Bugünden 1930'a 5,446,863 adet makale



Katalog


«
»

Cumhuriyet 2 tn marifetll anlamma gelen «hezârfen» nitelemesi eskiden, her şeyden anlayan çok bilglli kişiler için kullanılırdı. Tarihimlze bu nitemle geçmlş iki bilgin vardır: 17. yüzyılda yaşamış Hezârfen Ahmet (bir deyişe göre Mehmet) Çelebi ile Hezârfen Hüseyin Çelebi. Bunlardan biri kanat takıp Galata Kulesi'nden Üsküdar'a uçmakla, öbürü, yazdığı hekimlik sözlüğü ve tarih kitaplarıyla ün kazanmıştı. Çocukluğumda, büyük amcamm tek oğlu rahmetli Abdullah ağabey için babamın: «Bu oğlan, bir hezârfen olacak gallba» dedlğini anımsarım. Çünkü Abdullah ağabey daha ktiçük yaşmda ağız mızıkası, saz, ut, keman gibi müzik aygıtlariyle alaturka melodileri seslendirir, küçük araba modelleri yapardı. Aylarca uğraşarak her parçasmı kendi eliyle oya oya karaağaçtan yapıp cilaladığı tenteli yaylı arabası adeta bir sanat yapıtı olmuş ve yukarıki sözü babam bu arabayı görünce söylemiştL Abdullah ağabey büyüyünce ylne kendi eliyle bir ut yaptı ve ölünceye değin evde onunla, her fasıldan havalar çaldı. Çorum îdadisi (ortaokulu)nu bitirince Osmanlıca bilglsi, düzgtln ve güzel yazısı sayesinde vllayet tahrirat kâtipliğine ve daha sonra başkâtlpliğine atandı ve oradan emekli oldu. tçkiye düşkün olduğundan «îbrahim Çayırı» denilen yerdeki bağınm üzümünden bir yılhk şarabmı kendisi yapar, her akşam evine gelince udunu çalarken. ya da borulu gramofonundan Hafız Burhan, Hafız Yaşar gibi ustalarm gazellerini dinlerken şarabını yudumlardı. «Benim huyumu hiç bir kadın çekmez» diyerek hiç evlenmemiş, ama son yıllarında, biri öğretmen emeklisi olan iki dul ablasmm geleceğlnl düşünerek, tek katlı bir ev yaptırma girişimine gecmişti. Bunun planmi kendisi çizmiş. kalp yetmezligine aldırmadan ustalarm başından aynlmamış, dahası. onlara yardım ederek yapımı çabuk sona erdirip kendisini ve blrlikte yaşadiği ablalarmı kira evinden kurtarmanın sevlncl Içinde tam 70 yaşmdayken oraya taşınmıştı. O sırada Çorum'da değlldim. sonra anlattılar. Yeni evine taşmdığı gece neşe için de banyo yapmış, her zamanki gibi yemekte bir bardak şarabını içmiş. vakti gelince odasma çekllip uykuya dalmış. Ertesi günü kendisini yatağmda cansız bulmuşlar. Böylece «Hezârfen» Abdullah ağabey özlediği yertistü mekâmnda tek bir gece geçirdtkten sonra. sonsuza dek sessiz sedasız yatacagı yeraltı mek&nına taşınmış. Işıklar içinde yatsın. «Hezârfen» olmak sadece okumak, görmek ve öğrenmekle olmuyor. Örneğln evin musluklarını onarmak, bozulan elektrik sigortalanm işler duruma getirmek, 1956 model kocaman teybimin takıntılarını gidermek. bislklet ve oto las OLAYLAR VE GÖRÜSLER 25 NİSAN 1982 BI Hezârfen... Hıfzı Veldet VELİDEDEOÖLU tlklerinl değiştirmek gibi «hüner»Ierlm var ama bunlar «hezârfen»llk için yetmiyor. Gençliğimde ve kırk yıllık bir aradan sonra yaşlılıkta birçok koşuk yazdım; bunlar da «ozan» olmama yetmedi. Demek ki insan afurpufur yapmamalı. Hangi yönde yetenekli ise onu geliştirmeğe bakmalı. Hele büyük adamlara hiç öykünmemeli; yoksa, Ezop ve Lafonten masallannda olduğu gibi, öküze imrenerek onun kadar büyümek için durmadan nefes alıp gögsünü şişirirken çatlayan kurbağaya döner. Az önce belirttiğim gibi okulda şllr meraklısıydım. Tutkum yalmz şiir okumayı değil yazmayı da kapsıyordu. Anamı küçük yaşta yitlrdigtm için ona olan özlemim kimileyin tath bir âm, kimileyin de kemirici bir üzüntü olarak sürdü gitti bende. Böyle durumlarda bir köşeye çekilir. yüreğimdeki acıyı uyaklı. ölçülü dizelere döker, bunlan «şiir» sanırdım. Çorum îdadisi'nin birincl smıfında «lisanı Osmani» öŞretmenimiz Hacı Fazıl Efendi'nin «kıraet» (okuma) dersinde bize ilk ezberlettiği koşuk. Şinasi'nin: «Hak tealâ azamet alemlnln padlşehl / lâmekândır olamaz devletinin tahtnrehi» dizeleriyle baslayan «Münacat»! olmuştu. Bunu başmdan sonuna degin okurken sözcükleri ille ölçüye uyşron biçimde kese kese söylemeliydik: «Hak tealâazamet âlemlnin pâdişehi» (feilâtün. feilâtün. feilâttln. feilün). Hacı Fazlı Efendl bizlere «tktlfat» admı taşıyan kitaptaki bütün slirlerin değişik aruz kalıp ve ölçülerini öğrettiği gibi. kitapta olmayan «nüstefalâtün. müstefalâtün» ölçüsünü de öğretm'ş ve örnek olarak da defterimize «Allahı ekber Allahı ekber / Blr samtı ulvi güya tabiat.» dizelerini yazdırmıstı. Yozgat Lisesi'ndeki Ttirkçe öSretmenimlz Lütfü Bey de vukarıda beilrttieim ilk aruz ölçüsüne örnek olarak Enderunl Vasıf'm: «O göl endam bir al şâle bürttnsün yttrti«îün / TJcn gönlüm gibi ardınca sürünsiin ytirüsün» dizelerinl vermişti. Bunu okurken o zaman anlayamadığım ve gercekten anlatılmaz bir ürperti doldururdu lçlmi. Yine Lütfü Bey. o tarihte henüz yeni baslayan «serbest nazım» akımına bağlı örnekler de ezberletmiştl bizlere. Hece ölcüstinü de o zaman öğrenmiştik. Ama bu ölcü önceleri beni hiç sarmadığı için kendi «şllr»leriml hep aruz kahplarına göre yazardım. Yaşım ilerledikçe hece ölçüsünü daha çok sevmege basladım. Trabzon Lisesi son sınıfmda iken Karadeniz'in fırtmalı bir gttnünde yazdıgım «Dalgalara» başlıklı koşuk, Fransızca öğretmenimiz Nizamettin Bey tarafından çıkarılan «Anadolo» adlı dergide yayınlandı. Bu, benim ilk basılmış yazun oluyordu. HenUz 18 yaşım süren şiir merakhsı bir genç için bu olayın doğurduğu coşkuyu burada anlatmayı gereksiz bulurum. Kendimi <hezârfen> olmuş sanıyordum!... Şür denemelerlml sürdürdüm. 1922'de liseyi bitlrdikten birkaç ay sonra Ankara'da eskiden çalışmış olduğum TBMM memurluğuna döndüm. Ta başmdan bert «şiir»leriml okulda müsvette (karalama) defteri olarak kullandığırmz türden san kâğıtlı bir deftere geçlrlyordum. Bir tatil günü bu defterdeki koşuklann tümünü okuyunca büyük bir aşağılık komplekslne kapıldım. Yıllardan beri yazmış olduğum dizeler, o tarihte şlirlerlni imrenerek okuduğum ozanlann şiirleriyle boy ölçüşecek olgunluk ve yetklnlikte değildi. Bir gün defter birisinin ellne geçer ve benim şimdi çocukça bulduğum dizelerim okunur, alay konusu olur korkusu düştü Içime. Artık bu lşe son vermeliydim. Bir vakitler benim İçin hazine kadar değerll olan o san defterlml parçalayıp odamdaki saç sobaya atıp yak tım. O tarihte 21 yaşındaydım: Doğrusunu isterseniz şimdi o deftere acıyorum. Gerek annem, gerek başkalan için beslediğim duygulann masum bir günceslydi o. tçinde ülusal Kurtuluş Savaşıyla 11gili kahramanlık şlirleri de vardı. Yazık oldu bütün o gençlik anılarma! ••• «Anılann tzinde» başlıklı kitabımın ikinci cildinde anlattığım gibi, tam kırk yıl sonra şiir tutkusu bende bir ara yeniden uyandı. Gençlikteki gibi İddialı olmadığım içtn, komplekse de kapılmıyorum şimdi. Rahatım. Bakınız birkaç yıl önceki bir hastalık sırasında «Dllek» başlığı altmda neler yazdım: Parça parça göcüyorm yasamdan GUztin dökülen yapraklar gibi. Toprak ana emiyor blzleri damla damla Baharda eriyen karlar gibl. Oysa dalmahyız onun bağnna blç erimeden Güçlü ve yürekll, Baldıran kâsesini bir yndumda Içen «Sokrat»lar gibi. «Toprak ana»nın bağrına hiç erimeden. güçlü ve yürekli dalışın bir örneğlnl Sncekl hafta blze eskl öğrencllerlroden Tnran Güneş verdi. Ama çok zamansız yaptı bu işi. Yüreğlm sızladı. Anladım ki yukarıki dizeleri başkalan İçin değil, sadece kendlm için yazmışun. Belki de Yahya Kenral'in, deyişiyle «yaşayıp köhnemek» kuruntusuna kapılarak... Turan Güneş politika alaranda gerçekten «hazârfen» bir kişi idl. Politika dışında da marifetleri vardı. 1950'de bir kongre dolayısiyle gitmiş olduğum Pariste rastlaştığımız zaman bana ille kendi pişirdiği yemeklerle bir ziyafet vermek istemişti. Saint Michel Bulvarı'ndaki lokantaları göstererek: «Enıin ol bocara, benim öğrenci sitesinde kaldıgım odada pişirdigün ycmekler bunlannkinden bin kat lezzetli ve saglıkh» diyordu. O sırada hukuk doktorası yapıyordu Paris'te. Dönünce ünlversite öğretim üyeliğine girdl ve çok geçmeden politikaya atıldı. 27 Mayıs 1960 devrimlnden sonra onunla Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu'nda ve Genel Kurulu'nda bir yüa yakın birlikte çalıştık. Kimi, önemll noktalarda görüş ayrılığı yüzünden şiddetli tartışmalar da geçti aramızda. örneğin ben Mtllet Meclisi üye sayısının 450 değil. 350 olması görtişündeydim. Bu yüzden Anayasa Komisyonu'nda hazırlanan tasarmm bu nok tasına muhalif kalmış, düşüncemi genel kurulda da savunmuştum. Komisyonun sözcülerinden olan Turan Güneş tasanyı ve dolayısiyle 450 sayısını savundu ve bu yönde çoğunluğu sağladı. Toplantıdan son ra yanıma gelip sevtmli bakışlarla: «Hocam, bana danlmadın değil mi?» deyip bent öpmesini unutamam. O zaman ona gerçekten hiç darılmamıştım ama, Atatürk'ün devrimci kuruluşları ve Türk mll letine armağanı olan Türk Dll ve Tarih Kurumları'na O'nun vasiyet ettiği geliri kestirip CHP'ye almak amacıyla. bu ku rumlara karşı dava açılmasmda önayak olduğu zaman çok darılmış, bunu da sokakta rastladığım bir gün kendisine sert çe söylemiştim. «Hocam, blllyorsnnnz. Yargıtay'da davayi kaybettik. Şu halde dargmlık sebebi ortadan kalktı. Artık banşaum» diyerek beni öptü. Yalnız polittkada ve kendi anlatışına göre yemek ptşirme konusunda «hezarefen> değil. gönül aunada da hezarefen bir kişiydi Turan Güneş. Demek ki «hezarefemllk yalnız kanat takıp uçmakla, ya da kltap okuyup yazmakla olmuyor. Toplumsal ve ruhsal alanlarda da olablliyor. Bu dönemde böylelerine o kadar gereksinmemiz var ki! Bu alandaki «hezarefen»liğin bir adı da «hoşgörü»dür çünkü... Çok özleyeceğim Turan Güneş'i, belki de onun yakın politika arkadaşlanndan çok daha fazla... Mahmut Zor Durumda. ANKA'nm verdiği habere göre, Ttirklye'nin en büyük üç tekstil kuruluşundan biri olan Güney Sanayi iflastan kurtarılmış. ANKA'nın haberi şöyle: «Sapmaz Holding'e ait Güney Sanayii kurtarma operasyonu tamamlandı. ANKA muhabirinln edindigi bilgiye göre Bakanlar Kurulu, Güney Sanayi'nln Sabancı Holding'e ait Akbank ile SASA'daki hisselerinin satın ahnması için Ziraat Bankası'nı görevlendirdi. Ziraat Bankası'nm satın alacagı Güney Sanayi hisselerl Akbank'ta yüzde 12, SASA'da ise yüzde 38,5 oranmda. Satın almacak hisseler için Ziraat Bankası'nm 10 milyar lira dolayında bir ödenıe yapması bekleniyor. Güney Sanayi'nin sahibi Sapmaz Holdlng'in, büyük bölümü bankalara ait olmak üzere 6 milyar dolayında borcu bulunduğu hesaplanıyor.» Bu kadan da yetmiyor. Ziraat Bankası «devletin kurtarma operasyonlarmndan birisini de «Asil Çeliknte uyguluyor. Sırada başka özel şirketler de var; günü gelince hep birlikte öğreniriz. • ANKA'nın «özel sektörfl kurtarma operasyonn» konusunda verdiği haberler 23 nisan 1982 günü gazetelerde çıktı. 21 nisan günlü basında şu haberler yayınianmıştı: «KtT'ler (Kamu tktisadl Tesekkülleri) basanh bir yıl yaşadı. tşietmeci niteükteki 38 KtT'ten 27'si kâr ettl. KtT'lerln geçen yit kârlılık orartlan yüzde 6.7 olarak gerçekleştl. KİT'ierden 27'si 135 milyar 975 milyon kâr ederken, ll'i 25 milyar 217 milyon lira zarar ettl.» Zarar eden KİT'lerin başında Demiryollan, Denizyollan gibl kuruluşlar var kl. bunlar kâra dönük olmayan halk hizmeti görürler. Kısa devişle KÎTler uzun yıllar süren bozukdüzene ve baltalanmaya karşın bir yıl içinde toparlanıverdiler. Gerci bir işletme için «kârhhk» her zaman olumIuluk göstergesl değlldir: ama kapitallzmin Tannsı ve ölçüsü kâr oldugundan, al sana kâr... Oysa ne söylenlyordu: KÎTler ülke ekonomlsinin başma beladır; bunlan özel sektöre satmalı... özel sektör satın almaz ki.. Öyleyse dağıtmalı. Şimdl ne oluvor? özel sektör KtTierl satm alacağma bir devlet kuruluşu olan Ziraat Bankası, iflasa doftru sür1)klen«>n ö^el s'rketieri satm alıyor: yalan ve saptırma böylece yıkıhvor. Yalan ve saotırma. Türkiye'de büyük sermayeye bağlı ekonomistlerin ve nrofesörlerin ytiksek ücretler altmda pivasaya sürdükleri sözde bilimsel görüşlerin mavasıdır. Bu mavalanmada toplum çürümüşlüğünün hamuru yoğrulur. • «24 Ocak + 12 Eylül» formülüyle ekonoml nereye doğru gidiyor? Bu sorunun yanıtı bir süre sonra kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Çünkü 12 Eylül KÎT'lerde toparlanmayı sagladı: ama. 24 Ocakçılann durumu daha aydmlanmadı, Daha geçenlerde 24 Ocakçı Turgut özal «Ekonominin 1 numaralı adam» kimliğiyle blr açıklama yapmıştı: « Devlet istihdam kapısı değildir, baba deglldlr, mabut değildir.» Pekl, devlet «istihdam kapısı» değilse, neden Güney Sanayi Şirketinin 56 bin emekçisinl üstleniyor? Baba değilse, neden 10 milyarlık blr desteği göçen bir kujrujusa veriyoc? Mabut, değilse, neden Mahmufa yardım ediyor? Ne demiştik: «Vermeyince mabut, ne yapsın Mahmut?» özel sektör Mahmut, devlet mabuttur. Mahmut zor durumda kaldı mı, iş gelip dayanır mabuta... + £V£T OKTAY AKBAL Acı Bir Öykü..; HÜRRÎYET SAĞIRLAR DİYALOĞU Oktay Ekşi, 19 nisan günlü Hürriyet'teki yazısında *Bu 'tahsilatın hızlandınlması' hanunu dolayısıyla. bizim maliyecilerimizle vatandaşın durumu tam bir 'sağırlar diyaloğuna' döndü» diyor. 'Ashnda bu hanunun, çoğu hez gördüğümüz gibi, iyt niyetli olanlan cezalandırdığım» da ileri süren Ekşi, konuya ilişkin bir çok teknik bilgi veriyor ve şöyle diyor: 'Yani masum ve dürüst vatandaş canının yanması pahasma da olsa hazinemiz biraz daha fazla gelir elde ettiği takdirde. onlar için mesele tamamdır. Gerçi hazinenin yakın vadeli çıkarları açısından bu doğrudur. Ama devletin en ufak haksızlığımn doğurduğu manevi tahribat. uzun vadeli çıkardan daha önemlidir. Ustelih bu tutumuyla devlet lyi niyetli vatandaşt da kötü yola teşvih etmektedir hi, en sakmcalı olan budur.» Tanınmış romancımıa Samim KocagSz Sökelidir. Yapıtlannda Söke'yi ve sorunlarını anlatır. Söke'de görev yapan bir Türkçe öğretmeninin onun öykülerinden, romanlarmdan öğrencilerine söz etmemesi olanaksızdır. Söke Ortaokul Türkçe öğretmeni B. özdemir de böyle yapmış: «1978 yıbydı. Yazımmızda Kurtuluş Savaşıyla ilgüi yapıtları not ettirdim ve bu yapıtlan arayıp buunalanm öğütledim. Samim Kocagöz'ün 'Kalpakhlar'ı da vardı not ettirdifim yapıtlar arasında. Kocagöz, Söke için yerel bir yazar sayıldıgından özellikle 'Kalpakhlar'ı sahk vermiştim.» Ertesi sabah B. özdemir'i Okul Müdürü çağırmış odasına; yanında kasabanın politlkacılarından biri var. Elinde. oğlu olan öğrencinin defteri... Niye Kocagöz'ün 'Kalpakhlar'ını öğütlemlş öğrencilere diye hesap soruyor! Niye ders saatlerinde Atatürk'ten ve onun ilkelerlnden söz etti dlye! «O dönemde çirkin politikacılarm oyuncagı haline gelmiştik. Sonra? Oç aşağı beş yukarı yine o çirkin politikacılann hakkınuzda düzenledikleri yalan yanhş raporlarla 25 yıllık meslegimizden olduk. Sorgusuz yargısız ve gerekçesiz.» Söke'de öğretmenlerden bir bölümü çeşitli yasal yürüyüşlere katılmışlar. Pahalılığa hayır. can güvenliğimiz korunsun vb.. Bunlar yöresel yönettmden lzin alınarak yapılan yürüyüş ve gösteriler... Bunlara devlet memurlan, öğretmenler katümayacak diye bir yasa da yok. Yani, bir yurttaşın yasal bir protesto gösterisine katılması Anayasal bir hak. öyleyken!... «Yasal gösterilere katıldık diye sorgulamaya geldiler. 12 Eylül öncesi... Ne anlamh bir çelişki. önce izln vereceksin, 171 sayılı yasayı uyguluyor görüneceksin, böylece demokratik hukuk devletl ilkelerine saygılı bir tutum içine gireceksin, ardından da sanki suç işlemişiz gibi sorgulayacaksm! 'Yasaldı katıldık' dedik. Derken sflrgfln. Beşparmak daglannın tepesinde blr kfty. Aydm Valiliği'ne dilekçe vererek naklimin nedeninl sordum. Katıldığınız eylemlerden ötürü Orta ögretim Genel Müdürlügü'nün tasarrufu' dedilerj» B. özdemir sonra Bodrum'a atanır. Ama Söke de hakkında bir dava açılır bu sırada. Söke Asliye Ceza Mahkemesinde, Toplantı ve Gösteri Yürtiyüşleri Kanununa muhalefet suçlamasıyla görülen davada özdemir ve arkadaşı öğretmenler aklanırlar. Mahkeme 1981 yılında verdiği bu kararda «...Sanıkların izinli ve yasal olarak Söke'de yapılmış bazı yürüyüşlere iştirak etmelerinin suç teşkil etmemesine...» karar vermiştir. özdemir Bodrum'da görevinl sürdürmeye başlar. 15 aralık 1981'e kadar... O gün sınıftan çağnlır, okul müdürü eline Aydın Valisi Kemal Şenol'un lmzasım taşıyan bir belge tutuşturur. Buna göre, «M. Eğltim Bakanhğı'nın onayı He kimi Ögretmenlerln görevlerine son verildiği» bildirilmektedir... «Evet, 23 yıl 5 ay geçerU çahşmışugım var. 1956'da girdim bu meslege. Mardin'den Kütahya'ya kadar emek verdim. Yoksul bü köy alleslnin çocuğuyum. Ne bir evlek topragım, ne de blr tek yapra&ım var. Üniversitede okuyan blr o&lum var. Hep onu düşünürüm. Ona para gdndennem gerek. Aralıktan beri Iş anyorum, yok. Üç milyonluk 'şsizler ordusunun btt eriyim şimdl. Ben her işi yapmaya hazırım. Emeğin her türlüsüne saygutı vardır. Ama yok. Belki var da bize vermlyorlar. Cumhuriyet'in değerli yazarlan resen emekli olanları çok haklı olarak savunurken, düşündüm. Bîz resen emekli olmaya da razıydık. Suçlu oldıığumuzdan mı. değil. Suçsuzlugumuz yargıç karşısında anlaşılmıştır. Fakat bizlerin başvurablleceği bir yer olmalı. Biz adam »Idürmedik, süah (Arkası İL Sayfada) mak istedikleri nohta beUidlr. Her türlü eleştirinin yasaklandığı, teşkilatlanma özgürluğünun tnsıtlandığı, düfüncenin suç sayıldığı, grev ve toplu sözlesme hakhmın ortadan • kaldınldığı, basının baskı altında tutulduğu, toplumun susturulduğu ve bütün bir halkın egemen çevrelerin çıkarına tevekkülle hizmet ettiği bir rejimin özlemint çekmek tedirler. (...) tşverenlerimiz sunu iyi bilmelidir ki, Ataturk'un açtığı aydmlıh yolu tıkamaya kimsenin gücü yetmeyecehtir.* YANKI , SORUN ; :; Ç1KARMASıNLAR.. Mehmet Ali Kışlalı, 1925 nisan tarihli Yankı Dergisi'ndekl yazısında .Türkiye'de olaylara ve bunlara bağlı gelişmelere ilişkin değişik bakış oçıtonno» deginiyor ve 12 Eylül müdahalesini oluşturan temel nedenlerden sdzederek. yapılması gerekenler konusunda öneriler getiriyor. 'Bir kısmını Yankı'nın da paylaşmadığı ve benimsemediği adımlar atilırken, durup düşünmenin gerektiğine de' işaret eden Kışlalı, yazısını şöyle sonluyoıt 'MGK'na yardımcı olursak vaadlerini bir an önce yerine getirip çekileceklerine olan inancımız tamdır. Ama işlerini güçleştirir, örneğin karşılannda her gün daha genisleyecek bir 'husumet eephesi' oluşturmaya çahşırsak ne olacağı hakkında kesin birşey söyleyebilir miyizf Ortada, serbest seçlme dayah blr demokrasi içinde, şimdi yapılan lardan beğenmediklerimizi daitna değiştlrme olanağı bulunacah bir olasüık ile, sonunun nerede noktalanacağı bilinmeyen bir başha olasüık var. Sağduyu sahiplennin bu iki olasüık arasında tercih yapmalan çoh mu zor? Demiyoruz; MGK'nun attığı bir kısım adıma inanmayanlar bu adım lara destek olsunlar. Ama hiç olmazsa ilerisi için sıyasi yatmm uğruna, ortaya çok büyük sorunlar Çikarmasınlar. Ya da MGK böylesine taktiklerin sağhkh değerlendirmesini yapıp, kendisini hedefinden saptırmayacak önlemleri soğukhanlıhkla alsın. Türh ulusu da hakettiği yönetime sarsıntısız kavuşsun.* TERCÜMAN TARLA FARELERİ.. Nazh Ihcak, 20 nisan günlü Ter cüman'daki yazısında Evren'in «bosın» konusundaki sözlerinden yola çıkarak, *bir basm orgamnm şu andaki durumuna» deginiyor ve »gazeteyi tabanca gibi cebimizde taşımah istiyoruz. diyenler var. Rakiplerimizi silahla öldürmek yerine yayınla çökerteceğiz.» diyerek *or~ tadaki kötü örneğe bakıp da gazete patronluğuna heveslenen yeni yeni ışadamlannın» çıktığını söylüyor. Ihcak daha sonra şöyle diyor: «Neşriyat. doğruya erismeh arzusundan, adalet ve hak prensiplerinden kaynahlanmvyor. Bir kere temel sağlam değil. Temelde, trantfer ücreti olarak ilk kalemde ödenen 33 milyon liralık, mevduat sertifikasın\ görüyoruz. Bu 33 milyon Ura, anında Zürih'te Centrale Bankası'nda dolar hesabına dönüşmüştür. Sonra bir de bakıyoruz, aynı kimse yurt dtsındakt dövizlerin peşine düşmüş, namus ve ahlak timsali ke silmiş.. Pehi, kamyon ve çelik satısından aldığı yüzdeler için, kalemini bir işadamma hiralayan da bu gahıs değil miydi? Hayret doğrusul İnsan yasadıkca nelere sahit oluyor.. (Cumhuriyet 25 NİSAN 1932 BAŞVEKÎLÎMÎZİN RUSYA SEYAHATÎ Sovyet hükümetl torafından davet edılen Bcşvekıl Ismet Paşa Ha7retleri İle Harlciye Vekili Tev flk Rüştü Bey ve beraberlerinde bulunan zevat dün kü Ankara treniyle şehrimlze gelmişler ve akşam saat altıda Galata nhtımmdan kalkan Grusiz vapuruyla Odesa'ya mOleveccihen hareket etmişlerdir. ismet Paşa, Hz. Rusya'ya hareketlerinden evvel şu beyanatta bulunmuşlardır: MİLLİYET Halil*Tunç, 18 nisan günlü Milliyet'teki yazısmda *ifçi ve igveren teşekhüüerinin rollerinin adeta değiştiöini. işçüerin sakin, işverenlerin ise havgacı olduklannı» ileri sürüyor ve 'işverenlerimiz son zamanlarda halhımızın tabiri ile 'coştular'" diyor. *İşverenlerin tlgililere öneri üstüne öneri yağdırdıklannı, öneriler paketindeki ifade tarzlarının da temenniden çok adeta bir üüimatom» oldugunu ileri süren Tunç özetle şöyle diyors •Özel sektörümüz ve onun t«şekküllerinin öne sürdühleri öneriler dikkatlice incelendiğinde var ÇOŞTULAR.. JGünün ilanıC BİR RESSAM Kumaş konusunda tecrübell ve bir Cekoslovak fabrikasında senelerce Ihtısas kesbeden, tasdıkname ve referorsları olan 28 yaşlannda blr rsssam Türkiye'de hemerı iş arıyor lcabında bu 'Şin muavinliğinl de kabul edecektır. P.R. 1555 Prague. dış basın.. LE MONDE VVASHİNGTON VE MANAGUA İYİ YOLDA Gözlerin Palkland'a ve Ortadoğu'ya çevrilı olduğu bugüraerde ilginç bir gelişme de Orta Amerika'da yaşanıyor. Hergün onlarca kişinin katledüdiği böl gede, şimdl ABD'nln Nlkaragua Sandlrusta yönetimıyle ilişkilerini geliştinne ye çalıştığı gözleniyor. Böyle bir yoru mu çeşitli basın organlan gibi Pransız Le Monde gazetesi de yapıyor. özetle şöyle diyor Le Monde 17 nisan tarihll başyazısında: «Orta Amerlka'daki Berglnliğl «zalt mak konusunda Meksika kararlı btr rol oynayarak, gerglnllğrln görüşmeler yoluyla ğiderilmesini istedl. Managua hükümeti MeksUts Devlet Başkam Lopez PortlUo'nun banş plaıunı kabnl etmlşti. Meksiks Dışişleri Bakatn Jorge Castaneda'mn da iyi niyet girlşimlerlni kabnl eden ABD, Sandinista yönetltniyle fllşkUerinl düzeltme eğillml göstermeye başladı. Beyaı Santy ySnetbnlnbı bn «maç la ortaya koydnğu plan, El Smlvsdor gerillalanna silab yardunuu durdur* mak için Nikaragua sınırlannda nlu» lararası bir kontrol mekanlzman öngft rüyor. Anlaçmaya vanldığı takdirde de Nikvagua'ya ekonomlk ve mal] yardım... Manaşua da, ABD'de vo OrU Ame« rika'da Nikarasna yönetlmine ySnelik tttm düşmanca tavirlara son •erinneal» nkı gereklillğı ttzerlnde tsrarla dunıyor. Gerek komşulanyla, getekse de ABD İle saldırgan olmayan pakUar kur maya hazır olduğunu da ilan etmiş bu lunuyor^ THE TİMES Falkland (Malvinas) sdalan bunalmunm konu edildlği blr yorumda, îngiltere'nln Arjantin'le görüşmelerde iki temel sorun Uzerinde durdugu, bunlann Arjantin kuvvetlerinin adalardan çekilmesi ve adalarda yasayanlann görUşIerinin almmast olduğu sfiyleniyor. Yanda, Îngiltere'nln bu gö ARJANTİN'İN ONURU VE KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI rüsler temelinde ısrar etmeslntn anlaşmayı çok güçleştirdiği vurgulanıyor. Herşeye karşın iki tarafı da memnun edecek bir çözümtin mumkün olduğu söylenen yazıda, uluslann kendi kaderini tayta haklnnuı böyle bir çözumle çelişmediğide beUrtiliyor. Yazı özetle »Öyle devam ediyor. «Banş gBrüşmelerl rcnldcn başlar8a, bu ancak, Arjantin lehine olan bir planla gerçekleşecektlr. Çfinkn, yeı* den knrnlamayacak olan tek çey, ada halkının Işgalden önce düşfindfiğfi gibl, tüm nişkileri Arjantüıie kurarken, tngillz gfivencesl altmda olmak lstemeleridir. Ada halkuıa dUşüncelerlni açıkIama Iznl Terilmesl. uzlasmanu get> çekleşmcslnl saj|layablHr Adadakfler. ingütere*ye nzon ve çetin bir olasım hattıyla ba£lanan bir tnglDz kaleslnde yasamaktan hoşlanmayacaklardır. Başka bir deyişle, adada tngiliz vonetlminl yeniden kurarken Arjanttn'in onnrmn kurtaracak bir çözüm, nlnslamı kendi kaderierinl tayin Ukeslyle çellsmez.. tM tarafıo da kabnl edeblleccfi blr çörumün bnlnnamaman, savaşı önlemek lcin geç kalmmasma neden ol» bffl Cumhuriyet Sahibi: Cumhuriyet Matbaacılık ve Gazetecilik T.A.Ş. adına „. NADİR NADİ CenelYayın Müdürü: HASAN CEMAL Müessese Müdürü:., EMİNE UŞAKLIGİL Yazı Işleri Müdürü: OKAY GÖNENSİN Basan ve Yayan .''Cumhurlyet Malbaacılık ve Gazetecilik T.A.Ş. Posta Kutusu: 246 IStanbul Tel: 20 97 03 (5 Hal) BÜROLAR • ANKARA:. KonurSokakno. 24/4 Yenişehir Tel: 17 58 25 1 7 58 66 Idare. 18 33 35 • İZMİR: Halll Ziya Bulvarı No: 65/3 Tel:2547 0 9 1 3 1 2 3 0 • ADANA: T e l : 14 5 5 0 1 9 731 AUtürk Caddesi, Türk Hava Kurumu Işhanı Kat İ / 3 TAKVÖrf İMSAK GÜNEŞ ÖĞLE İKİNDİ 25 Vfsan 1982 AKŞAM YATSİ. 4.17 6.06 13.12 17.00 19.59 21.40
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog