Bugünden 1930'a 5,432,635 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER edeceğiz" İnönü 12 Kasım 1%7'deTürk Tarih Kurumu binasının açılış töreninde de Kurumun şeref defterine şunlan yazmıştır: "Türk Tarih Kurumu büyük Atatürk'ün her eseri gibi hayal gibi doğdu. Göz kamaştırıcı bir anıt haline geldi. Henüz genç yaştadır. Ehliyetli elkrdedir. Olgunluk devirleri çok feyizli olacaktır. Her yetişen nesil daha hayran olacaktır". lnonü, Atatürk'e sonsuz bir sevgi ile bağlı idi. Bazı kişiler, 1937'de Başbakanlıktan aynldıktan sonra, Inönü'nün Atatürk'le olan bağlantısının kesildiğirıi, hele hastalığı sırasında hic görüşmediklerini ve dargın öldüklerini sanırlar. Bu, tümü ile gerçek dışıdır. Atatürk'ün de inönü'yü ne kadar çok sevdiğini, ona bağlı olduğunu bir belge ile kanıtlamak isterim. ÖNEMLİ BİR BELGE 1959 yılında rahmetli Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk'ü son hastalığında tedavi eden Prof. Dr. Nihat Reşat Belger'le konuşarak "Atatürk'ün Hastalığı" başlığı altında bir yapıt hazırlamış ve bu yapıtın müsveddeleri basılmak Uzere Kurumumuza verilmişti. Son provaları gören bir arkadaşımız, kitapta İnönü'nün Istanbul'a gelerek Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ü ziyaret etmesine ilişkin bölümü görünce "Bunda bir yanlışlık olacaktır" dedi. Bunun üzerine provaları tnönü'ye götürerek gösterdim. İnönü kitabın 27'nci sayfasında yer alan "İnönü, kendi hastalığı geçip ayaga kalkar kalkmaz Ankara'dan İstanbul'a gelmiş ve Dolmabahçe'de Atatürk'ün ziyaretine üç dört defa gitmiş. Atatürk İnönu'yü görmekten raemnun olmuş. Her defasında onu derhal kabul etmiş; geç vakitlere kadar yanında aukoymuş; uznn uznn göröşmüsler. Her ayrılışta Atatürk, İnönü'ye kendisini yine beklediğini soyletniş. Son defasında da yakında tekrar buluşmak arzusu ile aynlmışlar " biçimindeki bölümün "üç dört defa" ve "her defasında onu derhal kabul etmiş" cümlelerini silerek ve sayfaya " e k " işaretiyle "Sarayda misafir etmiş" sözcüklerini eklemiştir. İnönü çeşitli söylev ve açıklamalarında Atatürk'ün bu yakın ilgi ve sevgisini dile getirmiştir. Eğer Atatürk İnönü'ye küsmüş, onunla olan yakın dostluğuna son vermiş olsaydı, vasiyetnamesine beşinci madde olarak: "İnönü'niın çocuklanna vüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacaklan yardım yapılacaktır" hükmünü koyar mı idi? İnönü, Atatürk devrimlerinin de en cesur ve en içten savunucusu idi. Onun bu devrimlerden ödün (taviz) verdiği görülmemiştir. Latin harflerinin kabulünden sonra birçoklarımız ara sıra, kolay geldiği için, Arap harfleriyle not tutmuş, yazı yazmışızdır. Fakat İnönü, kanunun onaylanmasından başlayarak, Arap harfleriyle bir tek sözcük yazmamıştır. Laiklik ilkesinde de İnönü son derece titizdi. Politika yaşamında din konusunda kendisine ve partisine gericiler çok ağır suçİamalarla saldırdıkları halde o, laiklik yolundan ayrılmamış, din sömürücülüğüne hiçbir zaman sapmaınıştır. İnönü, "Türk muziğinin geleceği çoksesli Batı müziğindedir" ilkesine de bağlı kalmıştır. Onun Batı müziği konserlerini kaçırdığı az göriJİürdü. Ölümunden on, onbeş gün kadar önce Cumhurbaşkanlığı Orkestrası'nın bir konserini yerinde izlediğini gazetelerde okumuştuk. İnönu her şeyden önce bir ilke adamı idi. Inandığı ilkelerden kolay kolay ayrılmaz, onları cesaretle savunurdu. Atatürk ilkelerine içten bağlı olduğu için onları hayatmın sonuna kadar savunmuştur. GÖREV DUYGUSU Inönü'nün büyük özelliklerinden birisi de görev duygusu, görev sorumluluğu idi. Onun için görevin büyüğü küçüğü yoktu. Her işi ciddiye elır, sonuna kadar izlerdi. Türk Tarih Kurumu'nun düzenlediği Cumhuriyetin 50. yıldönümü seminerinin ilk konuşmasını 23 Ekim 1973'te "İstiklâl Savaşı ve Lozan" konusunda inönü yapmıştı. Konuşmasını banda almıştık. O tarihten sonra sık sık konuşmanın ne zaman makine ile yazılacağını sormuştu. Baskıdan önce mutlaka görmek istiyordu. Onun bir başka özelliği de her şeyi oğrenmek istemesidir. Hiçbir şeyi üstünkörü geçiştirmek istemez, özüne, derinliğine inmek isterdi. Yazunı, rahmetli Adliye Bakanı Mahmut Esat Bozkurt'un 8 Ocak 1928'te Türkocaklan Merkez ve Hars Heyetleri onuruna Ankara'da verdiği yemekte Türkocaklan Merkez Heyeti Başkanı Hamdullah Suphi Tannover'in tnönü için söylediği sözlerle bitirmek istiyorum: "Biz İsmel Paşa'yı, büyük inkılâbı en derin bir sezişle kavramış ve onu şuurla, cesaretle infaz eden büyük bir devlet adamı olarak tanırız. O, bir gün Başvekii olmayabilir, hattâ mebusluktan çekilir. Biz, onu bugün haiz olduğu ehemmiyetten bir zerre kaybetmemiş bir vatanperver olarak sevmekte, saymakta devam edeceğiz. O, Türk vatanının en asil ıikir kuvvetlerinden biridir" (*). 100. Doğum yıldönümü kutlanırken O'nun büyük kişiliğinin anısı önünde saygı ile eğilelim. ~T*)~Hâkimiyeti MiTlıye, 10 Ocak 1928 Isıııet tnönü'den Anılar İnönü, Atatürk devrimlerinin içten savunucusuydu. Yeni harflerin kabulünden sonra, eski harflerle bir tek sözcük yazdığı görülmemıştır. Onun büyük özelliklerinden biri de görev duygusu, görev sorumluluğu idi. PENCERE Doğa ve İıtsan.. 21 EKİM 1984 ULUĞ İĞDEMİR Türk Tarih Kurumu Eski Genel Müdürü Kurtuluş Savaşı'mızda ve devrimlerimizde Atatürk'ün en büyük yardımcısı ve en yakın arkadaşı Ismet İnönü, demek yaşasaydı 100 yaşında olacaktt. Yüzüncü doğum yılının kutianışı dolayısıyla bu yanmda İnönü ile ilgili birkaç antrru ve onun Türk Tarih Kurumu'na olan yakınlığmı anlatmak istiyorum. tLK TANIŞMA İnönü ile ilk tanışmam 1928 martında olmuştu. O yıl Ankara'ya i'k kez bir yabancı operet topluluğu gelmişti. Bu topluluk, başında Madam Kordi Miloviç'in bulunduğu ünlü Viyana operet topluluğu idi. Birinci DUnya Savaşı'nda İstanbul'da verdiği temsilleri, özellikle "Çardaş Fürstin" opereti iie tanınan bu sanatçı, şimdi yerine büyük bir işhanı ve çarşı yapılmış olan eski Millet Bahçesi'ndeki derme çatma sinema binasında 27 Mart 1928'de ilk temsil olarak "Kontes Mariça"yı oynuyordu. Atatürk sanatçılara çok önem verirdi. Miloviç'in bu ilk temsüine de smokin giyerek gitmişti. Temsilin ortalannda tiyatronun dekorlan yıkılmış, Miloviç ağlayarak oyunu bırakmıştı. Atatürk çok sıkılmış, sanatçıyı locasına çağırarak teselli etmiş ve ona "tkinci kez gelişinizde Ankara'da yeni bir tiyatro binasında temsiller vereceksiniz, üzülmeyiniz" diyerek gönlünü almıştı. lşte o akşam arkadaşlanyla birlikte Çankaya'ya dönen Atatürk, derhal Başbakan Ismet Paşa'yı çağmarak ona, en kısa zamanda Ankara'da bir opera binası yapılması emrini verir. O zamanki hesaplara göre opera binası üç milyon liraya çıkabilirmiş. İnönü 200 milyon liralık devlet bütçesi içinden bu kadar bir parayı nasıl bulacağını düşünürken, orada bulunan Falih Rıfkı (Atay), Atatürk'e, Türkocaklannın yeni yapılmakta olan binasında genişçe bir konferans salonu bulunduğunu, bunun az bir değişiklikle bir tiyatro haline getirilebileceğini söyler. İsmet Paşa geniş bir nefes ahr. Ertesi gün Türkocakları Merkez Heyeti'ne Başbakanlıktan telefon edildi, İsmet Paşa'nın yeni binayı görmek istediği bildirildi. Ben o tarihte Türkocakları Merkez Heyeti Başkâtibi idim. Hemen planları alarak yeni binaya koştum. Biraz sonra İsmet Paşa da geldiler. Inşaat içinde ve planlar üzerinde bir inceletne yaptılar. Ben gerekli bilgileri verdim. Birkaç gün sonra Türkocaklan Merkez Heyeti Başkanı Hamdullah Suphi (Tannöver) Ankara'ya gelince durumu ona bildirdim. Türkocaklarına Emlâk Kredi Bankası'ndan önemli miktarda bir kredi açıldı. Binanın miman Hikmet (Koyunoğlu) Bey, konferans salonunun yanlarına geniş bölümlerle, arkaya bir sahne ve soyunma odalan ekledi. Bu sahne, dekor değiştiren asansörleri, gökyüzünü canlandıran arka perdesi ve gök gürültüsü yapan araçlarıyla Türkiye'nin ilk modern sahnesi idi. Salonun camla örtulü tavanının altına çelik tellerle alçıdan yeni bir tavan yapıldı. Yanlardaki pencereler kapatılarak alta ve üste localar eklendi. Ortaya da Atatürk için geniş bir loca yapıldı. Sahne makinelerinin yapımını ve ışıklandırma işlerini ünlü Siemens Fırması üzerine aldı. Öteki döşemeler Selâhaddin Refık marangoz fabrikasına verildi. Salonun koltukları Viyana'dan getirtildi. Böylece Türkocağı binasının 300 kişilik konferans salonu şık ve rahat bir tiyatro salonu haline geldi. İlk Türk Operası, İran Şahı Rıza Pehlevi'nin Ankara'yı ziyaretinde 1934'te burada oynandı. TÜRK TARtH KURUMU'NA DUYDUĞU İLGİ İnönü, Türk Tarih Kurumu ile olan yakın ilgisini, kurulduğu günden başlayarak, ölünceye kadar sürdürmüştür. Atatürk, Türk Tarih Kurumu'nun koruyucu başkanı idi. Onun ölümünden sonra bu Başkanlığı İnönü üstüne aldı ve çahşmalarımızı yakından izledi. Çıkan her yapıtımızı okuduğunu biliyorum. Atatürk'ün ölümü üzerine, anısına ayırdığımız BeUeten'in 10'uncu sayısına "Atatürk'ün Aziz Hatırasına" başlığı altında yazdığı yazının sonunda şö>le diyordu: "Sevgili Ebedi Atatürk! Tarih Kurumundan beklediğin maksatlan, biz ve bizden sonra gelecekler. aşk ile takip OK'Eff AKBAL EVET/HAYIR Kitabın Üstünlüğü ve Düşkünlüğü "Türkiyetde kitabın üstünlüğü ve düşkünlüğü..." Güzel bir baslık; hem de anlamlı... Zaman zaman büyük bir değer saydığh mız kitabı zaman zaman yerin dibine batırırız da ondan!.. TV'lerde ikide bir yasak yayınlar bulundu' haberlerini duyuyoruz. Kimi zaman az buçuk gösteriyorlar bu krtapları. Bakıyorum, çoğu piyasada satılır türden. Ama bılgisız kişiler bir yerde çok sayıda kitap, dergi, gazete gördüler mi, hemen toplayıp götürüyortar! Dostum Arslan Kaynardağ'ın 'Yeni Olgu' dergisinin son sayısındaki bir yazısının adı bu: "Türkiye'de kitabın üstünlüğü ve düşkünlüğü." Kitap denen 'değerti nesne'nin önemini, gelişimini anlatan Kaynardağ basımevinin ülkemize gelmesinden önce yazma kitaplar döneminde bile halkımızın kitabı sevdiğini, değer verdiğini söylüyor, diyor ki "İslam dünyası Batı'ya göre yazma kitap bakımından daha çok sayıda ürün vermiştir.. Türkiye'nin eski günlerinde kitabın nasıl üstün bir değer olduğunu görmek için herhangi bir yazma kitaplığında birkaç saat geçirmek yeter." İkinci Meşrutiyetten önceki dönemde kitabın getirdiği aydınlanma ve özgür düşünce akımlarından çok kurkulduğu, Encümeni Teftiş ve Muayene kurullarınca toplatılan 'zararlı' kitapların Çemberlitaş hamamı külhanlarında günlerce yakıldığı bilinen bir olaydır. O dönemlerde Namık Kemal'leri okuyan nice genç suçlanarak, sürgünlere gönderilmiştir. Kaynardağ bir gerçegi belirlemiş: "Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu'da, kitap okuyana karşt bir baskı, kitaba karşı bir yasaklama söz konusu değildir. Savaş bittikten sonra çıkarılan Takriri Sükun" yani sessizlik yasası ile kımi gazeteler kapatıldı, gazeteciler tutuklandıysa da kitaba yine bir şey yapılmadı. Özet olarak Cumhuriyet döneminde, Atatürk'ün ölümüne kadar kinv senin başının belâya girdigi görülmedi." 'Yeni Olgu' bu sayısında 'kitap yakma' olayına geniş yer vermiş. Basta Yaşar Kemal'in 'Homongolos Kafa' adlı bir yazısı var ki bugünlerde yeniden güncellik kazandı. Der ki Yaşar Kemal: "Homongolos yirminci yüzyılda Ortaçağ kafasını tutturmaya çalışan acayip bir yaratıktır. Bir milletin buhranlı anlarında o milleti çürütecek kadar etkili olabilir." Değeıii yazar ve eğitimci dostum Enver Naci Gökşen'den bir yazı aldım. Gökşen, Evliya Çelebi'den bugünkü dile aktardığı bir olayı yazmış, kitabın önemini, değerini gösteren bu parçayı sayın Göksen'in izniyle sizlere sunmak istiyorum: "İkiyüzlü, yalancı, bağnaz, aJçak, haktanımaz adamm biri, buyü gibi etkileyici bir ŞehnameV mezattan 1600 kuruşa alıp üzerine yazdınr. Çadırına varınca resim haramdır diye bütün sayfalardaki resimleri berbat ederek gözlerini çıkanr. O rBSimlerin nergise benzeyen gözlerini bıçağı ile oyarken her sayfayı deiik deşik etmiş. Bazı resimleri boğazlarından bıçakla çizmiş. Hele o özenile bezenüe yapılmış yüzlerini, guzelim giysilerini tükrüğü ile kirietmiş. Adamdaki zevksizliğe bakın ki, değeıii kitabın her yaprağını üstat sanatçısı ancak bir ayda meydana getirmişken, bu edepsiz bir anda kirletivermiş. Ertesi gün, tellâl, parasmı istemeye gittiği zaman: "Ben ne edeyim resimli papaz kitabmı?.. Resim haram olduğu için eiime almadan hepsini bozdum " diye Şehname'y/ tellâlın üstune atar. Tellâl, kitabı açar bakar... Ne görsün? Bir resim kaimamışl.. "Bre ummeti Muhammet, bu Şehname'y/ görün!.. Bu zalim neylemişl.." diye feryat eder. O kaba herif der ki: "İyi vardım, hoş etüm; haram ve çirkin olan bir şeyi yasakladm." Gücü kuvveti kesilen tellâl, görür ki kavga gürültü ile olacak şey değil. Hemen Melek Ahmet Paşa'ya gidip şikâyet eder "Ey yiğlt vezir, şu Şehname'y/ Tireli Hacı Mustafa, 1600 kuruşa satın aldı. kitap üç gece yanmda yattı. Meğer herif, resim haramdır diye bütün resimlerin gözlerini deiip birçok resimleri de pabuç süngeriyle silmiş. Bu değerti Şehname'n/n 50 parça resmini rezil edip kitabı değersizleştirdikten başka benim de şu kadar tellâllık ücretimi vermedi" diye Şehname'y; paşa'nın huzuruna bıraktı. Paşa, Şehname'y/ gördükte ah edip orada bulunanlara gösterdi. Herkes herife lânet okudular. Tellâl: "Sultanım, aman benim tellâllık hakkım yenilmesin!" dedi. Zamanın paşası: "Bre tellâl, gönlünü hoş tut. Senin tellâlltktan çok, ne olduysa devlet malına olmuş. Tez o Tireli Hacı'yı getirsinler!" deyince adamları, o pis herifi, yaka paça sürüyerek Paşa'nın karşısına getiririer. Paşa: "Bre adam, n'ıçin bu kitabı böyle ettin?" deyince Hacı dedi ki: "Yb, o kitap mıdır? Papaz yazıstdır. İyi ettim. Haram ve çirkin olan bir şeyi ortadan kaJdırmak için bozdum." Paşa: "Buna ne hakkın var senin?.. Senin görevin mi bu? Ama ben, mezatta 1600 kuruşa çıkmış kitabı bozmayı, resmi görevimi yaparak, sana göstereyim. Alın şunu aşağı... dedi. Herif: "Kapıkulu yeniçerisiyim " dediyse de cellatiar aman zaman vermeyip bin değnek vurdular, Bitiis kadısının kararı üzerine devlet malı için 1600 kuruş aldılar. Perişan olan Şehname'y de herifin eline verip Ordudan dışan sürdüler. Herif, "Allah belasını versin!" diye yürüdü. Bütün Ordu halkı, bu densizi, maymuna çevirerek yoicu ettiler; ardı sıra taşlar atarak Diyarbekir'e sürdüler..." DOGRU İnsan çıkar güdüsünün iteJemesi olmadan da bir şeyler yapabilir. Ne bileyim? Balkondaki sardunyaları sulamak, ağlayan bir çocuğa derdini sormak, yerdeki ekmek parçasını öptükten sonra bahçe duvarının üzerine bırakmak, günün on dört saatini bilim uğruna laboratuvarda geçirmek, kapıcının oğluna ders çalıştırmak, güneşin doğuşunu seyretmek için erken kalkmak gibi işler... Yaşamın her kesiminde ve her an, olayJara parasal açıdan bakmak yanılgıdır. Böyle bir yanılgı ne kişiyi mutlu eder, ne de toplumun başını göğe erdirir; adımını atarken para, soluk alırken çıkar düşünen insanların toplumu cehenneme dönüşebilir. • llık bir sonbahar gününde yere düşmüş sarı yaprak bile ne kadar sevilesıdir! Güzellikleri yok etmek yerine doğayı daha da güzelleştirmek uygar insanı mutlandırmaz mı? Biz yurdumuzu da kirletip çirkinleştirmek için mi dünyaya geldik? Sanmryorum. Eğer böyle olsaydı, İstanbul Belediye Başkanı Sayın Bedrettin Oalan, Haliç'i temizlemek amacıyla neden kollannı sıvasın? • Peki, bir yandan Haliç'i temizlemeye ve güzelleştirmeye yönelirken, öte yandan Gökova Körfezi'ni kirletip yok etmek için neden direniyoruz? Biliyorsunuz, Gökova Körfezi'nin kıyısında termik santral kurulacakmış. Böyle bir santralm çevredeki doğa örtüsünü yok edeceği ve denizi kirleteceği söyleniyor. Şimdiye dek Türkiye'de yaşanan ve görülen de budur: İşte Haliç, işte Izmit ve Izmir Körfezleri, işte koskoca Marmara Denizi... Aydınlar, köylüler, bilim adamları, doğayı sevenler, yurdun güzelliklerini korumak isteyenler; özetle gelecek kuşaklara kirtenmiş bir ülke bırakmaktan sakınanlar; Gökova'ya termik santralm kurulmasını önlemeye çabalıyorlar; ama Başbakan Özal sert bir çıkış yaptı: Herkes bilir bilmez konuşuyor; santral kurulurken çevre kklenmesini engelleyecek teknik koşullar yerine getirilecektir. Daha önceleri olsaydı, Turgut Beyin bu sözüne inanan belki bulunurdu. Ne var ki Sayın Özal'ın verdiği sözlerin çoğu havada kaldığından Başbakanın verdiği güvence kimseyı doyurmuyor. Turizm ve Kültür Bakanı Sayın Mükerrem Taşçıoğlu da kaygı verici bir açıklama yaparak demiş ki: Eneni uğruna turizmden vazgeçebHirizr' Ürkütücü bir yaklaşımdır bu... Demek ki Kültür Bakanımız doğanın eşi bulunmaz güzelliklerine salt parasal açıdan bakıyor; denizleri, ormanları, koyları, dereleri, çaylan, gölleri, çamlıkları turizm endüstrisinin sermayesi sayıyor. Yurdun doğasını, turizmden para getirsin diye değil, çağdaş ve uygar insanın sorumuyla korumak zorunda olduğumuzu düşünmüyor. Biz Türkiye'nin ağacını, yaprağını, çiçeğinı, böceğini, toprağını, denizini, kıyısını, körfezini, maviligıni, yeşilliğini yabancı turistlerden para koparmak için mi koruyacağız? • Ne enerji uğruna turizmden vazgeçilir, ne turizm uğruna enerjiden... Planlama işidir bu... Ama planlamayı boşlayıp da orada burada gelişigüzel yatınmlanna giriştin mi, daha sanayileşemeden yurdunu kirtetir, koylannı lağıma çevirir, körfezlerini bataklığa dönüştürür, ormanlannı ve denizlerini yok edersin. Parasal hırsın özel ve siyasal çıkarları pompalaması kişinin kimi zaman gözünü kör ediyor; bu yalnız doğanın değil, insanın da sonu demektir. Ajk. noc>Ki SINAVA DOORL'ya abone olun, hem tasarruf edin, hem armağan kazanın. İsterseniz güzel bir kitap, isterseniz Cumhuriyet Kitap Kulübü üyeliği... (Cumhuriyet Kitap Kulübü üyeleri önce kartlarıyla 640 sayfalık ve kutu içindeki kataloglarını alacaklar, her kitap aldıklarında da armağan kazanacak ve indirim hakkını elde edeceklerdir.) 9 ÇAĞOAŞYAYINIARI İLHAN SELÇUK S I \ \ V A DOĞRU 32 sayfa, 100 TL. Abonelere 38 sayı 3.400 TL. Aşağıdakı formu doldurun. kesın ve SIIN'AVA DO6RL Abone Servısı Türkocağı Cad 39/41 Cağaloğlulstanbul adresıne postalayınız Adı, soyadı: Lıse: Adres: Abone ücreti: 3.400 lirayı İstediğım armağan Kitap Kitap Kulübü üyeliği: İmza: • . SI\AVA \ DOĞRl ya \ abone olmak istiyorum. Yaş:. sayılı posta havalesiyle gönderdim. •baskı Nol: 10 kitaptan az siparişlerde ödemeli istenmemesini rıca ederiz. Isteme Adresi: Türkocağı Cad. 3941 Cağaloğlulstanbul 2. Baskı da kısa sılrede tükendi Ederi: 450 lira (Hangısını istiyorsanız yanına işaret koyun.) GOKDIL Bakırköy şubesi için İNGİLİZCE öğretmenleri anyor Ttl: 571 62 44 57127 83 DUYURU GUNEY EGE LİNYİTLERİ fejLETMESİ MUESSESESİ MÜDÜRLÜGÜNDEN MUHTELİF MALZEME SATINALINACAKTIR Aşağıda ayrıntılı durumu gösterilen muhtelif malzeme; 1 Şartnamesine göre kapah zarfla teküf alınmak suretiyle yapılacak ihalenin en son teklif verme gün ve saatlerı karşılannda gösterilmiştir. Malzemenin Cinsi Dosya No Miktan İhale Tarihi Saati 1 Kalorifer Tesisat Malzemesi 90I42GELİY 59 Kalem 30.10.1984 15.00 84/1111 2 Laboratuvar Malzemeleri 15.00 I80042GELİY 3 " 31.10.1984 3 Çeük tel halat 84/1067 15.00 I4GELİY84 8 " 1.11.1984 4 İşletme Techizatı 15.00 90116GELİS/ 15 " 5 11 1984 841019 2 Teklif zarfları üzerlerine firma adı ve adresi ile ihale konusu yazılarak en eeç saat (15 00)'e kadar Müessesemiz Genel Muhaberat Servisine verilmiş olacaktır. 3 Teklif zarfları ihalenin yapılacağı gunde ve saat (15.3O)'da Müessesemiz Satınalma Komisyonu huzurunda açılacaktır. 4 Konu ile ilgili şartnameler; a) Ankara'da TKİ Genel Mudürlüğü, Satınalma Daire Başkanlığı'ndan, b) İstanbul'da TKİ Satınalma Müdürlüğü'nden (Odakule işhanı kat:12 Beyoğlu) c) Müessesemiz Ticaret Şube Müdürlüğü'nden (THK İşhanı No: 3 Muğia) DİLEKÇE ve (500.) TL. karşılığında temin edilebilir. 5 Postadaki gecikmeler dikkate alınmayacaktır. 6 Müessesemiz 2886 sayılı yasaya tabi değildir. Basın: 26115 ODAŞ ORGANİZASYON ve DANIŞMA A.Ş. ^fergi, yatınm ve şirketlesme konulannda Organizasyon ve Danışmaıüık isleri yapmaktadır. Yirmialtı yülık deneyimi vardır. Şirketimiz adına Daniîmanı olduğumuz kuruluşlarda çakşmak üzere aşağıdaki elernanlan anyoruz. 1. Hesap Uzmanı Bay, askerliğini yapmış, otuz yasının altında, Ingilizce veya Almanca bilen, tam gun çâhşacak. 2. Hnknkcu Bay, askerîiğini yapmış, otuz yasının altında, Ingilizce veya Almanca bilen, yanm gün çalışacak. 3. Mikrobügisayara Bayan, otuz yasının altında, yazüım (software) konusunda yüksek öğreninı görmüş, Ingilizce veya Almanca bilen, yanm gun çalışacak. Başvunılann, kendi elyansı ile yazılmış özgecmiş, bir fotoŞraf, istenilen ucretle birlikte Levent Cad. N a 12, 1. Leroıt adresimize yapılmasını rica ederiz. Prof. Dr. Salih Şanver Fatih Dural (E. Baş Hesap Uzmanı) bızım tiyatro uskudar sunar tıyatrosu halk cad 37/tlf 333 06 18 DERS VERBLIR Notre Dame de Sion mezunu, Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi İngilizce, Fransızca ve Matematik dersleri veriyor. İlgilenenlerin 583 17 82 numaralı telefondan bilgi istemeleri. 29 ekim 5 kasım arasında yurt dışındaki kongrelerde bulunacağımdan sayın hastalanmı 5 kasımdan itibaren kabul edeceğimi duyururum. Saygılarımla Profesör Doktor Veli Lök al güjüm ver gülüm müzikli çocuk oyunu yazanyöneten: mustafa g«zer : dekor giysi: b«hçet malikler ; müzik: tanju duru cumartesipazar: 11.00
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog