Bugünden 1930'a 5,446,863 adet makale



Katalog


«
»

Cumhuriyet 8 23 AĞUSTOS 1982 Yabancı cok olduğundan Berlinliler konut yaptırmıyor 1ILIN sporcusunu, yılm en guzel kızını, I bu yıl Oscar'ı, Nobel'i kimlerin aldığı nı, dolardaki değişmeyi ya da değişmemeyi, ne zaman hangı uçakların nerelere ka Cnldığmı listede en uzun süre kalan pop müzik parîasının adını, yılm düğününü (Pardon bunu biliyorum galiba). şıp diye biliverecek biri değilim. Ancak insanlann ortalama yansımn erkek olmadığını ve bu yarımn da büyük çogunluğunun •çalışmayan kadınlar oldufcunu akla getirirsek: işte bu büyük çoğunluktan ber hangi bîrinin, iki çocuklu birinin yakın ve uzak cevresindek! olaylar üzerine yorumlan nelermiş bakalım. Siz bilirsiniz elbette; bakma yabilirsiniz de.. Y Birev kadınının Almanyada men ayakta yalnız bırakılışımı, bahşiş bekleven hemşirelerımizi, nöbet değişikliği yüzünden bahşiş alamamış hemşirelerden gördüğüm antipatiyi, tüm yorgunluğuma rağmen doğar doğma^ bebeği sorumluluğuma bırakmalarını. bir gece ^nce bel fıtığmdan ameliyat olmuş bir hasta için konan çarşafın altındaki boydan boya tahtanın sabaha ka^ar bana batışını yeniden yeniden anımsayıp o an içinde yaşadığım tertemizliği, rahatı ve o şefkatli bakımi se vinçle karşıladım. Haftalık pazara çıktiğtmızda güleç insanlar gördüm ilkin. Türkiye'deki inKanlarımm ağlamacıklı yüz lerini anımsamıştım. Oysa, buradaki pazarda herkesin keyfi yerindeydi. Önceleri yirmidört saat ke silmeyen elektriği, akan suyu, yanan kalorifen olağanüstü buldum. Ve yok. yoktu. Hem de nasıl. Herşey sebil gıbı. Dükkânlar, büyük mağazalar alıştıgımız frekansın dışında bir frekansla. ama anlaşılır biçimde «alın», alın» divordu. Birkaç ay sonra, ilk şaşkmlıgım geçınce; bu <alın>, alın»lann arkasındon «Evinizde var wıı bundan? Atın onıı. Yenlsini alın. Bir daha alın..» cümlesinî de duyar gibi oldum. Evimde bittiğinde. yenisi ya çok pahalanır, ya da karaborsaya düşer kaygısıyla günlük gereksinmemizden çoğunu alıp saklama alışkan hğı edinmişken birden, *N'olur alın» diye adeta havktran b i r carşı, bir televizyon yayım beni de etkilemedi dersem yalan olur. Ama bir kac av sonra iste; «Evinîzdekini atın yenisini alın, alm canım. Alm iştes fabrikalarımız iflas etmesîn, düzenimiz de bozulmasın» sö?lerini onlar açıktan söylemeseler de, ben farkettim. ÖNCELERİ 24 SAAT KESİLMEYEN ELEKTRfĞl, AKAN SUYU OLAĞANÜSTÜ BULDUM.YOKYOKTU. DÜKKÂNLAR, BÜYÜK MAĞAZALAR «ALIN, ALIN» DİYORDU. SONRA BU «ALIN, ALIN»LARIN ARKASINDAN «ATIN ONU, /ENİSİNİ ALIN», CÜMLESİNİ DEDUYARGİBİOLDUM. gözlerı buyümuş olarak «Si zin Dışisleriniz, konsolosluğu nuz falan, hiç arka çıkmaz mı böylesi durumlarda?» i>;ışkınlıgını belırtıyordu Ovsa; kaçak olarak da çahşmış, bu yolda adeta pişmiş yurttaşım sakindı. «Kaçak çalışırken polisp yakalantlım. Tşverenim polise epey para ödedi. Bana da o güne kadar birikmiş 900 mark borcu vardı. Polis, işverenimin bana bu parayi hemen güclük çıkarmayıp vermesi gerektiğini ve benim de hemen yurduma dönmemi söy lemişti. Eger işverenim 900 markunı ödemek istemezse polis ondan alacaktı, işverenimin evine gittim, hanımı onun evde olmadığını söyledi. Bir hafta aradım. Yok olmuştu. Ben Almanya'yı terk etmediğim Için polisten yardım isteyemedim. Ve benim AMERİKA'DA NE OLUP BİTİYORSA, MlLlM MİLİM ONLARLA SEVİNİP, ÜZÜLEREK YAŞIYORUZ. İRAN'DAN AMERİKAN TUTSAKLAR ÖZGÜRLÜĞE HOŞGELDİLER. GÜNLERCE. GÜNDE BİRKAÇ KEZ SEYRETTİK. OLAYLARl AMERİKA'U GİBİ YAŞADIK ALMAN TELEVJZYONUNDA len îse harcamayı enselleyıp ve harcamayla sürecek du/e ne avmrı davranmış o'dular. Ben f) r ev kadınıvım. vani çalışmıyorum. yam pöra kazanmıyorum. ben bu konııyu bövle yorumladım Ya nılmıs olabilırim bağıslayın. Henüz yıl'n baslanndayız. Amerika'da ne olup bitiyorsa; milim milim onlarla sevinip üzülerek yaşıyoruz. Jran'dan Amerikan tutsaklar dzgürlüğe hosgeldiler. Günlerce, günde birkaç kez sev rettik. Reagan'm seçilişini ve and törenini neredeyse birer Amerikalı gibi. hatta belki de daha da Amerikalı gibi yaşadık Alman Tetevizyonunda. Ay aman suikast oldu. Vah, vah.. Neyse, meyse şükür geçmiş olsun. Eşim Giessen Üniversitesi'ne «Konuk Profesör» olarak çağınlmıştı. Almanya'va ayak bastığımız ilk gün!er, yemek, ısmmak, uyumalc Blbi vazgeçilmez yaşamsal gereksinmelerimizi karşılamak jçin çabalamakla geçU. Ve daha sonra oturma îznl, çalışma izni, sigorta falan; alıştığımız abşamadınuz veya alışamadığımiz onca bürakratik oyalanmalar belki de gerekler için geçti. Almanya'ya karnımda götürdüğüm ikinci çocuğumu tertemiz, sıcacık bir has tanede güven içinde dünyaya getirdim. îlk çocuğumun doğumu sırasında çektiğim onca eziyeti ve savaştığım onca. kiri, onca kayıtsızlı&ı. fcabul sırasmda işlemler bitinceye kadar sancıma ra£ lara benzeyen bıçımlerle ra hatstz yaşanıayı terbiyelılık sayan ahiâk kuralları geçer hlığını vıtirmış durumda. Ama tutar da, «Sigorta prim* leri çok yükseks niye biliyor musunuz?» diye bağırırsanız işte bu suç olabilir. Herkes herşeyi yapabilir ama: harcamayla süren bir düzen biçimine aykın olmamak koşuluyla. Berlin'de ev işgaJleri, üzerinde en yoğun durulan konulardandı. Bu gencler ne istiyorlar canım böyle. Hiç başkasmın malma zorla yerleşilir miydi' Hem o evlpr vtkılmak üzereydi. Öyle diyorlardı sahipleri. V e o mal sahipierinin polisleri işgaicilerin az masrafla, kendi emekleriyle; temizlenip boyayıp; ve artık kullanılmaz diye kapt önlerine bırakilan eşyalarla döçedikleri evlere 41 Hastane masraflan çok tutuyordu Derken hastahane faturaları geldi. Pahalıydı. Hele bi zim paramıza çevirirsek; çok paraydı. Sigorta ödemişti. ls teksizce. Isteksizce diyorum; yeni doğan bebeğe ait hastane masraflan sigortamıza ait değildlr... falan filan... Yani belki başeğeriz, kananz diye bir smadılar açıkçasi. Sonra ödediler ama. Ya işte böyle. Bilmem, beîki de buna benzer smanmalar bizim işçilerimize de yapılmaktadır. «Belki de»si fazla; bir şarap lokalinde tartışılan acıklı bir olayı anlatmadan geçemem: Kaçak çalışmakta olan bir Türk işçisinin iş kazası yüzünden ölmesi üzerine aile^ine yalnızca cenazenin kaldınlması için gereken masraflar ödeniyor. Masada: Ben ve eşim, iki Alman ve de Almanya'ya ayak bastıgı yıllar turist pasaportu ile kaçak çahşmış bir Türk ile beraberdik. Alman arkadaşımız Yup, Hıristiyan Demokratlardandı. Ülkesi, insanlan adına yüz kızartıcı bir haksızhk olarak nitelerken; insan eliyle mer merden yontulmuşcasma kusursuz burnunun altındaki. sarı sakalları ve bıyıklan arasmdaki dudaklannı kızgınIıkla kemiriyordu. Diğer Alman arkadaşımız, dunya düleriyle uğrasan Alex ise. Almanya'da bir hanımın pantolonsuz bisiklete binmesi, yürürken sigara içmesi, sokaklarda öpüşmek, evli olmadıklan halde birlikte yaşamak ve bunlara benzeyen biçimlerle rahatsız yaşamayı terbiyelilik sayan ahlâk kuralları geçerlîliğini yitîrmiş durumda. 900 markım işverende kaldı. Kaçak çahşmakla olacaklan peşin kabulleniriz. İşt e yürü mek gibi birşey?..» girip, kınp döktüler. Ev sahiplerince ve tutucularca haklıydı polis. Ne büyük ah Jâksızlık; sekizi, onu bir evde kalıyorlardı. Yani her ikisi bir fırın, bir buzdalabı satm almak zorundayken, se kizi, onu bu tüketim eşyalarını ortak kullanıyordu. Ve daha birçok tüketim harca malanndan vazgeçerek, Ya bu durum yaygmlaşırsa. Pe ki bunun sonu neye vanr*> Berlin'de yeni konut yapılmıyor. Yabancılar çok olduğundan Berlinliler yenl konut yaptırmaktan kaçınıyorlar. Bu yüzden kirahk ev sıkmtisı var. Eskl evlerhî sa hipleri de o evleri yıkılacak durumda gösterip boş tutmaktadırlar. O evlere zorla yerlesenlerin ve diper sııskun orta hallilerin ödediği vergilerden oluşan. düşük faizli krediler alarak; daha çok kira sağlayacak biçim>5 getirmek istemektedirlo. "Vanı camlar, Vapılar. taban. tavan yenilenecek, duvarlar bölünecek. kısacası para harcanacaktı. Ev işgal A Alman çocuk hekiminîn gonderdiçi taektup Damsma Meclisi'nde... Akşam üstü, mutfakta kendime bir çay yapıp, karşıya çahşma odasrna geçiyordum. Apartmanın Kapısından Orhan Aldıkaçtı'yla, Şener Akyol girdiler. Ellerınde çantalar vardı, Danışma Meclisınden geliyorlardı. Çay fincanı elimde: Buyrun, dedim, bir çay içelim! Orhan Aldıkaçtı, kekeliyordu: Çok tete tesekkür ederiz, çok işimiz var, çalışaeağız! ' "v Çahşırsınız j'ine, ben de çalışıyorum. Bir çay içmekten bir şey çıkinaz1 Şener Akyol, çaya gelmekten yana gıbiydi. Bır ara sordu: Karşıdaki daire de mi sizin? Orhan Aldıkaçtı: Onundur! dedi, Ekmekçi kompradordur, ikl dairede birden oturur! ~ Benim değil, dedim, kira. Oturduğumuz daîre küçük olduğıı içm sığamıyoruz. Biz de salon büyüklüğündeki karşıyı kiraladık, çalışma odası yaptık... Senin değil mı? dedi, şaştı Aldıkaçtı. Masü olur? Aldıkaçtı, Doğan Kasaroğlu'nun evinde oturuyordu; dalrelerimzz kooperatif ortağı daıreler olduğuna göre, eşit olması gerekir diye düşünüyordu. Anlattım: 196O'lı yülarda, kooperatife üyeliğe girdığim zaman benden imzalı bir kâğıt aldılar: «Kur'ada, küçük daireye razıyım» diye. Bu sitede beş kUçuk daire var, benimki de onlardan... Anlayacağmız sahibı olmam gereken dairede, kirada otunnaktayım! Komprador değilim yani... Aldıkaçtı: Bu, insan haklanna aykrn! dedi Şener Akyol: Ahlâka da aykın! diye üsteledi. Aldıkaçtı'ya: Bir şey yapamaz mıyız? gibisınden baktı. Içimden: Anlaşüsn Anayasaya benim için de madde koyacaklar! diye güldum. örneğin: «Dairesi kfiçüb olanlara, dairesinin karşısındaki küçük odalar da verillr» gibisine! Cuma giınu Daruşma Meclisi toplantısını izlıyordum. Aldıkaçtı, Fahrettın Kerim Gökay gibi kısa boylu olduğundan, ö'nündeki mikrofonu oldukça aşağıya eğerek konuşuyordu. Eleştirilerden hayli yıpranmıştı. Birkaç sözcük söyleyip yerine oturdu. Sırada tepeden büyük bır nokta gibi görunuyordu başı... Bir ara, Aldıkaçtı yeniden söz aldı; Anayasada değiştirüecek Türkçe sözcüklerin yerine, üyelerin sözcük önermelerini istedi. Oturdu. Yine nokta! Gazeteciler, konuşmalan not ediyorlardı. Sabırlıydılar. Bazı konuşmalan dinleyenlerin, dişleri ağızlanna dökülürdü. Demokrasiyi, insan haklarını içlerine slndirememiş olanlar, gelecek kuşaklara nasıl bir Anayasa bırakacaklardı? Tarhan Erdem'in «Anayasalar ve Seçim Kanonla> n: 1876 1982» adlı yapıtını su gibi okurken, gözüme çarpmıştı. 10 ocak 1945'te, 1924 Anayasasının dili TUHCçeleştırilmişti. Öylesine duru bir Türkçe ki, ömeğin «Yürütme Görcvi» başlıklı birkaç maddeyi aktannak isterim: Madde 31 Türkiye Cumhnrbaşksm, Büyük Millet Meclisi kamutayı tarafından ve kendl üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçllir. Cumhurbaşkanlığı görevl, yeni Cumhurbaşkanınm seçimine kadar sürer. Yeniden seçilmek olur. Madde 33 Cumhurbaşkanı, devletin haşıdır. Bu sıfatla törenli oturamlarda meclise ve gerekli gördükçe Bakanlar Kurulu'na başkanlık eder ve Cumhurbaşkanı kaldıkça meclis tarhşma ve görüşnıelerine innıiamş« ve oy veremez. 1945 Anayasası, demokratlar işbaşına gelir gelmez, değiştirılir, 1924'ün ağdalı diline çevrilir. Onun maddelerini de aktarayun: Madde 31 Türkiye Reisicumhnrn. BüvSk Millet Meclisi Heyeü Umumiyesl tarafından ve kendi azası meyamndan bir intihap devresi için intihabolunur, vazlfei riyaset yeni Reisicumhurun intihabına kadar devam eder. Tekrar intihabolunmak caizdir. Madde 32 Reisicumhur devletin reisidlr. Bu sıfatia mcrasimi mahsusada meclise ve lüzum gördükçe lcra vekllleri heyetine riyaset eder. Reisicumhur, Rlyaseticurahur makamında bulundukça meclis münakaşat ve müzakeratma iştirak edemez ve rey veremez. Şener Akyol"un sararmış bir yuzü var. O da Orhan Bey'in yanmda oturmakta, Feyyaz Gölcüklü hangisi? Gözlüklü olanıt Dinleyici locasmda İki klşi var. Arkalarda görevll polis, ayakta. Üyelerin çoğu toplantıda yok gibi. Gece toplantılan, birleşimleri aksatmış olmalı. Kalp hastalannm sık sık başvurduklan Siyami Ersek de hastalamp Istanbul'a gittu Bu çalışmayla, Anayasa taslağının zamamnda yetiştırümesi olanağı yok, deruyordu. Bir üye: Belkl bir haftaUk süre daha isteyeceğiz. dedi. O zaman Konsey'in çahşma süresi kısalacak. ^ Ben orada kimsenin hakkı yenmez sandıydım. Sokakta, dükkânda herkes sırasın daydı. «Sattığınız mal kötü çıktı» der demez özür dileyip yenisini veriyorlardı. Öy le bizdeki gibi bin kulplu suçlamalara kalkmadan hem de. Sıranızı alan olursa» ayağımza basan olursa; nezaketle özür diliyorlardı. Biz de hakkımızı yedirmedik. Hastane masraflan çok tutuyordu. Sigorta ne yapsın? Sigorta primleri de ona göre oluyor. Bu ülkede; bir hammm pantolonsuz bisiklete binmesi, sütyensiz dolaşmasu yürürken sigara içmesl; sokakta öpüşmek, çahp söylemek, modaya uymadan da giyinmek. scheisse fbok) demek, evli olmadıklan halde birlikte yaşamak ve bun Kaçak çahşmış Türk işçisi polise yakalanıyor Ah kaynayan Polonya; açlık varmış. Ayda yalnız ve yalnız dört kilocuk et düşebiliyormuş kişi başma. Posta kutuianna birer mektup göndermiş bir Alman çocuk hekimi hanım. Fotoğrafını ve adresini koymayı da hiç ıhmal etmeden. Dostlarımıza bu çocuk hekimi hanımı saIık vermeliyiz. Bakalım ne diyor bu hekim hanım mek tubunda. Ezcümle Polonyah çocuklara yardım topluvormuş. Siz kirli yabancı (...> işçiler, neden cocuklanntza yedirdiğiniz etten, yemekten kısıp, göndermiyorsunuz Po lonya'daki çocuktara? Sen Türkiye'deki kardeşim vur ensesine çocuklannın, al kur ban bayrammdan kurb*n bayramma gördükleri birer kıymık eti. (Zaten ishal yapar et onlan: çünkü sindırim sistemleri tahıla alışkındır.) Afrika, Güney Asya te ve tüm gelışmesî önlenmiş ülkelerde açhk yok. Cünkü onlar hiç doymuyorlar kî, acıkabilsnJer. Ama bir televizyon yayını ve basında ise, Almanya'ya turist pasaportu ile ge!en Polonyalilarm Almanya'da çalışıp kazandıklarıyla, dönerken Po lonya'da satmak üzere, vaz geçilmez tüketim gerekleri yerine süs eşyası glbi seyler aldıklanm izlemiştik. Ben de hiç insancıl değılmişim. Polonyah çocuklara yardım göndermedim. Belki bir işe yarar diye karınea karannca biriktirtp ölkeme getirme ye karar vermiştim^ ^ Y'lm dü^ünü »„ < yAPfiST: M««ika'mn yüzü. Türk oldu^amu Geldik şimdi ytlm düğuöğrenince değişti nüne: Eşimin çalıştığı ünl^rsite klinigindeki bir genç laborant hanım bana; kendlnin Lady Diana'nın yerinde olmayı çok istediğinden söz etti. Benim de Lady Diana'nın yerinde olmayı isteyip istemediğimi sordu. Ben de ona: Hocasmm atının ayağından Fatih'in kaftanına sıçrayan çamurun öyküsünü anlatıp; Kral lar benim pşimin önünde eSilmelidir, ası' Lad> Diana henim yerimde olmayı dllemelidîr demistim. Bununla Batı dünyasmın genc kızmın da onca «Kör parmağım g8züne» misali olaylara ve ya yma raftmen beyaz atlı prenpi duslediği gerçeğini anlatmak istivorum Basından Charles îcin nasıi gelin arandiöını bir parnr sabnhı oktıviıp nesetend\k Charle'? ile evlenmeyi kabu! etmpmi'3 olan: pardon kralicenin uvgun görrnemiş olduğu hanımiann resimlerini de eörüp eğlenceli gecmi«s'pıini ıVurink Biri bir toplentıda herkesin duyabilpceği sekilde. Prens'e «toz ol» dediei için. biri Play Roy modeli olduSru tçîn bir diğeri Prens'i entellfktu"I bıılmf>dipı îcin ve Lady n abJa<?i rta «Bu ac la evIeniliBP7» dediği irin kadrolarını kaybetmisiprdi Halbuki ne^i var ranım. Yani nesi yok ki. her seyi var. Ucabilir dalabilir, velken kulaklı, sosis parmaklı. kısa bacaVh. bol bulamaç harçlıklı Üstelik İngiltere'nin ulusal sorunu olan issizlikle ömür bovu hiç karşılaşmayacak. çünkü o kendi issizlik sorununu yemıs. vutmus ve onunla içJçs ol^uş hfldp vaşıyor. Sonra Prens'in Kraliçe'ye verdiSi u/un aday listesinden Lady Diana, bu kadroya adav gösterildi. Saravın dok torunca doğurabilirli^i sonu« cuna vanldiktan sonra ataması rapıldı. Biz yjhn dü#u nü îçîn de hediye gönderme dik. Onlar gereksinmelerini bir liste haîinde basma açık lamışlarmış ama biz gene de hediye falan göndarmedik, çok ayıp oidu neyse. Alman Televizvonunda iki kanaldan düğünü üç saate yakm izledik. Siz de burada iziediniz mi? Ay sahi mi? Lady Diana'nın gelinllği ne rüküştü dî mi? C5O vıoncE r 23 AĞUSTOS 1932 Türk dilinin tetkiklerine başlanırken Gazi Hazretlerinin emirleriyle Şeyh Süleyman Efendi Buhari'nin Lügati Çağatay'i derhal yeni harflerle mazbut bir cilt halinde basılacak ve asla bir kazanç fikri otanaksızm maliyet fiyatıyla herkesin istifadesine arzolunacaktır. Bu kitap Türk Dili Cemiyetinin istinat edecegi pek çok esaslardan küçük bir eserdir. Fakat Gazi Hazretlerinin takdirlerine göre eğer iyi anlaşılır ve iyi anlatılu^a Türk diHnin eskiliğini. zenginliğini ve modern lisanlara kök saldığım bu kitapçagız bile ispat edebilir. Davanın büyüklüğü her Türk'ün bu meseleye ehemmiyetli bir dikkat ve himmet payı ayırmasım icap etmektedir. Gazi Hazretlerinin telakkilerinde Türk Dili Cemiyetinin faal ve vazifedar bir kadrosu bulunmakla beraber her Türk kendisini bu cemiyetin tabii azası bilecek ve elinden gelen herkes bu büyük yapıya küçük, büyük bir tas getirmeye çalışacaktır. Büyük Türk milletinin cihan tarihindeki eski ve şamil mevkii iyice anlaşıldıktan sonra bütün Türk'lere Türk dilinin bütün beyaz ırkın kullandığı diller üzerinde bunlann anası sayılacak kadar mühim bir tesir ile oynadıgı kuvvetli rolü ispat etmek vazifesinin sırası gelmiş bulunuyor. Türk Dili Cemiyeti bütün milletin bu yolda cahşmasım temin edecek sebepleri ve vasıtalan hazırlamaya ve bunlan herkesin bilgisine sunmaya fazja ehemmiyet verecektir. fşte bu çiErhleden olai»k Lügati Çağatav cemi''yetin bütün çahşmalanna temel olma!c üzere yeni harflerle adeta bir cep lügati halinde basılacak ve yayılacaktır. Bundan maksat her okumak bilen Türk'ün bunu cebine koyarak her yerde okuması ve asıl yapılacak olan Türk'ün yirmincî asırdaki söz kitabı sermaye hazırlamak için çalışmaya başlamasıdır. Lügati Çağatay'i takiben ve her halde geç kahnmaksızm yeni harflerle basılacak eserlerden birisi de Mahmudu Kaşgari'nin Divam Lügati Türk'üdür. Sekiz yüz yıllık bir eskiliğe sahip olan bu kitap dahJ Türk dilinin zenginliğini ortaya koyacak çok kıymetli vesikalardan birisidir. Ulaştırma Bakanlığı kurulması için tetkikler 22 Bir Çalışma Bakanlığı kurulması fikri yeniden ortaya çıkmıştır. B^ hususta başlanan incelemelerin Millet Meclisi açılıncaya kadar tamamlanacağı bildirilmektedir. Ulaştırma Bakanlığı kurulduğu takdirde Devlet Demir Yollan, Seyrisefain. Posta Telgraf ve Telefon Umum Müdürlükleri birer şube halinde bakanhğa bağlanacaklardır. KıbrısMı Türk gençleri Kıbns Türk Lisesinden bu sene mezun olan 70 Türk talebeden 35'i bu sene memleketimize gelmişlerdir. Hepsi de Türk tabiyetinde olan bu gençler muhtelif fakülte ve yüksek mekteplerimizde öğrenim göreceklerdir. (qünün ilanlan) • Teofil kadın perükarı tstiklâl Caddesi 307 no. tskarlatos mağazası dahilinde ondülasyon permanat ve boya mütehassısı. Parls'ten yeni gelen Mizampli Kasklavi saçlan o dakikada kurutuyor. Her türlü asrl tertibat mevcuttur. # Büyük sünnet düğünü Şehzadebaşı Ferah sinemasında 5 eylül pazartesi günü gündüz ve gece Vefa Kumkapı İdman Yurdu tarafından tertip edilen büyük sünnet düğünü sabaha kadar icra edilecektir. îayıt muamelesi başlamıştır. Ferah sineması müdüriyetine müracaat. Zayi Mührü zatımi kazaen zayl ettim Yenisini çıkaracağundan eskisinin hükmü yoktur. Mütekait İsak. YUNUSNADİ
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog