Bugünden 1930'a 5,432,146 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CUMHURİYET 13 Mart 1975 «CANBAZ TURHAN SELÇUK (ABİR (ABBAR ÎiE 4+Ü5NIYE 8OYNUBÜKÜK1 AŞK DA GEZER 87 Yoksul çocnJduğumm, vitrinlerde gördüğü bir çıft çorapU, bir boyun atkıstr.d» bile gözonün kaldığı, yarı aç dolaştığı delikanlılık çağının ardından, para dolmuştu kısa bir siire içinde cepleri. Psraya kavoşmak için iştn kolayma kactığıru kabuUemneye yanaşmıyordu bir türlü. Çerresi, kendi gibiler, ya da kendi gibi ohnaya <eenenlerle doluydu çünkü. O parlaic yıllannda, delikanlılığından kursağmda kalan bir heresle kaJonıs bir ytl için ParU'e gitmişti. Nedir ki geç kalmışU bu girifiminde. Elmden kitap düfürmediği delikanlılık gtmlerinde Parts'in sanatına kataeaklarıyle iJgili düçieri vardı. Genç yaşta üne paraya kavuşmak, düflerini, eerçeklepnif, sanatmda yükseleceği yere yüksehnis gibi gostermişti ona. Eksiklerini içinden içinden duysa bile çevresine karfi kabulleomeye yanaşmıyor, bu türlü saçma bir gururla, çevresindekileri aldalmaya çalı§tığı ölçüde kendini de «1datmakta diretiyordu. Anıt'ın rol bölünıü açıklanmıyordu bir türlü Izmir'de beş altı güa kaldıktan sonra îstanbul'a dönen Murat Sinnen, bu arada üç dört yerde Anıt rolünü Oktay*ın oynayacağını söylcmişü. Haluk hemen duydu bu haberi. Bu olay, bütüa hofnutsuzluklarırun ortaya çıkması için bir tutamak oldu ondan sonra. Yaüştırılma&ı güç derecede almganlaşrrujtj. Dumıadaıı anlaiumadığından, yaîamı boyunca dosüuklanıun karşılıksız kaldığından yakınıyordu. «Bilirim, diyordu, Oktay sevmez beni.. Günahı kadar yakın tutmaz..» Arkadaşları Neredea çıkanyorsun bu yargıları?» dedikçe artürıyordu yakınmasını: «Yal nız o değil, hiç biriniz sevmezsiniz. Hiç biriniz beniro size olduğum gibi dost değilsiniz bana..> özer, Saim, Ihsan, «Haluk Ağbey, saçmalama», «Halukçuğum üzme bizi.> diye yalvanyor, ok?u yor, yatiîtırmaya çalışıyorlardı onu. Boşunaydı. «Artık bu tiyatroda kalamam ben! Oktay'ın bu tutumu düpcdüz çek git demek bana! Ben onurum için yajadıra bugüne kadar. Onurumu çiğnetmedim kimseye!.» Bu kahırla eskisi gibi iki, en çok üç dublede kesmiyordu içtiği içkiyi. Ah! Söz Oktay gibilerindi işte tiyatro dünyajında! Onun gibi kaplurabağaların! Neydi j'irmi yıl önce Oktay? O, Hamlefi oynadıgı yu, tiyatronun loş koridorlarında gölge gibi dolanan sessiz (edanz bir hevesli! Ba$ rollere çıkan ünlü oyuncular olarak onlar konujurken söze kanşmadan dinlerdi bir köşeden. Tam tavşanla kaplumbağa 3yküsünü andınyordu oyunculuk yaşamları. Haluk, kitaplan kapatmış, içki giyim kuşam ardında gücünü parasını tüketirken, Oktay, düzenli ya |ayi5i, hırsı, çalışmasıyle kendi yeteneklerini kendi yaratmış, kurmuş başanya ulaştırmıştı tiyatrosunu. Haluk onun topluluğunun oyunculanndan biriydi şimdi. Aşkı ile yenilgisi bir araya gelince. aşk hüzünlü bir duyguya dönüşüyordu kendiliğinden. Ke kadar haşını dık tutmak isterse utesin, içindeki çöküntü>ü duyuyordu. Herkesten gizlediği jeyi kendinden gizleyemiyordu artık. Arada bir içkinin verdiği coşkuyle, yumruğunu masaya indirip «Ben ölrnedim, ben tükenmcdim daha.» dese bile, eskiden üç gunde ezberlediği bir rol fimdi üç hafta «ürüyordu. Umuüarını yitirdiği ölçüde sabrı azalmıştı. Duşlediği çoğu büyük rolleri oynayamadan geçip gitmişti geride kalan yılları. Bu arada kendisinden sonra yetişip kendisini geçen iinler sarmıstı sağıru so PARİS'TE TÜRKLER Tekiner, "Bu şehre kinim var hıncımı almadan dönmem,, «BİLtR MÎSÎNÎZ DANSÖRLÜK YAPTIM BÎR ZAMANLAR ISTANBUL'DA, BİR GECE KULÜBÜNDE». Cânım Îstanbul, diyo ekledi. Misli menendi yok. Neden Paris'tesiniz öyl»yse?.. ©öneceğim. Ama bîr süre Geçti direksiyona. Champs • Elysees boyunca süzüldü araba. Işıklarla donanmış her yer, saglı sollu, şıkır şıkır, renk renk. Düsmanca bir tavırla: Sevmiyorum PU Paris'i, dedi. Siyah beyaz bir şehir bu!.. Siyah . beyaz mı?.. diye şaştım. Paris mi siyahbeyaz?.. Elbette, dedi. Sijahbeyaz, renksiz, ruhsuz... Pikapta Zeki Müren'in bir şarkısı... Ya îstanbul.. O ne renk?.. Sustu bir süre. Sonra: O rengârenk, dedi, rengâ renk:.. İçini çekti. GUneşin ktıbbeleri yaldızlajan ilk ışıklan mı geldi gözünün önüne?. Kalamış'ta batışı mı?.. Yoksa Ahmet Mekinle kafayı çektiği Boğaz gecelerini mi anımsadı. Oysa temelli yerleşiyor gibi bir hali \ardı. Burada 18 milyona banliyöde şahane bir ev slmıştı. Altında da üç araba... İnanmazca dudak büktüm. Dönecegim, diye tekrarladı. İnanın. Ama daha hıncımı alnıadım Paris'ten!.. Paris ne yapmış ki ona?.. Necla SEYHUN Yazan: Necati CUMALI lunu. Sırayı çoktan onlara kapbnnıştı tiyatroda. Yenilgiyi böyle içten içe kabul eden bir kim»entn beklediği ne olabilirdi aşktan? Yirmi yıl, ruhsuz bir evlilik yaşamı sürmüş, ömründe ajk nedir bilmemiş bir kadına verecek nesi kalmjştı onun? O kadın ne getirebilirdi onun ya^amına? Ama öyle de olsa böyle de olsa âşıktı Ute! Ayrıldıklan saatten başlayarak beklemeye başlıyordu buluşacakları saati. Ancak Gülen'le bulujacağı dakikaya kadar sürüyordu bütün karamsarlıkları. Gülen'in görüranesiyle silinip gidiyordu umutluzluğu. Günü aşk içinde geçiriyorlardL Ayrıldıklan saatte. eskısinden daha yalın, daha acıraa«ız bir umutsuzluga kapılıyordu. Bu aşktan ne bekleyebilirdi? Hiç! On, on beş gürüük bir düş. Sonra Istanbul'a, yalnızlığına döniiş. Gülen'i yaşamının boşluğu, anlamsızUğı iginde yalnızlıgına bırakmak. Bu umutsuzluga dayanama>aceğıru dujTiyordu. Bir ölüm isteği ile eziliyordu yüreği. ölse. bir anda biürerse bu acılı, bu yanılgılarla dolu yaşamı. Niye süreklemeU bu boş yaşayı51? diye kihırlanmasıyle bir kez daha yitirdl alkol dengesinL Artık herkesten önce boşalıyordu geceleri oturduklan masalarda kadehlcri. Üçiincü kadehten sonra, dört. beş, altı... Derken, sonunda arkadaşlan her geçen gece biraz daha güçlü'cle razı edebüiyorlardı masadan kalkıp otele dönmeye... Öncelerl hakkının yenildiğinden, anlaşılraadığından, sevilmediğinden yakmıyordu. Onurunun kınldıgı savındaydı. Sonra sonra kendine acındırmaya kadar vardırdı işi. Küçüldükçe, kendine eziyet ettikçe. kendinden öç ahyordu sanki. «Bu muydu benim haktam? Bu muydu benim sonum?..» dlye tutturuyor. kendi kendine göstermedigi sevecenligi, arkadaşlanndan; buluştuklannda GiUen'den bekliyordu. Gülen'e günlerce iç döktü. Böyle her geçen gün, daha zayıf, üzgün, korunulacak dunımda, hasta, çocuklaşmış olarak görmek, bütvln sevecenligi ile bağladı ona Gülen'i. Se\istiklerinin ilk haftası sonunda bir konuşma geçmişti aralannda. îzmir'in ışıklan yandığında, Küçiik Yaman]«r Gazinosundao^. kaj^g • yorlardı. Otllen: «GÖ^Pyoı1 musun fearşi kryi' ' * daki ışıklan?» demiştt jâfeentin içiride n e ' k a r " dar sık. Sonra gittikçe gictikçe sekrekleşiyor. Tek tük derken, hiç tşık kalmıyor... öyle oiacak bizim ilişkimiz de. Istanbul'a döniince ilk günler o kadar sık hatırlayacaksın beni. O kadar sık mektup yazacaksm. Sonra, gittikçe gıttikçe uzayacak mektuplarının arası. Bir gün kesilecek. Unutacaksm. hiç yazmayacaksm.» Bu sözler yaralamıştı onu. «Hayır, hayır!» dij'e bağırmak geliyordu içinden. «Seni unutmak demek ölmek gibi bir şey. Ne kalıyor bana geriye?» Tam böyle değildi karşıltgı. üzgün, yıkılmış, buna yakın sözler mırıldanmıştı. Bu da\ranışı daha inandırıcı olmustu Gülen için. «Ben seni bırakamam bu durumunda» diyecek kadar cesaretliydl. Kocasını çocuklarmı bırakarak onunla Istanbul'a gelmek, onun yaşayışını düzenine sokmak istiyordu. llkin kadındı o. Gerçekten kadın olan her kadın gibi, adamaya hazırdı kendini. Yaşamının boşluğunu dolduracak bir büyüklüğe erişmek umudu vardı bu karannda. (DEVAMI VAR) KENDİSİNE YALVARILAN BİR DEKORATÖR OLMUŞ ŞİMDÎ Pek rahat bir yaşantısı var Paris'te Fikret Tekiner'in. Ama bugüae erişinceye dck... (Fotojraüar: Barıj Kudar) onu kaptırmama çabasında. O b;r zamanlarm burnu Kaf dağında patronlan nerede?^ Çoğunun burnunu kırmif Fikret Tekiner. Ama daha kırılacak burun lar kalmış geriye. Onları da kırın ca bir bir, çocuğu ilkokulu bitirip bu dili ana dili gibi sökünce, dönecekmiş geriye. Hınçları, siyah lan beyazları bırakıp. dostluklara. renklere. Boğaz gecelerine... Bilir misiniz dansörliik yaptım bir zamanlar Îstanbul'da, bir için midir!... Şimdi artık hayatta olmayan o anne, biraz dja vasiyet niteliğindeki sözîeri i!e, ke" sinlikle belirlemis onun yolunu. Bir yabancı diyarda açlık pahasma bu dalda tutunmaya çabalamasuun, dayanmasmın ve sonunda bafanya ulaşmasının nedeni, belki de bu. Yolun kolayına kaçmamış. Ama o çetin yo!, yasamını kolay yapmış bugün. Rahat, süzel, güvenli. 1.1 vıtrın yapıyor günde, ay 400 bin liralık damla Bugün öylesine özlemini çektiği Istanbul'dan bir daha hiç dönmiyecekmiş gibi ayrümış oysa. Ne varsa satıp, savıp, dağıtarak. Sözü edilen, pek özenli, pek güzel bir evim vardı, diyor. Gozüm bir şey görmedi. Neden?.. Ödenmeyen bonolardan, karşılığı alınamayan işlerden, yalandan, dolandan bıkmış. öyle dıyor. Bir türlü koparıp alamadığı bir 400 bin lira, bardağı taşıran son damla olmuş. Onun üzerine kızmış kaiası ne varsa saunış savmış, bütün köprüleri atmış işte. Karıkoca kalkıp gelmişler Paris'e. Bu şehirde başanya ulaşnıayı kafasına koymuş bir t:ez. Bu nedenle vapur Pire'ye uğradığında, kendisini Istanbul'dan tanıyan. yaptıgı vitrinleri, kazandığı ödülleri bilen bir Rum'un astronomik bir ücretle teklif eltıği işi kabullenmemiş. Paris, iiia de Paris!. Şansım orada deniyecek. bordralarîa ispatlıyacaksın gQ venilir, iyi bir kazancın oldu ğunu. Alacaksin mavi kartı, Herkesin kartı ayn, herkesiı şifresi ayn. Çekeceksin mavi kart kutularından günün, gecenin her saatinde diledifincı parayı. Dilediğin kadar degil & ma... Onun da bir hududu var Her hafta 500 frank! tster top tan çek onu, ister parti parC al. Herkesin mavi kartı ayn, her kesin ayn bir numarası var Başkası bulsa. çalsa da yarar lanamaz kı bu karttan. Klşiy* özel şifreyi bümek gerek. Kartın nasıl işlediğini göster mek istedı Fikret Tekiner: Biraz para çekelim mi?.. dedi bana. Hemen de orada, karşı Söşede bir mavi kart kutusu vardı. Posta kutusu gibi bip şey. Ansız şansız. Kim der ki içinde milyonlarca frank gizli. Di$i BOND Aslanın ağızındaki ekmek TiFFANY JONES CAULİE ASTON'UM Tl'PFANV.SENIN XAY1MAOAİNMO GARTH BiO ONUC SÛCUNÜ Ama Paris çetin ceviz. Ekmek aslanın ağzında. Yurdunda ne Her şey iyi. her sey hoş da, denli başarıh olursa olsun sanatbu elektronik beyinlerin bu den çı, yabancı bir diyarda sıfırdan li güçlü bellekleri olması ne başhyor işe. Ne yapüğmı, ne yaBujnün vitrinlerini düzenlesin diye mağaza sahlpleri yalvarıçeşit bır belâ.. Ne olur unutsapabileceğini ispatlamasının da jorlar ona.. la r sanki. düşseler arada bir bir olanağı yok ki Bedava yap dalgaya. Ama, ne mümkün. macasına bile kimse sokmuyor vit da 5000 frank kazanıyor. tyi parinine. Dolaşıyor, dolaşıyor Fik gece klübünde.. Kapadı mavi kutunun kapaYaşı 35 bugün. Yolun handiyse ra. Yardımcı işler de cabası. ret Tekiner. 5060 kilometre yüfinı Fikret Tekiner. Paralan yarısında. Çeşitli işleri denemiş Sayfiyede rüya gibi bir ev, alrüdüğü oluyor bir gunde. Her ka katladı, koydu cebıne, yürüdük. tında üç araba. cebinde bir «mapının ipini çekiyor. Yorgunluktan yasantısı boyunca.. Oradajdı o güzelira çağla Ama hiç biri v.trin düzenlevi kartn. ölü gibi, ama elleri boş dönüyor rengı. Açtı kapıyı girdim. Geçeşinin yanına geceleri. Günler menin doyurucu zevkim vermetı direksiyona. Rengârenk anıAçıl susam açıl günleri, haftalar ayları kovalıyor. miş ona. larla dolu araba. si>"ah • beyaa Daha bir kanşken boyu, 1sİşsiz, umutsuz!.. Ama pes etmiNedir Kı bu mavi sart?... Bir şehnn bulvarlan bojunca süzülfırça çeşit ülsımlı anahtar. Az sayıyor. Köprüleri de attı ya, dönmü kemleye tırmanıp elinde dü duvarlan boyadığmdan mıdır yor gerL da yabancıya tanınan btr naK bu. YARIN: BİR BAVUL | Mavi karti almak ıçm bankada Girip çıkmadığım sokak, da nedir?... Yoksa annesinin: «Oğlum sanatı bırakma. Hayatını para degil de kredisi olmak gelıp çıkmadığım kıyı köşe kalmadı DOLUSL ÜMÜT ' belgelerle. bu şehirde, diyor. Bütün Parisli mutlaka sanattan kazan» dediği rek. Bankaya gidip lerden daha iyi tanırım burasını. b"WHK«HKH5atHKKHC«HÎ0<HKHKHKHOH^^ Sabahları çok kere bir 25 kuruşla iniyor şehire. Akşama dörüş parası bulup bulamıyacagı bile ; . Heail. Cebinde bir dilün kuru ekmek. Açlık çektiniz mi siz? diyor bana. Ben çektim, iyi bilirim. Unutmuyor, ha^r. Ne o açlıkları, ne ölesiye yorgunlukları, ne yüzüne bir bir kapanan kapılan unutmuyor. İlk iş bulduğu mağa sada sanatçı olarak vitrini düzenAşağıda beslf bedellert yazılı lşlet 249ü sayılı yasar.ın 31. maddesl gerefiinre Itacan rarf usulüyie eksiltmeye lcooulmuştur ledikten sonra, camlzn silip par lattığını, bir temizlikçi gibi yer Işlenn keşlf bedellert ve femırıaUan ıhale gün ve saatlan karsılannda belırUlmışıır. leri süpürdüğünü de.Isteklilerin geçıcl temınala «It makb.iilan l«7fi vılı ricnrpt Ortası vesikasl (tekıılk oerİki yılın ardmda kalan o anı. o sor.el, beyanrıamesi teçhizat beyannames) BavındırU* BfıRanlıfından almıs oMıılclan C utanç, bugün gene taptaze bellegurubundan beşıf öedell Kadar lsın eksıltmeıne em:.iın•eKienı.ı enstenı mj'reuhnttlık ğinde. Yarın da öyle mi olacak?» karnesı ibraj suretlyle) Belediye Belge K<nn!vonundat, alacaklan Iştırak oelgesinî «eftlîflerine ekleyerek thale saatından bu saa) öace Belediye Baskanlıgına vermelerl gereklıdır. Kınk burunlar ülkesi Hostadskı gecikmeler. telgrafja müracaatlaı nazara alınmaz. Gördünüz mü bu vitrin de benim. Bu da, bu da... tşin Adı: Kesif bedeli Temınat Ihale Tarıhı aaat Handiyse tüm cadde bir boy1 Cumhuriyef Cadd'es] sanat öp.n bir boya onun düzeninde.. yapılan şehir meydaoı Tek değil ki bu cadde. Daha başdüzeniemesı 800.0UO.ÜO 35.750.U0 1430 ka caddeler var, daha yığınla vit2 U s k i b a g i a r m a h a l l e s l pretabrik rinler onun zevkinin emrinde. tşe v l e r i n yol v e k a n a l i z a s y o n u 654.1ÖH.U3 25i) 1 B.76 15 nn 3.4.1979 Yaklaştık. Elindeki kartı oradaki bır deliğe soktu Pikret Tekiner. «Trak:..» açıldı kapak Şifre numarasmı bastı, istediği paranın miktannı da. «Tik!» bir başka kapak daha açıldı 1çeriden. Gıcır gıcır paralar gelmeye başladı. El değmemisl. 100 Fr., 200 Fr.. 300 Fr., 400 Fr., E? Hepsı o kadar. Ben 500 frank istedim ama, dedi. Fikret Tekiner. Bir daha bastı numaralanrı üstüne, bir daha, sonra bir daha... Netıce sıfır.. Sonra hatırladı birden. Haftanın başında 100 frank çekmiş kutudan. Hakkmdan 400 tranlc kalmış zaten geriye. Gümüşhane Belediye Başkanlığından
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog