Bugünden 1930'a 5,431,190 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CTMHURIYET 15 OCAK 1977 r ED t SANAT EDEBIYAT SABAHATTİN EYÜBOĞLU CUMHURIYETİN ATILIM YILLARINDA TÜM BiR KUŞAĞI ETKiLEMiŞTİ. M. BAŞARAN Bacım nerdesln Ben seninle türkfi sOylerim, sen neylersin? Madem beraber sennlşiı dünyayı Almış başını nereye ^dersin Dün yollarria aradım seni Dedim acap şlmdl Melanur N'erelerde ne düşünür Oturduk bir kahveye beraber Bl tubaf yeller estl başımdan Dört bir y&nun galabalık Ben sndan çıkmış blr ballk Dünyanın hali çlbl doman başını Bir de baktım kırk yaşıma firmlşlm Blr mahzunlak çöktfl içime Sonra ıçıklı yüzün geldi kar?ıma Geceler hatırladım telli pullu Odalar pencereler yeşO boyalı Köyler batırladım Mnalla Bacıb Tirenler, tıkabasa dert doln Sonra Mr garip kavak afact Suratsız beton durarlann ortagında Ben diyeyim Ferbat'ın ahı Sen de Karacaoğlan'm EUf'i Derken Enstltülerdrn açmıçu lafı Bacım inat ben inat Snsabilirsen sus, yatabllirsen yat Ho? gör derim, hoş görmez Boşrer derim bofTermez Sevdikçe kızar, kmbkça sever Bir de doldn mu (cözîeri, ver Allahun ver... Şaka bir yana Az 5ey görmedlk •eninl« Zenginle fakirin dünyalan a r n Zenplnln Işi giicü hak yemek Faldrlnse tıütün derdi ekmek Zengin drr: Sana lnsan haklan Terdlk, daha ne igtersinT Faklr der: Onlar senin olsun, ben kendi hakkunı Isterhn îllrln herkese ekmek, su Uaç Ondan sonra sen ne dfikkanı açarsan aç Geç anladık ama anladık ki nihayet Ufnında senin değil, yine bizim öldüfüınöz Hnrriyet adalet, müaavat Kuro taftan ibaret Haynnı fdrmedik tenin dfizenJedifuı dün.Tanın Duvarlar ördön dnfimüze kalın kalın Biz çalısalun sen yat Blz ddrüseUm, sen fink at Yeter gayn nntuR. merhamrt, sadaka, hedije Hakkımızı yeme de ne yersen ye Klmi zenKİn aniamıs banyayı konyayi Baknu; ki bu fikir sararsa dünyayı Post, dost. ruh, beden CümJesi eidecek elden Bir randan a.skerleri besliyor, bir vandan papazlan Evet, hürrlyet dcdik ama diyor >Iala mülke dokunmaniak şartiyle Müsavat dedik. dedik ama Paradan gayn işlerde Uhuvvct gelince, uhurret YanJ, hani, sanklra, demek isterim SANAT KİTAPIARI KONUSUHDAKİ SÖYLEJİDEN BİR GÖRLNÜM: (SOtDAN SAGA); CENGİZ TUNCER, ARA GCIER; EIIF NACI VE ERCAN ARiKLt ; (FOTOOMF: ALİ AIAIUJ) iyordu M Yaşar Kemal: «Gorid büytik adamdır dediler bana Moskova'da. Hele bizim toplumumuz için daha blr değiştktir bu «Süyüklüğün» anlamı. Ne yapmıştır sanatçınuz biliyor musunuz? Devrimin hemen ardından, türn «klasiklerin» dilimlz* çevrilmesinl sağlamıştır.» GUldüm: «Yahu dedün, blzim Sabahattingil dovrim mevrim olmadan yaptı bu lşl.> Hele KOy Knstitülerinl anlatraca, nasü şasırdüar görmeliydiniz. BUlyonım, gülümseyip geçer blzim ünlüler, kitaba vurup «Canım derler, Eyüboğlu mu?.. Bir sosyal demokrat sayılır olsa olsa, yahut birazcık narodnlk, hümanist filan ışte... Hem mahkemede demisti ta.. > 1930lardan bu yana dilimızi duşüncemizi yoğurmak, sanatımıza ekinimize katkıda bulunmak; yeni bir yapıya kafasiyle yüreğiyle harç taşımak, yaşamını, çevresine esin dagıtan coşkulu bir imeceye dönüştürmek; bilimin, sanatın gerçes dostu olmak önemsenmez pek... Klasikler (bir de o aynldıktan sonra yapılanlan diişünün). Vedat Günyol'la sürdürdükleri Çan Yayınları dizisi, Yüksek Köy Enstitüsü'nde, Üniversitede yeni imeciler yetiştirmek de yetmez insaflı yargılara... Hoş, o da boşverirdi zaten böylesi değerlendir melere. «Bır kişinın atacağı dev adımianndan çok, birüerln atacağı insan adımlanydı» onun da özlemi. Nice Batılı sanatçıyı en güzel Türkçe'yle k o nuşturan çevirmenliği. denemeciliği, sanat tarihçiliği, belgesel filmciliği, Avrupaya, uygarlığa bakış açısı. ilerde mcelemelere konu olacaktır kuşkusuz. Şu, daha bir belirginleşecek o zaman: Yapıtı, yaşamiyle, coşkulu bir yaşam lrnecisidir o. Anadolu güneşince aydınlık ve sıcak bir sevgi tüter dilinden düşüncesinden. Yazdıklan, çevirdikleri, görüntüledikleriyle dillni, elini, yüreğini yenilemek ister halkının, coşkulu, yaratıcı bir imeceye dönüşîürmek ister onun yaşamını da. Türa insanca değerler sevgiden. dostluktan alır Bzsuyunu çünkü. «fki insanın gerçekten dost olabildiği yerde uygarhk vardır.» ögrenimı bitince Avrupa'da, doçent olur üniversiteye; kendini dofru dürüst yenileyemeyen, kokmaz bulaşrnaz üniversiteye. Kürsü profesörü Leo Spit2er ile de iyi anlaşmaktadır. Can kulağında Yunus'un sesi, .bilmeceler^ eğılir ilk, sonra Haltonamn ak sütü türkülere... Ama sarmarruştır onu o boşuna dönen çarlt; Universiteyi bırakıp başkente gider 1939larda. Milli Eğitimin başında HasanAH vardır. Talim Terbiye Uyeliği, Tercüme BUrosu... Ve yöresinde seçkin kışiler, genç sanatçüar ...Derken, Tonguç'la Köy Enstitüleriyle sarma«s dolaş olur. Onun özlediği, yaratmağa çalıştığı yaşama biçimidir Enstitüler: Devrimci, coşkulu yaşam imeceleri... Stefan Zweig'in «İnsan lığın Yıldızlı saatlerı, ya da Mutlu Demleri» dediği süreç yasanmaktaOır sanlu. Nıcelerinın gitmeyi göze alamadığı yere, can soluğunu katar. Kardeşi ressam Bedri Rahmi'ye şöyle yazar o günlerde: «Mualla"yı Hasanoglan Köy Enstitüsü Yüksek Kısmı'na yerleştirip geldim. Olgun ve püıüzsüz bir sevinç içindeyim. Bu mektubum belki senin hayatını da büsbütün değiştirecek. Beni hiçbir peşin hükme kapılmadan dinle. söze en Önemli noktasından başüyorum: Erenin, senin ve Mehmet'in Hasanoğlan Köy Enstitüsüne yerleşmenizi teklil edecefim.» Halkanayla, Anadoluyla sarmaşdolaş olmadır bu. Bin yıllara yeni çiçekler eçtmr Hasanoğlan' da. Kardeşi Mimar Mualla, geleneksel yapı arüayışıyla çagdaş anlayışın tirünü, özgün bir dinlenme evi yapar çevre gereçleriyle bağ içinde. O günlerde îstanbul'da olan Eyüboğlu'nun coşkudan ayagi yere deyraetnektedir: «Bedros'a senin kantin için üç tane alicengiz pano yaptırdım. Sakın duvarlara birşey koymayın. Tiyatro için bir vagon heykel ve frizle geleceğim. VenüVle Samatrak Zafer Abidesi dökülüyor. Nusret'le (Suman) beraber geleceğiz Hidayet'e söyle çamur hazırlasın.» Köy Enstitüleri Dergisi, Batı Edebi>atı dersleri, tüm Enstitüleri kapsayan sanat çahşmalan... Yeni Türkıye'nın insanmı, bitkisini, hajrvar.ını, folklorunu yeni baştan ve yerli yerinde görmeye başlayacak bilirn merkezinin ternelleri atılmıştır ama 1946'da. Er.stitülülere uygulanacak 12 Mart' da, onun «balyozculan» da gelmışür. Tonguç, Ha san Ali aynlır ve bır iuyımdır başlar... cMaarifte ıslahat (!) devam ediyor. ls görmek rnümkün olduğu sürece ne olursa olsun işte kalî"'k krrnnı ver^*r • Hasanoğlan'dan. Talim Terbiye'den, Tercüme Bürosu'ndan koparılır. Bakaıılık Müfettişidir gayn. cBüyük Dost» cediği Tonguç'a mektuplar yazar dolaştıgı jerlerden, «Seydişehir'e geldıın. Bu yıl açılrraş bır ortaokultin penceresinden fcarlı daglara bakıyorum. Yolda, iki yıl önce baslrrap oldugu gibi donakalıruş beş okul binası aördüm. Karlı dağlar bıle bu işe kızmış görünüyor. sonra odadaki tnönü'nitn resmi hiç renk vermiyor.« 4489 sajnlı yasaya göre kendi maaşiyle gittiği Paris'de de aklı yüregi Enstitülerdedir hep. Toplantılan, sanat olaylarmı «yaşam ımecesi» gczüyie izler Pans Mektuplan yazar Varlık'a. Gizl; şairliğiyle şöyle seslenır kardeşı Mualla'ya: .Gördük nasıl yermiş Hasanoğlan / Nasıl belli değilmiş satan satılan / Nasıl yeserirmiş insan / Ve nasıl biçüirmiş... I Hele •bü>rük dost. Toneuca yazılanlar: cKorolan dlnlerken hep Hasanoğlan'ı dlişündttoı. En ileri Avrupayı en kısır toprağırmza götürmenin j'Olunu bulmuş olan sizi düşündüm. Her şeye rağmen yamnızda kalamadığım için kendime kızdım. Tekrar bir gün yolunuzda ve emrinizd3 faydalı olmağa çalışacağım. acemilikle de olsa, büyük kervana katüacagım günü nasıl sabırla bekliyonım bilseniz...» Egemen güçıerin silindiri altmda Enstitüler glttl glder Yeniden lstanbul Onlversitesl, Teknik ünlverslte.. Ünlversitedeki dersleri, Anadolu"ya yayılan sa nat tarihl çalışmalan. belgesel filmciliğı, çevirı tmecelerl, pazartesi toplantıianyla coşkulu yaşam imecesinı sürdürmektedir. En güzel denemelerini yazar bu yıllarda; çogunun özünde Enstitıiler vardır. Birinde «Yalnız gerçek bilim ve sanat dostu, öldüiten sonra da, ezilrı insanlara sırtlanndak) kenelerden kurtulma • yollaııni göster mlştir» der. Gerçek blr bilim ve sanat dostudur EytTaoğlu. D SANAT KİTABI YAYIMI HENÜZ BİR DAR BOĞAZDADIR Ülkemlzde son Tillarda resim ptrasasımn hareketlenmesl, galerilcrin çoğalması bu sanat dalına karşı ilgi>1 de arttırdı. öte yandan kitapçılık dünyamızda büyük ratırım gerektiren yüksek fiyatlı kitaplara doğru bir yöneliş, uygu lanan basım tekniklerinde de öııemli bir gelişme cöze çarpıyor. Bu durum, bizde asülanna uygun basımlara yer veren röprodüksiyon kitaplınnın, özenU (otograf albümlerinin basımıyla ilgili yeni »orunlar getirmekte™ Konuyu; Elif Nacl (ressam), Ara Güler (fotoğrar sanatçun). Ercan Anklı (yayımcı), Onçiz TunceT (yayııncı), gaıetemizde düzenleriiğimiz bir söyleslde ele aldılar: bunlara karşt bir gerek»inme bellrecek. Elö Naci Biz Akademide öğrenciyken, blr Avu kat Haydar Bey vardı. Akademiöeki hocalanmızdan Çalhnardan filan tablo alıyordu. Bizlerden de. Nurullah Berk, Cevat Dereli, Cemal Tollu gıbi arkadaşlarla benden, hocalara verdiğinin onda birine resimler almıştı. Bir süre sonra gitti. bir daha da görünmedi. Bu tablolar ne bır sergide gösterildi, ne röprodüksiyonlan yapıldı. 1520 aile sergilerden resim alıyor. Bunun ticarethıi de yapanlar oluyor. Pakat bana kalırsa Dütün bunlar, röprodüksiyonlan ihtiyaç haline getiren bir hareket yaratmıyor. Salâh Cimcoz'un ailesmde Çallı lbrahim'in 10 kadar resmi var. Bunların hangisinin röprodüksiyonu yapıldı? Ercan Anklı Biz «Beş Gerçekçi Ttirk Ressamı» kitabımızla bir deney yapmış olduk. Kâr amacıyla girişmedik bu işe. Her ressam için bir kitap yapacaktık, ama böyle bir yatırımın gerçekçi olmayacağını govdük. Doğrusunu isterseniz tahmin ettigimiz sonuçla da karşılaştık. Kitabımız 80ü kadar sattı. Azdır tabii bu. Yabancı ülkelerde bu tür kitaplar kitapçıda satılmaz. Kuponla satış, taksitle satış bu tür kitapların okuyucuya ulasma suıı daha çok sağlar. Biz kendi kitabımızı, karika tür, totograf gibi türlerdeki yeni kitaplarla birlestirip bir dizi oluşturursak satış şansı kazanacagım düşünüyoruz. Böyle yayınlar için alıcı kitlesi oldukça sınırlıdır. Ara Güler Bu tür kitaplann hazirlanması da güçlükler taşıyor. Fikret Mualla için bir kitap oluşturur dıye, tablolarmın fotoğraflannı çekmeğe 7 yıl önce başlamıştım. Çok masraflı bir çalışma oldu. Paris'te tablolar banka kasasından kamyonla geldi. Makinalar için ücret ödedim. Kol leksiyoncular para istiyordu. Hazırladığım malzeme burada, kitabevinde 5 yıl bekledi. Metnin yazdırüması 2 yıl sürdü. Bu arada New York'ta çekimler yapüm. Böyle bir kitap, 800 satışla masrafuıı nasıl karşüayabilir? Ercan Anklı «Beş Gerçekçi Türlt Ressamı»na 200 TL. fiyatı utanarak koyduk; ama başka olanağımız yoktu. Ara Gâler Turizm ve Tanıtma Bakanlıgına Halikarnas Balıkçısı'nın hazırladıgı tngilizce bir kitabm lotoğraîlannı çekmiştım. 10 bin basmalc istiyorlardı. Aldığım para, yaptığım masraitan az oldu. Buna ragmen bu kitap da yayınlanamadı. EIU Naci Bu durumda röprodüksiyonlan ancak takvimlerde görebiliyoruz. Meraklı bin, bir sanatsever,' beğendiği sanatçılann röprodüksiyonlarını evinin duvarına asmak istese bunu bulabilir mi? Kitap çok masraflı olduğuna göre, hiç değilse, tek tek röprodüksiyonlar yapılamaz mı? Ercan Anklı Böyle bir girişimde bulunsanız, dağıtımuu sağlayamazsınız. Bu çalışmaların arkasmda büyük mali güçler bulunmalı. Meselâ bankalar destek olmalı. Bizde yayınevleri böyle riskli yayınlara giremez... Ara Güler Bütün bu tür çalışmalar büyük yatınnüarı gerektiriyor. Eczacıbaşı İlâç Fabrikasının her yıl hazırladıgı, satısa çıkarmayıp dagıttığı takvlmli fotoğrat albümleri 800 bin liraya malolmaktadır. Kâğıt boyutu ve benzeri engeller de tam istenen sonucu vermekte güçlük çıkanyor. Ercan Arıklı Kâğıdan standart boyda olması tablolann boyutlanna her zaman uygun düşmüyor. Bizde ancak 4 renk aynmının yapılabilmesi özgün renklerin verilmesinı de engellemektedir. Ara Guler Biz diyalan da hatalı çekiyoruz. Rötuşları da öyledir. Ercan Anklı Bütün bu güçlüklere karşın rlsks giren yaymevleri, günlük basmdan ilgi beklemekte, ancak eleştirı biçiminde de olsa bir yankıyla karşılaşamamaktadır. Cengiz Tuncer Basının bu sorunu çözmeye elbette yardımı olur. Ama sorunlar bugtinden yanna çözülebileceK şeyler değildir. Biz şiir kitapları dizimizde bir deneye girişmıştik. Elverişli sonuç alamadık. Toplum, ucuz ve basit olanı istiyor hâlâ! Ercan Anklı Buna katüamayacağım. Bizim iyi kâgıda, iyi basımla hazırlanan ansiklopedik yayın larımız iyi saüyor... Cengiz Tuncer Bu yayınlenn ansiklopedik niteliğini gözden uzak tutmamali! Ercan Anklı Okuyucu gerçekten genel konuları ele alan, toplayıcı nitelikte yayınları daha kolay kabui ediyor. Tek bıtaplann satış olasıhgı peî; yüksek degil. Ancak bir dizi oluşunca satış sağlanıyor. Kitaplar bırbirlni etkileyerek satılabiliyor. Ara (iüier Bu tür kitaplar duzer.lenirken sanatçıyı bütünüyle verecek nitelikte olması aa gözetilmelidir. Ercan Anklı Basıma özen gösterilmelidir en çok. Vazıdan fazla, sanatçıyı tanıtacak yapıtlarm resmıne yer verilmelidir. Cengiz Tuncer Bu gibi konularla Ugili incelemo leri hazırlatmak oldukça güçtür. Ben bir sürt önce Türk tahta işçiligi, maden işçüiği. siUh ışçiligi, taş oymacüığı, mınyatür, iıalıkilim... gibi ayn ayn kitaplar hazırlatmak ıstedim. Anlaşmalar ımra'.adım. Kitapların hiçbiri gelmedı. Elif Naci Benden nep anılarımı yazmamı isterler. Şairler, yazarlar, ressamlar dünj'asında geçen uzun yıllarımuj hikâyesi! tçinde anekdotlar, bilgiier, şairalaşmalar bulunan bir kitap... Bunları derleyip topariasam, bır de yaymcı aramalt zo runda kalacağım. Ercan Anklı Editörün yazannı arayıp bulması. siparişinı vermesı gerekir. Cengiı Tunıer Gene örgütlenme sorununa geliyoruz. Elif Naci, anılannı yazarken arkasında da bır organızasyonun bulunması zorunludur. Herşey hazırlanan kıtabm satılraasına, tüketilebilmesine bağlıdır. Taksitle satış bu konuda bir kademedlr. Devletin alıcı olması ikinci bir kademedir Elir Naci Az fiyatlı, küçük kitaplar hazirlanması kolaylıklar sağlayabilir. Ara Güler KUçük çerçeveli çalışmalar pek ds yeterli olmuyor. Ercan Anklı Kitaba hareket kazandıracak çareler düşunülmelidir. örnegin kitap armağan etme geleneği bizde hiç yoktur. Dışarda yılbaşı hediyelerini kitap olarak verecekler için hatırlatıcı yayın listeleri yaymlanması âdet olmuştur. Kardeşten kardeşe bir mektup YÜKSEK KÖY ENSTITÜSÜ KA PATıLMıŞTıR. ENSTTTÜLEB ÜZERÎNDEKI AGıR. YıKıCı BASK1LAR SÜRMEKTEDIR. PARÎSTE BULUNAN EYÜBOGLU YÜKSEK KÖY ENSTITÜSÜ YAPı KOLU OĞRETME XL. PAZARÖREN KÖY ENSTÎTÜSÜ MÎMAR1 KARDE$T MUALLA EYÜBOGLU'NA AŞAGıDAKÎ MEKTUBU YAZAR (1948 LERDE) Gördük nasıl olurtnus Ankara'da Ev kurması, tohum atması, amut lartnası Gördük nasıl yermiş Hasanoğlan Nasıl bclli değilmiş satan satılan Nasıl yeserirmiş insan. Ve nasıl hiçilirmiş Şöyleydi böyleydi ama 0 kar a. hu kara, bu az, şu azdı ama Beyazdı bacım, be>az Hasanoğlan'da gece Iliri diri yeller eslikçe Bir güler yüı Bir çift anlayish gBı Şevk doldumrdu içimlze Bir acayip tadı vardı dağlarm yıldızlann Bir rahathk inerdi akşamian Kırık dökük taşların i'arım yamalak işlerin üstüne Ama bakma böyle konuştu&uma 1 mutlarım yine umut Kadir kıymet bilinmezmiş. bllinmesin Kara leke silinmezmiş, silinmesin Bizden memleketi sevmek Üst yanına boşvermek gerek Kolay mı halkm kaderini defiştirmek Olagelen yine oldu Bir gül açtı, soldu Aslını ararsan dünya bozuldu Daa da aslını ararsan işin içinde is var Geri geri gidiyor ki dünya uzun atlasın Sular bulandıkça bulandı durulacak Kötülerden hesap sorulmadı, sonüacak Altın buzağı daha yorulmadı, yorulacak Bizde sınıl mınıı yok malum Hiirriyet, müsavat, uhuvvet hepsi tamam Ama buralarda anlasıldı ki gayn Cümlemiz Allahın knlu, evet kulu ama veiakin Öyleicri de var k1 nasıl kardeş dçrsin Velhasılı Melanur Bu minval üzere konusulmaktadır Bütün bunlann en tııhafı Fukara dostu İsa'nın Zenginlertn elinde alet olması Kalktım pencereyi açtun Taz günlerl eeldi bacım Bir telaştır almıs Tukara serçeler) Beyaz bir bulut yasiannus karsı dama Bahçede hir adam kntu kötü diisünüyor Ben içimi dökerken bacuna Sarmaşıklar uzannuş odama Bir de kahve olsa deyme keytime Kahve detUm de akluna geldl (.eçetı gün kahvede bir mimar bak ne dedi: Bazan utanıvorum mcsleğimden Çok dcfa yaptığımız iş Bahat ptmjyesileri rahat ettirmek Yapma' degii. belki yıkmak gerek Sağa d(>n nara, sola dön nara Büyük c\lcr yaptık, kiiçfik adamlara f«te tîedim bizde çalışacak mimar O çün bnfründüT çirtdn geliyor bana RÜze! saraylar En güzelinden dahi nefret Nihayet gdsterişten İbaret Fvsiz barksız insanlara inat Deyip keselim gayn Herkesi öp benden ayn ayn Ve mektup yaz Yaz ki çabuk geçsiz Saz Sonbaharda halkondayım seninle Hazır ol geceler gecesi konuşmaga ABEY PAHtS An Güler Bu tür kitaplar büyülc yatırımı gerek tiriyor. Bizim kitap piyasamız ise böyle yatırunla n kolayca gen getirmeye yeterli degil. E yayuüan Arnold Toynbee'nin «Tarih Bilinci»ni resimll olarak yayımladj. Bu kitap için ne harcadınız? Cengiz Tuncer Yanm milyon lirayı astı... Ara Güler Bir kitap dizisi olarak düsününce, bizim Fikret MuaUâ kitabınuan Fransızca basımını da yapmayı düşündügymUzü hatırlayınca, yazara. kâgıda, basıma verilecek miktar 1 milyonu aşıyor... Bunu verebilraek kolay değildir. Çünkü bizde yayın sermayeleri de herhalde 50 milyon degüdir. Cengiz Tuncer Pıyasada neyın satış orgütü var sa ancak o yapılır. Bundan dolayı bugün en ucuz kitap yapuabiliyor. Devletin, kurumlann da bu konu içinde.hir yeri olmalıdır. Bu tür kitaplardan bellı bir ölçüde Devlet satm alrr.alıdır. Ojsa devletin alacagı kitaplar için, okuyucunun hiç görmedigi belirli efiliralerde kitaplardan, bir piyasa oluşmuştur. Bugun Devlete yalnız bu nıtelikte kitap basan yayınevleri vardır. Ellf Naci Sanat kitaplarının fiyatlan okuyucunun karşılayamayacağı kadar yüksek oluyor. Meselâ Hünername'yı bastılar... Böyle kitaplar pahahya maloluyor, pahahya satıhyor. Ercan Anklı Böyle yayınlaruı okuyucuyla ilgisıni kurmak, okurda bu tür kitaplara karşı bir ilgi uyandırrnak gereklr. Yayın organlan bu görevi yerine getirmiyor Cengiz Tuncer Evleriınızin duvarlannda resim yok. Bunu henüz bir ihtiyaç saymıyoruz. Ercan Anklı Bununla birlikte yeni galerilenn açılması bir piyasa oluşturmaya başladı. Belki ya vaş yavaş tablolann röprodüksiyonlan yapılacak. Kemal ÖZER «ana meydanda taştan kahraman süvari duruyor / kentin yarısuun kuşlan kaiasına konmus / altında rosinante köpeklere özgu bir biçirade kaldınyor bacaftnı / ve estd bir dogmatik yalam cezalandjnyor» u dizeleri, Dugünlerue yaymlanan bir şiır kitabın dan aldım. Adı «Hava Raporu». Romanyalı çok genç bir ozanın ilk kltabı. Sıcağı sıcağma aktanlmış dilimize. Ulkesinin dısmda ilk kez yayınlanıyor ola ki. îlk kez çıkıyor sınır dışına. Kitabmın yaymlandıgı günlerde kendisl de Ülkemlzde bulunuyordu. 1951 yılında, Romanya'nın Arad bölgesinde, Horia köyünde doğmus Söllner. Annesi bir saat fabrikasında işçi. Babası da kendisl gibı ozanmış. Yakında onun da bir şiir kitabı çıkacakmış. İlk şiir begenisini babasından almış. Llseden sonra ClujNapoca üniversitesinde Alman Te îngiliz dili bolümünü biürmiş. Kısa bir süre öfretmenlik yapmış. Şimdl lon Creanga Yayınevinde çalısıyor. Alman asıllı olduğu için Almanca yazıyor. ilk şiiri 1969'da çıkmış. Dilimize aktarılan kitabı İse 1975'te yayınlanmış. Merkez Komitesi'nin Komünist Gençler Blrliğl ödülünü almış. Bugünkü Romen şiirinin özelliklerinl soruyortun. Üç öbekte topluyor busfünkil Romen ozanlannı. Birinci öbektekilerin en Bnemli özelliği, «mutlak.ı aramaları. Çağüas klasik Romen şiirinin etkisindeler, • sanat için sanat» yolunda ilerliyorlar. Ikincı öbektekiler. balk şiirlerinin ve çingene şarkılarırun geleneğini yerel renklerle birleştirmeye çalışıyorlar. Dolaylı olarak Lorca'run etkisi altmdalar genellikle. Üçüncü öbektekiler ise, şiirlerinde çağdaş toplumu yansıtmayı amaçlıyorlar. Bu öbekte yer alan ozanJan da kendi içlerinde aynmlıyor Söllner: «Kimilerı, çağdaş toplumun ne oidugunu anlatmaya çalısıyor. Dogrudan sosyaiist toplumun sorunlanndan söz açıyor. ömeğın Romen tarihinin özel bir noktasından söz edıyorlar. Bu tarih içinde kendi yerlerini bulmaya çalışıyorlar. Kimüeri, bu kadar açık söz etmiyor toplumdan. örneğin çağdaş uygarlığın sorunlanyla ilgileniyorlar. însanm, bu oldukça kanşık uygarlıktaki yerini anlatmaya çalışıyorlar. Bunlarm içinde en önemli ozanlar Marin Sorescu, Nıchita Stanescu..» Devrimci bir ozanın, burjuva toplumunda görevinin o toplumu sosyalist topluma dönüştürme savaşırruna sanatıyla kaülmak oldugunu vurguladıktan sonra, sosyalist toplumdatd devrimcj ozanın görevinı konuşuyoruz. Söllner, bu göre%a şöyle tanımlıyor: «Şiir, militan olmah, Toplumu etkileme anlammda militan. Herhangi bir şeye karşı, örnegin bürokrasiye karşı, diyelim 10 ozan şu kadar kitap yazdı, doğal ki bu, bürokrasiyi değiştirecek değil. Ama agır bir gelişime yol açsa da, ozan bu yolda ilerlemeli. Ve bunu, mutlak'ı arayarak yapmamalı. Çünlrii sokaktaki adam, muüak'ı aramakla pek ilgili değil. yasamla ilgili. Yine mutlak'çılan ele alalım. Örneğin bir aşk şiiri yazabilirler. Ve bu, sokaktaki adamın hoşuna gidebilir. Ama önemH olan, sokaktaki adamın sorunlanyla o ozanın ne denli ilgili oldugudur. Genel olarak marksizmde bilinen bir gerçek var, halk bilinci maddi koşullardan daha yavaş gelişlr. Onun için bu B bilinç. maddt kosullann gellsimlyle uyum haline getirilmek ister. tşte Romen şiirinin yapmaya çahştığı şey de, halkm büincınin sosyalist bir bilinç haline getirümestae katkıda bulunmaktır. Şiirin ana özeliiği şu olmalı bence: «Cesaret, cesaret, cesaret.» Romen halkının şilre karsı ilgısınln ne oranda olduğu sorusu akla geliyor burda. Acaba yazılanlar ona ne oranda ulasıyor? G«reksinimlerini karşılıyor mu? Söllner, mutlak'ı arayan eğilimin en güçlü egilim oldugunu söylüyor. Geniş kitlelerin Cosbuc, Eminescu, Alecsandri gibi klasik Romen ozanianru okurken, çağdaş ozanlan aynı ilgiyle karşüamadıklarını, bunun da toplumsal bır nedenı oldugunu belırtlyor. Söllner'e göre, çağdaş Romen şiirinin geniş kitlelere açılamamasının toplumsal nedeni şöyle açıklanabilir: «1950'lerde Romanya'da genel olarak, şiirin günlük yaşamın sonınlanyia eercekç! bir yöntemle uğraşması gerektigine inamlıyordu. Sorun, gerçekçüiğin ne oldufuydu. o dönemde resmi görUş, gerçekçilik dendiginde bundan günlük yaşamı oldugu gibi yansıtmayı anlıyordu. Blliyoruz ki gerçeğin en önemli özelliği diyalektik olmasıdır. Oysa o dönemde insanlardan gerçeği duragan (statik) bir biçimde yansıtmalan isteniyordu. Diyalektik bir yana bırakümıştı. Yine büiyoruz ki gerçek, diyalektik bir süreçtir. Belli bir andaki gerçeği yansıtmak, gerçeği duragan, degişmeyen, hareketsiz bir şey olarak kabul etmek anlamına gelir kl bu da marksizm değildir. örnegin bu dönemde bir sürü fabrikalar, barajlar yapılmıştı. Onemli olan bu fabrikalann yapılmış oldugunu anlaıtnak değildir. Elbet bunlardan dolayı övünç duymalıyız. Ama araşttnlması gereken şey, bunların yapılkimin ve nelertn katkısı oldugudur. 1965'te Romen Komünist Partisi'nin 9. Kongres:, her şeyi yeniden gözden geçirdi. Genel görüş değişti. Bir edebi okul, ilerici olduğu sürece dekadan olarak kabul edilemez, dendi. Bu, örneğin sürreaitzmi uygulayaiım demek değildi elbet. Fransus sürrealizmi. ortaya ^ıktığı anda Fransız burjuva toplumu için ilerici idi, dolayısıyla dekadan olarak kabul edemeyiz, demekti. Böylece Romen şiirine, Avrupa'da belli bir taritıi olan, ama Romanya'da hiç bilinmeyen bir sürü akım geldl. Görüldü ki, Avrupa'da, insanın amaçlarını, çağdaş dünyadaki yerini açıklayabilen bir çok yöntem var. Birçok ozan bu yeni yöntemleıi uygıılamaya bcşladı. Ama iıalk bu şiirleri anlamadı. Ozanlar, yabancı dil büdikleri için bu yöntemleri kavramışlardı ama bir açıdan da yeaılgıya düşmüşlerdi. Çünkü bunların, uygulandıklan öbür ülkelerde belli blr kökeni ve tarihi vardı. Bu yüzden, bir anlamda esteüzme düştüler. Mutlak'çılıgin köklerini de belki burda aramak gerekir. Halk şaşırmıştı, kavrıyamıyordu. Yazılmakta olan şilrle arasında tazla ortak bir yön bulamadılar. Sorunlarla doğrudan ilg;lenen, estetlzme düşmeden halkın begenisini kendi yöntemleriyle egltmeye çahşan Sorescu gibi ozanlar bile tanındıklan halde geniş kitlelerce kabul edilmiş, ulusal bir genelliğe ulaşamamışiardır.» Genç Romen ozanı Söllner: Şiirin özelliği cesaret olmalı , ?
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog