Bugünden 1930'a 5,418,837 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

6 NİSAN 1986 CUMHURİYET/7 Washinzton'dan Dertii mektuplar "Emekli bir işçiyim. 71 yaşındayım ve ayda 45 bin lira maaş almaktayım. Bu maaş ile zor geçinmekteyim. Gazetelerde az gelişmiş ülkelere kredi yardımı yaptığımzı okudum. Bana da 50 bin dolar kredi yardımı yaparsanız. çok mutlu olurum." Dunya Bankası'na gelen bu mektubun yazan tstanbullu Zehra Nine. TANJU AKERSON WASHINGTON Bir anne, gazetenin "dert köşesi"ne gönderdiği mektupta kızının henüz kolejde öğrenci iken evlilik dışı hamile kalması sorununu nasıl çözdüklerini, aynı duruma düşecek olanlara yardımcı olur umuduyla anlatıyor: "Kızıııı çocuk beklediğini söylediğinde şaşırdım. Ama kürtaj yaptırmayıp doguracağını söylediğinde daha da şaştrdım. 'Ne yapacaksın peki?' diye sordum. 'Çocuğumu doğurduktan sonra evlat edinecek anne baba bulacağım1 yanıtını verdi. Olayı babasına da açbfımızda kocamın gerçegi kabul etmesi çok zor oldu. Sonunda kıznn dediğini yaptırdı. Bir evlat edinme kurumuna başvurduk. Kurumdan bize dogacak çocuk için son derece sevecen, güvenli bir aile bulacaklan konusunda garanti verdiler. Gözümüz arkada kalmayacaktı. Çocugun dogumunu beklerken aylar uzadıkça uzadı. Kızım biraz zor dogum yaptı. Ama saglıkh, top gibı bir kız çocuk dürryaya getirdi. Bebegi evlat edinen anne baba hemen hastaneye getdiler. Torunumu aglaya ağlaya son bir kez kucakladım. Evlat edinen anne baba bebegi alıp gittiler. Kızım koleje döndü, anavlannı verdi, sınıfını geçti. Şimdi çok mutlu. Kürtaj yaptırmamakta direnraesini şimdi anlıyorum. Oysa hemen düşünmem gerelrîrdi. Çünkü kendisi de ailesinin özçocugu degildi.. Onu da biz evlat edinmiştik.." Zehra Nine ise tstanbul'dan Dünya Bankası'na gönderdiği mektupta 50 bin dolar kredi istiyor. 71 yaşındaki Zehra Ninenin mektubu aynen şöyle: "Emektt bir işci>im. Ayda 45 bin lira maaş alraaktayım. Bu maaş ile çok sıkıntı çekmekte ve zor geçinmekteyim. Gazetelerde az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere kredi yardımı yaptığınızı okudum. Ben de kendim için sizden kredi yardımı yapmanızı rica ediyorum. Bana 50 bin dolar kredi yardımı verirseniz beni geçim sıkıntısından knrtaracak ve sevindireceksiniz, mutlu edeceksiniz.. Sevinçli haberierinizi bekler, iyi ve sağlıkiı günler dilerim.." Zehra Nine gerçekten yardıma muhtaç olduğunu belgelemek için bir de "fakir ilmuhaberi" eklemiş. Aynca komşuları da Dünya Bankası'na Zehra Nine1 nin böbrekleri ve kalbinden rahatsız olduğunu, ivedi yardıma gereksinme duyduğunu belirten bir mektup göndermişler. Dünya Bankası'na Türk ekonomisi ile ilgili gelişmekri konuşmaya gittiğimde bu mektuplarla karşılaştım. Dünya Bankası yetkilisi henüz mektuplan Türkçe çeviri masasına göndermediklerini söyledikten sonra yazılanlan kısaca özetlememi rica etti. Beni dinledikten sonra tepkisi şöyle oldu: "Çok ilginç. Rcsminden köylü olduğunu çıkardım. Tarım kredisi istediğini sandım. Çünkü bizim bu tür bir fonumuz var. Oysa kalbi ve böbrekleri için kredi istiyormuş. Demek Dünya Bankası'nın kişisel kredi açmadığını bilmiyor." Londra'dan Atina'dan Cumartesi gecesi tapınağı: Jfbpping RAGIP DLRAN LONDRA Wapping, Londra'nın doğusunda Thames Nehri kıyısında bir semt. Son zamanlarda adından sık söz edilir oldu. Wapping, cumartesi gecelcri yeni bir toplumsal hareketin merkezi. Sendikacüar, gazeteciler, işsizier, sokak çalgıcılan, semt sakinleri, gençler, yasblar, kadınlar, eşcinseller, lezbiyenler çeşit çeşit insan Wapping'de dikenli teUerle çevrili bir yapının önünde toplanıyor her cumartesi. Kalabalığın yoğunluğu genellikle hava durumuna göre değişiyor. Şimdiye kadar bir gecede en çok 7 bin kişi toplandı. Wapping, "lanetM ntatbaa." Times, Sunday Times, Sun ve News of the World gazetekrinin Avustralya doğumlu Amerikan vatandaşı patronu Rnpert Murdock'un 100 milyon sterlin harcayarak kurdugu süpermodern baam tesiskri. Yeni teknoloji iyi de, 6 bin işçiyi cart diye tazminatsız, ihbarsız kapının önune atmak kötü. Zencüer, Pakistanlılar. punklar da VVapping'de. "Mardoch'Bn aaberieri kötü haberdir. Sun ve Ttaes gaz«tekrisâ okamayuı", "Murdochu matbaa e^isi babam angfai ctü, Mwdocfc batnou iştea attı" göze çarpan pankartlardan ikisi. Toplanan insanlann amacı Murdoch'un tuturnunu kınamak, hak talep etmek, bu arada da pazar gazetelerinin dağıtunını önlemek ya da hiç olmazsa geciktirmek. Matbaa pek sıkı şekilde korunuyor. Demir parmakhklar, elektronik koruma sistemleri mükemmel. Ey teknoloji sen nelere kadirsin! Tanjyamıyonım seni! Binlerce insanın banşa eylemi, sloganları, pankartları sonuçsuz kalmryor tabii. Somut olarak dağıtımı gecikürdiğj gibi, televizyon ekranlanna yansıyan gösteriler, diğer gazetelerde yayımlanan protesto haberleri, geniş okur kitiesini kaçınılmaz olarak etkiliyor. Ve boylece son iki ay içinde, Times'm rakibı, sol eğilimli 'Gaardian' gazetesi tarihinde ilk kez yarım milyon ttrajı aşıyor. lsçi partili Robert MaxweU'in 'Mirror' gazetesi de 4ü o da Sua'ın rakibi durumundan memnun. Gerçi Times, Wapping'de basıkiıgından ben teknik olarak daha kaiiteli. Ama bir sürü insan gibi ben de Times'ı artık bile bile almıyorum. 3040 sayfahk gazete, ashnda 6 bin ailenja zehirli sonu. Sağ eğüimli olması o kadar önemli degil, çünkü siyasi tutum haberciliğe pek yansımıyor. Yine de sonuç olarak, Times, çalışanın hakkını hiçe sayan bir işverenin gazetesi. Ve gelişen bir kampanya var. Boykotsa boykot. Okur da biünçli olmalı de^l mi? Tutum takmmah. Kimse, protestocu okurlann davranışıyla Murdoch'un yola geleceğine inanmıyor, ama gazeteyi satın almamakla vıcdanım ranatlatıyor, kendi çapında dayanışmaya giriyor. Suça ıştirak etmiyor. Cumartesi gecesi yagmur var, ama etraf avıl cıvıl. Hayat, evişeğlçnce üçgeninden ibaret değil ki... tstanbul'dan, Paris'ten gelen dostlarla, Londra'da Bombay'ı yasamak için 'Han' lokantasma gidip biryanileri, ükka tavukları, karacı soslu karidesleri midcye tndirirken, fihristi meşrubatta birayı tşaretlemeyeceksiniz. Sonra da çoluk çocuk Wap ping'in yolunu mtacaksınız. British Museum ve Windsor Şatosu tarihi ve turistik eserse Wapping, ziyareti farz toplumsal güzellik. Zaten insanlar, Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Budist ya da ateist olarak birtakım değer yargılanna ve tannlara bağhlar ya. Sonra Galatasaray'ı tutuyorlar, Kadıköylü olmaktan gurur duyuyorlar, sürekli 'Le Moade' okuru olmanm siyasal ve kültürel hazzını tadıyorlar... Cumartesi geceleri, hacca gider gibi Wapping'e gidip haksızlığa karşı çıkmak da öyle bir şey iste. Okurun, haber tüketicisinin kolektif bilinci, coplara, atlı polislere, sirenlere, yanıp sönen kırmızı ışıklara ragmen, kan dökmeden dikenli telleri aşıp, ekranlı, tuşlu makinelerde, rotatiflerde, gelmeyen maaş fişlerini getiriyor. Vr'apping, cumartesi gecelerinin hak tapınağı... Nafpliorvcla hafta sonu likleri için" bu kaleyi, Burci Adası'nda inşa ettirmeyi uygun görmüşler. Nafplion'un bir de mitolojik tarafı var. Antik Yunan devrine dayanan rivayetlere göre, adını, denizler tanrısı Poseidon ile Danaos Kralı'nın kızı Anemoni'nin Nafplion'un meydanlarında yarattığı oğullanndan almış. Kaise Kral Othonas'ın dışında bu lenin adı ise, Poseidon'un toruradan gelmiş geçmiş herkesin nu Palamides'in adından geliyor. heykeli var. Sahil yolundaki ba Palamides, zamanın doktoru, lık tavernalannın vitrinlerinden astronomu, muciti, üstelik Yudenize doğru bakıldığında, 1 de nan alfabesinin birkaç harfini niz mili uzaklığındaki Burci bulan bir mitolojik kanraman.. Adası insanın gözüne takılıyor Palamides kalesine çıkıldığınister istemez.. Burci Adası öyle da, Venedik, Bizans ve Osmanh bir ada ki, yalnızca bir kaleden tarzlannı ayn ayn görmek mümoluşuyor. Kale tam tamına ada kün. Her biri buraları sırayla işnın boyutlanna'göre inşa edilmiş gal etmiş.. Her işgalde ise surlar Venedikliler tarafından.. Vene genişletilmiş.. Yapı üstüne yapı dikliler, cellatlan barındırıyor kurulmuş... Böylece, işbirliği ile muş burada... Cellatlar, mesai yükselmiş bir dev kale görünüsaatlerinde, kentin 216 metre te münde Palamides kalesi.. Zamapesinde bulunan Palamides ka nın en stratejik bölgelerinden biri lesinde giyotinlerle kelleleri dü olarak bilinen Nafplion'un, buşürdükten sonra "kendi güven gün için pek o kadar önemi kalmamış.. Salt, biraz dingimik arayan Atina halkına kucağını açmış ve kalenin üzerinden sakin denize baktırmaktan fazla bir hizmeti yok.. Dönüş yolunda antik Miken uygarlığının günümüze kaian örneklerini gördük. Mitolojiye göre Miken Kralı Agamemnon, kızkardeşi güzel Helen'i Truvaiıların elinden kurtarmak için Ispartalılarla birlikte Ege Denizi'ni aşar ve Truvaya çıkar, ancak işleri o kadar kolay değildir. Güzel Helen aynı zamanda Isparta hükümdan Menelaus'un eşidir. Helen'in kaçırılması kral kanı taşıyan aile soyu için utanç vericidir... Savaş zaten bu nedenle ilan edil. miştir. Isparta hükümdan Menelaus • ise eşi güzel Helen'i kurtarmakj için giriştiği Truva Savaşı'm ka3 zanmak amacıyla öz kızı tfigeaya'yı kurban eder... Ve Yunan tragedyası boyle sürer gider. Atina'nın 137 km ötesinde, Mora Yarımadası'nın güneydoğusundaki ilk körfezde şirin bir kasaba var. Nafplion. Antik, Yunan rivayetlerine göre, adını Deniz Tanrısı Poseidon'dan olma, Danaos Kralı'nın km Anemoni'den doğma yarı tanrıdan almış. STELYO BERBERAKtS NAFPLİON Ağaçlann tomurcuk vermeye başladığı şu günlerde Atina'nın havası bir başka oluyor. Güneş, her zamanki haşmetiyle gökyüzünde panldarken verdiği ısı, insanın vücudunu pek rahatsız etmiyor henüz, ama hafta sonunu bekleyen Aünalılar aynı düşüncede değil.. Artık havalar düzelmiştir.. Denize bile girilir.. Karıncalann kış uykusundan uyandıkları gibi, akın akın Atina dışına çıkanlar genellikle 137 km. uzaklıktaki Nafplion kasabasına hücum ederler. Nafplion, Mora Yarımadası'nın güneydoğusundaki ilk körfezin yamaçlarına kurulmuş, şirin bir kasaba.. Korent Boğazı'ndan hemen sonra, soldaki trafık işaretlerini izlediniz mi yaklaşık yarım saat sonra kendinizi Nafplion'da bulursunuz. Yani Atina'dan uzaklığı yaklaşık 1.5 saat. Nafplion'un en büyük özelliği Palamides adını taşıyan dev ve görkemli kalesi.. Buradan kimler geçmemiş ki.. Avarlar, Slavlar, Franklar, Venedikliler ve tabii ki Osmanhlar.. Bir başka özelliği, 1821 yıhnda sona eren Osmanh yönetiminden sonra Yunanistan'ın ilk resmi başkenti Nafplion.. Gerçekten de kent iç düzeni, geniş meydanıyla, klasik mimarisiyle soylu bir görünüme sahip. Yunanistan'ın yakın geçmişteki tarihinde büyük olaylar olmuş Nafplion'da.. Örneğin, Osmanlılara karşı ayaklanan generallerden Theodoros Kolokotronis. mücadelesini buradan başlatmış.. Ama, ilk Yunan hükümeti tarafından da burada ölüme mahkum edilmiş.. Yunanistan'ın ilk yöneticisi, Vannis Kapodistirias Rusya'da Dışişleri Bakanı'yken, Osmanlıların yönetimi sona erince, Nafplion'a getirümiş, ancak o da burada meydanın ortasında iki kurşunla hasımları tarafından öldürülmüş. Yunanistan'ın ilk Kralı Othonas, ülkeye ilk burada ayak basmış. Ama, Kral Othonas ile Kraliçe Amalias'ın Yunanistan'daki krallıklarına da yine Nafplion'daki ayaklanmayla son verilmis,,., ı işte yine kürsüye çıktık OSMAN ATAMAN STRASBOURG Yurtiçinde görülemeyecek bazı şeyler vardır ki yurtdışmda görünce, insanlann sevinçten tüyleri ürperir, kimi zaman kızgınhktan, kimi zaman üzüntüden. Ancak kesin olan şu ki, yurtdışı bir âlem, yurtiçi bir başka âlemdir. Yurtiçinde çekilmesi "röyada bile" görülemeyecek bazı sıkıntılar yurtdışında çekilir. Bu kimi zaman değil, her zamandır. Özelh'kle TürkJer için "her zaman"lık başka boyutlara bürünür. Üstelik burası Fransa ise gerçi kendileri daha Alman mı, Fransız mı olduklanna karar veremediklerinden "Alsace"lı takıhyorlar, fakat yine de Fransa ve konuşulan dil öncelikle Fransızca ve Fransızca'da "tfte de Tnrc" (Türk kafası) gibi, "afaktan ufaktan" aşağılayıcı. "Safc Ture" (pis Türk) gibi "derind*n" yaraîayıa deyimler var ise, iki Türk filmi gelip uhıslararası odülü "söke söke" ahr ise ve hele yönetmenlerden biri Fransızlar'a "Siân in&an.haklannı savunmanız, gümüşü altına çevirmek cinsi bir olay, benüz 10 gün önce 35 asın sağcryı medise sokan siz degil miydiniz?" der ise... Kadın filmi çekmek için kadın, erkekleri anlatmak için erkek mi olmalı? Köylü filmi yapmak için köylü, şehirlisi için şehirli mi? Ya "fahişe" filmi yapmak için ne olmalı? Belki böyle bir film yapmamalı mı? Ve her nedense tüm sinema çevrelerinin eleştirdiği gibi bilimkurgu sineması Amerikalılar'a mı hastır? Yani bir Polonyah bilimkurgunun en dahiyarte, en zekâ panltılısını yapsa, nal mı toplamalı? Tuhafın biraz daha ötesinde bir durum var. Kadın filmi yapmanın kadın olmaktan. köylü filminin köylülükten, fahişe kesimini yansumanm fahişelikten, bilimkurgu sinemasının ABD etiketlilikten geçmediğini ortaya çıkanyor, bu tuhafın az ötesinde ki durum... Ancak ve az ötede diğer bir durum var ki, bu da insanı ve insan haklarmı anlatan, kavratan, kanıtlayan, yaşatan tüm sinemanın, "insan haklan"nm zihinierde soru olarak belirdiği ülkenin vc ulkdçrin filnıkrine daha iyi ve daha "sıcak" yansıdığmı kanıtlıyor. Bu durum, Strasbourg'da Uluslararası tnsan Hakları Enstitüsü'nün düzenlediği 14. Film Festivali'nin odül töreninde daha bir "befirgİB" oluyor. Türkiye ve insan haklan koşullanndan yola çıkan Ali Özgentiirk ve Muarnmer özer imzalı 'Bekçi Murtaza" ile "Bir Avuç Onnet", işte bu durumu yanatıyor... öyledir ya; Ştrasbourg "çaktırmadan" Avrupa'mn başkentidir. Hep politik takümaktan bıktığı için kentimiz yine her yıl politik sanatsal bir festival düzenler ve çeşitli uluslardan insan için yapılan filmler gelir, yanşır. Bu yılkinde Türk sineması Muammer özer ve Ali özgentürk fümleri ile 2.liği paylaşırken, l.ligi yine "insan HaUarT'nın sorunlar yaratabileceği bir başka ülkenin yöneımeni, Yugoslav Andrej Mfaıkar "Christophoros" ile ahyordu. Festivaller çok iyidir, hastır. Yönetmenler, aktristler, aktörler gelir. Ve "artiı" olma meraklıları gelir. Geceler güzel geçer. Şölenler verilir, yerülir, içilir. 800 dilden, 800 pencereden konuşulur. Güzel ot eşi bir şeydir festivalleri yasamak. Festivaller tek değildir. Festivaller iç içedir. Yani hep "festival içinde festival" vardır. Gün gelir, ayrılık vakti çatar. Adresler değiştirilir. "Btr dahakine" denilerek. O bir dahakinde belki buluşmak yoktur, ama dostluklar çöktan başlamışur. Zaten festival gecelerinin ötesindeki kimi başka festivaller dostlukları 'pekiştinnişrjr" bile. Yalnız benim aklımda bir soru vardır, meşhur laf üstüne: "Aıtiz" olmak için rejisörün yastıklı, yorganh odasından geçmek gerekir diye. Düşünürttm de, rejisörler artık hep erkek değil ki... Stuttgart'tan Önce ağajçlar ölür AHMET ARPAD STUTTGART Stutlgart'tan sabah erken yola çıktık. Hava hafıf sisli. Freiburg'a gidiyoruz. Üniversitesi ile ünlü Tübingen'i biraz önce geride bıraktık. Tarihi sehir Rottweü"a yaklaşıyoruz. Almanya'run büyük Karaormanlar'ı burada başkyor. Yol yükseliyor. Sis kalktı. Güneşli, güzel bir gün olacak. Havalar son haftalarda ısındı. Çeşitli renklere bürünmüş tepeler ilkbahann geldiğini müjdeliyor. Köylüler semiz inekleri ve koyunları otlaklara salıvermiş. Güney Almanya'da fasjngin merkezlerinden biri olan tarihi Rottweil, 15. ve 16. yuzyüdan kalma yapılanyla görülmeye değer bir şehir. Avrupa'nın en uzun nehri Tuna'nın çıkuğı güzel Donaueschingen buradan pek uzak deİü. Her yerrengârenk.Tepelerde yeşilin her rengini, cam ağaarun her türünü görmek mümkün. Önümüzdeki yol, vadiler ve ovalarda yılan gibi ktvnla kıvnla uzanıyer. Karaormanlar bir tabiat olayı. Avrupa'nm hîçbir ülkesinde rastlanmayacak güzellikte. Kıtanın en büyük ormanı, şifalı sulan ile Almanya'run en büyük tatil ve kür yöresi. Bu, madalyonun bir yüzü. Bir de tam karşıtı olan öteki yüzü var. Daha gerçekçi olanı. Bütün Avrupa'da olduğu gibi Karaormanlar'da da ağaçlar ölüyor. Bunun tek nedeni, son yirmiotuz yılın kontrolsüz gelisen endüstrisi. Gerek Batı, gerekse Doğu Avrupa Ulkelerinde hava kirliliği bu bilinçsizliğin sonucu. Almanya'nın en büyük ve en güzel yeşil örtüsü giderek yitirilmekte. Son yıllarda alınmaya başlanan bütün önlemlere karşın. Otoraobil egsozlanmn degiştirilmesi, yeni benzin türünün piyasaya sürülmesi ve fabrika bacalarına özel fıltreler takılması da pek işe yaramıyor. Ağaçlara arada sırada kireç püskünülmesi de... Hava kirliliği devam ediyor, "asitli jttgmnr" ve "asiuı sis" ormanlara iniyor, ağaçlar ölüyor. Yavaş yavaş. Karaormanlar'da yapılan geantilerde, ağaçlardaki yaşam savaşını yakından görmek mümkün. 1983 yüında tum ağaçlann yüzde otuz dördü hastayken, 1985 yüında bu oran yüzde elli ikiye çıktı. Birçoğu güzel yeşilini yitirnıis. Ölmek üzere. Birçoğu ise çoktan ölmüş. Almanya'da üç yüze yakın araştırma grubu bu soruna bir çözüm yolu bulmaya çabalıyor. Ancak bütün çabalar, alınan bütün önlemler yetersiz. İş işten geçmi; gibi. Bu yöre en geç yirmi yıl sonra güzelliğinden çok sey yitirmiş olacak. Ağaclan öldüren, kukürt dioksit ve azot oksidi. İçme suyunun yüzde altmış dördünün elde edildiği yeraltı sulanndaki nitratlar ve sebzeme>'venin ekildigi topraklarda suni gübreleme sonucu oluşan çeşitli asitler, kanser hastaüğuıa neden olarak ınsanlar için de öldürücü. Karaormanlar'a ölüm yalnız hava ve çevre kirliliği ile gelmiyor. Başkan Reagan'ın son yıllarda silahlanmaya agırlık verroesi ile Federal Almanya'da liberallerin sosyal demokratlardan aynlarak, Hıristiyan Demokratlara yanaşmasıyla sağcı bir hükümetin ülkeyi yönetmeye başlaması, hemen hemen aynı tarihlere rastlar. ABD, Federal Almanya'daki etkinliğini arttırarak iki yü içinde ülkeye 156 adet orta menzılli Pershing Lance2 füzesi yerlejtirmiştir. Bu füzeler ile nükleer başlık depolanndan bir kısmı da, ne yazık ki Karaorrnanlar'da bulunmaktadır. Hava ve çevre kirliHgİnin labiatı öldürücü sonuçlarını görünce ve füzelerle depolardaki nükleer başhkların da neler yapabileceğini düşünUnce, kisınin aklına anavatanı geliyor. Çünkü Türkiye'nin endüstri girmiş büyük şehirlerinde hava ve çevre kirliliğinin bicbir önlem ahnmadan dev adımlarla ilerlemesi. Akdeniz'in temiz kalabilmiş köşelerinden cennet Gökovanın, Yatağan çirkin örneğıne ragmen elden çıkanlmaya başlanması, ABDnin ulkeye orta menzilli Pershing Lance2 füzeleri ile 205 mm'lik nükleer yetenekli obüsler yerleştirmesi ve nükleer başlık depolan kurması, Almanya ile Türkiye"yi birbihne ne kadar da çok benzetiyor. Üniversitesi ve büyük katedrali ile ünlü güzel Freiburg'a yaklaşırken düşünüyoruz: önce ağaçlar ölür... drese gerek yok İhracatçılar, ithalâtçılar, işadamları, sanayiciler ve tasarruf sahipleri; Uzman kadronun; hızlı, nitelikli ve yanılgısız işlemle birleştiği noktayı bulun; Bankamızı göreceksiniz. TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI "güven kapıSı"
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog