Bugünden 1930'a 5,498,767 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURÎYET 15 Ağustos 1972 zerk finlversitenin ilk RektSrü Ord. Prof. Dr. Sıddıi Sami Onar'ı da kaybettik. Çalıskan, dinamik, öğretici, fakat her nedenM. en basarıh çağlannda bile blraz buruk, kStümıer T8 âdet» hayata küskün bir yaradıhşa, kavrayışlı, lne« blr hukuk kafasına »ahip olan Onar ile Onun İlk rektörlüğü zamanında benim d» Hukuk Fakültesi Dekanı olmakhgım dolayısiyle çok yakın kisisel v« kamusal (resmi) ilişkilerimiz olmuj ve bu ilişkiler bana, onun yaradılışmdaki çelişkiler yanmda biiyük meziyetlerini de tanıtmıstır. Bu yazıda onunla ilgili klmi anılarunı dile jetirmek iıtiyorum. O Olaylar ve görüşler Rektörlüğe seçilişi 1948'da, Onartn hazırlamıs oldujju üniversiteler Kanunn Meclisç» kabul edilmij, üniversiteler, özerk birer kurum olmustu. Aynı yılın haziran ayında, bütün fakültelerin profesörler kurullan üyelerinin blr araya gelmesinden oluşacak büyük kurul tarafından özerk ünlversitenln İlk rektörii ve her fakültenin profesörler kurulunea da faküite dekanlan aeçilecekti. Rektör arîayUn, e zaman Hukuk Fakültesi Dekanı olan Sıddık Sami Onar ile eski Rekt5r Dr. Tevfik Sağlam idi. Başka aday yoktu. Bu «eçimde, Üniversitede en çok öğretim üyesine sahip bulunan Tıp Fakültesi'nin oylan ağır basacaktı. Tıpçıların, genellikle, Tevflk Sağlam"ı tutmadıklan «öyleniyordu. Nltekim seçimde Rektöriügii Onar'm kazanması bu söylentiyl doğruladı. Seçimdekl bu yenilgi rahmetli Tevfik Sağlam'ı hiç flzmedi •» küstürmedl. O tarihte ben de özerk Hukuk Fakültesi'nin ilk Dekanı leçildiğim ve bu ııfatla Senato toplantılarına katıldığım için, bu cfurumu yakından biliyorum. Rahmetli Tevfik Sağlam toplantılara çoğu zaman herkesten önce ve görüşülecek konu üzerinde hazırhklı olarak gelir, Üniversiteyi Ilgilendiren bütün Bnemli işlerde yeni Rektörü desteklerdi. Üç yıl içinde her öğretim üyesi özel bir çalısma odasma, her tnstltü kendisine özgü bir binaya, öğrenciler rahat ders salonlanna, büyCk okum» odalarına ve genis bir kitaplığa kavuştular. Rahmetli Onar, dış görünüşünden umulmayan büyük bır enerjiye aahipti. O olmasaydı ne merkez binasının (bütün eski tavan ve dVvar lüslemeleriyle birlikte) restorasyonu, ne de yukanda «aydığım blnaların yapımı gerreklestirilebilirdi. Onar, kişisel yasamında alçak gönüllü ve çok namuslu blr insandı. Kamusal yasamında ise, gerektiği zaman, mücadeleci, üniversit* ö'zerkliğinin ve düşünce özgürlüğünün güçlü bır savunucusu îdi. Onun kişisel davramslarında. zaman zaman çelişkiler görülmez degildl (1). Fakat bütün tfunyada çelişkisiz kaç kisiye rastlanabilirdi ki ! Sıddık Sami ve H. Saka ORD. PROF. DR. H. V. VELİDEDEOGLU fakültelerinden atılmasını i<;tiyordu. Ankara Rektörii Prof. Şevket Aziz Kar.su'nun »uçu, bdyle keyfî bır karara önayak olmak istememesl idi. Milli Eğitim Bakanı, Üniversitelerarası Kurulu Ankara'da toplantıya çağırdı. Bu Kurul, Bakanın başkanhğında rektörler Senato temsilcisi olarak prorektörler ve Istanbu) ve Ankara'dak1 bütün fakültelerin dekanlanndan oluşurdu. Bu toplantıda, yukarıda sözü echlen iıç öğretim uyesinin aşın solcu olduklarır' ıleri süren Bakan, bır gizli polis raporunu okuyarak. bunların Ünlversitetfen çîkarıîmalarını istedi. Bu raporda, Dil, Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencilerinin bir pazar günü toplu olarak. bu öğretim üyeleriyle birlikte Ankara Barajında bir gezintise gittikleri, oradaki gazinoda dans ettikleri, birbirine «Rus usulu selâm» verdikleri yazıh idi. Onar'm: «Bu raporun altmdaki imza kimindir?» sorusuna Bakan, elindeki rapora bakarak: «Poli» memuru Süleyman Çağlan» cevabmı verdi. Bakan aynca bu doçentlerin bazı yazılarının örnek veya kupürlerini de Kurul üyelerine uzatarak, bunlarda komünist propagandası olduğur.u söyledî. Onar: «Beyefendi. bir yazıda komünist propagandası olur olmadığma ancak bir kaza (yargı) organı karar verebilir. Üniversiteler Kanununa gdre, biz bu Kurulda bir yargı görevim yerine getireceğiz. Tetkik edelim, sorusturahm, gerekirse ilgüilerin savunmalarını alahm. Ancak ondan sonra edineceğimız kanaate göre vereceğimiz kararı size bildiririz» dedi. Bakan, üle acele bir «çıkarma karan» verilsin tstiyordu. Belgeleri incelemek, gerekirse bir alt komisyon kurmak üzere öğleden sonra yeniden toplandık. Daha gorüşmeler başlamadan, Milli Eğitim Bakanı: «Sayın Başbakan Hasan Saka, Vekiller Heyeti (Bakanlar Kurulu) salonunda muhterem heyetinizle görüşmek ve hatır sormak istiyor. Vasıtalar aşağıda hazır» dedi. Hepimiz birbınmıze baktık ve sanki sessiz bır anlasma olmuş gibi, Onar «Sanırım ki arkadaşlar, bu davetin mevzuunu ve sebebini bilmek isterler» deyince, Bakan cSadece bir hasbıhal» cevabmı verdi vuruşundan, çok «inirll olduğu anlaşılıyordu. Rektör Onar'a yönelerek: «Ankaramıza hos geldir.iz. Bütün erkadaşlarmızı selâmlarım» dedikten sonra hemen Milli E|itim Bakanına dönüp: «Reşat Bey su mesele nedir bakahm bir anlatm> dedi. «Sayın Başbakanım» diye söze baslayan Bakan, o sabah Üniversitelerarası Kurul toplantısında bizlere söylediklerini uzun uzun ona da anlattı ve sonund'a bu üç doçentin Dil, Tarih . Coğrafya Fa. kültesinden uzaklastınlması gerektigini bildirdi. Başbakan: «Eee bu vaziyet karsısında zaten baska da çare yok» deyince Onar soz alarak. Kurul toplantısında Mıllî Eğitim Bakanına sövlediklerini, hemen hemen olduğu gibi. Basbakana tekrarladı. Bunun üzerıne Hasan Saka sert bir sesle: «Işin öyle uzun Dznıı talflcikata, fezlpkr tanzimine, yani medreseye düsürülmesine tahammüln yok. Bu yüzden büyük bâdiseler oldntunn biliyorsunnz. Türkive Biiyük Millet Meclisi kaynıyor. Bu Meclisin oııüne durulmaz. Meclis isterse öniversite muhtarivptini de kaldırır. Bu sebeple isin rabuk neticere baâlanması dojru olur» diyerek, bır tür ihtar ve ültimatom tonunda konuştu. Kendisi vaktiyle profesorlük yaptığı halde, tek parti politikasınm, hele şimdı (çok partili rejime geçilmis olmasına rağmen) Başbakanlık koltuğunun verdiği otorite ile, gerçek bilim adamlarının dünyada birçok örneği tarihe geçmis olan rfüşünce özgürlüğü ve medenî cesaret ruhunu hiçe sayar bir tutum içinde idi. Bunun üzerine rahmetli Onar, onun gibı sert bir tonla: «Beyefendi, bizler bnraya kazai bir vazifeyi yerine tetirmek üzere RCIdik. Bize verilecek talimata nymak için dcği!. Ben kendi hesabıma sövlüyorum ki, havatım pabasma da olsa, kanaati virdaniyem hilâfına bir kâğıdın altına imzamı ko>mam» dedi ve kesti. Rahmetli Tevfik Sağlam ikinci olarak sdz aldı ve: «Bir kanun ya vardır, ya vnktur Hiçbir makam bizim kurulumuza emir vermek selâhiyetini haiz değildir Beyefendi. Biz kanunun emrettiğini. usulüne göre, yerine getiririz» diyerek sözünü bitirdi Ondan sonra ben söz aldım ve şöyte konustum: «Bir Hukuk Fakültesinin Dekanı nlarak arzedeyim ki, bukuks bağlı ve demokratik olduğunn ilân eden bir devlptte her muamelenin kanun dairesinde cereyan ctmcsi gerektigini zâtıâliniz de pek iyi bilirsiniz. Çünkii siz 30 yıl önce \nkara Hukuk Fakültesinde bizim hocamızdımz» Başbakan asabl bir sesle: «Hocanız olmuşsam ne olmuş?» devince de: «Hukuk Profesörlüğü çok şevdir Beyefend'. Her şeyden önce insana, kanunun emirlerine uyma prensibinl Rğretir. Bizler kannnl Tazifemlzl yapanz. Pek Uft bfMyoTTU M, Törkiye Biiyük Millet Mecüsinln »elihiyeti geniştir. Eğer buyurduğunuz pbi yüksek Meclis karan beğenmez de bir k»nunla unirersite mubtariyptini kaldınrsa, bunun tarihi tnes'uliyetl kendiiuıe ait olur. bizlere değil.» Başbakan sapsan kesildi. Bir söz söylemesine vakit kalmsdan, îstanbul Fen Fakültesi Dekanı Sa5^n Fahir Teniçay'm tols sesi yükseldi: «Musaade buynnılur mu Beyefendi?» Bafbakanın «Buyunın» demesi üzerine Yeniçay «Müsaadenizle bir ?ey sormak istivorum. Eğer Rnslar Türkİerlp olan dostluk »nlasmasını fesh etmeselerdi ve aramızdakl esld dostluk münasebeti devam etseydi, az cok sol tandanslı her vazıda. henfiz bir mahkeme ka» ran olmadan. ımıtlaka komünist propagandası olduğu kabnl rdilir ve fikir hürriveti simdiki çihi tahdit ediimek istenir roiydi?» Sorusunu vöneltti. Bu son çıkış üzerine Başbakan büsbütün sarardı TS kısaca: «Bu mes elenin dı» politika ile alâkan Toktur» diyerek ayağa kalktı ve MilH Eğitim Bakanına dönüp: «Meclis'te bir müzakerede bulunmam lâzım. çidivornm. Sîzler toplatıtınıza fsterseni* burada. isterseniz Üniversitede devam edebilirsiniz» dedi ve bizleri selâmlivarak salonu terk etti. O gün ilk sözü alan rahrnetli Sıddık Sami Onartn medent cesaretine hayran kaldım. Bize verilen dosyayı ve yazılan Inceledik ve bu öğretim üyelerinin Üniversiteden çıkarümayı gerektiren bir disiplin suçu işlemedikieri sonucuna vardık. Buna dair gerekçeli rapnru Oner hazırladı Fakat sonradan Ttirkiye Büyük Millet Meclislnde Oniversits Kadro Karununa eklenen bir madde ile bu Uç Bğretim uyesinin Fakültedeki kadrolan kaldırıldı ve bövlece kendileri acıkta bırakıldı. Başbakan Hasan Saka. Meclis'te Üniversite özerkliğinl kaldırtamamıs fakat bu üç kadroyu kaldırtmak için kanun çıkartabilmi=ti. Düşünce özgürlüğünün ve kanun h&Mmiyetinin savunucusu olan Onar. Üniversite Senatosunun son vetki ruiistiraali örnegi karsısında kim bilir ne todar üziilmüştür. tstanbu! Üniversitesi. 1946'da özerk üniversitenin İlk rektörii olan ve buKÜnkii çalısma olanak ve ortamını hazırlavan rahmetli Ord Prof. Dr. Sıddık Sami Onar'a minnet ve şükran borçludur. Nurda yatsın! (1) Meselft icranm KazaJ murakabesi (yürütmenin yareısal denetimi) {terekliliğini derslerinde ve kitaplannda savunduihl halde, rektörlüğii sırasmda vaptığı Idarî bir tasarrufun Danıstayca iptali kararım uygulamamış ve bövlece kendi kendistyle çslismeve düşmüstü. Yine bir gün Üniversite o zaman eleme niteliğinde olan vabancı dil ö^reniminin ihtivarl olması için vaptığım teklifi kabul etmemişti. Benim: «Rektör Bevefendi, bu elsmelik mahiveti devam ederse bara'in arkasında büvük öğrencl yığınlan birikir ve bir gün bu barai vıkılarak büvük tıuzursualuklar olur» sözüme karşı: «Ne Uzulüvorsun. o zamana gelinceye kadar müddetlerimiz biter. ne sen dekan. ne de ben rektör kalınz. Onu da yenı gelenler düşünsün» cevabıni vermesl. benl isyana sevketmiş »e tasaca: «Aman efendim. ben Kendi şahıslanmızı değil Üniversitenin menfaatint dilsünerek konuştum» dsmi^tım. Bana göre bu da bir çelişkı idi Cok sevdiğim Sıddık Sami'yi kusursuz görmek istiyordum her halde. OnarveSirer Istanbul'da Onar'ın Rektör seçilmesinden bir süre sonra, Ankara Üniversitesinde birtakım olaylar meydana gelmiş, öğrenciler kışkırtılmıs, Rektör Sayın Şevket Aziz Kansu onlar tarafından çekilmeye ve bir öğrencinin verdıği kâğıdı başka bir öğrencinin gırtına koyarak istifa dilekçesini yazıp imzalamağa zorlanmıştı. Kendisi Dil, Tarih Coğrafya Fakültesi genç öğretim üyelerinden Pertev Boratav, Behice Boran ve Niyazi Berkes'i korumakla suçlanıyordu. O tarihte MilH Eğitim Bakanj olan Reşat Şemsettin Sirer, alttan alta bu hareketlere memnun olan bir tutum içinde idl ve bu öğretim üyelerinin Üniversitece Başbakan, Rektör ve Profesörler Böşb&kanlık binasına çıktığunızda, bizleri doğrudan dofruya Bakanlar Kuruluna aldılar. Başbakan Hasan Saka sakin gorunmeye çalışıyor idiyse de, parmaklarını duzenli aralıklarla masaya Ha babam oyunu. OKTAY AKBAL okak aralannda oynarken çareslzdik, kslelerımiz ufak olurdu. Ama çöyls genış bir yere kavustuk mu, ya da daha büyüklerin olmad'ığı bir zamanda caml avlusunu ele geçirdik mi «nizamî» kale kurmak isterdik. Kaç metrevdi boyu kalelerin, ille bizimki de öyle olacaktı. Koca taşları alır metrelerce öteye gctürürdük. Kaleci nokta gibi kalırdı kalenin crta yerinde. Maç başiardı derken. Küçük kaleci atılan her topu kaçırırdı, sağdan, soldan, havadan. îki taraf için de öyle... Bir takım yirml, öteki takım yirmi beş gol yerdi. Böylece sayılar elliye altmışa çıkartfı. Bakardık oiacak şey değil, kaleleri küçüîtmeye başlardık, tajlan yaklaştırırdık. Az lonra gene yaklaştırırdık. Vazgeçerdik sonunda «nizamt» kaleden. Ofsayt, taç. friklk gibi kurallara başlangıçta uymaya kalkışırdık, ama bakardık ki güzelim oyunun tadmı kaçınyor, vazgeçerdik. Top ortaya atılınca iki takım saldırır, kavga dövüş, ite kaki topu bir tarafın kalesine sokana kadar didinirdi. Buna da futbol derdik rahatça! Bütün kurallarmdan kopmuş, hiç bir yasası olmayan bir futboldu bu. Hababam futbolu !» Evet Hayır Edebiyat sohbetleri S Nerden nereye ! Anayasa değisikliği konu•unda düşünürken hababam futbolu oynadığımız günleri hatırladım. önce bütün kurallara uymaktı isteğimiz, büyükler gibi oynamak, hakemin her dediğine boyun eğerek, itişmeden kakışmadan oynamaktı. Bunu kıvıramaymca başlarjık oyun bozanlığa. Topa e!le dokunur, karsımızdakine çelme takar, topu avut çizgisinden alır kaleye atar, daha neler neler yapard.k ! Baskalarımn koyduğu kurallara niye uymalı. kendimiz yapar sonra kendimiz bozardık bütün kurallan. Hem iki takımın da onaylamasıyla ! Çünkü karşı taraf da bıkardı uymasl zor birtakım kurallan uygulamaktan... Bizim partilerimiz, liderlerimiz de böyle .. Mahalle takımlarmın oyuncuları gibi... Zam?.n gelivor, birtakıra karşı konmaz güçlerin zoruyla sıkı kurallara boyun eğiyorlar, hattâ kenjıleri de uzun uzun toplantüar, görüşme3er yaparak hazırlıyorlar bu kurallan. Çoğunlukla uzunca bir süre bir muhalefett* kaldıklar:nda... Bu çileyi, bu acıyı çekenler, kuralsız bir toplumun tersliğinl anlayanlar, toplum dü zenini, politika yaşamını Batıdaki benzerleri gibi. ha'tâ pnlsrdan da üstün bir Yasa ya bag lamak gereğıni duyuyorlar. Be? yıl, on yıl e Yasa'ya bağlı kahyorlar. Ama bakıyorlar ki zor, kurallara uyarak, bağlanarak oynamak oyunu. Haydi değiştlrelim, şurasını burasını diyenler çıkıyor. önce tepki görüyor bu istekler, sonra alısılıyor. Sonra bütün basarısızlıklar, beceriksizlikler bu Yasa'ya bağlanıyor. Her şey onun yüzünden ! O olmasa ! Ya da o şöyle olsa, böyle olsa !.. Bir gün geliyor, birbirlerinden çekindiklerinden o yasaya uyar görünen partiler, politikacılar ortak çıkarlarını o yasası dteğiştirmekte buluyorlar. Anayasalar öyle kolay kolay değistirilmez. Değistirilemez. Değiştirilemez olmalıdır. Yaz boz tahtası değildir bir Anayasa. Her iktidar liderinin isteğine göre biçilen, kesilen bir kumaş değildir. Bütün yasaların anası saydığımız bir kurallar topluluğudur o. Ortaya koymuşuz o Anayasajn, uzun uzun tartışarak, görüserek... Hepimiz ona uyacağız, onu «avunacağız, üzerine titreyeceğiz, onun istediklerini yerine getireceğiz. önder o, rehber o. Her şey o... Zordur, güçtür bunu yapmak. Orasını boz, burasını değiştir, o zaman iş kolay. Oyunu kurala göre oynamak zor. Ama kuralsız oynamak oyun değildir. Basıbozukluktur, karmakarlMkhktır, bir çeşit anarşidir kısacası... Hep bizim mahallenin hababam futbolunu hatırhyorum lkide bir Anayasa değisikliği istenince... Olmuyor, şu kuralı bozalım ! Beceremiyoruz, şunu da kaldıralım ! Yok gene başaramadık, bu da silinsin ! Sonu nedir bunun? Belirli bir yasaya göre yurt işlerini yönetmek gücünde değil miyiz? Niye ikide bir Anyaa^ad'an yakmıyoruz, değistirelim. bozalım diye tutturuyoruz? Hem de kim en çok bu isteîi duyup savunanlar? En çok sa=kınhk veren yanı da bu ! O Anayasamn özlemini yıllar yılı çekenler. o Anayasayı hazırlayanlaf, övenler, savunan'.ar, bizlere sizlere kabul ettirenler... Beş yılda, on yılda bir kendi yanhslıklarını, yamlgılannı, başarısızlıklarını açıkca itiraf etmek değil ml bu? Beceriksiz, başarısız politikacı suçu Anayasaya yükler her zaman... Bunu bilelim. Anayasadan yana olahm. Suçu hiç bir zaman kurallarda görmeyeîim, oyunu o kurallara uyarak oynayamayanlardır suçlu olan... Tek suçlu, tek sorumlu olan . S ağlıkh bir yüzde aydınlık, genis bir gülüş; sporcu ainçliğine eklenmiş iyi giyimin rahatlıg:, güvenli bakışlar; "ıir roman adı olamıyacak gibı goninen başhğıyla beş yüz savfaya yakın kalınlıkta bir eser. Adını yeni duyduğum bir yazarın elime geçen ilk kitabı: Havaalanı. Hailey'in romanları ATAÇ, OKUDUĞU, SEYRETTİĞİ ZAYIF ESERLERİN BİTİMİNDE GİZLİ BÎR UTANÇ DUYDUĞUNU AÇIKLAR. ARTHUR HAİLEY'İN ROMANLARINI OKUDUKTAN SONRA UTANMA DUYMAZSINIZ, AMA ÖVÜNEMEZSİNİZ DE. îki yıl öncekl izlemmımı anlatıyorum. Arthur Hailey in Türk ce'ye getirilmiş ilk romarunı hiç bir ön yargıya, eleştiri desteğine, dost öğüdüne yaslanmadan ilgisizce okumaya başiadıgımı hatırlıyorum. Ama eksik söjledim biraz. Kitabın arka kapağı, yazarının resmi aJtında bazı bilgiler de veriyordu: «Hailey, '920 yılında tngiltere'nin Luton sehrinde doğmuştur. îkinci Dünya Savaşı sırasında Kraliyet Hava Kuvvetlerinde (R.AJ1.) pilot olarak çarpışmış, savastan sonra Kanada'ya göçmüştür. öncelerl iş hayatına atılan Hailey. 1956 yılında televizyon oyunları yazmaya baslamış, 1959'da da ilk romanını hazırlamaya koyulmuştur. 1966 yılından beri kartsı ve üç çocuguyla Kalifomiya'da yaşayan Hailey. Havaalanı Airport romanı için üç yıl çalışmıs, Avrupa'nm, Kuzey Amerika'nın büyük haraalanlarında incelemeler yBpmıştır. Bu, beşincl romanıdır; eserlerinin Uçü filme de alınmıştır.» O resimle bu oilgi özeti bugüne kadar yayımlanan kitaplannda tekrarlandı durdu. Havaalanı'ni okumaya ba^lar başlamaz bambaşka bir dünyanın içine girmiş oldum. Bırinci bölüm saat 18J0'da başlayıp 20.30'a kadar sürüyordu, 156 sayfa; ikinci bölüm saat 23.00'e 309. sayfada ulasıyordu; son bölüm, kitabın son sayfası olan 463'e geldigi zaman saat 150'du. Aslmda iyice nızlı okurum, hele masa başında eli kalemll değilsem; ama doğallıkla bu kitabın olaylar hızına yetişme olanağım bulamadım. Makine çağına bizden çok önce ulaşmış bir toplumun orta halli bir havaalanında beş saatlik olaylar dizisi; düğümlü, bunalımh dakikalar arasında kişilerin geçmişlerine dikkatli uzanışlar, merakinızı son noktasına getiren çatışmalar içinde ilkelerini savunan, çarpışan insanlar, yanlannda yer almayı bir «orunluk sayacak kadar sevmeyo baçladıgınız, inandığınus kişilerin iş savaşlan ve tam her şeyin bitmiş gibi göründüğü anda dileklerinize uygun çözümler dizisi .. Yaşadığım zamana tad vermiş, beni biraz mutlu etmiş, eğlence içinde düşündürmüş, bazı gerçekleri yeniden kurcalamama vardım etmişti kitap; bir romandan bundan daha fazla jrarar beklenmeli mi? öyleyken gene de kuskularırmn hepsi bitmemisti. ikinci eserini bekledim yazann, çecikmedi. Havaalanı gibi çeriri haklannı ödeyen aynı yaymevinin bir eseri olarak çabufak elime geçti; sanınm bu da iki yıllık bir anı: Otel (E Yaymevi) Ne kitabın bibliyografik künvesini, ne yayın zamanını, ne kisilerinin adlannı, konu aynntılannı verebflirim şimdi; çünkü tatil yolculuğuna çıkan Tütengil dostuma verdim Hailey'in İM romanını. Ama konuyu, sorunu, o kitabı oktırken duyduğum yaşarna keyfini, daha önce gördüğümü hatırladığım fîlmiyle aynlık'annı iyice hatırlıyorum. Arthur fîailey, Havaalanı'ndald aynı tek^igi uygulayarak, toplumsal kesişmelerin yoğunlukla sürdüğü bir ktırumun, büyük bir otelin ıç yaşamasım konu edinmişti bu kez. Zaman gene kısa, bu stireg içinde ymsanan olaylarl* canla RAUF MUTLUAY mutluluk duyarsınız. «Otel» ta en berbat odasında bırakılan ufacık bir thtiyar, vapılan bütün iyılitclen cömertçe ödeven bir milvarder çıkıverir; on vıldır uçak kullanmıvan bir avcı pılotu, kocaman bir dört motorluyu söz dinlemeden piste lcondurup kurtanverir korkulan bir sıva» sal belge uvanık ve dttrust bir sekreterin dikkattvle tamamen zararsız hale setirillverir bir büyük hastaneyi tehdit erlen salgının mtkrobu. muavene edilen son örnekte mılunuverir.. Ama bu sonucu bekletmistir size yazar. sizin onayının almıs duyBulannızı hazırlatmıstın bövlece onun her romanı «masalsı» çonimlerle mutlu sonuçlara ulasır: «Hak hukuk dağıtma veri/ Kovboy fillmleri.» (Behçet Necatigil). övüyor muyum Hailey'in romancıİıSım? Âldıgım bütün tada karşın, hayır. Ataç, okuduğu, seyretti5i tavıf eserlerın bitiminde gizü bir ut»nç duyduğunu açıklar Arthur Hailev'm romanlarını okuduktan «onra utanma duymazsınız. duvmavız ama, övünemezsiniz de. tncelik burda. Üstüste birkaç tanesinl okuriuktan sonra da vazarın rize bir sevler vutturduSunu. «İJİ bir sevierin doSruluSuna ınanriırmaya çalistıgmı «ezersiniz. Öteki Ameriksn eercekcilerine pöre Hailev'in avnlı5ı burda. Esnafça bir propagandanın «ezilmez ustalıSıvla kendi toplumunun haklılıgını. güzelliSiii göstermek. O toplumda kötü, başansız zararlı fcisiler olsa da, iyi vetişmislerin önünde muhakkak veniHiklerini belirtmek. Özsrürlük icinHe bir başan yansının sürdCSİinü. ancak en haklı ve en doSru olanlann vaşama alanı bulduüuns inandırmak. Tam lnandınlmak lstenen, filmlerle. televizyonla. kitaplarla yavılan ü'tünkörü blr görüs* tür bu: onun için Hailey'in romanlan pivansolardan umut bek'even. «inema vılrli7İarının havatını İ7İeven. voksulken zenEİnliSe kavusmanın düslerini kuran dünvanın bütün Insanla» rının nivetlerine uvgun düşer. Çok basılır. hep okunur. hemen cecik filmp almır her vere vavılır. ilk bakKta sevilir. beB?nilir aranir . fat't bır tirvakilik Eİbi kevif de verir Ama ne kazandınr. hnmı okuvanlar diişün Avutan kitaplar Son bir bnçuk yıl İçinde kitap korknrana karsın «Kitap Yılı» nın zenginliği sfîrer gibidir. Süslii püslü, ciltli, gömlekli, pahalı romsnlann her çesidi, en aranan, kolay satilan, bıskı tekrarlıvan eserler oldn. Sakıncasıı kitaplann rahatlıgını, dıişünüp yornlmadan oknmanın e*lencesini arayanlar için süzel çeşitler de bnlundu. Michel Zevaco'nnn Pardayanlar dizisi gibi Jules Vtrne külliyatı da düşünüldü. Poll« ve lerflven romanlan btr zamankinden çok. Bu arada adı yeni duyulan birkaç yazarın hemen bütün eserleri büyük bir bızla dilimize çevrildi. Bazan aynı kitap birkaç yayınevi tarafından. J. M. Simmel gibi yazarların pahalı eserleri yeni okuyncu ve dinleyieiler buluyor. Bu arada elde bnlvnan bütün eserleri dilimize aktarılan bir yazarın. A. Hailey' in neden ilgı çektifinl dfişünmek yararlı olabilir. Vefot Merhum Ağır Ceza Reisi Emın Aygen ve merhume Seniye Aygen'ın oğulları; Nafiye Aygen'in eşi, Nurşat Aygen, Kürsat Aygen ve Gülşat Aygen'in sevgili babaları; Şehbal Aygen Tahir'in ağabeyi; Adnan Tahir'in kayınbiraderi; Musa Gerday'ın eniştesi; Melâhat Aygen'in kajnnbiraderi; Emin Aygen'in amcası, değerli insan, ideal aile babas\ nan kişıler gene alabildiğine kaiabalıktı. Otel'in her odasında değişik bir dünya vardı ve yazar, dram noktalanna yaklaşan baş kişisi yardımıyla, çeşitli toplum dilimleriyle zengin bir kişiler dokumasının aynntılanna inebiliyor, anlattıklanna bizi Inandınyordu. Hâlâ yazannı tammıyordum; aynen tekrarlanan o kapak notlanndan başka bilgim yoktu. Nerede okuduğunu, ilk meraklannı, geaçlik heveslerini, tutkularmı, asıl işini, roman yazmaya başlayıncaya kadarki hayatmın ilk kırk yılını nasıl geçirdiğini, düşüncelerini... bilmiyordum bu tngiliz • Kanadalı • Amerikah kişinin. Doğrusu gerçekten istesem kolayca öğrenebilirdim; îngilizce bilmezsem de kitaplan bu kadar yayılan, hemencecik fihne alınan bir güncel kişinin çevresinde yeterince ilgi ve yankı yaratmış olması pek doğaldı. tstedim ki kitaplarından gideyim ona; aramadım kişiliğini. Inandıgım bir ilkeye, özellikla bizim ülkemizde doğru olan bir ilkeye aykın düşüyordu eserleri. Bizde her ilk roman,' çogunlukJa otobiyografik ögelerle beslenir, yaratıcısımn özel niteliklerini yan sıtır. A. Hailey, kendinden hiç söz etmiyor, örnegin pilot olarak katıldığı gençlik döneminin büyük savaşmı unutmuş görünüyordu. Kendi duygulan, kendi inanç lan, kendi yaşaması, kendi dünya görüşü. neredeydi? Ardmdan ötekiler geldi. 1972 nisanında E Yaymevinin 71. kitabı olarak Ekâbir'(523 sayfa, 25 lira). hem E hem Milliyet yaymları arasuıda çıkan Hastane, Hailey'in bir arkadaşıyla birlikte yaptığı ilk denemenin ürünü olan Tehlikeli Uçuş (Bilgi Yaymevi) Hepsini okudum aynı keyif ve rahatlık tadı içinde. Yalnız Tekerlekler^ gör medim. Milliyet yayınlan arasında onu çeviıten Tank Dursun «rkadaşîma sordum. «Otomotiv sanavil ile jlgilenenler İçin ilginç..» gibi bir leyler »«yledi: vaktin» SELÂMİ AYGEN genç yaşında Tanrının rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi 15 Ağustos 1972 Salı gunü (bugün) öğle namazından sonra Kacfıkcy Osmanağa Camiindcn kaldırılarak Sahrayıcedit'tekı aıle mezarlığma defnedilecektir. Mevll rahmet eyleye. A 1L E S 1 (Cumhuriyet 5850) Arkadasırcll BÜI.ENT ÖN ile SENA GAMSIZ Evlendiler. yoktu onu okumaya. Yoksa Halley*in, o eserinde de aynı yoğun düğüm noktalarmı yakaladığını, bir «kurum>un örgüsü içinde yan yana yaşayan değişik kişilerin dramlannı ustalıkla anlatarak ba«anya ulaştığını yanümadan tahmin edebilirim. Çünkü okuduğum öteki kitaplannda okuyucusunu ardına takıp yarattıtı dünyaya gö türdüğüne, anlattığı hikâyeye inandınp bağlayarak söylediği her şeyı dinlettiğıne tanık olmuştum. Pek de çok okumaya vakti olmayan bir mühendis arkadaşım. Hasan Dinçel, «Hocam» dedi, «Bodrum Marmaris yolculuğunda ya nımda o kitaplar olduğu için, yaşadığım her an biraz daha haz duydum.» Ne rardı Hailey'de? Bütün kl taplannın, iki yıida TürkçeVe çevrilip kolayca satılmasının, bir kaç kez basılmasının, pahalı ve kalın eserler olmalanna karsılık yazannı, çevirenini, yajnnevini okur parasryla ödemesinin ««bep leri neydi' önce, herkesin kendi yasantılanyla ortak olacağı ü^inç bfr konu: Kim uçağa binmemiş. bir fabrikaya girmemiş, hastaneye yatmamış, bir otelde kalmamışhr Amerika'da? Hensi «rpaylasılan fcurumlar»; bir de dünyanın her yerinde herkesin aynı fl<rfyle tnerak ettiği politika çevresi. Yazar, kendini silip kişisel degil toplumsal konulann fnsan kalabahğını plânlı bir yöntemle işleyerek, ekolay okımur, izlenir. merak edHir, aranan» kitaplar düşünür. tkincisi tragedyada uygulanar. klâsik «üç birUk kuralımn» etki yoğunlugu: Zaman, yer, olay bakımından dagılmayan. deSismeyen, parçalanmayan bir bütünlük Daha önceki durumlan usta çagrısımlarla özetlevip «son virmi dört saatin» düğümünü çözme hızı. Ya pilotsuz bir uçakla eöktesinlz, ya kapanmış bir havaalanının her kazaya açık tehlikelerinde, ya tahlll raporunu bek leyen blr hastayla ameliyat ma sasında, ya siyasal bir eşiğinde... santajın Çeviri blr eserin Uslup özelliklerinden söz etmek anlamsız; çeviricilerin kendi dnimize kattıklan emekle zengmleşen okuduğum Türkçe metin olavlar hızrna kapılan okuyucuya biç btr dil sorununu. deyi? özgünlüğünü, düşünce tohumunu aratmıvor. Yalın, çabuk, doğru bir.anlatım: bütün çücünü anlatllan şeyden alıyor. Çeşitli merak açılanyla sarıldığınız Hailey i n romanlan. en insancıl çözümlerle tath sonuçlara ulaşır hep. Baştan beri beklediğiniz, lstedlginiz. doğru bulduğunuz sondur bu. Tatlı blr rahatlıkla hosnut olur. cezasını bulan «kötü» lere acımadan armafanlandın'an «iviler» le bfrliktp Cumhuriyet 5849 BÜYÜK ACI Beypazarlı merhum Damatzade Mehmet Efendi ve mer. hume Zehra GOrgftn'ın o^ullan; Fattna Gurgân'ın kıymetll eşi; Tülin Güner; Turhal Gürgân; Erhan Gurgân'ın babalsrv. Ekrem Güner"in ve Utku Gurgân'ın kayınpederi; Naciye Çelik'in kardesi: Nihat Gürgân'ın ağabeyi Hilrol; Kemal: Ihsan ve tsmet Gürgân'ın amcazadeleri I>r. Necati Çelik; Dr. Hayati Celik; Ferruh Çelik; Emel Akıncasu; Meral Çe. lik ve Metin Arpacıoglu'nun dayıları; Cern ve All Guner'in dedeleri Polatlı tüccarlarından HACETTEPE ÜJSİVERSİTESİ REKTÖRLLĞt)^DEJS Üniversitemiz Saâhk Hizmetleri Teknik Kolejine Kız Öğrenci Alınacaktır Hacettepe Saglık Hizmetleri Teknik Koleü'nın oınncı sınıfına 19721973 ders vılı için yatılı ve burslu kız ögrencı alınacaktır Giriş sinavı 25 Eylul 1972 Pazartesi günü saat ».Uü'da Kolejde yapılacaktır. Smavı kazananlarla 26 Eylul 1972 Salı sünü saat 9.00'da mülâkat vapılacaknr Giris şartlan: 1 Ortaokulu veya Kız Sanat Enstitülennin orta kısmını bitirmis olmak, 2 Belseli durumda olmamak ve öğrenımıne ıkı yıl ara vermemlş olmak 3 Sağlık durumu hızmete elvertşli olmak. 4 Koleiin ögrenıme basladı&ı tarihte 2 ) vaşından bü1 yük olmamak 5 Evlenmemiş olmak ve nişanlı durumda olmamak * Yansma sınavmı kazanmış olmak • Not: Adav kaydı vapılabilmesı tçin KOIM Mürtürlüğüns bir dilekçe ve bir adet fotoğraf cönrlerılmesi veterlidir (Basm: A • 12313 1&S38) Ö841 MUHTELİF MALZEME ALINA3AK T.C. Devlet Demiryolları İstanbul Alım ve Satım Komisyonu Reisliğinden 1 Aşağıda yazıh malzeme hizalarındaki gün ve saatlerde Sirkeci'deki Komisyon binasmda kapalı zarf usulü ile satın aJınacaktır. Tekliflerin en geç ihale saatine kadar Komisyona verilmiş veya gelmiş olması sarttır. 2 Geçici teminat tekhf edilen bedelin yüzde beşi olup şartnameler Komisyondan bedelsiz alınabilir. 3 TCDD. ihaleyi yapıp yapmamakta veya kısmen yapmakta ve tercih ettiği talibe yapmakta tamamen serbesttir. CtNSt 1 îki kalem asbest bant 2 Elektrik malzemesi Miktarı Gunü Saati 86500 Mt. 29/Ağustos/1972 15, 26 kalem 4/Eylül/1972 15, Mehmet trfan Gürgân 13/8/1972 Pazar günü tekerrür eden kalb krizi neticeslnde Hakkın rahmetine kavuşmus olup Polatlı mezarlıjında ebedl Istirahatgâhına tevdi edilmistir. Mevlâ rahmet eylesin AHe*l (Basın: 19793/5844) Heri» Rekltm: 1320SSS5
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog