Bugünden 1930'a 5,453,825 adet makale



Katalog


«
»

Cumhuriyet 2 ürkiye'de güncelliğlni yitirmeyen nular vardır. Bunlar çoğunlukla dln> sel alanda, özellikle de zekât ve fıtır gibi malî ibâdet konusundadırlar. Dinsel görevlerini titlzlikle yerine getirmeyi amaçlayan yurttaşlar değişik camilerde. başka başka öğütçüler tarafmdan verilen bilgilerin birbirini tutmadığını, giderek çeliştiğini farketmişler, gerçekleri öğrenmek için üst üste yetkili makamlara yazı ile başvurmuşlardır. Araa bu yetkili makamlardan hatta en üst makamdan aynı konuda verilen yanıtlarm yeni bir çelişkiler örneğl oluşturması yurttaşlarda haklı bir şaşkmlık uyandırmaktadır. Örneğin Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yaşamı ile yakmdan ilgili olan nüfus planlaması konusunda Diyanet îşlert Başkanhğı iki ayn fetva yaymlamıştır. Bunlardan birinde: «İnsan neslinin ve memleketimizde nüfusumuzun çoğalmasma mani olmak dini bakımdan rauvafık değüdir. Bir zarnret yokken arzuya bağlı olarak dogum kontrolü teşebbüsü İslâm dininin esaslarına aykırıdır» (1) dendiği halde görüşülen bir yasa tasansı nedeniyle, Mlllet Meclisi Sağlık ve Sosyal îşler Komisyonunun 25.1.1980 gün ve 57/2689 sayılı Bakanlık'tan istediği görüş Bzerine aynı Başkanlık 29.1.1980'de «Gebeliğe engel olmak caiz ve mümkündtir» diye fetva vermlştir. Bundan yedibuçuk ay sonra ise «yarattığı kulun rızkım mutlaka verecek olan AUah'm koydugu nizama zıt gelişmeler insanlıgm başma kannaşık felâketler getirmeğe müsaittîr» yollu bir yazı yayınlanmıştır Başkanlığm gazetesinde (15.8.1980). Bu yazıda doğum kontrolü bir fantezi olarak nitelenip «bu insanlığm hunharca bir harcaması»dır denilmektedlr. OLAYLAR VE GÖRÜŞLER 26 HAZİRAN 1982 T Celişkili Fetvalar Doç. Dr. Bahriye ÜÇOK mak istenenler, özgürlüklertni satm almak isteyen köleler, borçlular, Allah uğrunda olanlar ve yolculardır. Hicret'in dördüncü yıhnda gelen zekât verme emrinin farz olarak uygulanması Mekke'nin fethedilip Müslümanlar'm Arabistan'da egemen duruma gelmesinden sonraya rastlamaktadır. Mekke fethedilip (630) çevredeki kentlerle birlikte Medine"ye bağlandıktan sonra bu yerlerln halkmdan vergi tahsil etmek için zekât memurları atandı. Bu tarihten sonra gelen âyetlerde zekât, vergi anlammdadır. Vergi toplamak için gönderilen memurlara (âmil) davar, sığır ve deve ve ekinden almacak vergi miktarları Hz. Muhammed tarafmdan bildirildi: zekât böylece kısa sürede kurumlaştınldı. Çünktl bireylerin fakiri, zengini, özgürlüğünü satm alacak köleyi, borçluyu, yolda kalmış sıkmtıdaki yolcuyu vb. bilmesi, bulması o zaman olanaksızdı: şimdl de. Bu nedenle Hz. Muhammed IX. Sure*nln 60. âyeti Ue bildirilen ve klşisel bir bağış niteliğindeki zekâtı toplamak ve dağıtmak örgütünü kurdu. Giderek elde edilen meblağları yalnız muhtaçların korunmasma değil savaşlar ya da slyasal amaçlar için kullandı. Bedevî kabileler için zekât zorunlu bir vergiden başka blr şey değildi. Bu verglnin Kur'an'da ve Hadis'te miktan ile ilgili doğrudan doğruya bir hüküm yoktur. Zekâfm miktan Hz. Muhammed ile yapılan anlaşmalarla saptanmıştır. Sonralan meydana çıkan düzenlemeler Kur'an ve hadisler'ln dışındadır. Hz. Peygamber'in yakın arkadaşlarından Ebu Zerr Müslümanlar'm gereksinmelerinden daha çok mülkiyete sahip olmalanna karşıdır. Hz. Ali ise mülkiyetin sınırını 4000 dlrhem ile çlzmiştir. ••• Hz. Muhammed'den sonra yerine geçen Hz. Ebu Bekir zamamnda Hicaz çevresindeki birçok kabileler tslâm'dan ayrıldılar. İslâm tarihinde buna RÎDDE olayları denir. Hz. Ebu Bekir bunlann üzerine birlikler gönderdl. Savaşmaktan çekinen kabilelerden kimilerl zekâfm bağışlanması halinde yeniden îslâm'a girmeyl kabul edeceklerini bildirdiler. Bu öneriyi başta Hz. ömer olmak üzere Hz. Peygamber'in yakm arkadaşları çok olumlu karşıladılar. Ama Hz. Ebu Bekîr bu öneri sahiplerine «Zekât olarak vermekte olduğunuz hayvanların bağlannı vermediğiniz takdirde bile sizlerle savaşacağım> yamtını vermiştir (2). Böylece Hz. Ebu Bektr*in enerjisl zekâtı mali blr kaynak kurumu haline getirmiştir. Giderek bir «Beytülmal» yaratılmış. Islâm'm yayılmasma ve güçlenmesine büyük ölçüde yardım sağlanmıştır. Yanl ticaret malları, yer ürünleri ve sermayelerln zekâtı bir vergi durumuna dönüsmüştür. Daha açık bir deyimle zekât vergi dediğimiz devlet hissesinden ibaret olmuştur (3). Ilâhiyat Fakültesinin değerli profesör lerinden rahmetli Yusuf Ziya Yörükân İslâm adlı yapıtında Ibni Âbidin'e dayanarak «bir kimseye mahnın verglsini verdik ten sonra aynca zekât vennek f arzdır demek veya hükumete verilen vergi zekât ye rine geçmez veya hayır derneklerine bu suretle verilen para zekât degildir demek DİNİ TAHRİFTÎR» diyor (S. 94). Oysa Diyanet Işleri Başkanlığı bu konuda bir hafta önce bir soru sahibine «dev lete verilen vergiler zekât yertne geçmez> diye yanıt vermiştir. Ben burada varlıkh kişilerin çeşitli zahiri mallar üzerınden ne miktar zekât ödemesi gerektiğinden, hane fl veya şafiî'lere göre makbul olan kurallann neler olduğundan, ya da Ramazan ayı sonunda verilmesi gereken zekât ülfıtır'dan söz edecek değilim. Sözünü etmek istediğlm husus Kur'an'da Tevbe suresinin 60. âyeti ile belirlenen ve tslâm tarihi boyunca zekâtta hakkı olan sekiz gruba toplanan meblağm dağıtıüşım saptamak ve son yıllarda Türkiye'de bu konuda verilen fetvaların ne denli değişik, birbirine ters mesajlar verdiğine değinmektir. örneğin, 7.4.1961 tarih ve 11622 sayı ile Türk Hava Kurumu Genel Baskanlıgının bir sorusunu 1.6.1961'de yanıtlayan Diyanet îşlerl Başkanhğı. Kur'an'da zekât almaya hakkı olan sekiz grubu saydıktan sonra «Yurt müdafaası ile meşgul olan mü esseselere, hastanelere zekât verilebileceğl cihetle, Türk Hava Kurumu'na da verilebileceğinln bildirilmesi uygundu» fetvasını akılcı bir yorumla vermiştir. Gene böyle akılcı ve çağdaş blr tutumla 16.3.1956 tarihll bir fetvada müslüman yurttaşlann Kızılay'a verecekleri zekâtın geçerll olacagı açıklanmıştır. Ama gelin görün kl, aradan yaklaşık 20 yıl geç tikten sonra. 1979 yılmda aynı Başkanlık şöyle bir fetva çıkarmıştır: «Türk Hava Kurumu ve benzeri dernek ve kuruluşlara zekât ve sadakai fıtır verilmesinin dlnen caiz olmadığına dair Başkanlığımızın 14 Nisan 1967 gün ve 52 sayılı kararının değiştirilerek zekât, fıtır sadakası ve kurban derilerinin eskiden olduğu gibi THK'na ve rllmesinl tavsiye ve telkin eden blr genelge yaymlanmasım İsteyen yazısi dolayısı ile konu kurulumuzca incelenmlştir. Zekât ve fıtır sadakasının sarf yerlerl Kur*anx Kerim'de (IX. 60) belirlenmlştir... Bu itibarla zekât ve fıtır sadakasının Kur'an'da belirlenen yerler dışında her hangl bir yere verilmesi caiz görülmemiş Zekât alamnda da buna benzer ce«ışkiler görülmektedir. Nitekim «vergiyi vermeyin. Biz darülküfür'de sayılınz. Cihat içindeyiz. Cihatta îse ne yaparsanız mubah sayılır» ya da «Darülharb durumu mevzuu bahistir ehli küfre vergi verilmez bu paralar (yani ödemeyeceğimiz vergiler) bir nevi ganimettir» gibi propagandalarla şaşırtılan yurttaşlar, nasıl hareket edeceklerini bilemez duruma düşmüşlerdir. Son zamanlarda bu olumsuz propagandalann yanı sıra konuya yabancı kimi aydm çevrelerde başka bir sav moda oldu. Bu çevrelerde «Müslüman halk zekâtını verseydl bugünkü hallere düşülmezdi» inancı paylaşılıyor. Kuranı Kerim'de zekât genel olarak bir hayır işlemi, kiml zaman da inanmışlann başlıca erdeml olarak belirtilmektedir. Giderek zekât için bildirilen emirlerde bağış ya da sadaka sözcüklert yer alır çoğu kez de genelde zekât ve sadaka birbirinin yerine kullamlmaktadır. Mali bir ibadet ve îslâm'ın beş ameli farzından biri olan zekât konusu Kuran'da IX. Surenln 60. âyeti Ue seklz grup kişinin hakkı olarak gösterilmiştir. Bunlar: Fakirler, düşkünler. amiller (yânl zekât toplayanlar), kalplert tslâm'a kazandırıl tlr. Münhasıran hakkı olan ve ancak fakl re temlik etmekle yükümlünUn zlmmetinden düşen zekât ve fıtır sadakasının hayır kuruluşlanna verilmesi dinen caiz görülmemiştlr.» diye fetva verilmlştir. Aradan geçen yıllar toplumlann gereksinmelerinl daha çok sosyal kurumlar la karşılamak yolunu açmışsa da Başkanlık zekât konusunda 1956 ve 1961 tarihll fetvalarına yüzde yüz karşı bir fetva ile ta rihsel uygulamaya da ters blr tutuma gir miştir. Şimdi de İmparatorluk çağmda zekât konusunda verilmiş fetvalara bakaum. XVI. Yüzyılda Kanunî Süleyman döneminin ünlü şeyhUlislâmı Ebusuud Ef. «Zengin müslumanlar yenilgiye uğramıs olan donanma için ve mümin gazilerin donatıl ması için sarfettikleri mali, eskiden gerek li olup da eda edilmeyen ve hâlen edası gereken ve bundan sonra gerekecek olan zekâtlarına niyet edip de sarfeyleseler ze kât yerine geçer mi?» sorusunu aynen şöy le yanıtlamıştır: «Elcevâp; geçer ve makbul ve meşrudur.» Ebussuud Ef.'den bir ör nek daha: «Tüccar taifesi gumrük diye verdikleri akçayı zekât diye niyet edip ver seler, zakât yerine geçer mi? Elcevap, ge çer». (3) **• Işte koyu şeriat yasalanyla yönetilen bir çağın Unlü şeyhüUslâm'ının verdiği fetvalar ve işte bundan dörtyüz yıl sonra laik Türkiye Cumhuriyetinin Diyanet îşleri'nin fetvası... Sözlerimi bitirmeden önce çok ilginç bir fetvayı daha okurlanmuı dikkatlerine sunmadan geçemeyeceğim. Soru sahibi Ordu ilinde gazetecl ve yazar; hem de o yıllarda Ordu devlet hastanesl yardım derneği başkanıdır. Dinin yardım laşma amacına umut bağlamıştır: sorar: «Devlet hastanesine yardım ve güzelleştirme derneği, hastahane'de bir kan merkezi açmayı kararlaştırmıştır. Müracaat ettiğimiz bazı vatandaşlarımız, yardımdan başka zekâtlarım da bu hayırlı müessese ye vennek istemektedirler. Ancak dinen bir sakınca olup olmadığı, zekâtın kan merkezlne verilip verilemeyeceği hususunda tereddüt etmektedirler. Bu konuda Diyanet îşlerl Başkanlığımn blr açıklama yapmasını >. Dernek Uyeleri so nucun olumlu olacağından emin beklerier. 20.V.1971 gün ve 1434 sayılı Başkanlığm yanıtı umutları şaşkınhğa çevirir: çünkü yanıt olumsuzdur. Durmadan değişen ve çelişen bu fet valar karşısında Hz. Muhammed'in şu Hadisi ne denli yerinde, ne denli akılcı değil mi?: «Müftüler sana fetva verse bile, şen önce kendinden al fetvanı>. 1) Diyanet Derglsi. Temmuz Ağustos 1970. 2) Bahriye Üçok, Islamdan dönenler ve yalancı peygamberler. Ilâh. Fak. Yay. Ankara 1967, S. 33. 3) Bk. Y.Z.Yörükân. Müslümanhk. îlâh. Fak. Yay. 1957 S. 94 4) Ertuğrul Düzdağ Şeyhülislâm Ebussuud Efendi Fetvalan S. 63. Kastelli ile Turgut Özal Hürriyet Gazetesi, Banker Kastelli diye anılan Cevher özden'in iflas olaymdan 10 gün önce Turgut Özal'la konuştuğunu yazdı. Bu habere göre Ankara'ya giden Cevher Üzden, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanına durumunu anlatmıj ve demis ki: c Alacakh olduğumuz bazı çok büyük firmalar ve holdingler piyasadaki para sıkmtısı dolayısiyle vadesi gelen çek ve bonolannı ödeyemiyorlar. Bu nedenle elhnizdeki nakit para güçlttğü büyüyor. Ayrıca bazı bankalarm yüzde 70'e varan faiz vaadleri yüzünden halkın para çekme oranı hızlandı. Bizi devlet olarak geçici olarak finanse etmenizi istiyoruz.» Turgut özal'm yanıtı: « Bu mümkün degildir.» 24 haziran günlü Hürriyet'te Sayın özal bu haberin doğru olmadığını söylüyor. Savunmasma bakılırsa, özal, ne 10 gün önce Kastelli ile yüzyüze görüşmüş, ne de Cevher Özden îsvlçre'ye kaçtıktan sonra telefonla konuşmuş. Ancak Turgut özal Hürriyet'in haberini yalanlarken şu ilginç açıklamada bulunuyor: « Pazar akşamıydı. Istanbul'dan bir dostum telefon etti. Olayın ilk haberini böylece öğrendim. Tani Kastelli'nin dışarıya gittiğini... Tahklk edllmesini istedim. Gece saat 02.00'ye kadar tahkik ettiler. O saatte tekrar telefon ederek "kesinlikle yurt dısına gitmistir" dediler. Olay böylece dogrnlandı.» Peki, sonra? Kastelli'nin dışarı kaçtığmı öğrendikten sonra Başbakan Yardımcısı bir güzel yatıp uyumus. Turgut özal sözlerini şöyle sürdürüyor: « Ertesi sabah erkenden Maliye Bakanını arayıp bilgi verdim. Sayın Başbakana durumn arzettlm. Ve süratle tedbir alındı. O gün çok hızlı blr çahşma temposn yürüttük.» özal'm açıklaması doyurucu görünmüyor. Hürriyet Gazetesi'nin haberl doğruysa bir soru ortaya çıkmaktadır. Kastelli, on gün önce Başbakan Yardımcısına hükümetin kendisine yardım etmesi için başvurmuşsa, konu Başbakana ve Bakanlar Kurulunun ilgili üyelerine yansıtılmış mıdır? Çünkü devletîn «Kurtarma Operasyonları» sürüyor. Daha önce kimi işletme ya da fabrikada bu politika yürürlüğe girdi. Şimd! de «bankaları kurtarma operasyonu» Merkez Bankası destegiyle yürütülmektedlr. Peki. Kastelli kurtarılamaz mıydı? Gazetelere yansıyan haberlere bakılırsa Kastelli'nin variığı borçlarmın üstündedir; ve büyük firmalarla holdinglerden alacaklannm vadesi geldiğl için «kurban» edilmiştir. Bu durumda devlet yüzbinlerce yurttaşı daha etkin biçimde koruyacak önlemleri başka yöntemlerle alamaz mıydı? Acaba Turgut özal, hükumete ve devlete bu alanda durum tartışması yapacak fırsat tanımış mıdır? Yoksa bir oldubitti mi söz konusudur? Ekonomi polittkasından sorumlu ekibin bilinçll .ve planlı bir yöntemi var: îşln başından beri bankerler keslmi halkm paralarmı büyük firma ve holdinglere aktaran blr araç gibi görülmüş ve kullanılmıştır. Bu politikanın yönetimi yoğun ve kapsamlı eleştiriler karşısında bırakması da Turgut özal ekibinin umurunda görünmüyor. OTİT OKTAY AKBAL dBilim Mlnyası Gercekleri Söylemeli.. on 100 yıKa ve özellikle Ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra tıptaki gelişmeler ölümleri azalttnış, acılan hafifletmiş, salgmları kaldırmış, sosyal facialan büyük ölçüde önlemiştir1. O kadar ki, Dünya Sağlık Teşkilatı. çiçek hastahğınm kökünün kurutulduğunu haklı olarak ileri sürmektedir. Insanlık, bu sonucu. çok kez, kendi canlannı bile tehlikeye atan Tıp araştırmacılannın çalışmalanna borçludur. Ancak, hemen eklemek gerekir ki, bu mutlu sonuçta deney hayvanlarmuı da büyük payı olmuştur. Başka bir deyişle. insan acılannm azalması, hayvanların ıstırap çekmeleri sayesinde mümkün ohnuştur. Bu durum, insana,Fikretln «ÎSafer/ Biraz da hasar ister» sözü ileEfes'liHeraklit'in Osa'dan önce 576 480) aşagı yukarı 2500 yıl önce söylediği şu sö zü ammsatmaktadır: «Biz, ölenlerin hayatım vaşıyor. yaşayanlann hayatın ı ölüyoruz.» Sürekli degişimi vurgulayan bu büyük sözün bir anlamı da şudun «Biz yaşayanlan, yani hayvanlarla bitkileri öldürüp yiyerek ya şamımızı sürdürüyor ve baş kalanmn yaşamlarım sürdürmeleri için ölüyoruz (savaşlardaki gibi).» Tıpkı bunun gibi. insan is tıraplanmn azalması da kobav. maymun, kedi, köpelc, tavşan, fare... gibi deney hayvanlannm ıstırap çekme leri, yaşamlarım yitirmeleri ile sağlanmaktadır. Bunun acı bir örneğini geçen yıl Amerika'da başlatıhp mahkümiyetle bitirilen bir dava da görmekteylz. BELGIL ı dilerini bakımsız gftsteriyordu. Kaldı ki, Enstitü. sağlık kurullannm sık denetiminden geçiyordu. Bir kaç hafta önceki teftiş raporu kötü bir durumdan söz etmiyordu. Doktor, yargılanmasım. Galile'nin 1633'de Kilisece yargılanmasına ve engizisyo na benzetiyordu. Bilimsel araştuTnaya büyük bir darbe idi bu... Engizisyoncular, Or taçağ'da, kendi dünya görüşlerine aykırı sonuçlar do ğuracak bilimsel çalışmalan nasıl işkence ile önlüyor idi iseler bugün de aynı şey yapılıyordu. Laboratuvan bastıran 23 yaşmdaki öğrenci ve arkadaşlan hayvanlan koruma derneği üyesi olduklarından kent basınım da harekete geçirmişlerdi: Üstleri başlan kan içinde. parmakları kopmuş hayvanlann acıkh durumu gazetelerde sergilenmişti. îlk agızda der neğe 6000 dolarlık bir ilk yardım parası toplanmıştı. Bilimde Hayvan Hakları S lık bir yardunda da bulun rin ve öbür kemiricilerin ömuştu. Dr. Taub, çalışmala lüleri ve pislikleri de kannnı maymunlar üzerinde şıyordu. yapıyordu. Oldukça başan • Bu kokular ve pislîkler da elde etmişti. laboratuvarda çalışanları Dr. Taub, bir sabah traş da rahatsız ©diyordu. İlgili olurken birden telefonu çal ler bir kaç kez uyanldıkladi: Emniyet Müdürlügü'n rı halde bu durumlara çare den bir yetkili, doktora, ça bulmamışlardı. • Kafeslerin butunduğu hşmalanm yürüttüğü Davra nışlan tnceleme Enstitüsü odanın elektrik tesisatı bonün basıldığını, deneylerde zuldugundan lambalar 24 kullanılan 17 maymuna el saat, hiç durmadan, yanıyor, konduğunu, Enstitüsü labo maymunlar, bu yüzden uyratuvarlarmdaki feci duru ku uyuyup dinlenemiyorlarmun tutanaklarla saptandığı dı. nı ve başta Dr. Tauo olmak • Duvarlar, yerler kan üzere, uzmanlann mahke lekeleri, pıhtılanyla dotaıuşmeye verildiğini bildirdi. tu. Hayvanların yanlan deDoktor aym gün tutuklandı rileri, teyeller gibi, kaba di da. kişlerle birbirlerine tutturul Doktor bir an beyninden muştu. Bu durum zavallılavuruhnuşa döndü. Hemen ra çok acı çektiriyordu. • Bir kısım maymunlann mahkemeye koşarak dosyasını inceledi. suçlamalan öğ aylarca önce kesilen yerleri sargı bezleriyle sanlmıştı. rendi. Mesele şuydu: Fakat. yaralar zaman zaEnsütüde gönüllü olarak man pansuman edilmedikloçalışan Pacheco adlı 23 ya rinden bu bezler derilerle, şında bir üniversite öğrenci eüerle kaynaşmıştı. Hayvansi, binanm anahtarlanmn lar hiçbir tıbbi bakrm, vekendisinde de bulunmasından yararlanarak geceleri teriner bakımı görmüyorbir kaç arkadaşı ile birlikte lardı. • Bir kısım maymunlar, îçeri girmiş, hayvanlann ve çalışma odalarının feci du 8inirleri deney için Kesilmiş rumunu resimler, filmler. tu bu yüzden de duymazlaşımş tanaklarla belgelemişti. Bas el ve ayak parmaklarmı fazkına katılan polisler hayvan lalık sanarak kemire keınilan. bir apartmanın bodrum re koparmışlardı. Bunlar da katuıda saklanmalan için yerlerde pisliklere bulanmış güvenilir kişiye Cyedi e lardı. Doktorun yamtlan min)e teslim etmişlerdi. Doktor, bu belgeli duruSuçlamalar mu kabul edlyor, ancak buDoktor Taub ve arkadaş nun, kendisinin lzinli bulun lan şunlarls suçlanıyorlar dugu sırada olduğunu söydi: lüyordu. Kendisine göre. • Maymunlann kafesleri maymun, dünyanın en pis çiş, kaka ve yemek artıkla hayvanı idi. Siz kendilerine n ile dolu olduğundan da kaplar içinde yemek verseyamlmaz kokular yayıyor niz de onlar gene ortalığı lardı, pisletirlerdi. Hayvanlar ve• Kafesler temizlenmiyor teriner bakunı gönnemislerdu. Yemekler parmakhkla di. Ama, kendisi, veterinernn arasından döküldüğün lerin hiç bilmedigi bakım den bu pisliklerle kanşıyor, yöntemlert buhnuştu. Hayhayvanlann sağlıgı ve hu vanlann yaralanna sargı zuru için dayanılmaz du sarmıyorlardı. çunkü maymunlar bunlann ne oldukrum yaratıyordu. • Bu pisliklere. artıklan lannı bilmediklerinden söyemek üzere gelen farele küp atıyorlardı. Bu da ken «Efendiler. hayatın felsefest, tarihln garip tecel11si şudur ki, her lyi, her gfizel, her faydalı şey karşısında. onu imha edecek blr kuvvet belirir. Bizim lisanınuzda. buna irüca derier. lyi bir şey yaptınız mı biliniz ki, bunu imha etmek İçin karşınıza muhalif, mürteci bir kuvvet çıkacaktır. Bu yuzden, yapmadan önce çıkacak kara kuvvetin imhası tedbirini de alraış olmak lâzımdır.» 19 ocak 1923 günü Izmit'te halkm karşısında konuşan Mustafa Kemal Paşa böyle söylüyordu. Ardından da şunlan ekliyordu: «Efendiler, bütün millet emin ve müsterih oisun ki bugünkü inkılâbı yapanlar ve onu tamamlamaya karar verenler karşılanna çıkacak menfi kuvvetleri, çıktıgı noktada ezebilecek kudrete. kabiliyete ve tedbire maliktirler.» Türk Tarih Kurumu yaymlannda çıkan «Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 Eskisehir ve tzmit Konuşmalanm okuyorum. Yayına An înan tarafından hazırlanan bu kitapta yer alan, Mustafa Kemal Paşa'nm Cumhuriyet'in ilânından dokuz ay önce, daha Lozan konferansı sürüp giderken Eskişehir'de ve Izmit'te yaptığı konuşmalar, açıklamalar bugün icin de önemlo, ibretle okunacak değerdedirj Bu iki ilginç konuşmanm yanı su:a Paşa'nm îstanbul'dan gelen tanımış gazetecilerle yaptığı özel bir görüşmenin de tümünü buluyoruz bu kitapta... «Memlekete hizmet etmek isteyenlerin kalbi açık olmalıdır. Milletle, milleti sevk ve idare eden insanIar açık kalple görüşmelidir. Yapılacak şeyler oU duğu gibi ifade edilmelidir. Yoksa safsatalarla milleti igfal etmek, ifsat etmek demektir. Şianmiz. daima millote karşı gerçekeri ifade etmek olmalıdır. Ancak bu tarz milleti aydınlatabilir. MUIet de gerçegi açıklayanların, kendisinin de aldanmadığına güveni olmalıdır. Arkadaşlar, benim hayatta takip ettigim meslek budur.» Mustafa Kemal Paşa halkla iletişim kurmak istiyordu. önünde, atıuııası gereken pek çok adım vardı. Hilafeti kaldırmak, Saltanatı yok etmek, Cumhuriyeti kurmak, laîk bir toplum yaratmak, bir kültür devrimi yapmak, çağdaş uygarlığa yetişip onu geçmenin yollannı bulmak... En önemlisı de bütün bu ilericı eylemleri halka kabul ettırmek, benimsetmek... Uzun süreli bir çabayla sürekli devrimci atılunlarla Turk ulusunu çağdaş dünyaya yakışır uygar bir toplum haline getırmek... Her türlü yobazlıktan, bağnazlıktan. tutuculuktan, gericiükten kurtarmak... Eskisehir ve Izmit'te yaptığı konuşmalar bir önderin tepeden inme buyruklarım yansıtmıyor, karşılıklı bir dialogu, halkla önder arasmdakî konuşmayı veriyor. İşte bu konuşmalarda Mustafa Kemal'in bazı önemli sözleri: «Muallim olmadıkça marif terâkki etmez. Köylü irşada muhtaçtır. Bunun için muallim lâzımdır». •Her köyde mektep açmak gayrı mumkündür buyuruyorsunuz. Ve öyle de olduğu anlaşılıyor. Fakat köylü çocuklaruu okutmak istiyoruz. Bunun için ne yapalım?») «Her halde kadınlarımızı da erkeklerimiz gibi aynı derecei tahsilden geçirmeliyiz»ı «Matbuatın dneml gayrı kabili inkârdır. Memleketin medeniyet derecesi ve efkârı umumiyesi nedir? Buna dahile ve harice anlatacak matbuattır. Şimdiye kadar harice karşı memleketimizin gulyabanı ve barbarlar memleketi gibi kalmasmm sebebi, matbuata ehemmiyet vermediğimizdir. Erbabı matbuatı hima(Arkası 11. Sayfada) (Cumhuriyet 26 HAZİRAN 1932 CEMÎYETİ AKVAMA DAVET EDİLİYORUZ Cenevre 24 Cemiyeti Akvam Meclisi çarşamba günü fevkalade bir toplantı yapacaktır. Bu toplantıda bir çok devletler Türkiye'nin Cemiyeti Akvama girmeye davet edilmesini teklif edeceklerdir. Meclis bu teklifl ittifakla kabul edecek ve Türkiye hükümetl resmen Cemiyeti Akvama girmeye davet olunacaktır. Teklifin M. Mihalakopulos'un yapacağı tahmln edilmektedir. Mahkemenin karan Doktor Taub 17 nedenle yargılanmıştı. Mahkeme bun lann 6'sını suç saydı ve her suç için 500 dolar olmak üzere 3.000 dolar para cezası ile 15 dolar mahkeme masrafma hükmetti. Gen kalan ithamları, yargıç, kimseyi «kahraman veya evliya durumuna sokmamak veya yerin dibine batınnamak» için suç saymadı. Yargıç, hayvanlann iyi beslendiklerini, aç, açık kalmadıklannı, laboratuvarlardaki pisliğin hay vanlara eziyet anlamı na gelemeyecegini belirtti VB maymunlann laboratuvara iadesini, karannda aynca belirtti. OJey biUmsel araştırma dünyasmda büyük yankı yapti: Devlet parası ile araştırma yapan bir Enstitü ilk kez basılıyor, deney hayvanlanna ilk kez elkonuyordu. O güne kadar hiç bir tıp araştıncısı. deney hayvanlanna zulüm savı ile tutuklanmamış, yargılanmamıştı. Savunma masraflan ve cezalar doktora 90 bin dolara patlamıştı. Kendisi bu pa rayı (dolar 170'ten aşağı yukan 1.5 milyon lira) ödeyecek durumda değildi. Fakat avukatm bağlı bulundu ğu savunma şirketi bu parayı araştırmalann yapıldığı Enstitüye bağış olarak verdi. Böylece de doktoru onurlandırmış oldu. IGünün Hanıl SAFÎYE HANIMIN YENÎ PLAĞI 3 Hicaz şarkı: Hicranı elem Hicaz şarkı: Anladım sevmiyeceksin. Columbla plaklarında çıkmıştır. Cumhuriyet Sahibi: Cumhuriyet Matbaacılık veGazetecilikT.A.Ş. adın*™ ^ NADİR NADİ r O n t l Yaym Müdürü: Müessese Müdürü: Y«zı Ijltri Müdürü: , HASAN CEMAL .... EMİNE (JŞAKLIGİL OKAVGÖNENSİN •••an vt Yayan .Cumhuriyet Matbaacılık ve Gazelecilik T.A.Ş. Postı Kutusu: 246 IStanbul Tel: 20 97 03 (5 Hat) BÜROLAR. • ANKARA:Konur Sokak no. 24/4 Yenişehir Tel: 17 58 25 17 58 66 Idare: 18 33 35 • İZMİR: Hallt Ziya Bulvarı No: 65/3 Tel: 2547 09131230 • ADANA: AtatOrtt Caddesi, Türk Havt Kurumu Ijhan! K a t İ / 9 Tel: 14 55019 731 Raynaud hastahs;ı Amerika'nın Maryland Dev letinin Silver Sprinar kentindeki Davranış İnceleme Enstitüsü (Institute for Behavioral Research) osikoloİi ve sinir fiziyolojisi uzmam Taub, 4 yıldır iki hastalık üzerinde araştırma yapıyordu: 1) Merkezl sinir sistemlerindeki bir anza yüzüaden kollan ve ayaklan felç olmuşlan saŞlıklanna kavuşturma, 2) Ölü parmaklar hastahgı da denen ve daha çok genç kızlarda görülen parmak üşümesi, donması, gangreni hastalığı na (Raynaud's Disease) çare arama. Araştınnalan, resmi bir ku ruluş olan Milli Sağbk Enstitüsü destekliyordu. Hatta bunun için 2,5 milyon dolar İMZA GÜNÜ Bugün 15.0i' 18.00 arası NECATİ CUMALI YAZKO Yayın Pazan'nda( Istanbul Reklâm Sitesi Cagaloğlu TAKVİM tMSAK 3.05 Q0NEŞ 5.28 ÖĞLE 13.16 İKİNDl 17.17 26 Haziran 1982 . AKŞAM YATSI 20.45 ZZA%
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog