Bugünden 1930'a 5,502,228 adet makale



Katalog


«
»

Cumhuriyet 8 23 NİSAN 1982 ea ışıemışKen, cumnunyere ae aldı asıl yarayı. öylesine kötü işledi ki sonunda halk Devlev çiliğine düşman bile kesildısuçlu devletçüik oldu çıktı. Şiire dönersek, 'Meşrutiyet'i ben sana vermişimdir hep, kendıme de 'Cumhunyet'i uygun buı muşumdur. Yani meşrutiyetür senin sozlüğiin, benimkisi do cumhuriyet. Kazdığımız odur derim. Ben mitologyaını Cumhunyet üsrüne kurmuşumdur, göndermeleri oradan yaparım. Bu yüzden kandille çalışanlan severim ya; biliyorsun değil mi kandille çalışanlan? Selçuklu vezirlerinden birisi işini dairede bitiremeyînce eve getirir, orda da sürdürürmüş, bu zaman devletin kandilini yakarmış. tşini bitirince de, kendi kandilini yakar, öyl« dinlenirmiş. Bütün şairler cumhuriyetçidir aslmda. Şu sözcükler var ya, korkunç şeyler bunlar biliyorsun, Cumhuriyet benim için kokular, renkler, sesler. duyularla yüklü bir tankerdır sanki. Binlerce güzel şey üretir durmadan. Sanki Molla Ka sımı Germiyani'nin bir tümcesıdir o, bütün bir dersi içine alan (Molla'nın çogu zaman verdiği dersin, bir, ya da iki satın geçmedigi söylenir). Ben Meşrutiyeti de senin için öyle düşünüyorum. Yaz günleri gibîdir benim içîn Cumhuriyet, içine rahatça uzandığım... Gü 2İLHAN BBRK Araya girip sdzünü kesmedim, tersinden yazmada ben salt teknik' konusuna dokunmafc istedim; ^ayaklann baş, başın da ayak olmasından da muradım oydu. .Şiirin tekniği vardır bilirsin, hem düpedüz bır teknikten 'söz edılebilir şiirde. Tersınden yazmak, tepe taklak etmek' an lamındaydı, kısaca. Şu bizım toplum sorununa gelince, onda ^beraberim seninle. E«n uzun .yıllar bır bankada çahştım, küçük, iyi bir memur olarak, üst ilerim benı hep sevdiler; ama ıtounu şair olduğurau gizleyerek yaptam hep. Soyadım (o !zamanki soyadım biüyorsun ıBirsen'dl) bunda işe yaradı. Şair olduğum bilinseydi, odacı isından başkanına değin bana gösterilen 'muamelenin' değışeosğini büiyordum çünkü. Yanya Kemal olayında benim bıl ;diğim şu da var: Yahya Kejmal başyazılarını yazmak ister •çıkacak olan gazetenin, 'Olmaz'ı basarlar. Hiç bir şair sbaşyazı yazabllîr mi; o da işte o zaman imzasız yazraayı dej»er, başına sonra o gelir. 'Sa *n* bizim içimize işlemiş, sen 'bu 'san'ya ilk parmak basarttsın, biliyorum bunu. Ama ya 'Şu: Tarihi sarışınlar yazmıştır.' 'demek, ne demek (Cumhuriyet'teki bir konuşmanda söylü|yordun bunu)? Ben bu sanşuı ıtBrihçilerden, önca onlann ev««il, gölge adamlar her ıki an îlamda olduğunu çıkarıyoİTiım; sonra da 'san sendlka' ?anlamlarını türetiyonnn. Sen , tarihi sarışınlar yazmıştır! de |xnek]e ne demek istiyorsun? f ECE AYHAN Bir de karaçıniara soralım bakalım bu soruyu: onlar buna ne diyecek3er? Ben gençken sanşındım biraz (doğduğum zaman iyıca sanşmmışım ve açık mavj göz lüymüşüm; sonra sonra giderek koyulaştık işte), insan sa,rışın olabilir ama karaşınlar,,dan söz açıyorsan becerebildiğince kararacaksın (ınsan îs'terse kararabilir çünkü) diye*dir düşünürdüm. Evet, sartşuı~lar yazmıştır tarihi! hem de ka raşmlar üzerine, karaşınlara değgin! Söylenmeyen, söyletiimeyen bir başat fenk vardır tüm tarıhte: iktidar sansı. Uaak tarihçılerin yazdıklanna bıle, daha ilk sayfalardan başlayarak gciz atümıştır tutmuş ( Ece AYHAN Tedirgin tarihçiler yan sairdir llhan BERK Sözcüklerin haklarrnı yainız sairler yemez n u tutmamış mı?', "bakışlar bîz sanşınlann mı acaba?' di yedir. (Homeros'un, îlyada'sınm sonradan başına gelenlerl getirilenleri de bilirsin.) Gün yüzü görmedikleri, evlere kaparup ha bire çahştıkları, kâğıtlar kâğıtlar kâğıtlar içinde... için sararıp soldukJan konusunda dogrusun; (ama ben burada bunu amaçlamadım), ben de bugüne dek elma yanaklı, kanlı canlı bir tarihçi"ye kitaplarda yaşamda rastlamadım hiç. îşleri, bilinen an lamdadır, tıkırında giden birt zaten değü tarihçi, vakanüvis bile olamaz!: tarihçiler, hele Hedirgin' tarihçiler (böyleoe ta rih öğretmenleri, profesörlerı iyioa konuşmamız dışmda kalıyor) yar» şair'dir çünkü; altı şair, üstü tarihçi! (79 Eylül'nün son günüydü. Datça'da, Ömer Lütfü Barkan' ın ölümü üzerine, Lütfü Güçer'in yazmış olduğu bir yazıyı okuyordum bir gazetede; an lıyamadığım için durakladığım son paragraf şu oldu, defterime yazmışun, sorup soruştura cağım (Hüdâvendigâr livasını da bulacağım çekişileceğırd ben nerden bilebilirdim; neyss): «Enver Meriçli'nin Patlak Gözlü Manol'u; Ismail Eren'in Cuma Pazar bayrara yortu demeden çalışıp tespit ettıği Teofilos'u: benim Karanohut ve Ali Sevtndik'in, araştırmacı ve daktilo olarak çalışmalara katılrruş Zeliha Vidiner"in utancmdan Farsçasım söyleyemedıği 'sırt hammallan' (Hammalânı puştl ve Mübahat Küttikoğlu'nun Çlngene Derviş'i; hepıniz, hepiniz. (ve) binlerce işçi kıyam edin, Ömer Lütfü Barkan'ı karşılayın...» Bu karmakanşık hesap defterlerindeki Patlak Gözlü Manol, Teofilos, smda söyüyeyim, günleri renk olarak düşündüğüm olmuştur. 'Sıkmtı bulvannda boyunbağlı Pazar'lar* dizesini anımsa Rimbaud'un Pazar karadır bence, Cumartesı kurşunî. "> 6l'de yedek subay öğretmenlik diyedir bir şey çıkarmışlardı! .. Evet, 61'de uç Doğu'da bir köyde, işte bu öğretmenler den biri karatahtamn üstüne bir harita asmıştır, fiziki coğrafya anlatacaktır. Bütün sınıf dehşste korkuya kapılmış! göl ler, ırmaklar, denizler dökülecek diyedir. öğretmen haritavı indirir hemen ve masanın üzerine yatınr. Ohh! çocuklar rahatlamışlardır. Bu topraklarda, özellikle Doğu'da soyutlama düşüncesi hiç olmamıştır çünkü (Salavin"nin tezgâhtar. Berk: Bir toplum düşüncrsinî yazamadıkça toplum olamaz, Cumhuriyet sözcüğü bu yüzden rayına oturtulamamışhr. iktidarca anlamı anlam sayılmıştır, bu yüzden de toplumun düşüncesi yabancılaşmıştır ona. Karanohut, "hammalânı puşt*, Çingene Derviş... insanı sararrp soldurmazlarsa artık bu îşi başka hiç bir şey yapamaz! Senoe, yan şair, tedirgin bir tarihçi değil midir ömer LUtfü Barkan? Ama ah! tümüyle şair de (altı şair, tistü şair) olabilirdi diyorum! (olamazdı ya> sözgelimi sayılar gibi yapıp OsmanoğuUan'mn yaluj nacak insanları soyup, onlan çınlçıp lak boğduğunu da yazabilirdi (yazamazdı ya. neyse.) "Karaşm* sözcüğünün şiirden, tümüyle silinmiş olduğunu bır düşün! îşte sana hem sığ hem derin bir ipucu. Unutulmuş, silgiler süerken süinirler de (Yalnızca, evet yalnızca bır dUzyazar kullanmıştır bu sözcıi ğü, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 'Annem Annem', o da ağızdan kaçmıştu galiba.) Ortaokul Il'deyken bıze Türklerin yflnleri renklerle algıladıklannı söylemişlerdi; Batı ak, Doğu san; Kuzey kara; Güney kızıl (Akdeniz Batıda, San Deniz Doğu'da, Karadeniz Kuzey'de, Kızıl Deniz Güney'deymiş de; nasıl bır daracık dünyaları var, imgelemlerinde kara kıl çadır îçinde uyuyan bu hepsi de sanşın ya da sanya boyanmış küçüiı coğrafya ve küçük tarih öğretmenlerini büemezsml (Söz ara larının bu tüyler ürpertici olgu üzerinde durmalannı isterdim. Muzaffer Erdost'a neden deniz 60'da gösteriliyor ha? Be ni konuşturmayın, ben bu çocuklann ve Muzaffer Erdost*un yanmdayundır kesinlikle!). ...Ve ben bu sanşm şürleri de savmiyorum, sevemiyorum, vesselâm! Devletle. ÎLHAN BERK Evet, devletle... Devlet biliyorsunuz, bız de yeni bir Devlet adına, Cumhuriyetie yerinden oynadı. Bazı tarlhçiler îttihatçılar tmparatorluğun, yani Devletin, köküne kibrit suyu döktüler. yıktılar, der. Öyle ya da böyle: Devletçüik işlemedi bizde, bunzel, uzun otlardır sonra... Kan da olmuştur ama, oldurulmuştur. Ama bunu Cumhuriyet'în kendisine yükteyemeyiz elbet. Cumhuriyet sözcügü, birçok sözcük gibi bir sözctiktür o da. Hem sözcükleri yainız şair ler asü anlamlanyla kullanırlar, haklannı yemezler onlann, neyse odur onlann gözünde. Ama o 'san devletin' eline bir geçmesin, tanınmaz olur birden, bir sözcük olmaktan çtkar, bukalemuna döner. Herke s istediği anlamı ona yükler, bir de bakanz kı cumhuriyet sözcüğü artık 'düşmana' dünmüştür. Sözcüklere bir ulus olarak sahip çıktığımız zaman ama anlamlarını hiç mi hiç kaydırmadan ancak o zaman bir ulus olarak söz edilebilir bizden. Bizim bir toplum olduğumuz çok su götürür. Sırufsız bir toplum olmak şöyle dursun, biz sınıflı bir toplum bile olamamışızdır. Sen Ortaçağ toplumu gibi deyimler kul lanıyorsun ya, Ortaçag dediğin bir toplumdur, yeri hem tarihte, hem iktisatta altı çizilidir. Bizim hâlâ Meşrutiyeti yaşadığımız ise doğrudur. Tanzimat fermanı da yeni ofcunuyordur, krte (Reşit Paşa biliyorsun yenileşmek isteyen Dev letin iktisatmı çizerken bu söz oüğe türkçe bir karşılık arar ve bnhran sözcüğü sözlüğümüze o zaman girer) bnhran olarak bulunmuştur. Bır toplum düşüncesini yazamadıkça toplum olamaz biliyorsun, Cumhuriyet. sözcüğü bu yüzden rayına oturtulamamıştır, iktidarca anlamı, anlam sayılmıstır, bu yüzden de toplumun düşüncesi gerilerds kalmıştır, yabancılaşmıştır ona. Biliyorsun, Sartre bir ta» rıhte Barış Kongresinin Paris' de yapılmasını ıster, Başbakan izin vermez. Fransız çıkarlarma karşı olduğunu söyler Sartre'ın hareketinin. Ama De Gaulle 'Sartre dp Fransızdır!' der başbakana. Bir toplumdan ancak bövle söz edilir elbet. YARIN: Düsünce nasıl terketti? Son yıllarda ölümle sarmaş dola« yaşıyoruz. Gün geçmiyor kl sevdi ğimiz, saydıgımız bîr kışiyi, bir yakmımızı. eski bir politıkacıyt, bu" bilim adamını yıtirmeyelim.. Sık sık caıni avlulannda buluşuyoruz. Olüm bizim kuşakta kol geziyor artık, hızlı yaşıyor, çabuk ölüyoruzu Bir özlemi dindirmeden. solan umutları yeniden yeşertmeden. yorgun savaşçilar gibi gucümüzü yıtinyoruz birden. Bır kalp çarparken. duruveriyor. Ölümü hiç yakıştıramadığımız bir kişi bir anda soluğunu yitiriyor. Giden îçin. rahat bir yolculuk aslmda, ama geride kalanlar içîn güç bir olay bu. Şaka gibi gelîyor, bu ölüme inanmıyor İnsan. Turan Güneş'ln ölumüne de hâla inanamıyorum ben. Turan Hoca bır oyun yaptı, sahnede yeniden gorünecek gibi hissediyorum. Güneş çarptı, sozünün gerçeğinî yaşıyorum bu ölümde.. Cenaze törenleri de yaşamı kadar renkli ve aalgalıydı Turan GUJ neş'in. Bir yerde duramadı, Ege Denizinin maviliklerinden Ankara* ya, Kocaeli'ne, Istanbul'a yöneldi. Bîrbirini izleyen törenlerde büyük kalabahklar dalgalandı. Bu dalgalanmayı görseydi ne hoşlanırdı kimbilir... Hoşlanırdı ve de içerlerdi sanıyorum. O kalabahklann nSteliği. içtenliği çok gözeldi ama kimi şaşkınlıklar, dağınık. ters. tutarsız yaklaşımlar içerlemeyecek gibi değildi... Turan Güneş'i 1950'H yıllarda tanıdım. Çiçeği burnunda bir milletvekili. sonra seçimi yitiren bir politikacı 196O'lı ytllarda giderek parladı Güneş. Demokratik yaşama da yansıdı parıltısı. Kurucu Meclis'de anayasa ç8İısmalan. parlamentoda ve eski CHP'de partisel çahşmalarla kisilîfeine yaraşır bir tırmamstavdi. Olaylara damgasmi vururdu, beğensek de. pleştîrsek de Guneş'1 hissederdik durmadan. Üretken bir politikacı olarak tanıdık onu. ölümü anhara ..anka.. . Muserref HEKİMOĞLU Günes, r., • Olümüyle Carptı.. üretkenlikten geri kaîdığı bir döneme rastladığı için bana daha çok hüzün verdi doğrusu... Yülarca önce bir Paris yolculuğumuz var. Bır NATO gezisine Ulus» gazetesi adına katıldı. Hıfzı Topuz'un St. Louis admdaki evinde bir akşam yemeğinden sonra St. Germaine kahvelerinde dolaştık saatlerce. St. Mişel'den geçtik, Bedri Rahmi'nin dizesini söyledik. Paris'î iliklerine kadar yaşıyor, birden Tür kîye'ye dönüyordu söyleşilerinde. Dinlerken kahkahalarla gülüyor. sonra o kahkahalann dudaklanmda donduğunu hissediyordum birden. O neşeli konuşmasının acı, buruk bir tadı da vardı. Yıllar boyunca Turan Güneş ile her konuşmamda o Paris söyleşisini anımsadım biraz.. Yaşam sevinciyle dolu bir insan. mutlu bir koca, mutiu bir baba, şarkılar söyler, zurna calar, göbek atar, yemeyl, içmeyi sever, g*leneksel Türk mutfağını tum aynntılanyla büir. alaturka bir şarkıyı yanlış söylerseniz içerler. gu?el öyküler anlatır, sonra birden kalkar gider yanınızdan, uzun süre hiç bır yerde duramaz Parlamentoda sıra^ lan dolaşır baştan başa. salondan kulisa kulisder» basm locasma gider, onu seyrederken düşünürdüm hep, neden yerlnde duramaz bu Turan Güneş, neden yirmidört, saattn birinde ciddi ohnaktan söz eder, bu öykülerin, kahkahaların gerisinde ne var? Gerçekten mutlu mu, bu kalabalıgın içinde çok mu yainız acaba? Bulundugu çevrede onun kadar parlak zekalı bir kışinin çok mutlu olmasım aklını almıyor. Mutlu bir îkoca, mutlu. bir baba, çok da mutllu bir dedeydi Turan Guneş, evin!de, aile çevresinde görünce sıcak duygular kaplardı gonlunüzü. Eşiyle, çocuklanyla sevgi dolu bir yaşarm vardı. Ama Turan Günes &~ şiliğinde birine dar çevrede bir mutluluk yetmezdi bence. Esprilerinin, öykülerimn gerisindeki buruk acı, konuşurken, gülerken birden susuvermesi, kalkıp gıtmesi burdan kaynaklanıyor belki de... Bizim üişkilerimiz de giderek ısmdı. Önceleri ona çok içerlerdim. Yeteri kadar ciddi bulmaz, eleştitirdim. Bu eleştirilere gülumsemesî, hoşgörüsü giderek etkiledi beni. Dar ve beniş çevresini tanıdıkça daha çok ilgî duydum. O koşuliar içinde herşeyi alaya alması doğal geldi giderek. Toplumumuzda herşey boyut yitirirken. politikada çok değer1i deneyleri, birikimleri olan kişiler ancak mizah güçleriyle ayakta kalabiliyor galiba... Turan Güneş politikada uretkenliğini kullanamadıgı bır dönemde, ama ayakta öldü. Alay etmekten. neşeü öyküler anlatmaktan, şarkılar söylemekten geri kalmadı hiç bir zaman. Ama her zaman biraz hüzünlü geldi bana. Hiç ölmeyecekmiş pibi yaşarken ölümün solugumı çok yakmda hissediyordu belki de, ya da bir yaşam boyu sa'vaştığt yolda umutlarmı yitirmenin yorgunlugunu hissediyordu. Bu ölüm karşısında elinî çenesine koyup da düşünenler v© be!h yorumlara •varanlar da olacak elbet. Geçmişin yanhşlannı düzeltmeye güçleri yetmez. ama gelecekte aynı yanlışlardan kaçınacaklarını umut etmek istiyorunv KAMNve MeralTAMER Gönül Ülkü ile Şişli'de kı tiyatrolarının kulisinde, oyun başlamadan once goruşuyoruz. Gazanfer Özcan'da bir yanda traş oluyor. «3 kişiyîz evde» diyor Gönul hanım. «Sizinle randevulaştıktan sonra ev de oturup hesap yaptık ve şaşırıp kaldık. Haftalık bakkal ve manav masraf fımız 10 bîn Iira dolaylannda. Ayda 40 bin Iira eder. Ayhk et masrafunız da 1015 bin Iira arasrada değişir. Demek kl 5055 bin lirayı buluyor ayhk mutfak masrafunız. Üste ra kfra. 10 bîn lira yafcıt artı kapıcı. Benzin masrafı. yemek ve bazen de gi yim eklenince... Ay sonu gelince sıfıra sıfır. elde var sıfır.» •Tiyatrodan başka geliriniz var mı?» diye soruyorum. «Tüm kazancımızı sahne *~3 mikrofondan sağlarız.» diyorlar. Ya givim masrafı? «Çocukluğumdan beri }yi giyinmeyi pek severim,» diyor Gönül Hanım. «Ama 3 tane ucuz şey alacaŞnma, bir tane pahalı alırım. Genellikle yenl blr elbiseyi yeni oyun için almm, sonra da sahne dışında giyerim. Ben giyim konusunda Bedîa Gönül Ülkü Ga zanf er Özcan çifti, suareden sonra saat 24.00 civannda «pilavımakarnası, eti, sebzesi ve salatasıyla raükellef bir sofra hazırlayıp» yemek yiyorlar hatta sık sık bu «akşam» yemeklerinde konuklan da oluyor. lik de hemen hemen tüm öğle yemeklerini îşimiz gereği dışarda yeriz.» Gazanfer bey lafa giriyor: «Ayda 20 bin Iira da dışarda yedigimiz yemek ler için ilave etmek gerek. Dışarda yemek dersem. içkili. sazlısözlü gazinolan kasdetmiyorum. Öyle yerlere ancak davet edilirsek gideblliyoruz. Dublai ve çekimler nedeniyle Gönülle birlikte lokantada yedigimiz yemeklerin ayhk tutarı 20 bin Iira.» Ancak sanatçı çiftin sö zünü ettiği «öğle yemeklerî», bizim ölçülerimize gore akşam yemeği saatlerine denk düşüyor ol malı. Çünkü Gönül hanım, tiyatrodan eve döndüklerinde, yani saat 24. 00'den sonra, «etlyle, pllavımakarnasryla, sebzesi, salatasıyla mükellef bir sofra kurarak akşam ye meği yediklerini» söylüyor ve ekliyor. «Gazanfer'in önüne ne koyarsanız koyun, bir parça v,gara et yemezse karnı doymuş sayıbnaz. Ben et yemem pek. çogunlukla ET tÇtN AYDA 15 BtN ttRA Gönül tlkü Gazanfer özcan çiftinin haftalık bakkal ve manav masrafı 10 bin Iira. Et için de ayda 10 15 bin lira harcıyorlar, BAKIRKÖY l'NCİ İCRA MEMURLUĞUNDAN GAYRÎMENKUL SATIŞ ÎLANI 1981/1588 Tal. Bir borçtan dolajı hacizlj olup paraya çevrilmesıne karar verilen, Bakırköy Osmaniye mahallesi, 69/1 pafta, 804 ada, 312 parsal sayılı ve 896 m2 arsanın 7/8 hıssesi va üstündeki natamam bina, Bakırköy 1. lcra Memurluğunca satılarak par&ya oavrilecektir. tMAR DüRUMü: îstanbul Belediyesi Imar MUdürlti^unüıı 3. 11. 1981 günlü imar durumu belgesinde, bıım ırtıfaı 15.50 m' bina derinligi azami 20 m. ön bahçe mesafesi 5.00 m. yan bahçe mesafesi 4.00 m. arka bahçe mesafesi en az 6.25 m. ve blok şeklinde inşaata müsqdeli oiduğu belırtilmektedir. GAYRİMENKULÜN EVSAF VE KIYMETl: Yukarida söz konusu edilen gaynmenkul, Balurköy Osmaniye mahallesi, Yeni Londra asfaltı mevkii, Şair Ahmet Kutsi Tecer caddesi, Altay sokak, 69/1 pafta, 804 ada 312 parsel sayılı 896 m2 miktarlı arsa üzerinde, B.AJSC. kârgır olarak inşa edilmekte olan, 1. bodrum, 2. bodrum, sKmin kat ve 3 normal kattan ibaret ve inşaatı devam eden bir gayrırnenkuldur. Edrinci bodrum, halen boş durumöa, zen bPtno olarak bırakılmış, sahası takriben 450 m2 cıvarındadır. îkinci bodrum, çok eksiği il® inşaatı bitmiş ve halen garaj olarak kullanılmaktadır. Zemin kattd 8 adet dükkan bulunmakt.a, bunlardan 6'sı Altay sokagma cepheli. diğer ikisi soı yan cephede bulunmaktedır. Dükkânların inşaatı takriben %95 orarunda bitmış, halen boş durumdadırlar. Birinci, ikinci ve tiçüncü normal katlarm her birinde 4'er dalre mevcut, bu daııelerin bütün kaba taşaatlan bitmiş, sıhhî tesisat işlerl !le yağlı boya işleri ve zemin döşeme işleri tamamlanmamıştır. Eksiklik oranı takriben % 15 civanndadır. Normal katlardaki 4 er daire aynı plan ve aym evsaft»dırlar. Girişte bir antre, bir salon, bir rautfak. bir banyo, alaturka bir tuvalet ve üç oda bulunmaktadır. Halen mşaata devam olunmaktadır. tnşaatın cephesinde asılı tabelada., tnşaatın sahibi mimar Eşref Albayrak ve kontrol mıman yine aynı şahıs olarak gösterilmektedîr. tnşaatta kullanılan maîzeme ve işçilik hirtnrf smıf olup, elektrik ve su mevcuttıır Gayrimenbulün mevkii, irhar durumu, inşaat tarzi ve kıymete miiessir btitün hususlar göz önünde tutularak, bu jfünkü emsal alım satjm rayicine göre, arsa ve içindeki nâtanam bînanın tamamına 60.000000. TL. ve borçlunun 7/8 hissesine 52..500.000. Th. kıymet takdir edilmiştir. SATIŞ ŞARTLARI: 1 Satış 28 mayıs 1982 cuma günü saat 11.00 11.30 arası Bakırköy 1. îcra Dairesinde açık arttırma suretiyle yapılacaktır. Bu artürmada tahmin edilen kıymetin %75 ini ve rüçhanlı alacakluar varsa alacaklan mecmuunu ve satış masraflarını geçmek suretîyle ihale olunur. Eöyle bir bedelle alıcı çıkmazsa, en çok arttıramn taahhüdü bâki kalmak kaydıyla, 7. Haziran. 1982 Pazartesi günü, aynı saatte, aym yerde, gaynmenkul ikinci defa arttırmaya çıkanlacaktır. Bu arttırmada rüçhanlı alacakulann alacagını ve satış masraflannı geçmesi şartıyla en çok arttırana ihala olunur. 2 Arttırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen krymetin % 10 oramnda. pey akçesi veya bu miktar kadar millî bir bankanm teminatmektubunu vermeleri lazımdır. Satış peşin para Uedir. Alıcı istediğindo 20 günu geçmemek üzere mehil verilebilir. Dellâliyeresmi, ihale damga pulu ve tapu harç ve masrafları alıcıya aittîr. Birikmiş vergiler satış bedeünden ödenir. 3 Ipotek sahibi alacaklılarla diger ilgililerin filgililer tabirine irtiîak hakkt sahlpleri dahildir), bu gayrimenkul üzerindeki haklannı, özellikle faiz ve masrafa dair olan iddialannı, dayanağı belçelerle, 15 gün içinde Dairemize bildirmelerl lazımdır. Aksi halde, hakları taPu sicili ile sâbıt olmadıkça, paylaşmadan hariç bırakılacaklardır. 4 Satış bedeli hemen veya süresinde ödenmezse ttK 133. maddesine göre ihale feshedilir. îkl ihale arasındafct farktan ve % 10 faizden alıcı ve kefilleri mesul tutulacak ve hiçbtr hUkme hacet kalmaksızm kendilerinden tahsil edllecektir. 5 Satış şartnamesi, llân tarihinden itibaren, herke sin görebilmesi için. Dairemizde açık olup. masrafı verildiğtnde istsyen alıcıya bir ömegi gönderilebîUr. 6 Satışa iştirak edeceklerin şartnameyi görmüş va münderecatmı kabul etmiş sayılacaklan, başkaca bilgi almak isteyenlerin 1981/1S88 Tal. sayılı dosya numarasr ile Memurluğumuza baş vurmalan ilân olunur. 16.4. 1982 (Basm: 4280) 2782) Gönül Ülkü: «Oğlenleri dışarda yedîğimîz halde mııtfak masrafı 5055 bin lirayı buluyor,, sebze yerim. Salatasız sofraya oturmayız. Onun için bizîm sofrada her tür yemekten birer parça bulunur. Akşamları kankoca birer duble rakımız da vardır. Günün yorgun luğunu gideririz.» «Bakkal masrafunız 1çin de sigara da var Gönül», diye giriyor Gazanfer özcan. Kendisinin gün de 2,5 paket eçinın de ya nm paket sigara içtiğini söylüyor. Biz de ayda 40 bin liralık bakkal manav masrafmdan 5400 lirayı düserek 35 birte iniyoruz »Sabah kahvaltılannı da gaye^: muntazam ve kuvveöi yaparız» dîye devam ediyor Gönül Hanım. «Bizim sabah kahvaltısı dediğimiz zaten öğlen vak tin© rastlar. Bütün gün sokaklarda olduğumuz için karmmızı iyice doyurup çıkanz. Ben tereyaSi. reçel çeşitleri, peynir yerim. Gazanfer mutlaka ^ir rafadan yumurta ister.» Gazanfer Bey lafa giriyor yine: «Yahu bak Gönfil. 30 yıîdır çalışıp, didî niyoruz. Bugünkti kazancımız, ancak yemek. giyim, kira ve otomobiHjnizin benzin masrafmı karşılıyor. Ayda 20 bin H Gazanfer Özcan: 30 yıldır çahşıp didiniyorur. Bugünkü kazancımız, ancak yemek, giyim, kira ve otomobilunizin benzin masrafım karşılıyor. Ayda 20 bin lira kira 10 bin lira yakıt artı kapıcı. Benzin masrafı, yemek ve bazen de giyun eklenince... Ay sonu gelince sıfıra sıfır elde var sıfır. Mnvahhit'i örnek almışım dır. En güzel ve şık elbiselerîmi sahnede giyerim.» Ayda 70 bin lira yıyecek masrafı olan bu 3 kı51lik ailenın... Pardon Bıb lo'yu unuttuk. Biblo. Gönül Ülkü Gazanfer Özcan çiftinin sevgili kedileri. «14 yaşında evladım, ama yaşını hiç göstermez. ilk geldiğinde evdeki biblolarm arasında hiç birini düşüriıp kırmadan büyük bir maharetle dolaşabildlği için adını hiblo koyduk. Ama hızim keriimiz. günde 500 . 1000 liralık masrafları olan ev hayvanlan gibi değil. Biblo'ya iki gründe bir 50 liralık akclger ahrız. Bazftrj de babası (Gazanfer Ö?can'ı kastpdiyor) dalak alır. Yani grünlük masrffı 35 lirayı geçme7 zavallının.» YARIN: 15 bin lira fle lezzetli ve saglıkb bir sofra..
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog