Bugünden 1930'a 5,499,360 adet makale



Katalog


«
»

21 TEMMUZ 1982 ürkiye'de «spora IIgi» ile «sportif başarı» arasında bir ters orantı vardır Gene aynı şekilde. fiilen spor yapan insan sayısı oldukça az dir da, hayatta en büyük 11{dsi spor olanlann sayısı bir hayli fazladır. Kimi gazeteler yalnızca spor sayfasında hamle yaparak okur sayı lannı artırabilir. Sözün kısası, spora duyulan genış llgl spor üstüne edebiyatm da etkili olmasına yol açar. Basın içinde spor yazarlan özerk bir altgrup oluşturur. «Parlamento muhabirleri» diye ayn bir grubun oluşması, «spor yazarları» dive bir kümelenme de vardır. KÜLTÖR Y A Ş A M Cumhuriyet 5 T insanlar ve sanat muraı belge Edebiyat matinelerinden imza gününe D Sporsöylemi & Spor yazan, spor olayınm dinamizmine uygun bir dil yaratmak zorunda bulur kendini. Bu dil, çok zaman, mantık sınırlarını zorlayarak «şiirselleşir.» Türkiye'de bu söylemi et kileyen bir başka etmen de, yazınm başında degındiği miz «ters orantı» sorunudur. Sporsever genellıklp bekledığinı alamayan bir kışı olduğu ıçın çok *aman ofkelidır Ya mılvonlar alıp da tuttuâu kulube transfer olan sporcu dökülüvordur, ona kızmıştır. ya gureşçiler yenilıp «milH gurur»u berbat etmışlerdir vb Halkın duvgulannı dile getlnnekle yiıkümlü spor yazarı da bu yüzden çok ?aman «öfkeli» bir üshıp tuttunır Her kötü yenilgt veya basarısızlıktan sonra bu olavı i?lemıs olsn kıtlenın kızgınlığını yö nelttiârı «giinah keçileri» olur Kımı penaltıyı vermeven hakeme ki7mıstır kımı ikı adımdan tnpu ıçeri atamayan santrfora kımı de bılmem kaçınrı kabılıvetsı? lıkten sonra bu santrforu hâ lâ takıma kovan antrenöre öfkeli üslubuvla tanınan spor yazan bu durumda da fınık öfkeleri gerekü hedefte toplamasını bilen adam olur. Kimı zaman ışm ortalamast alınır ve en fazla sayıda insani ıkna edecek «suçlu»yu seçer. kımi zaman da o ana kadar akla gelmpmış bır «asıl sorumlu» bulur. Spor sayfası sık sık, gaze tede «milli duyguların en ilginç bıçimlerde dile geldiği sayfa olur Mohaç Meydan Muharebesı ile 3l'lik Macarıstan zaferi arasında öyle fazla fark yoktur. Tribun deki vaveylaya en iyi uyacak başlıklar seçmek önemlidır Yenılgilerden sonra. •Yuh olsun!» türunden azar lamalar ıvi gider. Bu aslmda sporrular. ızlevıcıler ve spor ya7arları arasında danışıkh dövuş gibı bir şeydır. çunkü bırkaç gun sonra aynı adamlar alkışlanır. «Aşk olsun!» denir Bazı spor yazarlan. «temel sorunlar»a eğılirler. Bunlar. entellektüel spor ya zarlandır. «Şimdiye kadar her fırsatta söyledim: Bu iş bir tesis işidir. Tesisler kurulmadıkça daha iyi futbol beklemeyelim.» Tesisler sıttm sene kurulmayacağına gore. sosyolojık boyutta olaya bakan ve sorunu büımsel biçimde kavrayan bu spor yazan bundan sonra da eskiraeyeçek bır tema bulmuş sayabilir kendini. Türkiye'de «sppr söylemi» ne renk katan yazarlann ba şında bence îslam Çupi gehr. Çupi'nin kolay anlatılmaz bir yazış tarzı vardır. Küni zaman, değme Ikinci Yeni şairine parmak ısırtabilır. Homeros gıbi, «kanatlı sözler» söyler. Ancak bu ka natlar çok zaman hızlanru alamayarak uzak bır meçhule doğru uçup giderler. Görevbilir tavnyla başansızlıklannı yüzune vurdugu sporcular gibi Îslam Çupı de bazan «formsuzluk» gos terebilir Chepimiz ınsanız ve hatasız kul olmaz). Ancak bana sorarsanız Çupı'nın formsuz anlan ne soyle diğinin anlaşılır olduğu anlardır. Bu gibi zamanlarda sanki «naturalist» edebiyat yapar. Oysa gerçek yeteneği Ionesco doğrultusundadır. Çupi'nin spor ve futbol dünyasında hıçbir olay düz değıldir. Her şey bır bas,ka şeye benzer. Çoğu zaman bu başka şeye o kadar fazla benzer ki artık kendine ben zeyemez. örneğin dunya ku pası finali. kendısi olmanın yanısıra, îslam Çupi'ye gore aym zamanda «yutulması mümkün olmayan bir şişe baiık yağıdır.» ttalya'nm de fansı bildığiniz defanslardan değil, şöyle: «Italya'nın Içine düştüğün zaman asit kuyusuna yuvarlanmış gibi kemiğini bulamayacağm bir defans var.» Asıt kuyusuna sık sık yuvarlanmadığımız içın îtalya def'ansının tam olarakne gıbi yaşantılar yaşattırdıgım anlayamıyoruz, aynca, asıt kuyusuna duşmüşken niçın kemık bulunmadığım da bıimıyoruz; ni» çın arandığmı da bılmediğımız gibı Fakat sonuç olarak Italya'nın oiağanustü bır defansı olduğunu kavnyoruz, Çupi'nin dünyasında her şey bır başka şeye benzemek zorunda olmakla birlık te, aynt zamanda da, en ben zemediği şeye benzetılmek durumundadır. Onun ıçın benzetmeler şaşırtır. usteük, bırının şaşkıniığım üstunuzden atamadan bır ikıncısi, «Tahu, ne oluyoruz?» deme ye kalmadan bır üçüncusu gelir. Birbirı ardısıra hızlı yumruklar çıkaran bır boksör gıbi yazar îslam Çupi (Nerede bızde o benzetme yetenegı?): «Sovyet futbolunu Brejnev'den önce Avrupa'nın Ortak Pazarı'nda her sahasma taşıyan Blochin'in çizgilerinde fakir vatandaşın otobüs beklemesl gibi top beklemesini pek demokratik bulmadım.» Görülduğü gibi Çupi zaman zaman «sosyai içerikli» de olmaktadır. Hani futbolda bazan oynncunun biri üstüste çaltm lar ata ata gider, tam takıldı derken gene geçer, şaşar kalırsınız. îslam Çupi de öy le, bu lafı da nereden buldu deyip hayran kabyorsunuz. Bu da bir «Spor yazaruğı» gazetenin başka bölumlerındeki yazarhga pek benzemez; onlardan etkilenmış olsa da, kendine göre ayn bir söyleyiş tarzı edinmiştir Bunda okurun beklentilenyle birlikte konunun özellığı de be lirlevici olur Spor kendısi «dinamik» bir olav olduöu için, bunun «yazıyla anlatımt» da. olavı veniden vasatacak biçimde dinamik olmalıdir. Dolavısıyla spor yazan «çarpicı» söyleyiş biçim leri bulmaya çalışır. Fakat her zamanki Ribi bu ö>el dil giderek genelles>ir. vani klişelesir. Biri «vurdıı verine «caktı* devip «efekt» vap tı mı, artık heskes «çaktırmaya bnşlar AgdRİı edehıyat akımlannHa olduftu gıbı bütün ne^npler asıl scîlarından baskn bir tamlamavla amlır olur (Bir Frarısn'da kültürlfı • knltuk" yprınp sohbpt arabaları» dprmis fntbnlda da örne&in «top» Henmez, •meşin yuvarlak» denır).. lirdi. Bu karşılaşmada gerçek bir iletişim • bıldirişim durumunda söz edilebilir miydı? aha dünmüş gibı ha sorusu bnemlıdir elbet; ama tırlıyorum: Uzun boolgunun birkaç düzeyde birden yun atkısının bır ucukavranması gerektıçi kanısın nu omuzuna atmış, a dayım. Çünkü yazın'ın bugün labıldiğine gur saçları karma karışık, mikrofonun önünde içme sürüklendiği pazar olgu bir an susuyor Attila Ilhan; a sunun en «saî» biçimde de radığı bir şey varmış gibi sa olsa, ilk örneğini oluşturur lonu tarıyor bakışlan; sonra «matine». Türk yazınının bütün «ağır toplarıonın uygulahıçkınğa benzeyen bır gırtlak sesıyle bağlıyor: «ölsem eksik manın ilk yıllarında nice yüsiz ölürdüm». Alkısm böylesi rek heyecanı çektiğmi yakından görmüsiimdür. Ötekinden gdrülmüş değıl. Kızlı erkeklı bir kalabalık bağırıvor: bız, bîraz az alkış, «gizli» düşman bizz.. Ya da, Özdemir Asaf o lıkları açığa çıkarmaya yeter kuduğu şiiri yanda kesip «u di. Akça sorunu «birıncil» tandım» diyor: «Gerisini oku düzlemde belırmıyor burada yamayacagım». Iniyor kürsii elbet, gelgelelim «ruhlar araden ınmesine ama, alkışını da st» bir tecimsellik'ten rahatlıkta söz edilebilir. Alkış, şa«alıyor». Yaşımın gereği, amlan daha irin, öykücünün dolaşımda kalönemsemeye başladım elbet, a masını, yani bir sonraki matineye çağrılmasını sağlıyor, dama burada üzerinde durmak hası: ötekilerden daha çok seıstedığim sorünla ilgisi yok gösteribunun. 1950 • 1960 arasında, gı vildiğinı (satıldığını) derek azalan bır önemle de ol yordu. Yenıden doneceğim beğenılme isteğınin sonuçlanna sa, yazınsal yaşamm en belırgin ritupPiydı «edebiyat matinesi». ama, önce çok «kardeşçe» yürütüldüğü, gerçekleştirildiği i" özellikle Ankara ve Istanbul gibi üretim • tüketim merkez lenimini veren matine pratiği lerinde nerdeyse haftada bir, nin yazınsal iktidarla olan ilişkisine değinmek gerekiyor. Ma yazarla okur karşı karşıya ge Ahmet OKTAY tineler, önünde sonunda «beJli» bir iktidar grubunun denetiminde organize edilir, tüketıcınm yasal vazmsallığın bağlamı^da bir içerıgi alımlaması olanağı sağlanırdı. Orne ğın, A. Kadir, C. Irfrat, A Arıf gibi toplumcu şaırler hemen hemen hiç görülmemiştir o yılların matinelerinde. Yazar ve ürünüyle aracısız karşılaşma olanağı bulan okura muhalif sözün ulaşmasma bilerek ya da bümeyerek, yazınsal iktidar grubunca izın verilmemiştir. Burada değinilmesi gereken bır başka nokta da şu: iktidar genç yazan da fazla benımsememiştır; bağımsız bır kimlikle değil kendi yedeğindeki bır kımlikle görunmesini istemiştir genellikje. Dönemin «edebiyat matıneleri»nde daha çok yasama sevinci, eşk, ölüm gibi ^eleneksel temaları çeşitleyen, bu temaları okur • dinleyici du/eyınde sürekli pekıştiren, bunların ya zın'ın biricık temalarıymış gi bi alımlanmasını sağlayan bir söylem geliştirilmiştir son ker tede. Yazar da ister istemez, matinelerin aranılan bir «icra cısı» olabilmek amacıyla, yapı tmın kitle önüne çıkanlabilecek ürünlerini seçmeyi doğal bir işlev saymıştır. Burada, yazann bildirisini kendi eliyle manipüle ettıği ve söz'ünün daha kitle iletişim araçlannm yay gmlaşmadığı, yazıyı bugünkü bıçimıyle kuşatmadıgı bir dönemde bile popüler kültüre yenik düştüğü söylenebilir. Edebiyat matinelerinin o yıllardakı önde gelen şair ve öykücülerinin (ne kadar zordur bir öyküyü dlnletebilmek) Türkıye' nın ilk «arabeskçileri» olduğu söylenebilir. Örneğin. matıneierın o . Asaf'la bırlikte en renklı, en tutulan kişilifti olan A. İlhan, hiçbir kez toplumcu eğilimini daha dolaysızca açığa vurmak isteyen, «Barakmuslu Mezarlığı», «tskeletler Dansı» gibi şiirlerini değil. matine «müşterisi.nin çoğunluğunu oluşturan «gençlik» kesiminin beklentilerine ya da düşlerıne daha yakuı düşen «Sisler Bulvarı», «Pia» gıbi ask temasmı suren, Ustelik teatral olmava da yatkın şiirlerini okudu. Ö. Asaf da bilirdi kendisinden ne Istendiğini: Ya yarı onay yarı red gören özdeyiş türunden bir şür okurdu (Bütün renkler Futbol elestirisinin övgüsü Mario Vargas LIOSA içbir zaman edebi teorilerinin ateşll bir hayranı olmamakla birlikte. Ro land Barthes'ın 6O'lı yılların başmda, Sorbonne'da lisanüstü çerçevesinde İ7le digim «modanın dili»ne ilişkin bir dersini her 7aman hatırlayacağım Deneme yazarı derslerine Elle, Vogue, Marie Claire gibi büyiîk tirajh moda dergllerini getiriyor ve bu dergl lerin metinlerini parlak ve keskın bir analize tabi tutu yordu. H hızla kirleniyordu Birincilığl beyaza verdıler), ya da «Lavınya» gıbi aşk şiirlerini. Sormanın sırası: Çoğu lise ve üniversıte oğrencısı olan dinleyici, o salonlara neyi duymak ıçm geliyordu? Anıacı doğ rudan doğruya, en an biçimde yazınsal bır amaç mıydı? Kuşku yok: îşın başlangıcında matineleri düzenleyenler ya zınla kamu arasında dolaysız bir iletişim kurmak istemışlerdi, ama temeldeki amacın «ispatı vücüd» etmek olduğu gorülürse, ıletişimın yazınsal boyutu daha yola çıkarken ıkıa cıl duıuma duşurduğu söylenebilir. Dolayısıyla, uygulama sür durulerek «rituebleşmce, okur da olduğu varsayılan dinleyici, yazarrn amacını yeterince anla masa da, bu amaçlara bütünüyle katılmasa da, törenden uzak kalmıyordu. GelgeleUm, orada bulunurken. verileni değil, istediğini almayı başardı. «Alkış» bıçıminde beliren kitle onayı devreye gırmış, bu onayın başarının ve değerin gostergesı sayılarak fetışleştırilmesı, sozu yenık düşurmuştu. Bes bellı: Iletışım şıırın ya da oykünun ıçenğiyle değil, doğrudan doğruya şairin doğal/yapay klşiliğiyle oluyordu. Daha genelleyerek şöyle denebılır mı?: Izleyici/dınleyici «şair» ya da «öykücü» denen türü gör meye geliyordu. Bu tür de top lum yaşamında bır yer kazanmak, toplumsaı bir kımlik ecun mek ıstıyordu. Yanılmasa çift yanlıdır: İzleyici/dınleyıci yazın la ıletişim/bildirişım kurduğunu, yazar da toplumsaliaştığı ııı, bır ışlev üstlendıgıni sanmaktadır elbet. Kuşku yok: Yuzeydeki iletişim gorülebılmelıdır, dahası: Bu yuzeyssl bıçimıyle bıle ıletışımm dınleyicıye bır kıtap aldırdığı, şaırın da arasıra sokakta tanınmasmı sağladığı soylenmelıdır. Gelgelelim şurası da galıba oldukça kesın: Bu okuma va bu tanıma, bilışsel değıl torensel bır bağlamda gerçekleşmektedıı. Gelgelelim, pazar ıllş.!ulennın yaygınlaşması \e kultuıun görselieş.nıesı, matine pr<4ığıru gıüeıek yui'urlukten kalaırdı. Do g<ü olanı da bujdu zaten. P<izar, kendi olçuüorıue gore yenıden oluştuıuyordu artık yazarokur ıUşkisını, Yazarın okurla bütuıileştıgı yanılsamasını daha guçlendirmek, daha doğrusu ya»arı kıtlelerın istegı doğrultusunda uretune koşullayabılmek zorundaydı çünku. Yazar bıreysel yanşmaya daha dogrudan katılmahydı. Euıada devreye gırenın «reklam sektöru» olmasına şaşmak mı gerekiyor? Beklamcı yazarı ıyıdeıı ıyıye meta'laştırmayı bıldı. Keıı dı çapında Türkiye'de de yaratılan bestselle^ olayı, yazarın ıster istemez kendi intereuier'ünden çıkarümasını gerektirıyordu. Yazarın yerleşmesı ongorulen yeru uzam vitrin'dı. Yazar gazete/dergi sütunlarında çerçeve içinde duyurulmuş, eleştırı sutuniarınds ovülmuş adı'nın yazılı olduğu vıtrin'ın goriiinde, kıtap raflarının orta sında oturuyordu artık. Yuzünde, taşıması zorunlu bir «gülüciıkle». Çunku gelen okur değıl velinimet'tı. Masaran onünde oluşan ımzacı kuyruğu, gelecek kıtabının muştucusuydu. Toren'ın bıçımi ^e boyutu da değışmıştı. Okur, adını, daha doğrusu Unünü duyduğu yazarı kaşıgözü, giyimıkuşamıyla yakından gormekte, onun ne mene bır kuş olduğunu kestırmek amacıyla olçup bıçmekte, bır iki soru sormakta ve «imzalı» bir kıtabını satın almaktadır. Ama yazarın nedir orda sattığı?: Yüreğinin denninden çekıp çıkardığı, son kertede «ben sen'im» diyen sözü mu? Okurmüşteri kıtabı alıp gıtmekte, yazar söz'ünün anlaşılıp anlaşılmadığını değıi kıtabın" sonuna kadar okunup okunmadığını bile büememektedir. Ama çoğu kez, yüreğinin aynı kaygıyla dolu olduğu söylenebilir: «Bir oyun bu. Havanda su döğmek. Kimse ne dedlğirni doğru dürüst anlamayarak.» Ne var ki, bir sonraki kıtabı çıktığında yme masanın/vitnnin ardındakî yerine oturmaktan, dudaklanna frülücügünü kondurmaktan cayamayacak. yazar. Gitgide «popüler kültür»ün çizgisine doğru kayarak. Hüzünle. Açıklamaları. moda eleş tirisinin kadın ve erkek giysileri. şapkaları. ayakkabıları. aksesuarlan v b kelimelerle tasvir edilmiş saydığı gereeklikle hiç ya da hemen hemen hiç Ilgısl olmadıgını. bunun daha Cok işlevi modayı «efsaneleştirmenye. onu gerçekdışı ve büyüleviei bir hale ile ku şatmaya davanan. özerk ve kendi kendine yeten. üzçün ve uyduruk bir sözbilimi oldugunu. ikna edlci bir bt çimde kanıthyordu. İŞTE ZICü Dunya kupubında aaından en çok söz edilen iki kişiden biriydi. Kupa maçları başlamadan önce Zico mu, Maradona mı daha büyük tartışmalanm Zlco kazanıyordu ama Brezilya finale yükselemeyince hiç hesapta olmayan Paolo Rossi. kupanın efsane ismi olacaktı. Yukarıda Zico'nun bir maçta yaşadığı sevinç.. bi. futbol eleştirisi de bü yük kalabahkların düşsel açlığı için oiağanustü bır gerçek dışılık kaynağı ve bir efsane yaratma makina sıdır. Bu tümüyle yepyeni bir olgu, çünkü daha bırkaç yıl öncesine kadar. ba sın, radyo ve televizyonda futbol yorumcuları gorev lerini eleştirinin en dar ba kışı ile sınırlayıp. yani kö rü körüne gerçeği tasvir et mek. takımlar tarafından yapılan sıradan hareketleri dakikasında nakletmek, oyııncuların hareketini nesnel olaraksaydam ve görünmeyen bir anlatım içinde artarmak ile gerçekçi nitelık lerini koruyorlardı. Böyle bir bilımsel eleştl rinin faydası nedir?.. Zamanmda yapılmış olan boğa güreşi eleştirilerini okumak gerekir. Kapalıhk ve halk bilimi karışımı kelime lerden oluşan bu eleştiriler gerçekten tek yaratıcı. hayal gücünü zorlayıcı, kötü zevki en nefis biçimde vermeyi ve kalıcı İstemdışı ml zah yapmayı başarabilen eleştirilerdi. Abartma yapmaktan çekmmeden denilebilir ki. nerdeyse genel bır kural olarak, gazete ve dergilerden spor sayfaları, en canlı ve en özgün. gazetecinin özgürlüğünü ve stildeki cü retini en fazla kanıtladığı sayfalardır. Aynı şey radyo yorumcusu için de söylenebilir. eğer yorumcu iyi ise aşkları ve savaşları anlatan ortaçağm saz şairi gibi. aktarmakta olduğu şeyi söylediği ile zenginleştirir. Oysa ki, televizyon yo rumcusu kendisini gerçekliğe bağlayan görüntü ile dizginlenmiştir. jantin yenilgısıni, şu harika benzetme ile özetliyor. «En sonunda Arjantin, ögleden sonra, sahanm orta sında öldü. Dünya şampi yonluğu düşü, sabada Belçikalılar tarafından örülmüş kırmızı örümcek ağınm içine gömüldii..» Başka bir yorumcu için 1se, hakemler oyuncuları «azarlamazlar», onlara «ya kii çük çıkışı» gösterirler ya da «soyunma odasınm kahredici yolunu» işaret ederler. Karşılaşma salt bir maç de ğil. Sovyet strateji uzmanmın (antrenörünün) «somut görüşü» ve «Sahadaki etkinligi» ile Brezilyah onbirin «bireyci ilham felsefesi» ve «başdöndürücü ve büyüleyici ritmi»nin çatışmasma ilişkin etkileyici söz bilimsel ifadelerini ortaya konması için bir bahanedir. Futbol eleştirilerinin gü zel bir antolojisl yapılarak, gazetecilerin maçları yazmak için en renkli sözbilim sel silahları nasıl imrenilecek şairane bir içgüdü ile yarattıkları gösterilebilir ve tıpkı müzikal bir göste ri, komedi ya da fars, Yu nan trajedisi, büyük bir tarihi olay ya da askerl fa cia örneği gazete yazılarına konu olan karşılaşmalar vardır. Genç edebiyat ögrencileri: pratikte iyi edeblyatın gerçek deneyi nasıl efsane ye dönüştürdüğünü incele mek için futbol yazılarmı okuyunuz!^ Hayal ve umut Oysa çağımızın çok sayıda eleştiri dili, mitolojiler varatarak. günlük gerçekliğin içine gerçek dışılığı so karak, insanlann deneyine hayali ve efsanevi bir boyut kazandırarak. benzer bir görevi yerine getiriyor. însanm nesnel dünyaya. el le tutulabilir. somut sorun lara, altı çlzilerek tarihe, as la yüz çevirmemesi gerekti gine inanmış bircok ilkelerine sıkıca bağlı aydmın düşündüğünün akslne. ben bu faaliyeti ki hayal ürünleri yaratmak benim de faaliyetimdir. Yabancılaştırıcı olarak degerlendir miyorum. Aksine bu hem birey. hem de toplum için şiddetle gereklidir. İster kl taplar. lsler filmler olsun, ister insana anlatılanlar ya da hatta bllincinln yalnızlığında insanm kendi kendi sine anlattıklan olsun. hayat İçinde hayallere sahip olmanın, yanl tüm hayallerin temel varlık nedeni işte budur. Hayaller varolduk ça, umut da varolacaktır. Hayaller yokolunca. umut da yokolacaktır, çünkü in sanlık tümüyle robotlaşacaktır. « "Corkca,, ile Türkce Yankı YAZGAN Yetenekliler anlatamaz Bu spor yazarları yetenekli iseler, asla oyunu anlatmaz, oyuncunun atağını incelemezler, oyuncuları ef saneleştirir, onları bir günlük saltanatlarından. geçi ci somut gerçeklıklerinden koparıp, hayallerin kalıcı ve somut olmayan, zaman dışı gerçekliğine yerleştirirler. Işte bu satırları kaleme aldığun Balaidos ve Vigo stadında elimin altında bu lunan gazetelerden art nlyetsiz seçilmiş bir kaç örnek. Katolonyalı bir gazeteci dünya kupasınm ilk maçında çarpıcı isimll (Pfaff) Belçikalı kalecinin başansma değinirken, onu harika bir biçimde. «gardi yan görünümlü kaleci> olarak tanımlıyordu. Madrid'li meslektaşlarından bl ri ise, Belçika karşısmda Ar G IRGIR'da önce Saksı'mn bir köşesinde başiayıp, sonra gordügü ılgl üzerıne bağırnsızlık kazandınlan «Cork» takıleruı konuştuğu «Corkça», toplumun değışık katlannda değışık etkıler uyandınyor. Çoğunluk Cork gibl konuşmaya çalışıyor. bir DÖlürnü «Corkça»nın şıfrelerini araştınyor. Bir ae «Corkça»nuı TürKçe'ye olumsuz etkisınden söz edıliyor. Aslında bu eleştiri Gırgır içm pek çok düzlemde sözkonusu olduydu; küfürbaz sayısını artırmak gibı. Hatta kaç kere «ulan» denmış, «inbe» denmı?, onlar sayıldıydı. Ama tam bir sonuca varıldı sayılmaz. Cork ıse daha bir aynlık gosterıyor. Çünkü Gırgır'm normal (alışılmış) kahramanlarından farklı. OnJann en uç tiplerinden Cırcır Munlis Dıle bir ınsan formunda. Bizim bu «Cork»ların formları bıle onların «Tdrkçe»ıennm Türkçemize etkisi ile ilgıli yargılar Uzenne bir soru lşareti doğuruyor Bıimpm, edebıyatta da bir ara tartışılan bir durumla oaıalellık kuran olur mu? Orneğm. Osmanlı donemi zaman olarak secılıp günümüzde yazılmış bir romanda, kışılenn 'Osmanlı oldukları ıçın) Osmanlıca konuşmaları va cta «Orta Asya'dan gelpn bir yiğit»m Orta Asya'ya özgü Türkçe Kullanması anlpmsız olur. Bunlara yaşamayan ya da vaşam umudu olmayan sozcükler kullanmak, aılııı gelişme yolunun dışına çıkmak vb. gerekçelerle Türkçe'yi bozma eleştırısı getırılmesı akla yakın olabilır. Pekı, Cork ıçın benzer önermeier geçerli olabilır mi? Aslmda Cork'ların «Corkça» gıbi acayip bir dille konuşmalan gerekir. ÇUnkU kendıleri acayip ve «saçmaadırlar. Çızerın kendisi de onları kösesine taa ilk başta konuk ederken bu özellikJermi (ama bllinçlı • ama bilinçsız) belırlemıştı Her şeyleri ile bır acayip olan bu «yaratıklar», ancak böyle «saçma» bir dil konuşarak varolabılirler. Omann dıli doğaı olarak belli bır dil (Türkçe, Osmaniıca vb.) olamaz DüşOnün bir kere, kıçıbası açık, armudî gövdeli. kafası antenli, adi dışında Mrs. Thatoher'la hiçbır ılgısı olmayan bir yaratık «yetetin, feıtlend edeleli benim eldü» dıyeceğıne, <vaşasın, Falkland adaları benim oldu» der&e. asıl o zaman saçmalamış olmaz mı? Kaldı kl bu «saçma» düzlemındekı «saçma» dil norınalden yetennce uzaklaşmamakla (Türkçeyi yeterinoe bozmamakia) da suçianabılır, çunkü altabe, sözdızımı vö. kuraılarda hiçbır değışıklık yapılmamıştır. Bozma da öyle behrli sıtrelerle (sıstematık) degıl, kulağa noş gelişe gore vapılmaktadır. Yanı bu «saçma» adamlar yeterince «saçma» konuşmamaktadırlar. Tartışmayı bu noktaya getırmek de mümkun (Absurd filan dıyerekV Mjranla «saçma»mn kesışım yuzeymın oayağı geniş otöugunu gözardı etmemeir tierekivor. O zaman Cork «rnegı oir mızab Urününün rürk ailıni bozması gibı, «elit» küıtür savtınurulannın «popiiler» bir «popüler kültur» eleştırismde saplanıp kalır, daha da öteye geçemeyiz. Malum, dilı bozmak vetennce biiyük bır suçtur. Bu arada djiin gerekten bozuldugu yerlen de görmek güçleşjr. «Savtnai! düzlemın özgiüünde her türlt) «yaratık» saçmalama özgürlüŞline sahıptır, ama «saçma» olmayan düzlemlerde saçmasapan şeyler arasında sıkışmış kişileri saçmalamadan kontışturmak bünerdir doğrusu Mizahın bir avantajı da budur; düzlemi «saçma»laştınp, onun özgülünde olağan düzlemlere özgürce mesaj göndermek. Cork"un akıllıusla bir TUrkçe ıle konuşup, akıı • başmda insanlara hitap edip, kuraldışı Imlasını düze]^ mesıni düştinmek bile ıstpmiyor ınsan . Efsaneler yaratma Günumüzde futbolu yalnızca stadlarda değil, gazete, radyo ve televizyonda görmek isteyen büyülenmiş bir komuoyunun kitlesel ta lebl sayesinde, bu sporun eleştirisi gerçekçillk ile bağlarını kopardı ve yazınm efsaneler yaratma biçimlndeki bır Ust düzeyine "laştı. İstemdışı mizah Tıpkı moda eleştirisi gl KİM KİME DUM DUMA İnsan OÜŞÜNCELERLE hiçbir 'Hagal DÜSÜNMEYE değmezM PÜŞÜN DÜŞÜN sona ne Hayat DÜŞÜNEREK degîl, ^yaşanarak cğrenîlir.^ Behic AK DÜŞÜNCELER 50YUT, HAY/.T 50MUTTUR . DU5UNCELERINE katılmı4orum
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog