Bugünden 1930'a 5,431,332 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CUMHURİYET 24 Kas>m 1973 ABDUL CANBAZ pfltHAL HMlWiKLAAAg«lAÎ)l. tfmî&Nİ İUBuâütfllfci&AYAVfRpi.AöKDENÎllf&e N ÖLilEfc'NEtftf UİKSV£ JAATii 0îfc<tMİ iSMAHAOl BAHARiM İLKAYiN0A >ENİZE iNMtfi&i. KAPTAM v£ İKMALî Dt YAJUPlKTAK ^ÖMÜA YOuA çntılft... BATi APfc'KA KIYÜAJU i ONMVİÖ ( ' Ö İ LÎMAN *£ffc<£J£fttH£ U&MNAMfc ^ÜM£YP£ KAP'A VANLA TAM, TA*ANAWt. &6ÇÎlÛE|CrAW>£MİZ İ •«.' £NDÜtü' İ W GîlUİHÜ VE NU Yi'rîfcMtMEK ı^M.frEMı" UİH |LAMÛNA1NIN DtVAM EDı'YOjlpU u. Toz Duman İçinde TALİP APAYDIN 64 Kansı kapıdan görmüştü. NejTaiç o? diyerek geldL Yok birsey. Ne dedi Molla Mamıt? Yarın hamama gidelim, dedl. A a, nerdeymlş hamam? Saltanahmet'te. Kadın gözlerinl iri iri açıp baklı: Nerdeymiş Saltanahmet? Istanbul'da. Ne zevklenırsin adarola Asır, doğru ko nussana? Eğri mi konustuk? Neresi eğri? Getir şu kalburu. Şu çepelleri ıyice savur, hayvanlara venrsin. Hatibe kadın ieeri gitti. Ufak tefek bir ka dındı. Kızmıçtı iyıce. Aşır arlcasından güldü. Mahmut eve vanp soyundu. Getirın bakalım, dedi, hazır mı her şey? Hazır. Ayaklannı yıka iyice. Kapuun pnüne oturup yıkandı. Killedi dıı ruladı. Getirin koca telcneyi. Bosaltın üzümle. ri. Koca teknenin içinde üzümleri çiğnemeye bafladı. Şırasını çıkaııp ertesı gün k&ynatacaiclarctı. İki küfe üzüm nedir? Getinn, bir saatte çignerim ben onu. Dert ettı kendıne, bir şey varmıs gibi. Boşalt hadi. Teknentn içinde tepınmeye başladı. Dur, yavaş ol. Dışan sıçratma! Sıçramaz korkma. Ha şöyle, getir. Murat'ın hoşuna gitmişti. O da duvann djbinde tepınmeye başladı. Aferim oğlum, yardıın et bana ha, çigne! Çocuk duvara tuiunmuş, hem gülüyor, hem tepiniyordu. Oglumla ikimiz bir olduktan sonra, kö yün iizümünü getirin, hepsinl çiğneriz. Değü mi oglum? He. Tamam. Oldu bu. Getirin daha. Anası baktı: Yok olmadı. Çigne iyice. O kadar kolay değil. Sen asker'îken adam buiamadık da ben kendim çignedim üzümü. Hem bundan daha çoktu. Iyi. Gelecek yaz kime çiğı.eteceksin bakajım? Ayşa kadin baktı: Niye, sana ne olmus? İnşallah, ben çiğnenm ernme, belli olmaz. Ağzını havra aç. Deli olma! Keh keh güldü Mahmut. Anasıyle şakalaşıyordu. Ya gene savaş çıkarsa? Götürürlerse Çanakkale'ye?.. Aman Mamıt, ağzından yel alsın. Daha bitmedi mi Çanakkale? Bilmem. BelU olmaz bu dünyanın IşL Bakarsm bir yerden gene patlak verir Patlamasın gayri, yeter. Canımıza tals dedi. Üzüm döktüler, yeniden çığnedi. Şırayı kazana boşalttılar. Kaynamaya hazırladılar. Mahmut bir neseliydi. Yann akşamki toplantıyı dUşünüyordu. Çeteyi kuruyorlardı artık. Memleketin kurulmaeı için rer yerde başlayan eyleme kendileri de katılacaklardı. Bu bir namus borcuydu. Borçlarım ödeyeceklerdi Içi kabanp duruyordu. Bıtmce tekneden çıktı. AyaKlarını yıkayıp giyındi. Bana izin gayri, dedl. Kalan işlerl de siz yapın. Sabahtan beri çalıştırdımz be. De^ gü mi oğlum, hep ikimiz çalıştlk degil mi? Murat başını salladı. Zati senin yapacagm iş kalmadı. Hadl gez gayri. Boba, boba... Bunu da al kucagına. Nereye gidiyor•un, beraber gezin. Ohoo . kurtulu? yok sizden ber Isüniz var Mamıt. Götür de ayak bağı olmasın. Peki. Gel bakahm, birlikte gezelim, gel. Kucagına aldı, ağır agır yürüdü köyün arkasına doğru. Gün kavuşmuştu. Akşam derinliği başlamıjtı. Köylüler pekmez kaynatı. yorlar, dibekte bulgur dövüyorlar, kış hazırlığı yapıyorlardı. Sokaklar şıra kokuyordu. Karşıdan köyün sığır sürüsü göründü. î nekler öküzler, çıplak eşekler ağır ağır geliyorlardı. Koye girince dagıldılar. Herbiri kendl evme dogıu yürüdü. Gördün mü Murat möieri? Bızimkiler nerede acaba? Hah geliyorlar, bak arka arfcaya düş'müş geliyorlar. Tanıyabüdin mi? Tayıdım. dedi Murat. Öküzler hıç bakmadan geçtiler. Inek ba5inı çeyirdı: Möö! diye bağırdı. He, tamam. Hadı bakaiım. doğruca eva. Ay;a nineniz bağlasın sizi. Biz biraz gezece. ğız, üeğil mı Murat? Möö... dedi Murat. Inegi öykündü. He ya oğlum, möo... Köyün içine bir toz bulutu dagıldı. Hava gübre kokuyordu. Hacelı'nın evi önüne gelailer. Hacelı duvarın dibine oturrous, dınleniyordu. Arkasını duvara dayamıştı. Mahmudu görunce sıçradı: (Devmnu Var) Atatürk Günlerinde Sosyal Demokrasi * Prof. Dr. Muammer AKSOY 'KARA BAHTLI İNSANLAR.., Mahmut Esat Bozkurt'un daha iki makalesinden örnekler aktararak, 50 >ıl önce rahatça ve serbestçe ne kadar sert yargılara va rüabildiğini ve bunlardan ötürü vehimlere dayanan bağnaz ithamlar ve iftlralarla karşılaşılmadıgını göstermek isteriz: jU UJ,Jİİ< .;> Anadolu Türk köylüsü; Osmanlı Imparatorluk tarihinin en acıklı, en mazlum bir simasıdır. Bu tarih içinde her şeyi yapan o, yine her gün her şeyden yoksun bırakıldı. büyük kudret, daima eli böŞrunde kaldı. Üretimin biricik etkeni olduğu halde, en muhtaç, en sefil bir hayatı yaşadı! Memleketin bütün zenginliginl yaratan onun varlığı olduğu halde, Anadolulu köylü, fakirlik ve yoksulluğun imgesl olarak tanındı. Şuphesiz çünkü o 7 yüz yıllık tarihi içinde her gün soyuldu, her gün ezildi, vuruldu ve çiğnendi. Onun topluluktaki yeri, 20. yüzyılın ortasında bile ortaçağ hayatını yaşarmak oldu. Bakınız şu benzi uçuk, gözlerind'en hi*p' 'ya? akan kara bahtIı insanlara, öz kardeşlere bakın.?Onlar 2ffl» Tillıle Türtc^a, rihinin çalışma etkenleridirler. Onlar dünyalara yeni çağlar açmı;, ve her açtıklârı çağ içinde insanlığı biraz daha ileri götürmü; bir tarihin sanatkârlarıdırlar. Bakın şu büyük insanların yüzyıllardır çektiklerine.. H?r gün biraz daha düşü?, her gün biraz daha hakaret.. Her gün biraz daha açlığa, sefalete mahkumiyet^ Bir mezarlık civarınrfan geçiyorum, orada bir tepeeiğln üstüne gömülmüs bir sıra şehit gördüm. Başlanna birer tahta, her tahtanın üzerine da çivilenmiş birer teneke koymuş lar. Akşamın karanlığı içinde yalniz tenekelerin parıltisı görulüyordu. Düjündüm, Türkiye' nin her seyinl yapan bu kimsesiz Mehmetçiğin hayatında bütün nasibi, sanki en sonra başında bir teneke parçası taşımaktı!.. Oh... Mehmetçik!. Hayır! Başında taşıdıjın teneke, bütün bir geçmişin biriktirdigi günahların, haksızlıkların e.i son nişanesi olsun! Sen, dünyamn en büyük tacidansın. Krallara taç giydirmış; Beylere sorguç takmı?sın. Başh başına bir vatan yapmıssın. Sen başma takılan teneke içinde bile, çok sevdiğin memleketinin dertlerini naklediyorsun. Rahat uyu. Türk gençliği senin gücüne dayanarak hakkını alacaktır. Millet devrimler yaptı, ve bu devrimlerden mânen, hattâ maddeten az çok faydalandı. Türkiyeli köylünün genel durumu, bütün yeniliklere rağmen her gün biraz daha kötüleşti. Sanki Ortaçağ derebeyleri esiri imis gibi yaşamakta devam etti. Mübalağa etml yoruz. Belki gerçek, bundan daha can yakıcıdır. Buyrunuz size bır mukayese: Türkiyeli köylü her gün azalmaktadır. Bu çöküj suur suz harplerden, geçinme durumla rının. fenalığından sağhk jartla rmın eksikliğinden, sosyal ekono mık kurumlarm noksanhğmdan doğmaktadır. Ortaçağ'da Derebeyi denilen herşeye egemen olanın (hakimi mutlak'ın) bir sürü insanları vardı ki, gerçekte vatanın öz evlâdı olan üretici köylülerdi. İşte bu zavallı esirlerin iji gücü, kazandıklarını, bin nam altında hep beylerine verrnekti. Ekip biç tikleri arazinin dahi mülkiyeti kendilerine ait değildi. Ve sonrala rı bir takım hayır ve hasenat ile * sadaka kabilinden az çok himaye gören halkın hali, yani meml* ketin gerçek sahibinin, efendisinin durumu giderek çok kötülef ti. Zaman oldu ki, çağdaş devlete karşı köylü üreticilerin durumunda, iktisaden Avrupa Derebeylik esirlerinin halinden ayrılır bir ci het kalmadı. Bılinçsiz bir siyaset yolunda kanını döken köylü, Bur juva Kanunlarının ve Hukukunun tarif ettiği kadar olsun bir hima ye görmedi. Varını, yoğunu, ver gi diye verdiği, çifti çubugu devlet alacağına mahsup edilmek üza re satıldıgı halde zavallı köylü, hükümet denilen korkunç varlığa karşı yine görevini yerine getir mis sayılmadı. Aldığı vergiler karşılığında Devlet, halka hizme te borçlu olmak lâzıtn gelirken; bizde hükümet, Ortaçağ Derebey liği'nin sanki 20'nci Yüzyılda kanunlarla donatılmıs yeni bir sekli imiş gibi, halkı kendi hesabına çalıstırır bir örgütlenme halini al dı. Gerçtkten, Ortaçağ'da Derebe yi'ni doyurmakla yükümlü olan ve ondan hiç bir sey beklemek hakkını haiz olmayan esir halka, karşılık, bizde de Anadolulu köy tü, hükümete yalniz kan ve vergi vermek için yaraülmıs bir yaraMk olmak üzere geçindi. Hani köy lünün verdiği vergilere kar^ılık. Vüçücük bir yolu, ulacıV. bir mek tebü? Batı'da yalniz iç mUtegallibeler <»linde hırpalanan üretici halk, bizde içerinin ve dışannın soygunlanna karşı koymak, direnmek zorunlugunu duydu. Zaman zaman sefaleti bir raddeyı buldu ki, ekmeğini artttrmak ve ona katık olmak üzere beyaz toprak karıştırdı. Biraz daha mutlu olduğu yerlerde, ununa ormanlar «JU . T irı •*.*. . i^fi*! JV «•'* ^ U' . İ I Jl * 1 * LfJ i*<. Sâi, Mahmut Esat'ın «Kara Bahtlı İnsanlar» Makalesi Mahmut Esat, 22.12.1921 günlü başmakalesinde ise, Ataturk'ün Büyük Millet Meclisi'nde kısa bir süre önce «Bakanlar Kurulunun görev ve yetkisini belirten kanun münasebetiyle yaptıgı ve saatlerce süren 1.12.1921 günlü konuşmasında Türk köylusUnun Tarih boyunca süren acıklı durumuna, eziüjine ve sömürülüşüne ilişkın son derece ilgüıç konuşma smdan kuvvetle esinlenerek, varaya bıçagını vurmuştur. Bu makalede özellikle, Türk köylüsUnim herşeyini bu toplum için veren ve ondan hiç birşey alamayan mazlum bir kitle oldugu, en içten cümlelerle dile getirilmiştir: «Gazi Paşa Hazretleri. «Vekillerin görev ve sorumluluklan hakkındaki Kanun» un görüşülmesi münasebetiyle Büyük Millet Meclısinde irat ettiklerı önemli Nutukta, yenl kurulmakta olan Türkiye Devleti'nin «Sai Halk Devleti» (Halk Emegi Devleti) oldugunu bildirmekle, ogün bizlere pek zevkli, pek tarihsel bir an yavatUlar. Türkiye'mizin ihtilâl tarüiinden aldığı bu yeni anlamına hakkiyle tercüman olan Reıs Paşa Harretlerinin beyanlannı fırsat bilerek, butün bir Anadolu koylüsünün yüz yıllardır eüren acıklı serüvenini bir kerre daha anmaktan kendimizi alıkoyamadık. Bugün Türk halkı, bir yandan iç ve dış düşmanlannı, hak dâvâsı huzurunda yenilmeyen gücüne boyun eğdirirken, öte yandan tarihsel nedenler ve zorunluluklar altında kendi çıkarları ile ilgili bir devlet yaratıyor. Halkın mübarek emeginin mahsulü olan bu yeni Türkiye Devletinden, onun neler beklemege hakkı oldugunu söylemeye çalışacağız. Ne vakit Osmanlı Imparator luğu tarihini karıştırsam, aziz ırkamın yüzyıllar süren hazin ve korkunç macerası önünda kalbimin helecanlarını duyar, tıtrerim. lstilâ politikalannın Vıyana önlerıne kadar sürükledıği Türk gençlıfinin, yijın yıgın kemıklerinden vücut bulmuş ehramlar karşısında, Akdeniz'in ve Hind deryalannm nihayetsiz dalgaiarı arasmda yuvarla nan Türk cesetleri önünde acıklı geçmışi, yeısle, matemle seyreder ırkımın yüzyıllar süren hazın feci talihine göz yaşlan dökenm. Entilmiş Türk varlığından jTİkse len, «gerı kalanların» büyük ve devamlı olarak kalıcı eserlerini yapan bu ehramlar, ya bir şeyhinşahın, yahut da sadece bır galip serdarın, bazen de bır gözdenin hırslarını tatmin eden ve yalniz bir sınıfm çıkarlannı korumak amacıyle vücude getirilen zafer âbideleridir! Ah!.. Şan ve şöhret kazanan ve bütün şairlerin divanlannda yaşayan bu serdarların önünde Anadolunun kimsesız kalmış viran kulübecıklerinde ne kadar ağlaşanlyr vardı?! Ne kadar ök süz Türk yavrucuğu, ıssiz gece lerde «babam!» diye aç sayıkladı?! Ve kimbılır ne kadar bag lar bahçeler kurudu; tarlalar çiftçisiz, sabansız kaldı. Oh.. Yarabbi.. Bütun bu çöklip giden Türk varlığı, Türk halkıdır... Vah milletim!... Anadolulu Türk köylüsü, Osmanlı Imparatorluk tarihinin en acıklı, en mazlum bir simasıdır. Bu tarih içinde her şeyi yapan o, yine her gün her şeyden yoksun bırakıldı. Onun bütün bir siyah tarihl vardır ki, bu zavallı insanın sarayın yahut bir sınıfın hejabına kanadığını kaydediyor. Her şeyi yapan, Osmanlı toplu'.ujunun hayat ve harekzt etken' olan bu .. ı J . ı ,j.)^.X MALKOÇOĞLU yazan veçizen.Ayhan BAŞOGLU Ş ~Jx t. SÜPHELİ ZAFER ı dan toplayıp ögüttügüblr tür bitkiyl koydu!.. Ona, bu halinde bile rahmet eden olmadı. Idace denilen korkunç kudret. ondan yine kan ve para istedı... Türkiyeli köylü, büyük bir tevekkülle gözleri' yaslı yirie yerdi. Onun pazulannın hakı ve eserl olan bu |altanatın saçaklan altında. yok .1 . . Jt. «KARA BAHTLI tNSANLAR» YAZISININ BAŞI.. sulluk İçinde fakat efendiliğine ve temizliğine asla haJel getirmeksizin, ağır başlılık ve metanetle, bır elınde saban ve bir elinde kılıç, ırkınm hürriyet ve istikl&lini bekledi. îkl yıl önce kapitalist ve omperyalist lstilâsına karşı koymak lçin onun ya• nma kosup gidenler, köylüyü ylTürkiyeli halkın üç asırdan ne hazır, yihe metin buldular. beri zulme. ve tahakküme karTarihi yapan ırkm bu büyük' şı mütemadiyen isyan ederek evlâdı, kendisini dünyanın ölü mütemudi bir ihtilâl yaşadığını sandığı bir anda yürüdü ve busöylemfştik. Gerçekten, milzayegünkü durumu yarattı. Bu dude ile vılâyet satm alan valilerumda kazanılmış ne varsa hep jrin taşralılar tarafından katli, si onıin varlığından vücut bul , (Devamı 7 nci cayfada) muş şeylerdir. Onun olan bir devletin hareket etkeni de, süphesiz halk ve emeğidir. Bunu başka bir suretle te'vil etmek ve ya başka bir şekle sokmak, sarfedilmiş bır emegi başkasuun hesabı ve başkasınuı çıkarlan için çalmak oiurdu. Ne hakla v< ne yetki ile?. Halkın eroeği devleti (Sai Halk Devleti), en geni; anlamiyle mılll bir deviettir. Zira emeğı, railll kudretin • teeellisidir. Halkın ve milli emeğyı, genel sıyasete egemen olmadıgı bır toplulukta, milllyetçiliğin bir hayal oldugunu, bilmeyiz şerhs lüzum var mıdır? .• DİŞİ BOND GARTH
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog