Bugünden 1930'a 5,498,767 adet makale



Katalog


«
»

!2 EYLÜL 1982 Korhan GÜMÜŞ Çoğonluk/tan/azınlığa. ir buyük fabrikanın ure ınin denetlendiğı «kontodası»ndayız. Daha odaiçine girer girmez değibir atmosfer karsüiyor [: Fabrikanın içindeki ma a uğultularından, tozdan, •ültüden eser yok içeride. niş bir açıyı görmeyl sağ an tümüyle saydam bir meyle aynlmış üretim bö nünden. Fabrikanın içinaçıktan giden kablolar. rular, tnenfezler yerine rada hersey bir gösterişli buk içine yerlestirilmis, nca yerier duvardan dura haü, duvarlar ve tan hazır panolarla kaplı. ı oda fabrikarun uretim lümünde yeralmasına rağ 9n ondan bir ayncalığı cn oda fabrikanın üretimi n planlandığı idare bölüüyle, doğrudan doğnıya •etimin gerçeklestigi imat bölütnleri arasında bir jprü işlevi göruyor. Odarun içinde bir kisi ma i benzeri üieri düğmelerle 3lu bir şeyin önünde oturIUŞ. fabrikanın çeşitli ürem bölümlerini yakından österen bir dizi küçük TV kranı. onlara bakıyor. Aam kafasını azıcık çevlrişj istediği yeri görüyor. Bu& karşılık önüne bir mikro on yerleştirilmiş. düğmeye lasmakla sesini istediği ye» ulaştınyor. Kısacası alam başını azıcık cevirmey e gözleri, bir düğmeye basnakla sesi fabrikanın içinde rilometrelerce «koşuyor». kdamın gözü. istediği zaman istediği yerde, adamın sesi istediği zaman istediği yerde. Daha doğrusu, kendi si karar verdiğtne göre, ada mın gözu «heryerde, adaının sesi «heryerde». Böylece bir tek kişi, neredeyse ışçi KÖLTÖR YAŞAM r Cumhuriyet 5 ınsanlar ve sanat Eşine az rastlanır eğitim ustası: Alain dır.» Kendi kendıme, «Uunam» Bir öğretmenin kişiliği ve öğretim üslubu, dedim, «v»m»k istediği yere bilgisinden daha önemlidir. Çünkii öğrenciye geldi.» Ama o &sa bır aessızlıgin ardından konuşmasını düşünmeyi sevdirmek bu kişiliğe baghdır. fırüürdu: «Sabahlan insan gönülden anarşisttir. Geee otAlain'in her düşünceden öğrencisi olmuştu. O d'. mu yasaları MTerd Bu oanlı, önceden kestirilekendisi de bütiin bu düşÜBcelere saygı gostemeyea oyunun, beden eğitim; rirdi. Onunla ayıu görüsleri paylaşmayan öğ âeıslerinin baş:ndai: kaslaıı ısıtmaj'a yönelik İTareketlere rencileri de ondan yararlandılar. t, lıseoin çanmın çalmay baslayan beş riakikalık bir kısa teneffüs vardı. Bu sesi duyar duymaz Alain cümlesuıi yarıda kesti. «Gidin!» dedi. «TntkoİMU saati gehli çattı.> Bu davraaışı beni şaşırtmışts, baa ögrencüere d« ters geliyordu. Bunu 'bir gun kendifcine soyledim. «Ne konu. ne de benzedıgim çabucak anladım. fikir tükcnir», dedi. «Çan seDınliyorduk, çok dinliyordulc slndea sonr» da devam ederAlam'in derslerinde ve a2 ko senı, ne zamau susa.run. Çan nuşuyorduk. «ÖfTetmen konu çaldı, ders bitti. Biz düşüameşur, öğrenci dinler», daye yaz yi öğrenıaek için buıad»>ız, mıştı. önce 'oozulmuş, ama kı bir takun (ikirlerin listesini ia siırede, ber meslekte oldugu (îkarmak için değil.» gibı öğretlmde 6e herkeein yeAlain sınıfta ders verirken rım bılmesı gerektığım ania deneüenmeyı alr gün bile kabul rruştım. Belli, sınırlı konuiar etmedi, bir felseü. metin olada söz alıyorduk: Bir metni ralc Kuısal Kitap'dan orospuluokumak, bir sözcüğti tammla ğuıı ah)g>j«ai ve toplumsai soınai gıbı. Tarüşma yokra, ge nugianaa kadar, dilediği konuvezelik yoktu. yu diledıği gibi işledi. ÜsUerıİkitıci demtniz psikolojiydı. nin bğütlertoe, serzenişlerine, Bazuan, ozellüüe de yeniler bujTuXlanna ajdırmaâan va işıyazıyorlardı. «Not almajin». nı yitirme pabasına. Alaın'in lise yönennuni de dedi. «tnsanı aptallaştınr.» Gui dük. Ekledi: «Dinlejin. Botün kararlı biçimde görmezden gegücnnüzle dinleyin. Yorgunluk lişmı, kaçınılmaz bir Toelâ olaçöker dc btkyemezseniı der ralc görüşünü de sevdnn. Avlu»i btrokın, budalalar gibi başı yu geçerken ne mütiüru, ne nızı sailayürak yarım kulak dln dısipîin sorumlusvmu selamlarüi. «Sizler ve ben mükemleyeceğinize hiv dinleraeyirij 1 Ekun 1930 günü bir başka mel olsaydık onlardan vazg«saşırtıcı olay beni belüiyordu. çerdik», derdi. «Bu eksikliklçİki saat süren her dersin ar ritnizin kanıtlaruıa nedec sapka çık»raynn? Ben poUsleri Aa seiamlanum, onlaıa k»tl»nınm.» Olünceye liadar, Alain, «ka»« şıbğı iktidaıa gösteruen hoşgörüyle ödendiği için. ödül ve nişan gibi şeyleri kabul etmedi. Alain'in okuiu, yureüüıgm ve umudun okuluydu. Ve da muUuluğun. «Çilekte çUek tadı olduğu gibi, yaşamda da matluluk tadı vardın, diye yaa mışu. Sonraian yaşamın daha acı da olabUecegiru öğrendım. Ama Alain bizi, ce deali belirsiz ve gteemli olurs» olsun, tek dogrulanışı mutluluğu kovalamak olan bir yaşamın derin taduu aramaya iüj'ordu. Alain mandırmak da isteuıeadi, bu daktrınle twg)a.m»k da. Iterkesin ınancıaa buyut saygı duyardı. Bu radikal sosyalıstin, bu Tann tanımaz kişinin dıacaUı ögrencilen araeında. katolikler, komünisUer, marksısUer, kuşkucular, pek az d» radikttl sosyalist egilimlüer vardı. Uç ayda bir yapılan fcompoz:syon sınavlarının ilkindB, Alaın'in gorevini ne biçun gör» auğüau anladun. Bize bir §*• at buatoyor, baaları da bundan yakınaralt bıtırme sınavm» da. alu saat \erUdigini söylüyorlardı. «EvinUde de ya^Wleceğinis böyle bir işe banca saman ayırmak nlçiu?» dıyordu Alain. «Burada söz konosa olan sizi stralamak, aranada bir yanşnıa yapmak. Altı n> stin sonunda birinci gelen, beş, döıt, iki, bir sa»tt< de blrinct geur. Cstellk biz da.şünc«LnJn ve reflekslerin hnlüığını, n»> tauğı ödüllendiriyoruı.» Koauyu hemen kara tahtaya yazznıstı: «Lmge ve FUdr* Sıralar arasında dolaşıyor, omuziann üzerinden okuyordu. Bana yaklastı, tazla yazdjgunı görünce hemen dolma kaletni eümden kaptt ve henüz boş olan üçuncti saytanın ortasına bir nokta kondurdu. «Bnrsda hittıecekslniz.» Kendisi de. uzunlugu degişmez olan (arkaU, önlu ikı mektup savfası) konuşmalar'ında böyle yapardı. Uuncı saylayı hıç çevirmedi. Katollk, sağcı. geleceğin Fran sız Akademisi üyesi ve Alain'ın öğrencisi Henrı Massis, Konuşmalar'a j'azdogı önsozde onıı şöyle tamtıyordu: «İşte siıe, sevinç içinde, özgürce, yüreğinizin ve kafanuuı olanca ajdın hğıyla yaşamayi, anlamayi öğ> retecek; sizden hiçbir şey at* mayacak, ama karşıhk beklemeksizin kendinixi bolmanıza yardım pdecfk birl. Bunu büyiik bir rahaüıkla söylnyoram, çünkü onunla bir tek tikinle bile birleşnüş defills. Aıua ben ona neler borçla oldağumn çok iyi blUyonım.» Hangi öğretmen bundan güzel amlabiür? Aydm EMEÇ Ne vatandaşlar, ne de talebeler, hayati ve kâlnatt müdürlerinin gözüyle görmeye mecbur olmamalıdır. Bu mecburiyet insanlan rnhi bir esarete duçar eden âmillerdendir. Gözetleme gösteri Kameranın iki kullanunı var! Ya bir kişi onunla herkesi seyrediyor, ya da herkes onunla bir kişiyi seyrediyor. Birincisi otoriter bir topluma uygun; ikincisi ise çağdaş tüketim toplumuna. sayısı kadar göze agıza »e beyne sahip oluyor. Buna karşüık işçinin gözu bir yerde: üretimın mekansal organizasyonu içinde çok sınırh bir yerde. Görün tüsü, öteki gözetlenenler gibi bir kuçük TV kutusunun içinde. O seçemiyor kendi görüntüsünü verebileceğı za manı, ama kamera sürekli ona dönük, gözetleyen kişi seçebiliyor görmek istediği anı. Peki kontrol odasındaki adamın gucü nereden gelıyor? Şüfchesiz öyle sıradan bir kişi değil. ama kendi ba şma böyle bir güce sahıp olabılir mi bıraz düşünelim. Fabrikanın idare bölümünde üretimın tasanmı. planlanması yapıhyor, kontrol odasındaki kişi bunu uvgula tıyor. Omeğin ürun birçok parçadan oluşuyorsa. hangi bölumün hangi parçadan kaç tane uretecegi planlanıyor ve işcı yaptığı şeyin hiç farkında olmadan. parçalan prese sokuyor, çıkanyor. Böylece evımizde kullandığımız herhangi bir nesnenin biçimi. rengi v.b üzerinde tasanmcılar kâğıt üze rinde tartışadursun. üreten kişi. kendt kendisiyle yüzyü ze bile olsa ne oldugunun bilgisine ulaşması imkansız. Demek ki ürünle yuzyOze ilişki kuran kişi omın bügisine ne kadar tızaksa. urunün kendisine ozak olan kisi de bilgisine o kadar yakın. 2. Azinbk/tan/çogunluga Televizyon kamerası bır çoğunluğu bir azınlığa gösterdiği zaman. elbette denet leyecegi zamanı seçme bakkmı ekrana bakana bırakıyor. Bunun ftzellikle kalabalık yerlerdeki denetim (top lu ulaşım yerlert vb.l Ue benzer bir tarafı •var. amac herkesi her an denetlemek degil. ama öyle bir an denet lemek ki. seçme işlevi denetleyiciye kalsın ve böyiece çoğunlugun denetimi her an olsun. Şimdi kameranın bir başka kuUanımına. geçelim, Bu defa, bir azınlıgoı bir çogunluk tarafından gözlenme si olayı üzerinde biraz dura lım: burada farklı bir kullanım çıkıyor karşımıza: gö rüntusünü sunan kişi seçebiliyor zamanım ve söyleyeceğini. Izleyenlerin ise sahte bir seçme olanağı var: açma veya kapama «hakkı». Böylece bir aânlık birebir kurulan iliskilerin yerini a;İyor. Orneğia bizimle aynı ' şehtrde oturan bir yakmımt nn belld o gun ne giydiğini. ne söylediğini, ne yedigini bilemezken. bir Diana'mn ne giydiğini. ne yedigini bilebiliyoruz. TV basın v.b. bazı kişileri ne kadar kolay «ulaşılabilir» talıyorsa o kisiler kisisel ilişkilerimizde o kadar ulaşılmaz hale geliyorlar. ber gun ne yaptıklaruu. aile ya şantılannı, başkalanyla Uiş kilerini, bir tanıdığımızdan. çok daha fazla biliyoruz bel ki ama, o kişiler büindikçe bilinmezleşiyorlar. seçkinleşiyorlar, (bazı sahte dunım lar dışında) karsılıkh ilişki kurabilecegüniz insanlar olmaktan çıkıyorlar. Bu söylediğim sanat. sanatçüar politika, politlkacılar için geçerli oldugu kadar bilim, bilimadamlan için de geçer li olabiliyor: ömegin bir C. Barnard kalp ameliyatlanndan çok «özel. yasantısı ile merak konusu oluyor. 3. tktidarm «göz«ü ve •yüz»ü Michel Foucaut'nun mekansal organizasyonlan temelinde eski toplumlar He çagdas toplumlar arasında kurdugu karsıtlık biliniyor. N. H. Julius'un gözlemlerine dayanarak Foucault ikı tip toplum ayırdetmeyi önerir» «gösteri toplumu». yani az sayıda insanın veya nesnenin bir çogunluk tarafından gözlemlenebildigi toplumla, «panorama toplumu». yani «tersine bir durumun gerçekleştiğı. az sayıda insana. hatta tek bir insana. çoğunlugun anlık gözlenme si olanağının gerçekleştiği* çağdaş toplum. Ben bu iki karşıt durumun. yalnızca tarihsel olarak değil, özellikle insan düşüncesinin iki ayn kutbu gibi gözüken bilim ile sanat ayrımı için eşzamanlı olarak da geçerli olduğunu düşünuyorum: gösteri: azınlık/tan çoğunluğa: sanat politika. gözetleme: çogunluk/tan'azınhğa: bilim politika. Diyebllirün ki. ıktidann «göz»ü bilim tnesnesı toplumsal bilimlerın «ınsan»ını yaratan teknikler, pratikler ve ona bağh kuramlar) ise Iktidann «yüz»ü (kendini gösterdigi yerier, kürsuler, sahneler, ekranlar, yayuüar) sanat oluyor. Politika ise, bu ikisi arasuıda bir yerde kalıyor gibi geliyor bana. bir yandan kitleleri gözetleme, öte yandan kendini gosterme, birincisi denetliyor ikincisi seçkinleştiriyor ve böylece bu Udsi polit&acı kimliğinde birleşiyor. seçkin leştirdikçe denetim gücu ar Roger GOUZE LAİN, bır daha çı&mamak üzere yaşamımiı gırdiğınde on sekia yaşmdaydım. Sınıfa girdiğınde eliyle bir işaret yaptı. paltosımu, şapkasım, atkısu.ı astı ve bize döndti. 1930 yüı ekim ayının bu ilk sabaîu, dur du, kursUnUn arkasındaki duvan boydan boya kaplayan kara tahtayı seyretti. Bazı ögrenciler, dersten önce, sınıla gırer girmez yorumlayacagı cümleler yaznuşlardı. Alaın'in ö?retrnenllgi. derslerinde releditı ybntem ve d\izenı hiç açıklamadıgı halde, bazı geienefeleıe daysnıyordu. Oyunun teurallarrm sıruîta kalarüar yer.: gelenlere aktanrlardı. O pedagojiye bir dakika blle ayırmazdı. Hemen uygulaınaya geçerdi, A zanaatkârlar gıbı. Yüksek sesle okudu: «Her tn «an toplnmu bir ekonomik <;ereklilik üzerine knrnlur. Kari «Caaım» dedi, «çıplak ya.şayan, meyve yiyerek beslenen, yine de papazı, pollsi, askeri, hiyerarşisi olan topluloklar da var. Ekonomik gerekliliği prk anlayamıyorum. Hayır, ba insanlann ilk gereksİDdiklerl eko Domi değil. Buna karşıuk, uyktdannda, virtıcı bayvsnlara da, komşulanna da kolaycaı yem olabileceklerini biliyorlar. Bu yiizdçn, içlerinden bazı lan gihenUği sağtama^ı ustleniyor.. Koauşmasını, daha chjğııısu hazırlıksız, o ankı keyiır.e gore yüksek sesle duşücmesıni izliyordum. Btrden konuyu şu cümleyle toparladı: »Toplum açhktan önce korkunnn kızi Bilgi sayacı olarak 'Test, yöntemi Test, bilgiyi yabaız sınamanın değil, edinmenin de yöntemi haline geldi. Oysa bu yöntem, bilgiyi mekanikleştirir ve düşünce sentezine imkân vermez. Kapitalizm çağında her şey bir piyasa değerine sahip olduğu ya da uygun koşullar oluşunca böyle bir de ğere sahlp olabileceti için, kolay alınıp satılabllmek üzere kolay ölçülebillr de olması gereklyor. Kiml nesneler metreyle, kimi nesneler kiloyla vb. biçimlerde ölçülebilmeli ki, ölçüsüne göre fiyatı konsun, satışında bir güçlük, bir anlaşmazlık çıkmasın. Bazı nesnelerde bu ölçüleri bulmak. hiç değilse çok kesin ölçütlere bağlamak daha güç. Sözgelişi bir kotrntu kiraya verir ya da satarken, metre karesi. yapun malzemesi kadar manzarası da liyatı etkileyen bir etmen oldu. Şimdl, man zarayı nasıl ölçerslnlz? Bu gibi durumlarda bir tür «itiban» ölçüye başvurmak gerek herhalde. Bir niceüğe dönustürüp ölçülebillr bale geürümesi güç olan nesnelerden birl de «bilgi»dir. Ama çagın ruhu bu alanda da bazı ölçüler bulmakta gecikmedi (omeğin. «bilgi küpü» olması gereken ansiklopediler bizde bile metreyls satılmaya başlandı). «Test» denllen olay iüt nerede icad edil dl bilmiyorum ama herhalde en çok Amerika'da olgun laştırüdı. Testin anlamı, kısaca, bilgiyi ölçmektir. Bir adamın bilgisini testle ölçecek ve adamın flyatını bu na göre biçeceksenlz, o zaman adama daha baştan. bu ölçüye uyacak bir bilgl vermeniz gerekiyor. Dolayısıyla «test» günümüzde yalnız bilgiyi sınamanın degil. aynı zamanda bilgilendirmenin de yöntemi oldu. Televizyondakl «bilgi yanşmalam yenl bilgl çeşldtni toplumda da meşrulaştıran, bu tür bilgi sahibini yu celten bir oyun. Oyun ama kendisi de bir eğitim sanki: Bılginin n3sü olması ge rektiğini öğrettyor. Soru: hayatının sonuna doğru sağır olmuş. dokuz senfonisiyle ünlü bcst«ci kimdir1? Cevap: Beethoven. îşte bilgi, l§te kültür. Bu test yöntemi ülkemize de iyice yerleşti. Eğitim sisteminde en hayati sonın ha line gelen, bir üstteki öğretim basamağma geçme İşi artık testlerle yurütülüyor ( o kadar çok tnsana baska türlüsü de pek düşünülemez yaV Bu testlerde sonılan aynntının ayrıntısı bügileri görünce şaşmamak el de değiL Hattâ düştaülebilir ki, ötrenctlertaiz son dbnemde çok lyi, çok bilgi11 yetiştyor. Oysa üniversltede onaltı yıl ders vermiş biri olarak bunun tersini gördüm hep. Teste yönelik bilgilendlrme «eıber>i teşviS ediyor (medreseden beri suren ezber alışkanüğı). Kafadail dağınık bilgi istlfinden aranan parçayı çekip çıkarmaya da yanau bir yöntem bu. Oysa ansiklopediler varben, hele şlmdi bilgisayarla bilgl stoklamak kolaylaşmışken. İnsan kafasında böyle bir ambar yaratmanın, hiçbir gereği kalmadı. Gerekli olan, İnsanın, ellnin altındaki bilgi verilerini lyl değerlendlrerek düşünce sentezlerine varabilmesl. Oysa bunun eğitimini yapmii'oruz öğretimm hiçbir aşamasında. Bir yazılıda üniversite öğrenclstnln kendi özgün düşünce sentezlni kurması bir yana, kendisine belletUenleri bile düzgün bir dille ve bir mantık sırası içinde aktarmasmı bek lemek aşın bir iyimserlik. Kaldı ki, test yöntemini göklere çıkaran Amerika'da da bu iş, genel geçer bir eğitim görenler düzeylnde geçerlidir. Gerçek eğitim düzeyini belirleyecek olan, dok toradır: Yani. özgün sentez. Aynca, doktorayı hangi üniversitede, kiminle yap tıgı da önemlidir. ~ "" Ama «test», Türtdye'nin yeni eğitim «felsefesi>ne çok uygun. Toplumsaî bilim lerde «müfredat» uygulamayı düşünebilen bir YÖK. öğrenclden herhalde özgün sentez yapmasını değil, önü ne konan alternatlflerden resml görüşe uygun olam seçme becerislni befcllyor. Kadri bilinmemis klasikler MaVırattı Osmanlı Eğitimi Tanzmıat devnnde, 1863 yıl^ıfla, r»rül lünunda (yani universıteda) u& kez «Tatoiat Bilgisi» derslen venlreeye baştannu». Onbeşmci yüzyuda Fatih. medresed» GaıaU. ünan veakll üımtero karsınakil ılimiere dayalı t>ır eğitimitercoh.euiğinden beri Turkiye'cte ciddi bır biçimde doğa biumleri öğretilmemişti. Dolayıs:yla, çagın yasan Şınasi de üniversıtedekı bu yeniliği sennçle karşüıyor. Gelgelelim, bUtün bir toplum bu bilim alanında yüzyıllarca boylesin» aç kalınca, dersi verecek Jrfşi nereden bulunur? Sozkunusu durumda büyUklerinuz Iagiltere'den filan hoca getırmeye kalkmamış, yerli hoca ile yetinmeye karar vermiş; b<r;lece, Şinasrtun yansından yeni astronomi hocasmm Mm oldufunu ötrenıyoruz: Müneccimba^ı fazilstlu Osman Saib Elendi Hazretlen. Ha «astronomi», ha «astroloji», arada o kadar da büyük iark yok nasıl ul&a. İşte bugünkü «bilim» anlayışımızm tanlıi kökenleri. M A u 5 Ziya GÖKALP / Kızlarımla mahrem konuşma Bu klasiğimızin yayınüanma tarihi oldukça yakuv. 1961de Istanbul'da yayunlanmış. Yazar adını saoki yarı gizlemiş. O.B. Kayı. Ve zaten onsözde de bir yan gizhük göze çarpıyor *Kadınhga cıt bır mevzuda, sizinle yüz yuze geiip konuşmaga bou hi~ eabi konular manı olduğu içındir ki. nasihatlerimi yazı ile bildirmeye mecburfeotoım.Bu yaunm. erkek elıne geçmesi dogru değüdır. Cizlı kalmati tdzım gelen bir muhtevası vordır.» Kızlara da »(V) üe (B)* diye hitap edılmesı gızliliğl artınyor. Şüpbesiz «feodmlıte» dünyaaa çok »mahrem' bir şey, bir gizlilik ayini olması gerekiyor. Ve yazar, ismi mahfuz kızlanna nasihaüerini şu paragrafla başlatıyon *Bir genç kıza yakışan safiyet ve masumiyetle (Nerde o saf ve masum genç kızlar şimdi), nezahet ve nezahatle. fıkrl ve nıtıi mcelikle yetişrrvetete oîduğunuz bir sırada. cemıyetimizin esasını ve temellerini kuran mukaddes anaUfe vazifesi, birgun habersitce gelio sizi de bulaeaktır elbette • Evet, safiyet, masumiyet filan hepsl yortnde, ama bu kutsal vazifenin insanian o kadar da tıabersizce gelip bulduğunu düşünemiyoruz; biç degilse Meryem Ana'dan beri isitilmedi. Anlaşüıyor ki kitabın amaa, genç kızlara evlllik hakkında değerli (ve •mahrem tutulnuro» gereken) bilgiler vermek. Bir yuvanın yıkümasını enaelleyecek bilgiler bunlar (yııvayı yapmak gibi ner AUahın günü korumak da disi Irusun işi): »Erkeğin hayatında bu derece mühim mevkii olan kadm, bu mevkii hangi hareketlerle yıkar ve gözden nasıl düşer? Erheğin gözü dışanya nasıl mrkar? Ve ailede vahdet nasıl yıfeıUr?» Gerçekten, erkeğin gozu nasü dışanya sarkar? Acaba kansından esasü bir yumruk yedigi zaman mı? Bu hıısus bir yana, gözden dusmeme yolunda bütun çabalann kadından gelmesl gerektigi anlaşüıyor. Erkegin işi oldukça kolay: «Size nasip olacah erkekte sccıyestzlikten gayri fizikî bir kusur olursa eğer, bunlan os 1a ve asla hiçblr zaman görmiyeceksiniz,» «Seciye» yl tutturdu mu oluyor erkeğin İşi. Kadın ise sabah akşam kendini beğendirmek zorunda, Erkeklerde *fizik* pek önemli degil; kadınlarda ise. nasihatlertn •manevU görunüşüne raçmen, kandi fizigini hoş tutma çabası bir numaralı gorev. Örnegin temlzlik: «cfcyı gibi içini de ytkaytp tahareüemiş kadın, elbet ki her zaman ve her yerde bat tacıdır, Bundan ilkin, kadının sözçelişi midetini mi yıkatacağını merak ediyorsak da, sonradan kastedilenin herkeein lyiliğinl istemek oldugu anla»ılıyor. iyi VAUAHİ O ZAMAKJ OKUL C VER... BANAARM VER OKULUNAGIT.. KİMKİME DUMDUMA ^ e Öğrçünendır.. I Birlikte güzel gunieri Onunla okul stnalonnddnıiı otmu^lu Ofea 1EMEK Behic AK MI?/ 9/ mm bir var. Devriim, a ba& yap bokilm nQ2İa okumab halktan l •İ i
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog