Bugünden 1930'a 5,458,119 adet makale



Katalog


«
»

SAHİFE DÖRT 21 Eyiîî] 19C8 CTTMHURÎTET Kısa Boylar, Çekik Gözler, ve... Tebessümler Diyarı J DOGANNADI ı angkok TayUuıd'ın (Siam) merkezine gelmeden önce, burasını daba evvel görmüş olan dostlannuz söylemişlerdi: «Madem ki Bangkok'a gidiyorsunuz. sakın «Yüzen çarşı» yı görmemezIik etmeyin, demişlerdi, «çok enteresan bulacaksınız.» Hattâ ilave etmeyi de unutmamışlardı: «Çok pahalı değü. Hususl bir motor tu tun, daha rahat dolaşırsınız.» Gittik ve, dedikleri gibi de, yaptık. Otelden bir motor tutmalannı istedik. Yamrmza bir de hostes verdiler. Evvelâ şunu söylei yelim ki Bangkok'a gidip de «Yii; zen çarşı» yı «görmemezlik etmek» zaten, mümkün değildi. Şu basit sebeple ki görüleceîc pelc başka bir şey yoktu. Basık, yayvan, büyücek uzunlamasına ve enlemesine pide gibi bir şehir. Floating Market dedikleri bu «Yüzen çarşı» aynca enteresan değilse bile, şüphesiz, oldukça orijinal bir şey. Şehri ortasından Ikiye ayıran Bangkok nehri, ve bu nehrin vücuda getirdiği sayısız kanaüar var. Esasen bu yüzden Bangkok'a «Şarkın Venediği» diyorlar. Nehir, bilhassa sabah saatlerinde, tek küreklisinden en sür'atli motorlusuna kadar bin bir çeşit vasıta ile dolu. Bu vasıtalann her biri, çoğunu bizim bilmediğimiz, sebzeden ete, meyvadan pirince kadar, yine bin bir çeşit, madde ile yüklu. B guda da, JUS çok, yaptlır bu ticaret. Bangkok'un özelliği, müşteriler de kendi kayıklariyle gelip, satıcı kayıklanndan ihtiyaçlannı temin ediyorlar. Kilometre kilometre siâren bir patırtı gürültii ki, sormayın, alanlar, satanlar, pazarlık edenler, malı beğenenler begenmeyenler, bir kayıktan ötekine bağırıp çağıranlar, kayık ka yık bfrbirleriyle rekabet ederek müşteri kapmaya çaJışanlar, bunlara bir de dolmuş haline getirilmiş, motorlarla gezen turistleri eklerseniz, vaziyeti. belki, tahmin edersiniz. Görülecek bir hay u huydur gidiyor Bangkok'un yüzen çarşı» sında. Ve yüzen çarşı • • iyicene temizlenmiş (!) sayıyordu. Bizim hostese (çocuğunu suya batınp çıkaran bir kadını işaret ederek) soruyorum: Çok ölüm oluyor mu? Evet, diyor, maalesef çok oluyor. Peki bunun bir çaresi yok mu? Aradılar ama, bulamadılar. dan öldüğünü» lspat ediyordu. Pek hatınmda kalmadı ama, ihtimal, bahsettiği sulardan biri de buydu. • Siz hiç sabahın saat onunda danslı kahvaltı edüdiğini gördü nüz mü? Ben görmemiştim. îlk defa (belki de son) Bangkok'da gördüm. Mesele şöyle oldu: Bir dl, müzikli ve danslı bir salon var.» Allah Allah... Sabahın saat 11 inde dans olur mu? Müzik 10 da başlar. Kapıdan çıkın, sag tarafta, beş on adım ileride. Otelden çıktım. Ama, hangi beş on, hangi elli altmış adım. Görünürde hiç öyle bir şey yok. Tek, Toyland'a dair Nüfusu: 30 milyon 561 bin. Memleket: 518 bin kilometrekare. Parasının adı: Baht (aşafı ynkan 21 Baht bir Amerikan Doları ediyor). Başlıca istihsali: Kalay, kauçuk, pirinç. Birlfsmiş Milletlerin bir çok teskilâtının Uzak Şark Şnbelerinin merkeıleri Bankok'dadır. SEATO'nun da merkezi orada. Hiç olmazsa «Bu dereye girmek tehlikelidir» gibilerden halkı uyaran yaftalar koysalar. Denediler.. ama halk dinlemedi. Bu suyun pis olduğuna inanmıyorlar. Aklıma, alkol taraftan (her doktor da mutlaka F. K. G. gibi olacak değil ya!> sevimli Fransız doktoru Prof. Besançon'un vaktiyle okudugum bir küçük kitabı geldi. Doktor bu kitabında bir takım rakarrüar veriyor, ve «Dünyada ölen insanlann en büyük çoğunluğunun, alkolden değil, susabah < sabah dedimse, saat 11 falan) kaldığımız otelde aşağı indim. Kapıcıya sordum. Bizim Şevket Rado ile Ercüment Karacan, bermutad memleketi keşfe çıkmışlar. Onları beklemek, bir de soğuk bira içmek için bara gittim. Hem modern, hem klâsik döşenmiş çok hoş bir yer. Yarısı da lokantamsı. Daha ziyade alaminüt şeyler veriyorlarmış. Hepsi iyi de ortalarda kimseler yoktu. Yalnızlıktan canım sıkıldı. Garsona «Daha bir hareketlice yer yok mu?» diye sordum. «Var, de Fakat pisllk! Aman Yarabbl, o ne pislik! Ben yolculuklanmda (mesela Hindistanda) çok pis yerler gördüm, ama itiraf edeyim kl (şehir degil. o dere ve civan) gibisinl, cidden, görmedim. Bir defa, akan, nehir değil, tam bir su çamuru. Sonra bir koku. Imkanı yok, anlatamam bu kokunun nasıl mide bulandmcı. nasıl ögiirtii verici oldugunu. Daha feci olan tarafı rar. Bu kokulu suda, çocuklannı yıkayan anneler, çamaşırlannı yıkayan bir takım kadınlar, hattâ banvo yapan, yıkanan insanlar gördilk. Bir kısmı da kovalan doldurup evlere götürüyorlardı. Belliydi ki, onlar da tabak çanak falan yıkayacaklardı. Ve herkes kendisini, veya, yıkadıklannı, hiç şüphesiz, îşte hemen hemen biitün Bangkok, günlük aiış verişini bu «Yüzen çarşı» dan yapıyor. Gerçi nehrin iki kenannda evler var. Bu alış verişl yalnız onlar yapsa, mesele teşkil etmiyecek. Nitekim, yaz aylannda bizim Bo rar otele döndüm. Meğer adamın «kapı» dediği kendi bannın kapı sıymış, ve söyledifi salon da, otelin salonuymuş. Girdim salona. Masalarda, kadmlı erkekli epey büjiik bir kalabalık oturuyor. Güzel de bir orkestra. Dans eden edene. Aklıma esti. Orkestradan sevdiğım bir havayı çalmasını istedim. Çaldılar. Ben de karşılık, ne içmek istediklerini sordurdum. Bira istemişler. Dört beş şişe bira gönderdik. îşte, bu sırada, hiç beklemediğim bir şey oldu. Başlamaz mı orkestra «Üsküdara gider iken aldı da bir yağmur» u çalmaya? Üstelik müzisyenlerden biri de sözlerini söylüyor. Hem, pekâlâ da, düzgün, bir Türkçe ile. Garsonu yine gönderdim. Acaba Türkiyede mi bulundular, diye sordurdum. Bulunmamışlar. Sadece zenci şarkıcı Erta Kit'in plAğını dinlemişler. Hoşlanna gitmiş. Şarkıyı öğrenmişler. Halk da sevdigi için, arada bir, çalarlarmış. Bangkok'un yüzen çarşısı tek küreklisinden en süratli motora kadar binbir çeşit vâsıta ile dolu Şu hale bakm! Bir Amerikaıı kadın, tesadüfen, Istanbula gelecek, bir şarkımızı beğenip ezberleyecek. Amerikada plâğa okuyacak da, bizim ıtUsküdar» büttin bir dünya turu yaptıktan sonra, Bangkok'a kadar gidip, meşhur olacak. Yolculuklarda, insanlann başına, beklenmedik, pek çok şey gelir ama, dogrusu, günün birinde, Bangkok'da «Üsküdar» şarkısını dinliyeceğim hiç aklıma gelmemişti. BtTTt Bu Uzakşark yolcnluğnnda bizden nazik misafirperrerUklertnl esirgemcyen. ber türlü yardıtnda bulunmaktan yorulmayan Tokyo Büyükclçimız sayın Turgud Aytuğ ve Taypeh Büyükelçimiz sayın H.iluk Kocaman Ue, her iki elçiliğin genç ve değerli mensuplarına, HonjKong'a yerleşmiş eski vatandaşımız Gregory Sarafoğlu'na, ve «kısa boylu, çekik gözlü, füJer yüzlü» nazik ve terbiyeli, biitün L'zakşark insanlarına ttşekkürü bir vazife sayıyorum. Sahsen ben, herkesi çok sevdim. İnşaallah, farkında olmadan, ranlannı sıkacak bir şey yapmamışımdır. D.N. Dişf Bond MODESTY BLAISE İST4NBUL 06.25 06.5" 07.00 O7.r,5 07 30 07.45 08.00 08 *5 08 10 08.25 0S 45 09 00 09.20 09.40 10.00 10.05 1023 10 45 1100 11 45 12 r,o 12.10 12 *!0 13 00 13.15 13 30 15.00 13 05 15 20 15 "0 15.45 16.15 lfl.30 16 40 17.00 17 CJ 17 5P W 0» 19 30 19 35 İS.55 20 00 2030 21.00 21 10 21 10 22 00 î!'" 23.00 23 »5 23. r a 24 00 J1.5S 12.00 12 :r. 13.00 13 30 14 00 lîOO is rîo 16 00 17.00 17.30 18.TJ1 18 :!0 10 0" 19 15 19.^0 20 \c 21.01 21.30 22 D0 22.30 23 00 2330 24 10 01CO Acıli? rroeram, haberler Günaydın I Köye haberler Gi.naydın II Haberler v e hava durumtı Hüsevin Ovlurn'dan türküler IManbul'da bııcüıı Kücük ilânlar Hafif Batı MüziSİ Bcraber çarkılar Keman Soloları Ev icin Ekrem Konear'dan sarkılar Aıkası varın Ara haberler Hafif Batı Müziii Saz eserleri N Dadaloilu'dan türküler Klâ«ik Eatı Müzifl Biırhan Dikencik'ten sarkılar Haberler v e kJcük ilânlar Hafif Batı MÜ2İ4İ B e r a b c r v e Solo sarkılar Haberler. R G a z e t e d e b u g ü n S t l m î Erscz'den sarkılar Reklâm nrosramları Ara haberler Tv:rküler Hafif Batı Müziîl Sami CöSüs'den sarkılar OdT r.üzi4i Neret Ertasdan türküler Hafif rıiizik Sarkılar Ara haberler Dört A ^ a r Orkestrasl Peklâm r;roüramları Haberler hava. vol durumu Kücük ilânlar A. Büvükataman'dan sarkılar Bir varmıs bir vokınus Tijrkiılrr pecicîi Hafif Batı Müziâi Olavlar v e knciik ilânlar Feraber v e Solo ssrkılar Ülkeler v e Melodiler FeklâTi rroeranıları H.ıb^rler Plâklar arasında Gere müziH ?'ab"rlerden özetler. Droeram Kao»nı>=. İSTANBUL IL A c ı l ı s v e Drosram Difkotegimizden K a r ı s ı k Sololar Cevitli müzik Lied saati J Lon'ssier Christian Garros Pierre Michelot üclüsü Fats D^n'ino'dan sarkılar Caz müzi?i Cuınartesi konseri Sevilcr; sericr Kucıik konser Genclere mı^zik Serfnnik r^üzik Hafif müzik B a d v o ile fneiUzce (4O.ders) Aksam konseri Genclerin sevdikleri Fransızca sarkılar Ses nıüziji Dakota Staton ve Barbara Streisand'dan sarkılar Gocc konseri Kafif nıelodiler Hafif Batı MtiziH Gece v e müzik Proeram v e kanams. mu; uzun kulâklı (iki toz). 2 na çekerek> manasınm (iki söz). S Sahip, büyük cuvaldız. bir sıfat U Sair Virjü'in mensup oldugu ırk k ı ı ı . 6 Eski Türklerdeki din ı tan, Fransızlar sairlerin Ubam pe damı. bir harfin okunuşu. 7 l U yarma meselesi, rilerine bu adı verirler (soylendiği anîamına iki gibi yazılmıjtır). 5 Avrupa ile söz. 8 Çok hoj Asya arasındaki bir akarsu ve sıra ve mükemmel, gözle gönne h a da|lardan. yazı yazılırken öteki reketi leski t e sözJerden ayrı forünmesi gereken rlm). 8 Bir önemll sözler onun içine alınır. 4 lmse ancak bu «Vücutu dönüp dolnsan kırm;zı ilinirse aranılıp suyu dudaklarının arasına sıkıstır üıınku UUIIUU(.«'MIJ bulunabilir. bir dığı et kısmından darrtla damla içi bâlledilmis «ekll • suru edatı. SOLDA.V SAĞA: 1 Anadolu Demiryollarının bir kac kola ayrıldığı noktada bulun?n k:fal.alarınıızdan blrinin adı (<buyuk çapta askrrlere mahsuı konut» mânasma gelen iki söz). 2 Bir çe$it gece kuşu. nota. 3 .Hitap et!» anîamına bir emir. herhangi bir işin tam y»pılma zamanı. 4 «Şu çağırma vasıtasına bir nazar fırlat!» ar.lamına iki sözlü i i r emir. 5 Bir k«m«»ın genişlik yimö; ,«flu çAlmall ••iij^etığmı gC^terprtftt kılıfını da hazırhyacağı ınuhakkaktır. 6 Tüfekle niçan alınırken a y t u n a dikkat edilmesi gereken üç e*wtan biri. tersi «Şu sulu maddeyi tülbentten gecir!. karşılığı bir e rnirdir. 7 Komuta. «Çıplak durm ı , sırt na bir ; e y gtçlr!» »nlarrına bir emir. 8 Yığınlar haline gelen. 9 Sezlş kudreti son derece kuvvetli çevrilince eski bir Türk İınparatorlugu belirir. YIKAK1DAN ASAĞIYA: 1 Kaşınrr.a bastalifına tutul M<& &JLUklUYO«Z . v».trı I c5ec .t>s3ate>j DUA ecıM DÜNKÜ BULMACANIN HALLEDİLMİŞ ŞEXLİ NASIL HALLEDİLECEK Tukandaki rakamJı bulmacada sad,ce 4 U E ; anahtar (ipucn) ve 8 tane sonuç vardır. Boş kalan 12 karenin içine 1 den t a kadar uygun birer rakam koyarak ve toplaraa, çarpma, çıkartoja, bölme işaretlerine dikkat ederek "oldan sağ» ve yukandan aşağiya bulmacada gösterilen sonuçlan bulunuz. Biraz vaktinizi ahr ımt, boj vaktinizi hoşça geçirmis olorsujı'ai. Tiffany Jones TIFFANY JONES DENİZ GURBETÇİLERİ HALİKARMaS BAL1KÇ1SJ 25 •O balıkçıyla değil, deniz adamıyla çoktan gıtti. Beni tâ neden beri bıraktı o.» dedi. Çakır Ayşe, « Bıraktığım biliyor musun? Ya günün birinde çıkarsa?» dedi. Hamza; «Ben gözümle gördüm. Bak sana anlatayım. Bir gece kayıkta yainızdım. Herkesin kentte köyde derin uykuda olduklan saattı. Çakır Ayşe de yoktu ki onu düşüneyim, yalmzlıkta göğe denize bakjyordum. Gece kapkaraydı, ama yıldızlarla dopdoluydu. Deniz cam gibiydi. Ama yıldızların denizdeki yankısıyla, deniz de yüdızlarla dopdoluydu, denizde de alabüdiğine kıpraşıyorlardı. Ben ortasındaydım o karanlığın, yıldızların ve sessizliğin. Yıldızlar ve sessizlik, yukarda, altımda ve dört yanımdaydı» dedi. Çakır Ayşe, Hamza'ya tuhaf tuhaf bakıyordu. Heyecanla, «Sonra? sonra?. dedi. Hamza, «Neresi yukarısı, neresi aşağısı belli değildi. Sonra birden bire ay. uzakta ufuktan yavaş yavaş doğ du. Yıldırlar şöyle geri çekilir gibi oldular. Ay bü yük değildi, ama hemen hemen güneş kadar parlaktı. Ay ışığında denizın dibi görünüyordu. Kayık yedi kuiaçta demirliydi. Dipte gölgeler, nelivor. ge çiyor birbirlerine sarmaş dolaş oluyoriardı. Îşte orada benim deniz kızmı gördüm. bir deniz oğluy la değil bin tanesiyle sanhşıyordu. Ondan sıtkım sıyrıldı doğrusu» dedi. Çakır Ayşe, • Tüh edepsiz'. dedi. İkisi de sustu. Bir süre birbirlerine bakakaldılar, pek içten. Eski bir masaldı bu Masal oldugunu da biliyor lardı. Ne var ki doğanm uyumakta olan bütün güzellikleri uyanmış, bütün şiir hazineleri boşana koymuştu. Birbirlerine orada bülbül olup şakradılar, birbirlerine tavus kuşu olduiar. birbirlerinin gözlerine olanca renklerini ışıldattılar. Bununla şe hirlerde flirt denilenin arasında güneşle bir fener arasındaki fark vardı. Tâ zamanın canlı yaratıklar yaratılmadan önce, akan eski sularının 'ışıltısı var dı bu işte. Ama bu hep böyle sürüp gidemezdi. Hamza san ki hiç Çakır Ayşe'den esinlenmemiş gibi, ona bir gün, «Ayşe var mısın, seni kaçıracağım.» dedi. Şeytan kız gözlerini hayretle açtı, sonra kararsız karar sız, « Nasıl?. diye sordu. Hamza: «Îşte kayık var ya.» dedi ve uzun uzun anlattı Ama Çakır Ayşe bu işin tam dilediği gibi olmasuıı istiyordu. Hemen kıyıda sandala binmek, sonra kayıkta, kayığm çuval dolusu safrasıjTnış gibi sessiz sessiz taşınmasını istemiyordu. Biliyordu, annesi ve amcası, babası ölmüştü Çakır Ayşe'nin Hamza'dan dolgun başlık isteyeceklerdi. Hamza fukaraydı. Zaten zengin olsa da Çakır Ayşe, davul zurnayla tel ve duvakla evlenmeyi yavan buîuyordu. Hamza'ya. «Köyde gelini boyuyorlar, sarmalıyorlar, duvak tel örtüyorlar, onların üzerine kalın battaniyeler örtüler koyuyorlar. Ata bindiriyorlar, zurnalarla davullarla onu sağır ediyorlar, içiyorlar ırakıyı, zerhoş oluyor, irezil oluyorlar. Zavallı gelin eve gelince. bunca örtünün içinde terden bunalıyor, b« yılıo patadak yere düçüyor» dedi. Sonunda, H«m za köyünden dört gün sonr« atla gelecekti. Çakır Ayşe hazırlayacağı çıkınıyla, onu köyün altındakl korulukta bekleyecekti. Çakır Ayşe, «Ben ata iyi binerim. Amcam öğrettiydi. Ama sen beni atın terkisine alırsın. Bulacağm at güçlü olsun. Çünkü belki bizi köyden kovalarlar. Dört na la uçmalıyız. haydi sağlıcakla Hamzam,. dedi. Ayrıldılar. Artık Çakır Ayşe bulutlar üzerinde yürüyordu. Arasjra bakışı, tâ uzaktaki Datça dağlarına dalıyordu. O dağların etekleri arasında koy<ar vardı. Avlonya oradaydı. Oralarm üzerinde mavi buğular vardı. Denizden miydi maviler. yoksa balıkçının so luğu muydu onlar? Çakır Ayşenin içindcn birbiri ardınca sevinç esintileri geçiyordu. Uzaklarda Datça'ya bakarak. sesi dudaklarında vahşi vahşi bir türküye telleniyordu. Biliyordu, o cennet gibi ormanlı, pmarlı dağları Avlonya'ya gidene dek bekleyecekler miydi? Bir yerde attan iner. yorgunluklarını giderirlerdi. Ayşe, bastığı toprağa taşa, ağa ca bakıyordu. Her yerde yeryüzü, yaşama sevincinin aşırılığıyla çıldınyordu. Sayıh günler geçti. Çakır Ayşe, kimseye sezdir meden çıkınını daha önceden koruluğa taşımıştı. Şimdi Hamza'sını beklemek için koruluğa gidiyor du. Yürürken yüreğinin gümbürtüsü sanki millerce uzaktan işitilecekti. Yakışıklıydı şu Hamza'su Kendi çakır gözlerine ve altın sarısı saçlanna karşı koca koca kara gözieri, güneşte çelik mavisi gibi çakan simsiyah saçlan vardı. Ayşe. tepeden tırnağa gözkulak kesilmişti. Uzakta, ağaçların arasında beygiri nerdeyse görecek. at nallarının takırtısını işitecekti. Bir takırdı duydu, yüreği ağzına gel di. Ama Ahmet Ağaydı, eşeğiyle tarlasını sulamaya gidiyordu. Sonra bir sürü eşekleriyle köylüsü, Bozburun pazarından dönüyorlardı Aıalarınrla ho nuşurlarken, biri «Keçiyi bir liraya aldım>. öıeki, •Kabaklar çok pahalıydı pazardı» diyordu. Çakır Ayşe içinden •Amma da bi'dals'=r! Kabaklsr oaha lıymış. amma da önernli., diyordu O. alışveps'n o köyün. hattâ o dünyamn yerüsi değildi artık. Gidecekti bekliyordu. tkindi sularında ge'er?kti Hamza. Yolda bir kaza mı olmuştu acaba? Yok a canım! Allah göstermesin <... Göee baktı. kulağı kirişteydi. tıs yoktu Tâ uzakta. gökte bir kuş uçuvnr du, kanatlannın bir tüyünü kıpırdatmadan rüzçârın üstünde kayıyordu. Gözden kavboldu. ve gökü cascavlak, tamtakır bıraktı. Lekesiz, kocaman bir sessizlikle başba?a kaldı Cakır Ayşe. Bilîyordu Ayşe. Datça'da. yol kenannda uçunımlar vardı. At ka yar. Acaba Hamzg uçummun dihinde parca parça mı olmuştu? Yok a canım! Allah esirgesin Keçi çanları vadilerde yürüyordu. ak^mleyin ağıl ' inü şünde. Acaba?: Yok o canım!: Gün batıya afıyordu. Bir sürü kırlangıç. kara tıız parcalsn pihi c'vdiler, yuvalarında u\iımak icin. onlar geoince çök yine bombos ksldı. Her yan kiDkırmızı oldu. fonra her şey soldu. Gün söndü. Sakın?: Yok. a canım! Korunun ağaclan uyukladılar. kanatlarını devsirdiler. Gece oldu. Hamza gelmedi Cakır Ayşe. içinde bir çöküntü duydu Adımları cok ajırdı eve dönerken. Acaba.? Yok a canım! Amg gün bitmişti! Acaba? Yok a canım! Evet! Hayır! Evet Evet! Ha yır! diye diye eve döndü. Hergünkü yürekler »cısı evdi! (Arkısj var) Konuve res.m: AYHAN BAŞOĞLM BUDİN KÖPRÜSÜ A N KAR A A c ı h s , Dro«ram, h&berler Gunavdın I K'iv» hafcerler Gunavdın II H.'berler v e hava durumu Saböh müziffi Ankara'di busün Kücük ilânlar S.ıbah s a r k l a r ı Cefitli müzik Hacer Bıılus'tan türküler Eı icin Sabah konseri Arkası varın Haberler ve kücük İlânlar N. Demircav'dan sarkılar Cesitli müzik Neclâ Erol'dan türküler Mflimrt Derva'dan sarkılar Konser saaü Habcr!er ve kücük ilânlar T. Karsbuluftan türküler K:brıs faati Kücük ilânlar Vedat Giırsel v e Kevser Tanrıkut'tsn sarkılar Kaberler R. Gazetede buei'm Kadınlar ToDİulueundan sar Ofcnan Türtn'den türküler Reklâm rroeramları Haberler v e Jiicük ilânlar Hüsevin Gokmen'den sarkılar E a f san'at müziSi istekleri Cesitli müzik Ai Gecevatmaz'dan türküler Haberler v e kücük ilânlar Cocuk saati Keklâm orosramları Haberler. ha"a. vol durumu Kücük ilânlar Muazzez Türünp'den ttlrküler Bir varmı?. bir vokmus Türk müziei istekleri Yeni dünvalarında vasivanlar Italva'dan müzik Oîavlar v e kücük ilânlar Kadmlar Tonluluiundan tür Sarkılar v e ovun havaları Yeni Dİâklar M Mukadder'den sarkılar Haberler Soliitler ve Orkestralar Dans müzijM Haberlerden Bzetler. t>ro«r«m Kacanıs
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog