Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

22 EYLÜL 1983 KÜLTÜRYAŞAM CUMHURİYET 5 Geçmişin Romanın temel kavramlarını güzelliklerine ağıt yukan öyküler ortaya koyan bir yapıt YAYIN DUNYASINDA SANAT EDEBIYAT Roman Sanatı, E.M. Forster, Çeviren: Ünal Aytür, Adam Yayıncılık, 228 sayfa. CEM TAYLAN Roman eleştirisiyle ilgilenen ister kendi halinde bir okur, ister profesyonel eleştirmen olsun, herkesin nasiplenmesi gerek "Roman Sanatı"ndan. Aslında Edward Morgan Forster'ın ilk kez 1927'de yayımlanan bu kitabı öyle özgün ya da çarpıcı kuramlar ortaya atan bir yapıt değil. Derli toplu, ayağı yere basan bir biçimde romanın çeşitli yönlerini anlatan bir kitap. Özgün adı "Aspects of the Novd" (Çeşitli Yanlanyla Roman) bunu çok iyi belirliyor. Modern Ingiliz edebiyatının dev adlanndan biri olmasa da, enönde gelen ya zarlanndan biri olan Forster'm tam kırk altı yıl önce ünlü Cambridge Üniversitesi'nde verdiği bir dizi konferanstan oluşan bu "inceleme"yi niçin okuyup özümsemek gerekir diyoruz? natı"nın başma, Forster'ın Ingiliz roman eleştirisi geleneğinin içindeki yerini Türk okurunun daha iyi anlayabilmesi için koymuş olduğu özgün bir araştırma niteliğindeki giriş yazısı. nda sözünü ettiğimiz söyleşiye katüanlann da belirttiği gibi, 'form' ile karıştınlabileceği için 'biçim' yerine 'doku' ya da 'örgü' denseydi çok daha iyi olurdu) başlıklan altında inceliyor. Bunlardan ilk üçü Aristoteles'ten beri kullanılan eleştiri terimleri olduğu için onun romana yaklaşımı oldukca gelenekseldir diyebiliriz. Üstelik bu ilk üç bölümde seçilen örnekler bile klasik romanlardan ahnmışür. Oysa geri kalan üç bölümde, düşsellik, ermişlik ve ritim gibi alışümamış terimlerle çağdaş romanlara eğilir Forster. Daha çok Jöyce, D.H. Lawrence, Proast, Gide'den örnekler verir. Ona göre çağdaş romanın iki önemli niteliği düşsellik ile ermişliktir. Bunlan şöyle tanımlıyor Forster: "Zaman, kişiler, olasılık gibi seylerden ve bunlann uzanülanndan, hatta alınyazısmdan öte bir şey vardır romanda. 'Öte' sözünden amaç, saydıklanmı icine almay an ya da bunlann tümünü kapsayan bir şey değil de, bunlan bir ışın demeti gibi kesip geçen, kimi yerde onlara sıkı sıkı yapışarak bütün sorunlanna ışık tutan, kimi yerde ise sanki varlıklanndan bile habersizmişcesine ustlerinden ya da içlerinden geçip giden bir şey. Bu ışın demeti ne iki ad vereceğiz: Düşsellik ve ermişlik." (s. 150151) Ritim kavramına gelince, müzikten yararlanan Forster, hemen Proust'un "A la Recherche du Temps Perdu"sünü ortaya atar. Dağınık ve biçimden yoksun gibi gözüken bu romanın değişik parcalan "içten dikişlerle" birbirlerine bağlanmışlardır. tşte bu bağlantı ritimle sağlanır (s. 215). Yalnız bu kolay türden bir ritimdir. Forster romanda duyulması çok daha güç olan başka bir ritmi bulmak ister. Bunu bir senfoninin çahmp bitmesinden sonra dinleyicinin kulağında ve zihninde beliren ve senfoninin değişik bölümleri arasındaki ilişkiden doğan bir etki diye tammlayabiliriz. Bu etki bütünden çıkarak genişleyen, yayılan bir titreşim gibidir. Forster, bu titreşimleri Tolstoy'un"Savaş ve Banş"ında duyabileceğimizi öne süruyor. "Hadi, canım olmaz böyle şey" diyorsanız, bunu sınamak kolay. Evet, "Savaş ve Banş" çok uzun bir roman, ama "Roman Sanatı" yalnızca iki yüz yirmi sekiz sayfa. Duyduk Gördük Acı Duman, Osman Şahin, öyküler, 144 sayfa, Cem Yayınevi. ATtLLA ÖZKIRIMLI Osman Şahin 'in dördüncü öykü kitabı "Acı Duman." Kitapta yer alan on bir öykünün ortak özelliği, kırsal kesim insanının, Toroslar'da yaşayan yörüklerin konu alınmış olması. öykülerin konusal dökümü şöyle: Kan düşmanını korumak zorunda kalan Seyfo'nun yaşadığı iç çatışma (Ocagına Düşmek); Toroslar'a düşen bir Amerikan keşif uçağı kalıntısımn yörenin usta demircisinin eliyle köylünün kullandığı her türlü araç gerece dönüşmesi (Ustahmet Çeliği); bir ölünün anısına yıllarca yığılıp anıtlaşan taşların kentleşmeye kurban gidişi (Makam Taşlan); kocasına iyi avrat olduğunu göstermek isteyen Zeynar'ın cömertliği (Acı Duman); göçebelikten yerleşikliğe geçişin olumsuzluğu (Yörük Ana); mertliğin, düşmanını bile övebilme yüceliğinin kan davasını sona erdirişi (Kanın Masalı); çokeşli evliliğin insanı acımasızlaştınşı (Kör Gülüşan); bir sahipsizin, bir mahkum artığının çaresizliği (Kanlı Garo); yaşlı bir yörüğün yörüğe yakışmaz ölümü (Karalastik); kaçakçı oğlunun ölüsü başında bir ananın gösıerdiği tepki (San Sessiztik); ölümün Zeli'nin yüreğinde yeşerttiği sevda (Beyaz Öküz)... giden acımasız sonuçlanru sergilerken, buna koşut olarak, öyküsüne seçtiği kişinin korkusunun altını çiziyor sözgelimi. Giderek bu korku çevresinde kuruyor öyküsünü. Ya da öyküsel gerilimi bir duygunun gelişimiyle sağlıyor. Bunun en iyi ömeği, bence kitabın en güzel öyküsü olan "Beyaz Öküz." Bu öyküde, Küçük Ağa'nın peşinde dolaştığını kooasına söyleyen Zeli'nin, onun ölümüne yol açtığı için vicdanına çöken ağırlığm, acımn altında ezilişi, içine kapanıp kocasındankopuşu; yüreğindeki korkunun dayanılmaz bir sevgiye dönüşmesi ve Beyaz öküz'de somutlaşması anlatılırken, olaydan duruma geçiş ya da olayın duruma doğru evrilmesi diyebileceğimiz bir öyküsel gelişim başanyla gerçekleştiriliyof. Osman Şahin'in öykülerinde belirgin bir tema da değişim. Toplumsal koşullann, yasamın değişimi... Göçerlikten yerleşikliğe, ardından sanayileşmeye geçiş biçiminde yaşamyor bu değişim. Kentleşme bir törenin, bir geleneğin anısını, yerleşiklik ve sanayileşme yörüğün yaşamındaki güzellikleri yok ediyor. Ama değişimi öykülemiyor Osman Şahin. Ne de bir yaşam biçiminin yerini başka bir yaşam biçimini ahşını. Yitenin ardından duyduğu acıyı dile getiriyor, önce de söylediğim gibi bir anlamda ağıt yakıyor geçmişin güzelliklerine. Değişimi gerçeklik olarak almıyor kısacası. Nostaljik bir tutumla yaklaşıyor değişime. Anlatım biçimine de yansıyor bu tutum. Şiirsellik, doğa betimlemderi ağır basıyor anlatımında. Giderek bu anlatım biçimi nostaljisini besliyor. Sonuç olarak, önceki kitaplarıyia birlikte düşünüldüğünde, Osman Şahin'in öykücülüğünün bir gelişimi sürdürdüğü gözlenmekte. Buysa onun, izlenmesi gereken bir öykücü olduğunun kanıtı. Konu dışına çıkıp bir de şunu eklemek istiyorum: Bu yazı bir dostun, dostça selâmıdır Osman Şahin'e. İlk kez kapsamlı bir tanımlama Kırk altı yıllık olduğuna göre bugün artık "Roman Sanan"run eskidiği düşünülebilir. Gerçekten anlatı eleştirisinde bugün amacımız ve yöntemimiz bambaşka. Otuz sayfahk bir öykü yapısalcr bir yöntemle iki yüz kadar sayfada en küçük ayrıntısma dek çözümlenebiliyor. Soara Forster'uı tarih duygusundan yoksun olduğu savı öne sünilebilir. Asbnda bu sav onun genel olarak Ingiliz liberalizmine bağhlığının değerlendirilmesiyle ortaya çıkan bir görüstür. Aynı dönemin dev yazın adamı ve sanatçısı D.H.Lawrence'ın tersine tam bir odün ve denge adamıdır Forster. Ama bu onun insancıllığmı ve dürüstlüğünü hiçbir zaman zedelememiştir. "Çagım beni nasd İ airilmo? Sürucü dediğin, adı üstünde, taşıtı altında, sürer oradan oraytL Yol uzunsa geçer santim enindeki yatağında uyur, o sırada "yedek" direksiyona geçer. Bazen yol uzundur, tlyedek" yoktur, sürücü iç ışıklan bir yakar bir söndürür, bir türkü tutturur ya da atar kasetleri arka arkaya, uyku açar. Ya Bodrum yakımnda, Jurgut Reis gibi sıcağın dağı taşı kavurduğu bir yerde hareket saatini bekleyen sürücü ne yapsın? Daha yolcu kargaşası, bagaj telaşı falan da başUanamışken, girmiş bagaja, açmış kapağu üstünü de örtup bir güzel kestiriyor. Serin serin. Yatacağı yere girerken ayakkabtsınt çıkarmayı da unutmamış. (Fotoğraf: S. Oral GÖNENÇ) gırumez ^ka ^f//..nfn ardmat 40 Herkesin anlayabüecefei bir dil Bizce bunun temel nedeni Forster'ın bir yapıtta, bir okur Ünlü çekingenlerin Franstz oyun yazan Eugene tonesco: "Her zaman çok çekingendim, hâlâ da öyleyim. Ama çekingenliğim hiçbir zaman kustah olmamı engellemedi. Küçük topluluklar içinde kendımi bazen tedirgin hissettiğim olur, ama söz gelimi konferans verirken böyle bir duyguya kapılmam. Bence çekingenük her şeyden önce insanlardan kaçma isteğidir. Çoğunlukla insanlan gülünç durumlara sokar çekingenlik. Başımdan geçen bir olayı anlatayım dilerseniz: Hayatımda ilk kez, sevgilimin ailesiyle tanışacaktım. Bu tamşma töreni boyunca orada tanıştırıldığım bütün kadınların elini öpmeyi ihmal etmedim. Yalnız küçük bir hata yapmışım bu arada. O kadar heyecanlanmışım ki, sevgilimin ağabeyinın elini de öpmüşüm!" Amerikalı oyun yazan Tennessee Williams: çekingenlikleri denedim, bu kez daha fena kızardığımı fark ettim. 'Aman Allahım!' dedim kendime, 'Bir kızla göz goze geldiğimde hep böyle mi olacak?' Bu kâbus akltma düşer düşmez bir gerçek olup çıktı. O gün bugündür, ne zaman bir genç kızla göz göze gelsem hemen kızanrım." Komedytn Pierre Richard: "Ruh hekımi değilim gerçi, ama bana kalırsa genellikle iki tür çekingen vardır: tçe donükler ve dışa dönükler. Bendeniz içe dönuklerdenim. Ama çekingenliğimin işe yaradığı da oluyor bazen. özellikle kadınlarla iliskilerimde! Hem zaten, benim gibi biri için komedyenliği seçmek, kendi kendini iteklemekten başka bir şey değil. Aktörün biri şöyle demiştv'Kötürüm olsaydım, maratoncu olurdum!' Benim durumumu ne kadar güzel anlatıyor, değil mi? Anlatı eleştirisinde, İngilizcede bile, Forster'ın çabasıyla ilk kez kapsamlı bir biçimde tanımlanıp yerleşen bir takıtn temel kavramlar yiizünden "Roman e tnatı" üzerinde uzun uzun düşünülmeye v*eğer bir yapıttır. ya da bir eleştirmenin herhangi bir romanı nasıl ele alıp irdeleyebileceğini açık seçik ortaya koyması. Bu irdeleme hangi düzeyde olursa olsun birtakım teknik nitelendirmeleri içerecektir. örneğin, çok yalın bir düzeyde, bir romanda olup biten olaylan düşünelim. Bunlar zaman sırasına göre anlatılınca romanın temel öğelerinden "öykü" oluşur. Oysa gene olaylar üstüne kurulan "olay örgüstt"nde yalnızca zaman sırası değil, bir neden sonuç ilişkisi sözkonusudur. Çoğumuzun üstünde durmaya bile gerek görmediği bu ayınmı Forster şöyle ânlatıyor: '"Kral öldtt, arkasıodan kraliçe de öldü,' dersek, öykü olur. 'Kral öldü, sonra üzüntüsiinden kraliçe de öldü,' dersek, olay örgusu olur. Zaman sırası bozulmuş değildir, ancak nedensonuç ilişkisi yanında iyice gölgede kalmıştır. Şöyle diyelim: 'Kraliçe öldü, nedenini kimse bilmiyordu; sonradan anlaşıldı ki, kralın ölümüne duyduğu üzüntüden ölmiiş.' Bu içine gizem katılmış bîr olay örgüsüdür ve üstün gelişme olanaklan buInnan bir örgü biçimidir. Zaman sırası bir yana bırakılmış, örguDÜD sınuiannın elverdiği ölçüde öyküden uzaklaşılmıştır." (s. 128) Görülduğu gibi "Roman "Sanab"nda herkesin kolaylıkla layabileceği bir dil kullanılıjor. Yukardan bakan bir tavrı yok Forster'ın. Her şeyi okuruyla birlikte çözmek istiyor sanki. yaptıysa öyle oldum" demiştir Forster. "Roman Sanatı"na dönersek, 1975'te ölumünden beş yü sonra toplu yapıtlannın (The Abinger Edition) on ikinci cildi olarak basılan bu kitapla ilgili eleştiri yazısında F. Kermode'un da altını çizdiği gibi (The Guardian, 6/2/1975) anlatı eleştirisinde, İngilizce'de bile Forster'ın çabasıyla ilk kez kapsamlı bir biçimde tanımlanıp yerleşen birtakım temel kavramlar yüzünden "Roman Sanatı", üzerinde uzun uzun düşünülmeye değer bir yapıttır. Denilebilir ki, güney ya da güneydoğu köylüsünün törelerce beürlenen dünyasıru, ilişkilerini; yörüklerin yaşama biçiminin toplumsal gelişim sonucu değişmesini ve bu değişimin getirdiği acıyı anlatıyor Osman Şahin. Hep insani bir duyguyu, yaşanan bir çaresizliği, durumun acılığını öne çıkararak... Genellikle bir olaydan çıkıyor yola. Ama olaydan çok, o olayın, anlattığı insanın dünyasına yansıyış biçimi, onun dünyasındaki etkileri ilgilendiriyor Osman Şahin'i. Kimi de yiten bir güzelliğe ağıt yakıyor ya da bir sahipsizi betimliyor yalmzca. Bu tutum, Osman Şahin'in, olayın çarpıcılığından güç alan öyku anlayışını geliştirmek istediğinin kanıtı. Olayla durum arasında bir denge kurmak istiyor sanki Şahin. Bunu da kışilerinin duygularını, iç dünyalannı betimleyerek sağlama yolunu tutuyor. Kan davasmın sure "Anlamsız bir nedenle kızardığım o ilk anı anımsıyorum. Yanılmıyorsam, geometri dersindeydik. Camdan dışarı bakarken, birden çok güzel kumral bir kızın gözlerini bana diktiğini gördüm. O saat, tepeden tırnağa kızardığımı hissettim. Kıza bir daha bakmayı DüşgeUik ve ermişlik Forster romanı öykü, kişiler, olay örgüsü, düşsellik (fantasy), ermişlik (prophecy), biçim ve ritim (pattem and rhythm yuka Ünlü fahişeler çekingenleri anlatıyor Fransa'da yapılan bir araştırma, fahişelerin müşterilerinden yüzde altmıpmn çekingen kişiler olduklarını ortaya koydu. Bu araştırmada aynca, fahişelerin çekingen müşterileri konusundaki ilginç görüşlerine de yer verildi. tşte bu araştırmanm can ahcı soruları ve cevaplarv Müşterinizin çekingen olduğunu nasıl anhyorsunuz? 1. Bana yaklasmalanndan. İçeri girmeden önce evin çevresinde dolanıp duntyorlar. 2. Üzerlerinde hiç de kendinden emin kişilerin havası olmuyor. 3. Bir türlü soyunmak bilmiyorlar, cinsellik dışmdaki her şeyden konuşmaya teşneler, ama cinselu'kle ilgili konulara hiç nsı ya da başarısızlığı konusunyanasmıyorlar. da ne diyeceksiniz? 1. Çok kaygıh ve sinirtt olduk4. Çoğunluk sevişmeyi bilmelanndan sevişmeden pek tat yen beceriksiz insanlar. 5. Yüreklendirihneye ve yardt almıyorlar. 2. Paranoyak olduklanndan ma büyük gereksinim duyan çabucak boşalıyorlar. kişiler. 3. Sıkıntüannı atamadıklann Çekingen müşterileriniz size ötekilerden farklı mı dan başansızlar. davramyorlar? Neden size geliyorlar? 1. Ötekilerden çok daha terbi1. Karılanna nasıl bir cinsel yeliler. Aralannaa büyük fark yaşam arzuladıklannı söylemevar. yecek kadar ürkek olduklan için. 2. Başlangıçta çok yumuşak Böyleleri arasında sapık ilişkilelar. Ama giderek kabalaşıyorlar. re girmek isteyenlerin sayısı $a3. Evet, farklı davramyorlar. mldığından çok daha fazJa. 2. Bu insanlann nasıl sevismek Hele onlan havaya sokmayı bagerektiğini kendilen'ne öğretecek şanrsanız zahmetinize değiyor. Çekingenlenn cinsel başa kişilere gereksinimleri var. Yayın raporu Ada Yazan: Aldous Huxley/ Çeviren: Seniha Akar/ Yol Yayınlan/ 347 sayfa. Daha önce yayınladığı "Zen Budizm", "Zen Kaçıklan", "Taocu Sevişme ve Seks", "Buda ve Öğretisi", "Psikanaliz ve Zen Budizm" gibi kitaplarla Doğu felsefeleri ve gizemciliği doğrullusunda kendi içinde tutarlı bir yayın çizgisi izleyen Yol Yayınları, Aldous Hıudey'in Zen Budizm'e yöneldiği son kitabı "Ada"yla aynı çizgiyi sürdüruyor. "Brave New WoridYeni Dünya" adlı yergi romanıyla ünlenen Aldous Huxley (1894 1963) 1940'lardan başlayarak Doğu felsefelerine, Doğu gizemciliğine ilgi duymaya başladı. Ölumünden bir yıl önce yazdığı "Ada"da yazarın bu ilgisinin ürünu. Kitabın başındaki sunuş yazısında Akşit Göktürk şöyle tanımlıyor Huxley'in yapıtını: "Mutluluğun, alabildiğine özgürlüge dayandığı, gerçek bir güzel yeni dunyadır, Huxley'in son romanında bize sunduğu...Bir bilgenin, bir büyük duyarlığın evrensel görüsü olarak okumak gerekir Ada'yı... Bir düşünce romancısıdır Huxley. Ada ile bir yasam felsefesini, kurmaca bir düzenleme ile sunmaya çaltşmıştır. Üstelik, çağıraızda pek az utopya yazan onun Ada'da sergilediği gerçek coşkuya... erişebilmiştir." Ingiliz yazar Lesley Blanch İstanbul'a geldi Kültür Servisi Kitaplannda genellikle Doğu dünyasının Batılılar üzerindeki çekiciliği konusunu işleyen Ingiliz yazar Lesley Blanch, geçtiğimiz hafta tstanbul'a geldi. tstanbul'daki Anadolu Medeniyetleri Sergisi'ni ve tarihsel yerleri gezmek amacıyla ülkemize gelen Blanch, bu arada, TürkIngiliz Kültür Derneği'nde onunına verilen bir yemeğe de katıldı. Lesley Blanch, daha sonra tarihsel yerleri görmek üzere Bursa ve Konya'ya gitti. Köpek Yazan: Alberto VasquezFigneroa / Çeviren: tsmail Yerguz / Can Yayınlan / 111 sayfa. lspanya lç Savaşı'nın başlarında dünyaya gelen VasquezFigaeroa, gazeteci kökenli bir edebiyatçı. Destino dergisinin özel muhabiri olarak yeryüzünün dörtte üçünü dolaşmış. tspanya'da çok okunan romanlan, beyaz perdeye de aktarılıyor. tsmail Yerguz'un dilimize çevirdiği "Köpek" adlı bu romanı da 1977 yılında Antonio tsasi tarafından sinemaya uyarlanmış. Filmin başrollerini Jason MiDer ve Lea Massari oynamışlar. Başanlı bir çeviri Burada kaynak metindeki özgün konuşma havasım büyük bir başarıyla koruyan çevirmen Ünal Aytür'den söz etmek gerekir. Gerçi bu çeviriyle ilgili olarak Çağdas Eleştiri dergisinin Mart 1983 saısında ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiye katılanlar Ünal Aytür'ün "iletişimsei çeviri" yöntemiyle Forster'ın dediklerini en açık bir biçimde Türkçe'de karşılayabilecek "sözsd birimler" ve "esdegerler" bulup aktardığını vurguladılar. Ama biz başka bir noktanın altım çizmek istiyoruz. "Roman Sanatı''nın Ünal Aytür tarafından yapılan özenli ve yetkin çevirisi, üniversitelerimizin Batı Dilleri ve Edebiyatlan Bölümleri'nde çalışan öğretim üyelerinin akademik çevre dışında da sorumluluklannı nasıl benimsediklerine gerçekten güzel bir öraek oluşturmaktadır. Çeviriler ve ö z g ü n çahşrnalar Hasbel kader adı geçen çevre içinde bulunduğumuzdan bu noktayı biraz açalım. Yurdumuzun bellibaşlı üniversitelerinde Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümleri var. Bunlann içinde bildiğimiz kadarıyla en eskisi olan eski adıyla Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ingiliz Filolojisi üyeleri tarafından gerek Ingiliz klasiklerinin Türkçe'ye 'vrilmesiyle, gerekse yazın ku.amlan alanında özgün incelemeler kazandınlmasıyla yazınırruza kendi payına duşen en büyük hizmeti vermiş sayılır. Fransız Filolojisinin de eşit değerde hizmetler verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Istanbul'dan Ankara'ya atlarsak, Dil, Tarih, Çoğrafya Fakültesi bünyesinde Ünal ve Necla Aytür'ün klasik ve çağdaş İngilizAmerikan yazınıyla ilgili inceleme ve çevirileriyle ozel bir yere sahip olduklannıgorürüz. Bunun en son kanıtı Ünal Aytür'ün "Roman Sa Limonata Yazan: Mihail Zoşçenko / Türkçesi: Faruk Ünlütürk / 168 sayfa / Milliyet Yayınlan Sovyet edebiyatının en ünlü gülmece yazarlarından biri olan Zoşçenko, 18951958 yıllan arasında yaşadı. Hukuk öğrenimini tamamladıktan sonra, asteğmen rütbesiyle orduya katıldı. Daha sonra, Kızılordu saflarını seçen Zoşçenko, sağlık nedenleriyle 1919 yümda askerlikten aynldı. İlk öykülerini 1921 yılında yayımlamaya başlayan Zoşçenko, Sovyet insanının günlük yaşamını ince bir aJaycılıkla, ama aynı zamanda da huzünle verdi. Ülkesinde çok popüler bir yazarken, 1946 yılında gözden düştü ve Sovyet Yazarlar Birliği'nden çıkanldı. Yazan: JeanPaul Sartre / Çeviren: Alp Tümertekin / 185 sayfa / Ada Yayınlan Pek çok eleştirmenin gözunde Sartre'm en başanlı kitaplarından biri, bazılan içinse en başanlı kitabıdır "Sözcukfcr". özyaşamöyküsünun arkası bir daha hiç gelmeyen bu baslangıcı için şöyle diyor Sartre, Beauvoir'ın "JeanPaul Sartre'la Söyleşiler'inde: "18, 20 yaşlanndayken hep yaşantım üzerine yazmayı düşünürdüm... 'Sözükler'i ilk biçimiyle yazdığımda. istedigim çocukluğu yazmış değildim, sürecek bir kitaba başlamıştım. Sonra birincinin üzerinde çalışarak ikincisini yazdım. İlk kitap gerek kendim ve gerekse çevrem üzerinde çok daha acımasızdı... 1961'deydi sanınm. Yeniden ele aldım, çünkü param kalmamıştı ve Gallimard Yayınevi'nden avans olarak para almıştun... 'Sözcükler' üzerinde çok çalışılmış bir yapıttır, cümleleri yazdıklanm içinde üzerinde en fazla çalışılmış cümlelerdir... Sonra bu kitaba zaman da verdim. Istiyordum ki her cümlede örtülü anlamlar olsun ki bu insanlan şu ya da bu düzeyde etkilesin. Aynca nesneleri, insanlan belli bir biçimde sunmak istiyordum. 'Sözcükler' üzerinde çok çalışılmış bir yapıttır." Sözcükler HAYVANLAR İsmail Gülgeç TARİHTE BUGÜN Mümtaz Ankan 22 Eylül MANDA YÖNETİMINE HAYIR! BU&UN,£lVAS'A6SLEHAM££lKW/QJf>ULUNUU 8AÇKANI, MUSTAtA KEMAL'L£ GÖRÜÇTÜ. SİVA6 k.ON. GR£Sı SIRASINOA 8eUK£yAMEHiKAN MANOASINDAN YANA 60RÜ$l£R,MUSTXFA KEkML VE giR A. VUÇ &A6IMSIZLIK SAI/UNUCUSUMA KAfiŞ/N, GÜÇUj OLMUÇTU. İKİ OTURUbl $ÜB£N mRT/ÇMALA/?, &lft AMERİKAN kOJKULUNUN GD&ÛÇMEYE ÇAĞ&IL UASl KAHARiyi/l SON 8ULA&/LMİÇ7İ.GENERAL HAR80RD BA$KANL1Ğ<NDAKİ KURUtiKONGGBPEN &JRHAFTA SONRA SMAS'A ULAÇTI. MUSTAfA KEMAL GENEBAUE GÖRÜŞBIZEK, 8//? YABANO ULKENİN, TÜRKİYE'NİN İÇ I?LEZ/N£ KARIŞMASINA JZİN VEHMIYEC£ĞİHİ, MANOA YÖNETıuİNİNİSE SÖZ KONUSU BİL£ OLAM/YACA6/HI SĞYL£Oİ.'<ueUL 6ERİSİN GERİYB BLİ gOŞ OÖN£C£Kr/... Halikamas Balıkçısı'nın yazdan / Bütün Eserleri 13 / Bilgi Yayınevi / 211 sayfa. On yıl önce yitirdiğimiz Balıkçı'nın tüm yapıtlannı okurlara kazandırma uğraşı içindeki Bilgi Yayınevi'nin bu diziden çıkardığı son kitap, Balıkçı'nın önceki kitaplanna girmemiş yazılarından oluşan bir derleme niteliğinde. Yazılan Şadan Gökovalı derlemiş. Halikarnas Balıkcısı'mn kendi eliyle çizdiği desenler de "Sonsuzluk Sessiz Büyür"e ayn bir değer kazandınyor. Kitapta büyükçe bir yer tutan ilk yazı "Eski îzmir" başlığıru taşıyor. "Eski Izmir", 1950'ue Demokrat İzmir gazetesinde fotoğraflar ve Balıkçı'nın çizdiği resimler eşliğinde yayımlanmış. İzmir kentinin tarihi konusunda en özgün yazılardan biri olduğu açık. "Büyük Kukuriko" yazısı ise, gene Gökovah'nın verdiği bilgiye göre, 1948'de Her Sabah gazetesinde yayımlanmış. Kitabm "öteden Beriden" başlıklı son bölümünde de, Halikarnas Balıkçısı'nın kimi gazete ve dergilerde çıkan yazılan ve konuşmalanndan bir seçki yer alıyor. Sonsuzluk Sessiz Büyür Katharina Blum'un Çiğnenen Onnru Yazan: Heinrich Böll / Çeviren: Ahmet Cemal / Alan Yayıncılık Çağdaş Edebiyat Dizisi / 112 sayfa. 1972 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Heinrich Böll'ün Ahmet Cemal tarafından Almanca aslından dilimize kazandırılan "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru" adlı yapıtı, çok farklı bir toplumda yaşamamıza karşın, ülkemizde kimi gazetelerde hemen her gün bir örneğine tanık olduğumuz "sıradan" bir olayı tüm trajik boyutlarıyla, ama toplum yapısının bütününe yöneltilmiş ironik taşlamalarla gözler önüne seriyor. Tüm bilinen mekanizmaların işlemesi sonucu bir "kurban" olarak öne çıkarılan Katharina Blum'un "çiğnenen onuru", toplumda sonuna kadar savunulması gereken "bireyin onunı"nu simgeliyor belki de. "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru", temelde taşıdığı insancıl mesajın yanı sıra, belki onun kadar önemli bir de eleştiri getiriyor günlük basına. Bu yanıyla, her gazetecinin okuması gereken bir kitap "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru." Satranç Dersleri tlhami Çiçek'in şiirieri / Edebiyat Dergisi Yayınlan / 61 sayfa. llhami Çiçek, genç yaşında canma kıymış bir ozan. Yalnızca şiir geleneğimizin biçimlerinden değil, geleneksel düşüncenin içeriğinden de yola çıkarak günümüzün şiir yapısı içinde çağımınn çatışma ve çelişmelerini, bunalırn ve açmazlannı ince bir duyarlıhkla yansıtan bir ozan tlhami Çiçek. "Satranç Dersleri'nde, "...çapraz özgürlüklerinde filler / Acdardan yapümıs bir alanda / Ne zaman ki esrirler / Yazsak defterlere sığar mıydı / Şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu / Yerine göre piyon da bir tufandır / İçinde hep bir vezir sürekli mahzun / Düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun / Günbatımlarını çağnştınr..." gibi dizeler, gerçekten iyi bir genç ozanı yitirmiş olmanın burukluğunu da duyuruyor okuyana. 50 YIL ÖNCE Cumhuriyet tsmet Paşa'nın Beyanatı Sofya 21 (Sureti mahsusada gönderdiğimiz muhabirimizden) Başvekil Ismet Paşa Hz. bugün Hariciye nezaretinden Türk elçiliğine dönünce kendilerini bekleyen Bulgar ve ecnebi gazetecileri tarafından karşılanmıştır. Başvekilimiz adetlerı otuza varan matbuat mumessıllerinden evvela Bulgar gazetecilerini kabul buyurmuşlar, şu beyanatta bulunmuşlardır "Bulgar matbuatını selamlamakla bahtiyarım. Milletlerimiz arasmdaki dostane münesabatın takviyesi milletimizin samimi arzusudur. Bulgar milletinin de aynı arzuda olduğuna kaniiz. Bulgar matbuatı bu dostluğun inkışafında mühim vazifeler almıştır. Biz buna ehemmıyetle dikkat ettik. Yüksek devlet adamlarımzla iki memleketi alakadar eden işleri dostane bir hava içinde konuşmakta devam ediyoruz. Bunlardan henüz netice almmamasının sebebi misafirperverliğınizın 22 Eylül 1933 bizi mutehassis eden tezahurat içinde devamlı surette meşgul olmaya vakit bırakmamasıdır. Her halde iyi neticelere varılacağına inanmak lazım getir. Ayrılmadan evvel tekrar konuşuruz," Başvekilimizin nezdine Bulgar gazeteciler ile birlikte dahil olan Yunan Ajansının mümessili Bulgar matbuatımn neşriyatı hakkmdaki intibalannı sorunca tsmet Paşa Hz. demışlerdir kL "Bulgar matbuatı arzu ederse iki memleket arasmdaki dostluğu takviye vazifesini ifa edecektir." Bulgar ve ecnebi 19331983 gazetecher gittikten sonra Ismet Paşa Hz. beni de huzurlarına kabul buyurmak lütfunda bulundular. Bu akşam MiLLET tiyatrosunra NAŞİT BEY aJ:* an (NAMUS) I y. Ka. to KLÜcÜ) Varycte Solo
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog