Bugünden 1930'a 5,503,278 adet makale



Katalog


«
»

Cumhuriyet 8 16 TEMMUZ 1982 Foti ile Mehmet: Biz kardeşten de ileriyiz 3ÖKÇEADA'nın Yenimahalle'sı, Kilise Sokağı'ndayız Züm rüt yeşili çardağrn altında adalılar, Foti'nin demlediği çaylan yudumlu yor. Foti kahvenln ocağmda «Hoşgelmişiniz» dıye kar şılıyor bizi. Kısa kesilmiş beyaz saçları, bembeyaz gomleğiyle 75 yaşmda, tığ gibi bir genç Foti. «Ortagın Mehmet yok mu?» diye soruyoruz. «Evdeydi» dıyor, «Çağırayım mı?» Çevreye bakınıyor Foti Kiryakideylis. KimseyV göremeyince blze dönüvor: Bir çocuk buldum bul dum Bulamadım, ben gider çağmrım. Foti gözden yitti. Kahve G Gül gibi geçinenterin yöresi CelalBASLANGIÇ siniz, sîze taze dem bir cay yapayım.» Mehmet Kaya. 30 yaşlarında, Foti ise Mehmet'ten tam 45 yaş büyük. Birl Turk birı Rum Bu ikl fark lı ögenin bırlikteliğindeki sorunlan cieşmek istiyoruz. Yan masada oyun oynayan biri konumlannı açıkhyor: Bunlar kardeş gibidlr. Bu sözü duyan Foti ile Mehmet aynı anda iki ellerini kaldırdılar havaya: To, blz kardeşten de ileriyiz. Ocağın başmdaki Fotı'yl çağırıyor Mehmet: Foti barba gel de konuşalım hiraz. Barba'nın ne demek olduğunu soruyoruz «Amca demektir» diyor Mehmet, «Ben Fotiy'e barba derim » Birlikte çahşmalarının olumlu olup olmadığını şoy ie anlatıyor Mehmet Kaya: Ben başka bir yerde bir kahve daha açtım. Bıırayı Foti barba'ya bıraktım. Cok çüvenilir bir insandır. 5 vıldır birlikte çalısiyoruz. Bu kanıtnı sarsa cak en ufak hir davrams görmedim. Foti'nin yalnız yaşayan bir insan olduğunu öğreni yoruz Mehmet'ten. Bu yaşta bunun zor olup oimadıŞını soruvoruz «Hayır» diyor Mehmet: Zaten kendi bizim eve yakın oturur, sabah. öğle. aksam vemeklerini bizim evde hallediyornz. Bir kadıtı gelir çamaşıriarinı yıkar. Hasta olsa, WT derdl olsa, biz yanındayiz nasü olsa. dan memnun mnsun?» divoruz, «Hayır değilim» dlyor Foti, sonra da gülüvor Menınunura tabi Hiç derdinıiz olmadı. Bi7im bay ramımu olsa, hemen Mehmet çelir bayramlasnıaya, Mehmet'in bavTamı ol«a, ben giderim onlara. Sonra elini kahvedekiler üzennde dolaştırıyor Foti: Gökre bulutlar carpışır Hastet olanlar sarmaşır Varsm Ege cossun taşsm Ne çıizeîsin Gökçeada Foti barbanın getirdlği çayları yudumluyoruz. Yan masada neyecanlı bir tavla partisi var. Mustafa «Hristo be» dive başlıyor: Hanıım gönderdim, bekarım. Hristo Bet«r oi. öyle diyeceg:ine. yap bir tavuk da yiyelira. Yok be Mustafa. bu sı fakta tavıık mu venir. gel de sana bir sebze yemeSi vapayım. Canım tavuk îster Hris to. Üzülme canım, madem bekârsın, beter ol ama, sana bir tavuk yapayım, ge liver bu akşam. «Atina'ya gittim. Ama bnrası gibi yer var tnı? Tey pf yüksek seslp çalıyoram dîye ceza. veriyorlar. Kardeşlerim falan orada, ancak zor kaldım 2,5 ay D5 niip ^eldim» diyor Foti: Sövleşimi?! sürüp gidiyor. bir yanda Hristo ile Musta fa, diğer yanda Foti ile Meh mPt uzun süre birarada ya samanın epiiTHşı ilı^kan Bayram ziyaretleri Adahbrı.j ü/,erindc durdugn en onemli konularrtan biri ^a^ rıs, dostluk ve l»irliktelik; en ufak bir hasar ?elmesini istemiyovlor bu üç gü zelliğe. «Barbîi»tıın ne demek oiduğunu soruyoruz. «Amca demektir» dıyor Mehmet «Bt n Foti'ye Barba derim.» ç AYIN demini alan Foti, bir sandalye çekmiş yanımıza oturuyor. «Bu adam de oturanlar canları çav is tedıicçe tezçahın ardındaki ocağa yonelijor ve çayını koyuyordu. Türkler ve Rum lar, haziran sıcagında, sermliği aynı çardağın altın da paylaşmanın rahatlığında söyleşiyorlar. Bir süre sonra Foti lle Mehmet, parke yolun başında görtinüyor. İçerl gırerkpn güluyor Foti: îşte sı?e Mehmet, coruk bulmadım. kendım gıt tım. Hemen ocağa yönellyor Foti, «Uzun yuldan gelmiş Talnız Mehmet'le de&U, kimin bayramı varsa, bîr diğeri mutlaka ffider. tleri yaşma karşın çok sağliklı olduğunu söylflyoni!5 Foti'nin. kahvedekiler «Bıvıkları varken daha grenç ti. Simdi az biraz yaşlı duruyor» diyor. Mehmet döndti. «Haydi Fot:. çay demlenmiştir. sretir dp îççlim» dedi. Ri7 dp pek de iyi olmayan yüzlere bakıyoruz Mehmet'e «Koskoca adama, 'git de cay koy' denir tni» giblsınden. Mehmet anlıyor. yüzümüzdekl anlatımı. kıretınlığımı7i onanyor: Şlmdt ben kalkıp alacaâım, kırılacak. «Acaba ben çay vapamıyorum da onun için tni kalkıp Mehmet çay ahyor diye» üzüle, cek. Foti'nin yokluğundan vararlanarak, genç gö«;termpstne de^iniyor. «Az daha öh'iyordu» dedlkten sonra şöyle stirdürttyor Mehmet: Rahatsızlandı, hastaneye kaldırdik. Ben de başında bekliyorum. Birden fenalaştı. Doktoru aradım. hastanede yoktu. Kaleköv'e sittiğini öçrendim. Yanda Ordtıevi var Alay kumanda n?na ko^tum. Durumu söy ledim. Ayafeımda terliklerle. Kaleköy'e gittim doktoru bulmaya. Döndüğümde alay kumandanı dokotru bul muş ve bastanin başına ge tirmişti. Bir süre yattıktan sonra eski sağUgma yenlden kavuştu. lıklarla, avrılıksız gaynlıksız Mrbiıierine takılıyorlat, birlikte gülüyorlar. Adalıların üzerinde durdugu en bnemll konulardan biri barış. dostluk ve birlik telık En ufak bir hasar gel mesini istemlyorlar bu üç güzelli^e. Adada yayınlanan tek yerel gazete özlem' de Ahmet Çelik imzasıyla yaymlanan «Oökçeada» şl irinin dört dl/fsi şövle: Gökte bnlutlar carpışır Hasret olanlar sarmaşır Varsm Ege çossun taşsıa Ne güzelsin Gökçeada Ege'nin çoşmasma, taşîn» sına karsm süren dostluğu belgelemek Istlyoruz. Hadi MehmPt. Foti lle ocagın arkn^ına geç de bir fotograf ceke'im Kahve.deki müsteriler Po ti'yi rahat bırakrmyor. Ah, ah, btr de bıyıkla n oiacaktt» ki, o zaman görün siz fotoğrafı. Foti gtilünce gözlerl kapanıyor. «Yapmayın be ço cuklar» diyor, «Güldürmeyin de resminiz gtizel çıksm, zaten Mehmet'le ktrk yılda bir resim çektlrlyo ruz> YARIN: ESAS AZINI.IK OLAN KÖTÜT.ERPTR... NEGUZELDIR Foti ile Mehmet.^5 yıldır sürdürdükleri ortaklık nyla «gül gibi» geçinip gidıvorlar. «Bunlar kar deş gıbidir» dendi tni, ikisi birden karşı koyu yor. «Yo» diyorlar, «biz kardeşten de ılerıyız» IKemolÖZER 5 Önümüzde bir konukluğnıı bambaska ülkesi mnı bulabıleceğimi dtişünerek heyecanlanırdım. vde va'jayanlar da epeyoe kalabahktı. Üç kızıyla bir oğlu vardı teyzemin. Büyuk kiîa evlıyda ve yakında otururdu. Torunlarla onların bakıcısı, sabahtan akşama teyzemlerin yanında oluriar dı o yüzden. Üstelık torunla rın sayısı her yü artardı ve her gıdişimızde karşımıza, yatıya gelmiş başka konuk)ar çıkardı. Ev halkmı bılcüğım halde. veni bırilenyle karsılaşma olasılıgı her vakıt vardı. Bu da avrıca heyecanlandırırdı bem. Uçuncu heyecan kaynağı bançeyüı. Bızım tek ağaçlı bahçemıze kaışılık, teyzemlermkı uçsuz bucaksızdı nerde>se. Başka bir sokakla buluşan üst smınna ulaş» mak îçm, kaygan taşlar ve sık ağaçlar arasmdan epeyce tırmanmak gerekirdı. Çalı ve çıçek öbekleri, saklanmak isteven bırinı saatlerce gozlerden uzak tutabılırdi. Tadacagınız değışık yemışler, merakınızı çekecek kdmurluk, kuyu ve kümesler, beMenmedik yerlerdeki 6&lıncaklar ve altında yemek. masası kurulahılen koskoca bir cardak da çabası.. Evm öyle bir ozelliği var» dı kı, sayılan ne kadar çok olursa olsun insanlar göze görünmezlerdi. Kımi zaman saatlerce bırbirimize rastlamazaık. Herkes bır köşeye çekılırdi çünkü, ve bir şeye kaptınrdı kendini. Bir odanın kapısından baksanız, enışteyl namaz kılarken görürdünüz örneğın. Bir başka odada torunlar kendı aralarmda bir oyuna dalmış olurlardı. Çard,ağın altında ikı kadm hem çene çalar, hem orgü örerlerdı. Kızlardan bırı, salmcakta bır yandan sallanırken, bır yandan da kıtap okurdu. Bır başkası ehnı çenesine dayayıp penoereden dışarı bakardı. Bu dağınık, herkesın kendi ışlne daldığı saatlere karşılık, yemek vakti gelince hepımiz sofra başında toplanırdık. yemek hep birlıkte. tadına doyultnaz bir gurültü patırtıyla yenirdi. özellikle akşamlan, vemek bi tımmde söyleşi başlardı. Biri bır şey anlatır. herkes dinlerdi. Biz çocuklann da konuşma ve soru sorma hakkımız vardı. Sonra söyle şi bölünür, ikill, üçlü konuşmalara dönüşürdü. Sonra da başka odalara dagıhrdı sesler. Bu arada dolaplar açuır, yatak durumlerı ortaya çıkanlırdı. Ben uykum geldıği halde bır türlü yatağa girmek, girince de uyu mak istemezdım. Bocalar dururdum. Hem sabah olmalıydı, hem olmamahydı Başlayacak gün, getireceği oyunlarla heyecan vericiydi, arna dönüş saatine biraz daha yaklaşhracaktı bizi. İSTANBUL Bayram gönlerf yurduırıuîun her yerinde okuyabileceğiniz gazete İSTANBUL BAYRAM GAZETESl'dir. ilân vererek yüksek tirajından yararlanabileceğiniz yegâne gazete, ofset baskılı İSTANBUL BAYRAM GAZETESİ'dir. Adres: Gazeteciler Cemiyeti CağalogluISTANBUL Tel:2212 22 22 54 08 26 80 46 SAYIN İHRACATÇI VE SANAYİCİLERİMİZİN DİKKATİNE Teşekkülumuz 15 yaşından kuçuk olan M/V AMIRAL ŞÜKRÜ OKAN gemısini 28 Temmuz 12 A&ustos'ta Türkıye lımanlanndan (Istarbul IzmırMersin) yüklemeli olarak Cıdde, Port Sudan Dubaı Dammam, Kuveyt, Karachi ümanlarına seier yapmak Ozere tahsis etmıştir. İSTANBUL (Merkez) 45 2120 / 154158 45 75 39 49 40 30 TİX. 24 125 (Basin: 18837) VEFAT Merhum Osman Bey ve merhume Emine hammın oğuiları, merhume Kevser Karamızrak'ın eşi, Dr. Gttndüz Karamızrak ve Sumru Karamızrak'ın babaları. Inci Karamızrak'ın kayınpederl, Zeynep Karamızrak'ın sevgili dedesi; Emekli llk öğretim MtifetUşi M. MUHARREM KARAMIZRAK 15.7.1982 Perşembe günü vefat etmlştir. Cenazesi 16.7.1982 Cuma günü (Bugün) öğle namazım müteakip Teşvikiye Camiinden almarak Zıncirlikuyu'daki aile kabristanına tevdi edilecektiı. Mevla rahmet eyleye. A l L E S t NOT: Çelenk gönderilmemesl, arzu edenlerin Türk Eğitim Vakfına bağışta bulunmaları rica olunur. DUYURU T.C. SAĞLIK VE SOSYAL YARDIM BAKANLIĞI Bakanlığımızda münhal bulunan 6 ncı derece 2 nci sınıf müfettiş kadrolanna 1 Tıp doktorlarmdan sınavsız 2 Eczacüık, Hukuk, Slyasal Bilgller, tktlsat Fakülteleriyle, tktisadi ve Ticarl îiımler Akademilerlnden veya öğretim itlbariyle bunlara denfcllğl merciinee tesbit edilen Yurt içi ve Yurt dıçındaki Fakülte ve Okullardan birlnı bitirmlş ve Yüksek tahsilden sonra Devlet veya dlğer Kamu Tüzel klşiliklerinde 5 yıl memurtyet yapmış olanlardan sınavla, yeteri kadar müfettiş alınacaktır. 3 Sınavsız olarak müfettiş o'abilmek veya sınava girebllmek içın aranan şartlar üe. başvurma ve sınav şekli ve koşullan tl Saglık ve Sosyal Yardıra Müdürlüklerinden ö&renilebilir 4 Son başvurma tarihi 30.7 1982. yazılı sınav tarihi 9.8.1982'dir, Postadaki gecikme nazara alınmaz. îlgilUere duyurulur. (Basın: 18653) İLAN BEYOĞU; 1. ASLÎYE HUKUK HAKÎMÜGtNDEN 982/1000 Davalı: All Doğan, Esenler Atışalan Cad. Kazım Karabekir Mahallesı 10. cad. no: 50 Anlar Apt. Kat. 3/3 de Istanbul'da ıken halen ikametgahı meçhul: Davaca ÎETT îşietmelen Genel Müdürlüğü tarafından aleyhmize açılan alacak davası sebebiyle ttim aramalara rgmen adresınız meçhul bulunduğundan mahkemece ilanen gıyap yapUmasına karar verılmiştir. Duruşmanm bıraKildığı 19.10.1982 günü saat: 10.45'de mahkemede hazır bulunmanız veya kendinizi bir vekil ile temsıl ettirmeniz, gelmediğiniz takdirde veya kendinızi bir vekille temsil ettirmediğiniz takdirde duruşmanın gıyabınızda yapılacağı gıyap karan yerine geçmek üzere ilanen teblığ olunur. B: 7750 5118 ÖLÜM ÖLÜ GÜLEN YAMAN Canmuzdı, dürüst, zekı, îyiliklerle dolu ve güzeldı. Onu kaybettik. 14.5.1957 14.7.1982 t LA N BKYOGLU 1. ASLİYE HUKUK HAKİMLtGtNBEN 981/837 Davalı îsmet Can Tahir: Dikmet kağıt deposu IMÇ, 1. blok. İstanbul adresinde iken halen üametğahı meçfaul. Davacı Nurten Yalçın ve Yavuz Gül taralından aleyhinıze açılan alacak davası sebebiyle: TUm aramalara rağmen adreslniz meçhul bulunduğundan gıyap kararıtun mahkemece ilanen yapılmasına karar verilmiştir. Duruşmanjn bırakıldığı 23.9.1982 günü saat: 11.30 da S81/83" esas sayılı davanın duruşmasmda mahkemede hazır bulunmanızı veya bir vekıl ıle kendinizi temsil ettirmeniz, pelmedıginiz ve bir vekilde göndermediğinız takdırde duruşmanm gıyabmiüda vapılacagı hususu gıyap karan yenne geçmek Uzere ılan olunur. 29.6.1982 B: 7738 5119 ık sık duyduğum btr soz vardı. OzelliB.îe yaşlılar, «sayılı gun çabuk gejjer» derlerdı. Gerçekten de, babamın iki haftalık ıznı, göz açıp kapayana dek geçıvenrdı. Ondan sonrası, oteki izne kadar bir yıl daha beklemek ya da lokomotıfın hastalanmasını gozlemek... Iznı o kadar çabuk geçerdı kı, bırıiıen ışlerın ustesınden geldıkten sonra ancak bırkaç gun tıoş kalırdı babam. Iple çekerdım Ü boş gunlen. Gezıye çıkardık o günlerde çuntaı. Kentın bir ucundan otekıne, teyzemlere gece yatısına gıderdık. Gezının hazulıgı büe benım ıçin başlı başına bir olaydı. Alışık olmadığım bir telâş başgostenrdı evin içmde. Butuıı pencere ve kapıların surgulerıyle kilıtlerî denetlenırdı. Çıçek saksılan su ciolu leğenlere oturtulur, bahçedekı tavuklar kun>3se kapatılıp yanlanna bırkaç gun yetecek yem ve su bıraküırdı. Gündeljk gıysııerın yerıne gezmelikler ortaya çıkardı. Onlan gıyınce hepımızın görünuşü degışrruş olurdu. Madenden kuçuk sarı lokomotıfleri bu lunmayan ceketle şapka, babamın Ustünde, başkasınd&n bdünç alınmış gibi ıgreti dururdu. Annem, ev gıysüenm çıkarmca acemileşır, ordan oraya seğırtırken ikıde bir tokezlerdi. Bemmse yjni gıysıyle bırlikte üstume bir uyuşukluk çökerdı, bıV köşeye çekilıp orda ktpırdamadan durmak isterdim. Oysa tam tersi olur, koşuştunna sırasmda surekb ayak altında kalırdım. sürekli söz ışıtirdim annemden. Teyzemler, bıze göre kentin ötekı ucunda, Beylerbeyı'nde otururlardı Oraya gıtmek ıçln önce tramvay, ardından da uzunca bir vapur yolculuğu gerekirdı. Özellıkle vapur yolculuftu benım ıçın bir seruvendi. Bekleme salonunda vapurun gelmpsim beklemek, yanaşmasını ve çımacııarın halat atmasını gozlemek, tekerleklı kiıçük bir ıskeleden geçmek, korkuluklan cilâlı mer dıvenden üst kata ttrmanmak, d«ri koituklara oturmak, makıneler çalışınca camlann zangırdamaya başlaması, ak örüüklü garsoniardan naneli lımonlu şeker, ler almak, yakımndan ygâçerken Kızkuiesi'nir öyküsünü bir daha anımsamak, aalgınlaşıp dUdük sesıyle ırkilmek... S E yanıtı venrdi: «Bir tfirlü toparlanamadüar. kaçırdık on çeyreği.» Bu sözlerı tşıtince her şeyi gerıde bıraktağımızı düşünürdüm. Bizım sokagın bağmş çagırışı, tramvay tekerlermin gıcırtıları, uzaklaşan ya da yaklasan tren düdükleri, gündelUt gıysılerJmız, komşular, amlar, aiıskanlıklar... önümüzde ıse bir konukluğun bambaska ülkesi durmaktaydı. îlk adımları atıyorduk lşte. H er şey değişikti burda. Toprağın rengi bıle. Kırmızıya çalan kahverengiydı. Her şey sessiz ya devinimsızdı. Insanlar, evler, kaldııım taşlan, ağaçlar, duvarlar, gölgeler, su bıriklntilen... Hepsı sürekli dınlemvordu sankı. tlk adımları attıMan sonra b1r Arnavut kaldınmı çıkardı karşımıza. Aralannda otlar bitmiş iri taşlarm ÜZPrinden hep birlikte yürürdtik vu''Brıl»ra do|!ru. B&hçelı tahta evlar sıkiaşınca sesızlık artar ve yalnız burda duyduğum bir koku başlardı. Yıllanmış tahtalar ıle kabartılmış toprağın yaalan güneşe. kışları yağmura bulanan kokusu... Bahçeler arttıktan, evler ivice seyrekleştikten sonra, ıki katn bir tahta evin koca halkah kapısına gelir dayanırdı yokuşun sonu. Pen cerelennden birinde ak saçlan, ıncecık ağzı ve gözlügüyle teyzemin yüzü yavaş yavas belırginleşirdı biz tırmandıkça. Bu ev de bızimki gibî ikl katlıydı. Ama, bizimkınden hem daha gbrmüş geçirmışti, hem de daha geniş. Ayrıca bana çok ılginç görünen, gırdisi çıktısı bol bir evdi. Birçok kapılan, merdivenleri, dolapları. taşhkla n, birinden Ötekine geçilen bolmeleri vardı. Ne kadar öğrenirsem öğrenevım, hep bilmediğım bir bölmesı, inıp çıkmadıgım bir merdivenl, açmadığım bir kapısı kalmış sibi gelirdi bana. Her gidişimizde yeni bir ya T AÎLESt NOT Cenazesi, bugun ikindi namazından sonra Şişli Camii'nden kaldınlacaktır. eleton olmadığından mektupla bildirmış olurduk geteceğimiaı. Vapur yanaşınca bızi karşılayan birkaç Kışı bulunurdu hep. Teyzemm kızları, oğlu ya da torunlanyla bakıcısi™ îçlerinden biri, şöyle derdl her keresınde: «On çeyrekten çıkmadınız, kaygı. lantlık acaba bir şey mi oldu, gelmeyecekJer nu diye.» Annem de bana ve babama bir gOz atarak hep aynı YARIN; EVDE KONUŞKAN OLMAYAN BABAM...
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog