETİHKAYA Zonı Aşmak ANKARA — Sonuç on gün önceden belirginleşmişti. Ibre günbegün Erdal Inönü'ye doğ- ru kayıyordu. Hele Konya, Ga- ziantep ve Trabzon toplantıla- rırtdan sonra açıkça şu soyie- niyordu: — İnönü kazanacak, öyle görülüyor. Deniz Baykal ve arkadaşlan olaya farklı bakıyordu. Baykal yanına ismail Cem'i almış uçakla Diyarbakır'a gitmişti. Biz Gaziantep'te Urfa, Adıya- man, Adana ve İçel'den gelen delegelerle konuşuyorduk. — Baykal'm ismail Cem'i ya- nına almasına ne diyorsunuz? İlk tepki Baykal'a sempatiy- le bakan. ancak fanatik olma- yan delegelerden gelmişti: — Bu görüntü yanlış. Anla- şıfdı, Sayın Baykal kendisine güvenemiyor.. SHP'de örgütler, yani taban İnönü'nün yanında yer alıyor- du. Hele Deniz Baykal'ın Anka- ra'da düzenlediği "İnönü'nün misyonu bitmiştir" tümceleri il, ilçe örgütlerine dalga dalga yansıyınca, işin rengi değişme- ye başlıyordu. Birkaç gün sonra Halil Ak- yüz'ün sözleri bardağı taşıran son damla oldu. Akyüz, İnönü : yü Evren'e benzetiyordu. İşte bu noktada delege dengeleri de hızla oynuyordu. En katı Baykalcılar bile düşünmeye başlamıştı: . — Bu kin ve öfke niye? Baykal gezilerinde önce açık, ardından kapalı kapılar ardında delegelerle, il, ilçe baş- kanlarıyla, belediye başkanla- rıyla konuşuyor, İnönü'yü suç- luyordu. Oysa İnönü, her gitti- ği yerde açık sohbet toplantıları düzenliyordu. SHP'nin niçin eriyip küçüldüğünü anla- tıyordu. Delegeler bunun ayrımın- daydı. Hem saydamlık yani açıklıktan sözedeceksin, hem de kapalı kapılar ardında he- saplar yapacaksın. Evet böyle düşünmeye baş- lamıştı delegeler... Kurultaya doğru "Kim kazanacak" sorusu gündeme gelirken gezileri izleyen gaze- teciler, yazartar gerçeği yazdık- larında Deniz Baykal ve arka- daşlarının eleştirisine uğ- «•uyordu: — Taraf tutuyorsunuz, bizi görmezlikten geliyorsunuz... Biz de eleştiri payını alan ga- zetecilerdendik. Özellikle Trab- zon'da bu eleştiri noktası doru- ğa ulaşmıştı. Şöyle diyorlardı bize: — Deniz Bey kazanınca ne yazacaksınız, merak ediyo- ruz... Oysa bizim taraf olmadığımı- zı, gerçekleri yansıttığımızı an- layabilselerdi, Baykal yine ge- Artık SHP'de 'çift başlılık' sona erdi. SHP'nin tek genel başkanı var bundan böyle. Bu gerçeği Deniz Baykal ve arkadaşlan da gömelidirler. nel başkan seçilemezdi ama PM'ye dört değil, daha fazla üye sokabiliıierdi. Öncekı gün değindik. Baykal konuşması sırasında sinirii ve hırçındı. Baykal kadar oğlu da sinirii ve hırçın sanırız. Çünkü bir delegeyi tekme tokat dövmüş. Deniz Baykal yetenekli, de- neyimli bir politikacı. Kendisini bu noktaya getirenleri eski bir milletvekili arkadaşı -hâlâ Bay- kal'm yanında- şöyle açıkladı: — Onlar Deniz Bey'in ete- ğindeki taşlardır. Sayın Baykal o taşları dökmek istemez. Boy- lece de 20 yıllık emeği boşa gider... Şu soruyu sorduk: — Baykal neden sinirii ve hırçın? Yanıtı şu oldu: — Çevresinden kaynaklanı- yor. Zaten yapısı öyledir. Politi- kada hep ürkek çizgi sürdür- müştür. Sinirii oluşu kararsızlı- ğını gösteriyor... Dün öğle saatlerinde Erdal İnönü'nün basın toptantısını iz- lerken ne denli rahat olduğunu bir kez daha gözledik. Önceki gün kurultayda da aynı havj- daydı İnönü. Bu yüzden salo- na, delegelere güven verdi. Artık SHP'de "çift başlılık" sona erdi. SHP'nin tek genel başkanı var bundan böyle. Bu gerçeği, Deniz Baykal ve arkadaşlan da görmeliler. Bay- kal'a destek veren SHP'liler de kendi kendilerine sormalılar: — 20 yılın deneyimi, birikimi acaba neden delegelerce onaylanmadı? Baykal, İnönü1 nün karşısında 100 oyla neden y^nik düştü? Eğer bu soruya yanıt bulabi- lirlerse İnönü'nün genel baş- kanlığından hoşnut olacaklar, SHP'de kendilerine daha rahat yer bulabilecekler... İnönü dün şöyle diyordu: — Yaptsal kusurum, iki baş- lı yönetimin düzeltilmesi için kurultay istedim. Meseleyi açıkça anlatmıştım. Uyumlu bir PM istemiştim. Delegelerim beni yeniden genel başkan seçtiler. Öbür listeden dört ar- kadaşım seçildi. Ben SHP'nin genel başkanıyım. Kimseyi dış- layacak değilim. Kim beni des- tekledı, desteklemedi diye ha- tırlayacak değilim. SHP'de hi- zipçilik dönemi bitmiştir. Hiçbir partili bulunduğu yer için kuş- ku duymasın. Erdal İnönü özetle bunları söyfüyor SHP'de İnönü'lü bir dönem başlıyor. Sanırız yarın da "iktidara yürüyüşte uygula- malı program" açıkJanıyor. uıyeceksınız kı genye kalan nedir? Söyleyelim: Küs, kırgın, kavgalı hiziplerin birfikteliği. Aşılması zor görün- se bile, kolayca gerçekle- şebilir... CUNEYT ARCAYUREKyanyor İş Başı ANKARA — Şu benzetme ne ölçüde gecer- li, elbet karar vermek zor. Dünkü basın top- lantısında Erdal İnönü, genel başkan olarak konumunu tanımlarken, bir yerde cumhurbas- kanına anayasanın çizdiği görev ve işlevleri sıralıyordu. Anayasa, cumhurbaşkanına ulusun simge- si olmayı, bireyler arasında aynm gözetmeme- yi buyuruyor. İnönü, kurultayda kendisini des- tekleyen ve desteklemeyen delegeden millet- vekiline kadar "herkesin genel başkanı" ola- cağını özenle yineliyordu. Çankaya'da hasretini çektiğimiz insanı, Ne- catibey Caddesi'nde bir parti merkezinde bu- luyorduk. Tarafsız bir cumhurbaşkanından yoksun kalmıştıK, ama kendisine destek veren ya da vermeyenleri bir arada kucaklamayı vaat eden bir genel başkan yakalamıştık. Bu duyurumlar uygar particiliğin özlemini çekenleri rahatlatacak nitelikteydi. İnönü'ye göre genel başkanlık yarışıyla, partideki iki başlılık, "arkadaş grubu" diye adlandırdığı hi- zipçilik sona ermişti. Parti içinde uygulayacağı siyaseti açıklarken vurgulamalarıyla "bir çağnda" bulunuyordu. Birleştiriciliğe yönelen, ayrımcılığa son veren "yeni politika" acaba hedefini bulacak mıydı? Kurultaydaki hezimetin sarsıntılannı geçir- mekte olanlar bir süre sonra nasıl davrana- caklar. Daha önemlisi İnönü'nün koyduğu ku- ralı yeni ekibi ne denli başarıyla yürütecekti? Soruların yanıtını zaman içinde bulacaktık. İnönü, 30 eylül sabahı "geçmişe bir çizgi çekiyordu". Kuşkusuz bu, tanımlanan konu- muna uygun düşüyordu. Oysa Baykal, oy dar- besinin etkilerini henüz üzerinden atamamıstı. Dün dinlediğimiz bir iki cümlesi, bugün his- sedilmeyen sert rüzgârların bir süre sonra esemeyeceğinin kanıtı değildi. İnönü'ye "sosyal demokratları birleştirme ve SHP'yi iktidara getirme" vaatlerinde başarı- lar diliyordu. Bu sözlerin altında yatan şöyle yorumlanabıfirdi: Kurultaydan istediklerini akjı, işte uyumlu çalışacağı kadro. Partiyi DSP ile birleştirsin, SHP'yi iktidara taşısın. Hadi görelim: Bugün için "telaşlan, sıkıntıları" yoktu, ge- lişmeleri izleyeceklerdi. Buna karşı İnönü ilk kez "karartı bir lider" görüntüsü veriyor, 'Türk- iye'de içinde hizip olmayan bir parti yaratacağını" inançla söylüyordu. Sosyal de- mokratlar birleşmeden önce SHP içinde bir bütünleşme, bir arada uygarca yaşama kura- lının bütünüyle gerçekleşmesi gerekiyordu. Kendine güveni daha olgunlaşmış bir insan izlenimi yansıtan İnönü; (a)- Güvence veriyor- du. Parti içindeki haksızlıkların önüne geçe- cekti. (b)- Bir ideal söylüyordu. Türkiye'ye için- de hiziplerin çarpışmadığı bir parti göstere- cekti. (c)- Parti içine vedışayönelikprogram- lardan söz ediyordu. Üye listelerinin düzen- leneceğini, parti içi eğitim başlatılacağını, önümüzdeki çarşamba günü PM'de "iktida- ra yürüyüşün programlı uygulamalarını" açık- layacağını bildiriyordu. (d)- Bir özlemin üzeri- ne basıyor, şimdilik hangi düzey ve koşullar- da yürüteceğini bilemediği yöntemlerle sos- yal demokratları "bir araya getirme" umudu- nu güçlendiriyordu. Son olarak parti içi sorunlan çözmenin "ik- tidar yolunu açacağını" vurguluyordu. Söyle- diklerinden çıkan bir başka anlam şuydu: Bundan böyle SHP'nin başarısızlıklarını ne uyumsuzluğa ne hizipçiliğe bağlayabilirdi. Ku- rultay, üstün bir bilinçle İnönü'ye istediğini tam anlamıyla vermişti. Baykal, İnönü'ye 'sosyal demokratları birleştirme ve SHP'yi iktidara getirme' vaatiennde başanlar diliyordu. Bu sözlerin altında yatan şöyle yorumlanabilirdi; Kuruftaydan istediğini aldı, işte uyumlu çalışacağı kadro. Partiyi DSP ile birleştirsin, SHPy'i iktidara taşısın. Hadi görelim. Uyumsa uyum, yetkıyse yetkı. İnönü'nün önüne başarıya ulaşmak için engin bir alan açmıştı. Yeni ekibin aynı inançla, yan tutma- maya özen gösterecek uygulamalarla İnönü- ye ayak uydurup uyduramayacaklannı önü- müzdeki aylarda görecektik. Particiliğin dar sınırları dışında kalanlar için İnönü'nün ana çizgilerini açıkladığı programa olumlu gözle bakmamak olanaksız. SHP'nin canlanıp büyümesi, iç kaygılardan uzaklaşa- rak dışa, tabii almış başını giden her yönüyle çarpık TÖ uygulamalarına karşı halkın bekle- diği ölçüde savaşım vermesi sade insanların başlıca özlemi. Bu açıdan bakılınca kurultayın verdiği ka- rar SHP'ye gönül veren veya vermeyen birey- leri, özde toplumu rahatlatacak, gönlüne hap- settiği duyguları okşayacak, yarına umutla baktıracak nitelikler içeriyor. Sanırız İnönü de kabul ediyor. Yakınılar, özürler dönemi kapandı. Kitfeleri doyurucu uygulamalar dönemi açıldı. Yakalanan bu fırsatı başta İnönü, yeni kad- rosu heba etmemeli. GU1NLERIN KOPUGU AHMET TAN NEW YORK — Cumhurbaşkanı Özal, yarın Türkiye'ye 8 günlük gezisinden. ne getiriyor? Şunu belirtelim ki Özal'ın bagajında büyük paketler yok. Ama gezi belli çerçevede yararlı olmuştur. Körfez kriziyle dünyanın içine düştüğü belirsizlik orta- mmda Özal'ın, Beyaz Saray'daki havayı koklaması, IMFve Dünya Bankası başkanlarının nabzını tutması ve BM "Ço- cuk Doruğu" için New York'a gelen bazı devlet adamla- rıyla görüşmesi yerindedir. İleride karşılaşabileceği polrtik ve ekonomik açmazlara karşı bu temaslar Türkiye'ye hazırlık yapma olanağı ver- mektedir. VVashington ve New York'tan toplanan malzemey- le Körfez krizinin en az zararla atlatılması için gerçekçi he- saplar yapma olanağı elde edilmiştir. Ancak bu hesapları Özal'ın tek başına yapma olasılığı vardır. Bu anlamda gezide altı çizilecek iki önemli öğe ortaya çıkmıstır: — Cumhurbaşkanı Özal, ekonomiden sonra dış politi- kayı da tek başına yürütme karannı artık kesinleştirmiştir. — Bu gezide Özal dış politikadaki tek adamlığını ulus- larararası planda ve özellikle de Amerika nezdinde tescil ettirmiştir. Artık Amerikan Dışişleri, Amerikan Kongresi ve Ameri- kan başını için Türkiye dış politikasının vapımcısı ve yürü- tücüsü Amerika'da olduğu gibi "başkandır". Bu başkan da Özal'dır Türkiye'de bir "Başbakan" bir "hükümet başkanı" olduğunu bilen, anımsayan Amerikalı kalmamış- tır. Türkiye'yi en iyi tanıyanlardan Senatör Byrd bile Kong- re'de Özal'a verdiği yemekteki yazılı konuşmasında "Özal ve hükümeti" deyimini kullandı. Bolgenin uzmanı gazetecilerin yazdığı haber-yorumlarda ciddi Amerikan gazete. dergi ve TV kanalları "özal ve hükümeti" deyiminde ısrarlıdır. Amerikalılar Türkiye'yi de kendileri gibi "Başbakansız" bir ülke olarak görmektedir Günün birinde bir Türk Baş- bakanı Amerika'ya gelırse kimliğini ispat etmekte çok güç- lük çekecektir. Ama asıl güçlük bir gün iktidar başka bir partiye geçer- se o zaman yaşanacaktır Türkiye "başkan"ını kendisine muhatap görmeye devam edecek olan Amerika, Türkiye1 deki hükümeti fiilen tanımaz duruma düşecektir. Dışişleri Bakanı'nın Ameri- kalı muhatabı içeride olduğu — ^ — — ^ — — — • — — ;d İ £; ş ^ y çağr.lmay.şı veya unutulmuş olmas.) resmi görüşmenin bir bölümünün hükümetsiz yürü- tülmesi anlamına gelmiyor mu? Üst düzey bir ABD Dışişle- ri yetkilisine Türkiye'deki ana- yasaya göre dış poiitikamn nıyla yürütülmesi gerektiğini özel bir söyleşide anımsattık. Omuz silkerek, "Türktye'de- ki anayasa Türkiye'nin Iç sorunudur" dedi. Amerikalı haklı idi. Özal "başkan" gibi politi- ka yürütüyor, buna Meclis, muhalefet veya kurufu yasal düzen engel olamıyorsa, Cumhurbaşkanlığı makamı- nın anayasa çızgisinde tutul- tek adamlığını uluslararası planda ve özellikle de Amerika nezdinde tescil ettirmiştir. Artık Amerikan Dtşişleri, Amerikan Kongresi ve Amerikan politikasının yapımcısı ve yürûtücüsü Amerika'da olduğu gibi "başkandır". Türkiye'de bir "Başbakan bir hükümet başkanı" olduğunu bilen, anımsayan Amerikalı kalmamıştır. Türkiye'yi en İyi tanıyanlardan Senatöf Byrd bile Kongre'de Özal'ın bagajına gelince... Y*? 1 ', konu Ş™ asında Bagajda içlerinden ne çıka- T>»/ ve hukumeti" cağı belli olmayan üç ayn pa- deyişini kullandı. ket var: _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ — Türk-ABD ilişkileri, — Körfez krizi için uluslararası yardım, — Kimi ülkelerle politik-ekonomik işbirliği. Körfez krizi konusundaki yardım paketine şu an için bir şey konulmuş değil. ABD, Körfez'in zenginlerinden, AT 1 den, Japonya'dan "Körfez bağışı" toplamayı sürdürüyor. Toplanan paralardan Türkiye'nin payına ne düşeceği bi- linmiyor. Ama Özal'ın "Zararı bir nevi abartryoruz" de- mesinden, miktarın birkaç milyara çok zor varacağını kes- tirmek mümkün. Bulgaristan, Romanya ve Arnavutluk devlet başkanla- rıyla Özal'ın yaptığı görüşmeler yararlı olmuştur. Şekille- nen yeni Avrupa'da bu üç ülkeyle Türkiye'nin başlatacağı işbirliğinin, Balkan birlığine ulaşması olasılığını zorlamakta yarar bulunmaktadır. ABD'nin yardım paketine gelince: Başkan Bush'un Beyaz Saray bahçesinde açıkladığı pa- kette bilindiği gibi dört vaat var. ABD'nin bu vaatlere ne ölçüde uyacağı ve paketleri ne kadar doldu racağı, Beyaz Saray'ın Körfez'le ilgili önümüzdekı dönemde vereceği ka- rarlara Türkiye'nin ne kadar destek olacağına bağlı. Bush'un vaatleri arasında en dişe dokunuru tekstil an- laşması gibi görünüyor. Ama Özal daha fazlasının peşin- de. "Yardım değil ticaret" diyen Cumhurbaşkam'nın he- defi, kriz bitse de bir daha kapatılamayacak olan Irak'la ve öteki bazı Ortadoğu ülkeleriyle olan dış ticaret açığını, ABD piyasasıyla kapatmak... Bu hedefin gerçekleşmesi için ABD ile Türkiye'nin serbest ticaret anlaşması imzala- ması gerek. Ordunun modernizasyon konusu da öyle. ABD Türkiye1 nin silah gücünün artmasına, Körfez'deki desteği ölçüsün- de katkıda bulunacak. Yani, tekstil, modernizasyon paket- lerinin dolması Körfez krizinin "Amerikan usulü" çözül- mesine Türkiye'nin ne ölçüde yardımcı olacağına bağlı. AT üyeliğine ABD destegine gelince. İçi en boş olan va- at bu. Amerikan yetkilileri, desteğin bıçimi konusunda üst- lerine gidilince "92'ye dek yapılacak bir şey yok" diyor- lar. Oysa ki bu yeterli bir özür değil. Türkiye, Batı ile, ABD ile ekonomik, siyasal ve özellikle askeri yazgısını birleştir- diyse Türkiye'ye verilecek bazı somut şeyler olmalı. Örne- ğin, Batı Avrupa Birlığı (BAB) üyeliğine kabul. Türkiye'nin BAB'a üyeliği için hiçbir engel yok. Körfez'deki sıkıntı bitince Türkiye Batı'nın kendisine "ha- yatta başanlar" demeyeceğinin güvencesini almalıdır. Bu güvence ise Beyaz Saray bahçesinde yapılmış vaatler de- ğil, masada anlaşmalara atılan imzalardır. Özetle Özal'ın Amerika bagajı bu tür imzalar atılıncaya kadar dolu sayılamayacaktır. Haftanın davaları ANKARA (AA) - Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuri- yet Başsavcısı'nın, TBKP'nin kapatılması istemiyle ilgili ola- rak parti temsilcilerinin sözlü savunmalaruıı dinleyecek. Yüksek Mahkeme, aynca sü- per emeklilik uygulamasım ge- tiren 3395 sayılı yasanın bazı maddelerinin iptali istemi konu- sunda da Çalışma ve Sosyal Gü- venlik Bakanlığı temsilcilerinin görüşünü alacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsav- ası'nın, TBKP'nin kapatılması istemi ile ilgili olarak parti tem- silcileri, yarın Anayasa Mahke- mesi'nde sözlü savunma yapa- caklar. Anayasa Mahkemesi, Yargı- tay 10. Hukuk Dairesi'nin, sü- per emeklilik konusunu diizen- leyen 3395 sayüı yasamn 5 mad- desinin anayasaya aykın oldu- ğu iddiasıyla yaptığı başvuru ile ilgili olarak, 4 ekim perşembe günü de Çalışma ve Sosyal Gü- venlik Bakanlığı yetkililerini dinleyecek. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, söz konusu yasanın,"nonnal gösterge" tablosunun yani sı- ra 'üst gösterge' tablosu oluştu- rulmasını Ongoren nuKumıen- nin iptalini istiyor. Yargıtay aynca, emekli ayh- ğı başlama oranının, normal ve üst gösterge tablosundan emekli olan sigortalılara farklı biçimde uygulanmasını öngören yasa hükmünün de anayasaya aykj- rı olduğunu iddia ediyor. Ufak ihmaller büyük sorunlar yaratır. TT£3758600 Fax 384 42 13
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog