Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

S NÎSAN 1986 CUMHURtYET/Il 12 Marftan Bir Kesit... Bir odaya aldılar, gözlerimi açtılar, kravatlı, lacivert giysili memur kılıklı kişi tebliğ ettv Ilhan Selçuk Açıklıyor [verbey kence... Nasıl yapıldı, nasıl belgelendi? îşkiL, 'İlhan Bey, Genelkurmay'a bağlı askeri bir yerde bulunuyorsunuz' \\\ 1972... Aylardan ekim.. günlerden cuma.. saat beşi geçmiş... önce orta yaşlı bir bayan kapıyı çalıp, "Bu daire kiralık mı?" diye soruyor. Bu bayanın polis olduğunu sonra anlayacağım. Arkasından 4 kişi ellerinde bir kâğıtla geldi. Polis... Kâğıtta "Görevli gruba teslim edilmek üzere"yazıyordu... Anladım. Evi aramaya başladılar. Eşim "Bu dördüncü arama" dedi... 2 Yıl 1972... Aylardan ekim... Günlerden 19 cuma... Gazeteden akşam Ustu eve döndüm. O strada Valideçeşme'de Akareüer'e inen yokuşun başında, tstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi'nin tam karşısındakı bir kuçük apartmanın ikincı katında oturuyorum. Maçka son otobus durağının yanındaki Âşıklar Mezarlığı penceremden görunüyor. Saat beşi geçmiş... Kuçuk salona güneşin akşam ışıklan yansıyor. Kapı çaldı. Açtım. Orta yaşlı bir bayan soruyor: Bu daire kiralık mı? Hayır, diyorum. Biraz sonra bu bayanın evde olup olmadığımı yoklamakla görevli polis olduğunu anlayacağım. Nıtekim beş dakika geçti geçmedi yine kapı. Polis... Dört kişiydiler; içlerinden birisi elindeki kâğıdı isteğim uzerine gosterdi. Baktım; " Görevli gnıba teslim edilmek lizere..." dıye yazıyordu. Anladım. Memurlar evi aramaya başladılar. Eşım: Bu, dedi, dördüncü arama. Polisler sarunm bu söz uzerine çok ustelemediler. Dışarda beyaz bir Volksvvagen duruyordu. iki memur öne geçtiler. Birisi arabayı kullamyordu. Yolaçıktık. Köprviyü geçtik. Güneş batmıştı, ortalık henüz aydınlıktı. Bışanda beyaz bir Volkswagen duruyordu. İki memur öne geçtiler. Biri arabayı kullanıyordu. Yola çıktık. Köprüyü geçtik. Eski Haydarpaşa Lisesi'nin önünden geçerken sordum, "Beni nereye götürüyorsunuz?" "tlhan Bey, bizim görevimiz sizi yetkili olanlara teslim etmek..." Kadıköy Kaymakamlığı 'nın önündeki geniş kaldınma çıktık. Bekliyoruz... Yammıza bir araba yanaştı. Beyaz Station Wagon. tçinden uzun boylu, gri saçlı bir adam çıktı. Gri ya da mavi gözleriyle bana bakıyor. Ama ya ölü gibi bakıyor, ya da ölmüşüm gibl Bir sivil, iki komando. Beni büyük bir arabaya aldılar, gözümü bağladılar, ellerime kelepçe taktılar, arabamn arka tarafına yatırdılar, üstüme battaniye örttüler.. Devri teslim yapılmıştt 12 Mart'la ifkence merkezi olarak kullanılan Erenköy'dekt Zivtrbey (Zihni Paşa) köşku... Tercüman'ın yayımladığı işkence belgeleri Tercumon gazetesi 1718 Nisan 1986 tarihmde "12 Mart Cuntalan" dizisi içinde tlhan Selçuk'un 12 Mart döneminde Ziverbey Köşkü'nde baskı altında alınan ifadelerini yayımladı. tlhan Selçuk bu ifadelerinin içine 'akrostiş' yöntemıyle baskı altında olduğunu belirten cumleler koymuştu. 'Akrostiş' her cümlenin sondan ikincı kelimesinin birinci harfinin alt alta okunmasından oluşuyor. Aşağıda Tercüman gazetesmde aynen yayımlanan bu ıfadeleri ve tlhan Selçuk'un 'akrostiş'le yazdığı cumleleri bulacaksımz... Oktay Kurtböke ve tlhan Selçuk, "Tanztmat Kafast" davasmda. Bu dava bermotle sonuclandu Tarihi belleğime yazıp, duvara bir çentik attım. Biliyordum ki burada bir sure kalacagım. tnsan dünyadan yalıtıldı mı, günlerini şaşınr. Her güne bir çentik. Birden korkunç bir haykınş yukseldi. Birisi avaz avaz bağırıyor. Ciğeri sökülen bir insanın ve ınsanın ciğerini söken bir başka insanın sesleri köşkte yankılanıyor. Eh, bize Mozart, Bethoven ya da Münir Nurettin dinletecek değüler ya!.. Kendi kendime diyorum ki: Büyük bir olasılıkla teyp çahyorlar, beni ve benim gibileri etkilemeye çalışıyorlar. Köşkte benim gibiler olduğunu girer girmez anlamıştım. Çünkü bu işi yapanlar, o zaman yeterince örgütlenememişlerdi. Bu eski köskün duvarları, kapılan, yer tahtalan ses geciriyordu. Hemen bitişiğimdeki hücrede solunum darhğı çeken bir gencin denn derin nefes alıp vermeye calışıığını duyuyordum. Biraz sonra soluksuzluk iniltiye dönüştü. Nöbetçi uyardı: Kes ulan!.. Bir sUre ses kesildi. Sonra yine nefes darhğına tutulmuş bir hastanın hırıltısı gibi başladı. Kimi insan kapalı yerlerde kalamaz, asansöre bile binemeyenleri tarunm. En büyük işkence böyle birisini dar bir odaya kapatmaktır. Çocukta galiba klostrofobi var ki alabildiğine ıstırap çekiyor. Benim de körolası bir huyum vardır, nerede ve hangi koşullarda olursa olsun uyurum. Bir çeşit savunmadır bu... Uyudum. Ötiim tehdidi var Böyle durumlarda ordu, dncetikte hassastır. Subaylar olayları yakından izlemeklüzumunuduyuyorlardı. Memleketin haline üzulmeyen yoktu. Harp Akademısi'nde bir grup teşekkül ettiğine mutiati olduk. Ancak tarihini hatırlayamıyorum. Üstünden epey geçli. Devrim Kurulu'nun kuruluşundan önce mi, sonra mı olduğunu hatırlamak da zor. Akademi grubuyla, şımdi yertni kestiremediğim, ancak ErenköyCaddebostan dolaylarında olduğunu bildiğım bir evde tanışma tertiplendi. Subayların isimleri şunlardı: Adnan Arabacı, Ibrahlm Artuç, Ortıan Güven, Adnan Kaptan ve Fahri Tezet vardı. Memleket sorunları, ivedilikteri görüşüldü. Subayların tümu, Atatürkçülük'ü memleketın temel varttgj sayıyorlardı Fikir ahşverişt yapıldı. Hattrladığıma gore herkes, Demirel yönetiminin ülkeyi çıkmaza gölürdüğünü söylüyor, kimse bu kadere rag olamıyordu. Yeşil soğan, kırmızı turp.... Üsküdar'a geldik, Doğancılar Yoku$u'nu tırmandık. Selımiye'yegötureceklerıni sanıyordum. Sıkıyönetim Komuunlığı oradaydı. Eski Haydarpaşa Lisesi'nin onunden geçerken sordum: Beni nereye götürüyorsunuz? tlhan Bey, bizim görcvimiz sizi >etkili olanlara lesHm elmek. Kadıköy Kaymakamlığı'nın önündeki geniş kaldınma çıktık, durduk. Bekliyoruz. 0 ncelikle L üzumunu U zülmeyen M uttali T E H T 1 T t arihini pey atırlamak anışmak simleri ezel vedilikleri Bir toprak yola girer gibi olduk, tekerleklerin hışırtısı değişti, durduk. Sesler.. "îndirin!" Gözlerim bağlı olduğu için inerken zorluk çektim. Çevreden birileri bağırıyor: "tlhan Selçuk elimizdesin artık. Seni MarksistLeninist, vatan hainL. Bak neler olacak!" Eh, şenlik başladı... tçimde ameliyat öncesi bekleme odasına alınmış hastanınki gibi garip bir duygu. Çevreme bakıyorum. karaköy'den gelen vapur iskeleye yanaştı. Kalabalık. Herkes evine gidiyor. Ana baba gunu. Camı açsam, başımı çıkarıp bir bağırsam: lmdat. beni kaçırıyorlar! Sanırvm herkes bu adam çıldırmış diye duşunur. Kendı kendime guldum. lşte bir adam, elinde marul, yeşil soğanlar, kırmızı turplar geçiyor. Bu guzel sonbahaı akşamı demlenecek mi? Tipine baktım, akşamcı. Bekliyoruz. Yammıza bir araba yanaştı. BeyazStationWagon. Içınden bir uzun boylu, gri saçlı adam çıktı. Gri ya da mavi gözleriyle bana bakıyor. Ama ya ölu gibi bakıyor, ya da ölmuşüm gibi. Bir sivil, iki komando. Beni buyük arabaya aldılar, gözumu bağladılar; ellerime kelepçe taktılar; arabamn arka tarafında yere yatırdılar, ustume de bir battaniye örttüler. Devri teslim yapılmıştı. Şoför gaza bastı. Gidiyoruz. ın, süreç, zaman. Zamanın yoğunlaştığı anlar vardır. Şimdi düşunüyorum da yaşadığım bu öyküyü gün gelir yazdıkça yazabilirim. Bazan zaman yoğunlaşır. Bu, sıvırun katılaşma&ı, donması gibi olaydır. Zaman somutlaşır, elle tutulur hale gelir. An, uzar, esnekleşir, yayılır. Bir dakikayı bir ay gibi anlatabilirsin. Oktay Rifat'ın şiirindeki gibi: "Her dakikasvu ayn hatırlanm Erenköy'de geçen zamanımın.." Saat kaçtı? Geceyarısından sonra mıydı, önce mi? Saatim olmadığı için bilemeyeceğim, yine bir gürültüyle uyandığımda Oktay Rifat'ın "Haürlama" adlı şiirini anımsadım: "Her dakikasuu ayn hatırlanm tlhan Selçuk, 12 Mart donemınde sürekli yargdanErenköy'de geçen zamanımın" malardan birisinde... Buraya kadar benim durumuma uyuyordu şiir; bundan sonra değişiyordu: de bir eski tokyo... "Rüyama girer bir arada Otur. tstanbul, bahar ve Türkânun." Verilen emirleri kuzu kuzu yerine getiriyorum. OturSonrası nasıldı? 1940'lardan beri bu şiir, Yahya Keduk. Berber makineyi vurdu saçlarıma; sıfır numara gimal'in "Erenköy'ün öyledir bahan / Bir aşk oîuverdi diyor. asinahk" dizeleriyle birlikte belleğime yerleşmişti. Canım sıkıldı. Sonunu getirdim: Saçlarım önume duşuyor... Ak mı, kara mı anlayacağız. "Bir odamız vardı etrafı sarmaşık Makine eski mi eski. Saçımı çekiyor, canımı acıtıyor. Bostanlara bakan penceremiz Komando kılıklı esmer ilgilendi: O giiller kadar taze Acıtıyor mu? Ben ona deli gibi astk." Biraz... Gel gör ki yine nöbetçinin ayak sesleri duyuldu. GölBerberi uyardı: gesi buzlu camda büyudü. Eğildi. Gözetleme deliğinden Vavaş ol!.. baktı. Zincirlerimle kundaktaki bebek gibi yatıyordum Biraz şaşarak baktım: yatağımda. Ben de görmedigim nöbetçiye baktım. Da Teşekkur ederim... demişim. ha doğrusu göz deliğine baktım. Soz anlamsız kaldı. Tuhaf bir duygudur görmediğin bir insana bakmak, Tıraş bitti. gözlerini görmeden göz göze gelmek... Yataga yat! Şimdi Ziverbey'de yaşadığım anları düşünurken anYattık. lıyorum ki zamaru tümcelerle çekip sayfalar, kitaplar bo Uzat ellerini, ayaklannı!.. yu uzatabüırim. Bunu yaparsam, hem sevgili dostum büBir de zincİT vurdular. Zincırin baklalarına bakıyorum. gozum bir etikete iliş yük romancı Yaşar Kemal'i çatlatmm; hem de 12 Mart'tan kısacık bir kesit vermek amacıyla yazdığım şu yazı ti. Üzerinde 22 numara yazıyor. Sankı bu numaranın bir değeri varmış gibi belleğ»me uzar da uzar. yazdım. Sonra yatağa uzandım. Ancak akrostişimin anlamıru yerli yerine oturtmak için Tebligat yapıldı: bana esin kaynağı olan koşulları, yaşanan ortamı, için Yataktan kalkmak jasaktır. de bulunduğum durumu tümüyle degilse de birazcık Ve ghtiler. anlatmak zorundayım. Tepede bir elektrik ampulu yanıyor. Sol yanımda bir Ertesi sabah ezan sesiyle uyandun. Dikkat etmemişim. lahta komodin. Koşede soğuk bir soba Döşemede ka Demek ki yakında bir cami var. Yüreğimde bir titreşim. lın yer tahtalan. Kapının ust bolumu buzlu cam. Buzlu Okuldayken sınav sabahları böyle uyarurdım. Korkuyor camın ortasında goz delıği. Nobetçi korıdorda dolaşı muyum? Sonra çocuk sesleri gelmeye başladı. Bir okul yor. Arada sırada denetlemek için goz deliğine yaklaşı avlusundan yükselen çoçuk sesleri. yor. O zaman golgesi buzlu eamda buyuyor. Derken koridorda gürültüler duyulmaya başladı. KaGolge eğılivor, bakıyor. pılar açüıyor, zıncir şakırtılanna kanşan ayak sesleri işiBen de ona bakıyorum tüiyor, kapılar kapanıyordu. Sonunda sıra bana gelmiş olacak. Kilit takırdadı. Açıldı. Içeri er uniformalı, komando kılıklı, tomsonlu biri Teyp mu gerçek mi? girdi: Gece. Kalk! Sağ yanımdakı duvara baktım. Badanaya çiziktırılmii Kalktım. isımler ve yazılar; mahpushane duvariarındaki gibi. Bugun ayın kaçı? \* Ekim Perşembe 1972. StRECEK V arhğı A lışverişi R azı Bu yau zorla yazdır... ce bir baâlantt olmadı Uzun üzun tar tıştldı, DEMİREL YÖNETİMİ AZGINLAŞIYOR evrim dergisi işleri, Dbütün bunların ve kurulununAvcıoğ yorucu nitelikteydi Doğan lu, aâırhgjnt.yüklenmiş' 1 Oge B ağlantı •U zun Y A Z I Z 0 R L A Y A Z D 1 R orucu ğırlığını or lımlı ararı lağanüstü ağmen aftan yrılmış apmaya yrıntılarını orbalığa ağılmış sıyı adikaller Protokol... Battaniyenın altında düşunuyorurn. Arabamn nereye doğru gittiğinı kestirmeye çalışıyorum. Gerçekte Erenköy'de bir adı Zihnipaşa, öteki adı Ziverbey Köşku olan işkence merkezine doğru gittiğimizi düşünmüyor degilim, ama yıne de belli olmaz, belki bir başka yere göıurebilirler diye zamanı ve yönu yolların sesinden çıkarmaya çahşıyorum. Bir toprak yola girer gibi olduk, tekerleklerin hışırtısı değişti, durduk. Sesler... İndirin!.. Gözlerim bağlı olduğundan arabadan inerken zorluk çektim. Çevreden birileri bağırıyor: tlhan SeJçuk!.. Elimizdesin artık. Seni Marksist Leninist, vatan haini... Bak neler olacak!.. Eh, şenlik başladı. Birden aynmsadım kı gözlerim bağlı, ellerim kelepceli oiduğundan sanki onumu görecekmiş duygusuyla iki kat eğilmişim. Kendi kendime ilk ihtar: Dik dur ulan!.. Önce birkaç basamak çıktık, sonra içerde merdivenleri tırmandık, ardından bir koridor geçtik. Bir odaya aldılar. Gözlerimi açtılar. Protokol uygulanmaya başlandı. Kravatlı, lacivert giysılı, siyah ve duzgun taranmış saçlı, memur kılıklı bir kişi. Alabros saçlı, esmer, guçlu gorunumde, komando havasında ve gıyıminde bir kişi. Er uniformalı iki kişi ve bir de sonradan berber olduğunu anladığım bir kişi daha .. Lacivert giysili tebliğ etti: tlhan Be>!.. Genelkurmnv Başkanlıgı'na bağlı bir askeri yerde bulunu>orsunuz. Bizim gorevitniz sizi sorguya hazırlamaktır. Soyleyecegim bu kadar. Sorguya nasıl hazırlanacaktık? So>un!.. Kan lekelı bir er pijaması verdiler. Benzer görunum ti. Durum yıpratıcı ve zor görünüyordu. Ben tabiatça daharftrottsayılırdım Avcıoğlu'nun zararı kendineydi. Aydın olarak, olağanüstü değerdeydi.Buna ra&» mgn tartıştık. Tartışma, esastan çok, sert lâftan çıkmıştır. Ben bu nedenle Devrim Kurulu'ndan aynfemtş oldum. Arkadaşlar, ayrılmamam icin baskı yapfliaya yöneldiler. Devrim Kurulu'nun An kara'daki çalışmalarının ayrıntılarını bil .Lr miyorum. Ama Demirel yönetimi, giderek azgınlaşıyordu ve zorbatığa dönüşüyordu. Biz Devrim Kurulu'nu feshel meye karar vererek daflıtmış olduk. Oysa ordunun müdahalesi ortamını Demirel yönetimi âdetazorlageliştirmiş, jşryı yükseltmişti. Çeşitli cuntalar arasında köşk cuntası [sonradan bu iki kelime llhan Selçuk tarafından karalanmış] ve radikaller söyleniyordu. (18 Nisan 1986 tarihli Tercüman Gazetesi'nin (llhan Selçuk 'un ıfadeleri arasında 5. sayfasmda tlhan Selçuk'un ifadelerL) yönıemiyle yerleşürdiği cumleler. NOT: Tercüman Gazetesi, llhan Selçuk'un el yazılt ıfadesınden oazı bolumlerı kesmışıır. Bu nedenle "yazdırüdı" olarak biten cümle yarım kalmıştır. El yazıb ifadenın tumande daha a>nntıh açıklamalar yer almaktadır.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog