Bugünden 1930'a 5,431,332 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAHİFEDÖET 20 Ocak 1968 CUMITÜRtTET 1933 yüında yayın hayatına başlayan «Varhk Dergisi» nin ilk şaırleri arasında bızim kuşaktan Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dranas, Fazü Hiisnü Dağlarca, Şevket Hıfzı (Rado), Feridun Fazü Tüibentçi, Hamit Macit Selekler, Reşat Cemal Emek gibi şairler ön plânda geliyor, özellikle Muhıp ve Cahit'e dergi hepimizden fazla itibar gösteriyordu. Zamanla Şevket Hıfzı (Bado), Hamıt Macıt Selekler ve Feridun Fazü Tüibentçi şiiri bîraktılar. Varlık, şairler yönünden lussedilir bir zsyıflamaya doğru gıdiyordu. Kendisi de bir şair olan derginin sahibi Yaşar Nabi, yeni yeni şöhretlere, kıymetlere yer venneye başladı. 1933'den 1936'ya kadar sayüarı elliyî geçen birçok genç isüdat bu derginin yapraklan arasında parlayıp söndü. Nihayet 1936 yüının Aralık a•ymda dergi tiç yeni isim üzerin4e duruyor, esaslı bir hamle yapmaya hazırlanıyordu. Orhan Veli'nin bu tarihte çıkan dört şiirini dergi şöyle sunuyordu: «Varlık'ın şiir kadrosu yeni ve kuvvetli genç ımzalarla zengınleşmektedir. Aşagıda dört şiirini okuyacağınız Orhan Vell, şimdiye kadar yazılannı nesretmemiş olrnasına rağmen olgun bir sanat sahıbidir. Gelecek sayılannuz onun ve arkadaşlan Oktay Rifat, Melıh Cevdet, Mehmet Ali Sel'in şıinmize getirdikleri yeni havayı daha iyi belirtecektir.» Varlık'm 1936 aralık sayısından sonra artık üç genç şair hemen her niishada şiir yayınlamaya başladılar. Mehmet Ali Sel, Orhan Veli'nin takma adı idi. Her nedense bazı şiirlerinin altına bu imzayı atıyordu. Fakat hemen söylemek isterim ki, Orhan Veli Ue Mehmet Ali Sel imzalarını taşıyan şiirler gerek öz, geıek biçirn ve gerekse tşlenilen konular bakımından birbirlerinden pek farklı değüdiler. Bu iki ad kullanmanın nedeninl yıllardan sonra kendisine sorduğum zaman şu cevabı aldım: O zamanlar çok şiir yayınlıyordum. Adımm dergide her zaman görünmesi hem benim için, hem de dergi için doğru degildi. Bir de şu var; Mehmet Ali Sel benim bazı tecrubelerime âlet olmuş bir isimdir. SON YILLARDA ÜSTÜNE BAŞINA PEK BAKMAZ, KIŞI İNCECİK BİR KİRÜ PARDESÜ İLE GEÇİRİR, KRAVAT, TAKMAZ, MUNTAZAM TRAŞ OLMAZDI Efendim, ben bu saatlerde sizi bir pastahaneye değıl, bir meyhaneye davet edecektim, fakat özür dilerim Galatasaray Lisçsinde muallım muavınliğı yapıyorum. Bu akşam mezundum, bir arkadaş ânı olarak hastalandı, onun yerine nöbet tutmaya mecbur oldum. bir saat sonra okula donmek zorundayım... Halbuki Degustasyon'a yahut Rejans'a gıdıp bırkaç kadeh içebilirdik. Bu mazeret üzerine Cahit pek hıssettirmedı ama tam da kerahat vakti olduğu için keyfüun bir hayli kaçtığını tahmin erfiyorum. Biraz kcndisini zorlıyarak kibarca Orhan'a cevap verdi: Başka bir akşam buluşur, hem içer, hem de bol bol konuşuruz. Boylece içki ve yemek bahsi kapandıktan sonra sohbet konuları ister istemez şiire, eleştiriye, dergilere ve u£ak çapta dedikoduya döküldü. Orhan'ın birçok meselelerde kesin, kendine özgü görüş ve duşunüşleri vardı. Kendinden hiç bahsetmiyor, ikıde bir bizim Oktay, bizim Melıh diye arkadaslarını ele alıyor, onları açık açık methediyor, bazı şiirlerind'en örnekler veriyor, musterek fikirlerini çoğu zaman onların ağzından naklediyordu. Edebiyatımıza, birlıkte çıkardıkları ilk kitapları «Garip* dolayısiyle «Garipçıler» diye geçecek olan bu üç arkadaş arasında çok sıkı bir düşünüş, görüş birlıgi olduğu gibi eskı kuşakları yıkmak için ortak bir taktik kullandıklan da daha o zaman anlasıhyordu. Orhan edebiyat, öıellikle şiir konusunda sakin, kararlı ve ciddi konuşuyordu. Yüzund'e âdeta matematık problemi çozen bır bğretmen, ya da çalışkan bir oğrenci ifadesi vardı. Zaman zaman gulmüyor değıldı. Fakat bu gülüşler nedense hep hesaplı, ölçülu idi. Yahut bende o tesirı bırakıyordu. O aksam Orhan'ı aym masanın başmda otururken fızık yapısı, gıyımı, kusamı, tavırlan bakımındarı da ıster istemez şöyle bir süzdüm. Bende kalan bu ilk izlenimler söyledir: Hiç de güzel bir adam dfegil. Yüzunde sönmüş veya patlatılmış olan ergenlik izleri var. Zaten eii alışmıs, ıkide bir yüıünde dolaşıyor, yeni çıkmakta olan'bir ergTnlıği hemen yakalıyor, onunla oynuyor oynuyor, sonra dalgınlıkla yaptığı bu işten birdenbire vazgeçıyor. Kulakları başına göre büyükçe, alt dudağı etli ve sarkık. EUeri çok guzel, tırnakları muntazam ve bembeyaz. Diyebüirim ki, Orhan'ın en güzel yerı elieri ıdı • Saçları çok hafif dalgalı, muntazam taranmış. üzerinde muhakkak surette Ingiliz kumaşı olduğunu sandıgıra siyaha yakın koyu renkli bır elbise... Gomleği o zaman rooda olan Hahfaks yakalı, boynunu biraz sıkmış, zarif bir iğne kıravat bağmı sımsıkı tutuyor. Pantolonu biraz dar, yeni ütülenmıse benziyor. İnce bacaklarına göre, ayaklan buyukçe, kunduralan kaün tabanll pahalı cinsten... Orhan'ı ölümünden birkaç yü evvel veya olumune yakın zamanlarda görenler bu ilk tanı^mamızdaki giyim kusamına belki cfe inanmıyacaklardır. Çünkü son yıllardaki Orhan, ustune başına pek bakmaz, kışın karlı, yağmurlu havalannı incecik kirli bir pardesü ile geçirir, kıravat takmaz, tıraşını muntazam olmaz. elbise yaptırmak için o eski kendisini çok seven terzilerine uğramaz olmuştu. Halbuki 18 Ue 30 yasları arasında zaman zaman ımremlecek derecede sık ve temiz fiyimli bir ınsandı. Yeri ve sırası gelmisken burada Orhan Veli'nin, değerli yazar ve eleştırici Fahır Onger'e hayatı hakkında verdiği notu ak tarmak istıyorum : «1914 de Istanbutöa Beykozda doğdum. Babam Cumhurbaşkanlığı Orkestra Şefi Klametist Veli Kanık. Anne tarafımdan da sanatla uğraşanlar varsa da hep amatör kalmışlar. Çocukluğum umumiyetle Istanbulda geçti. Cıhangirde ve Istanbulun muhteüi semtlerınde oturdum. Annem bir eşraf kızıdır. îlk tahsilimi Galatasarayda yaptım. Sonra babamın işi Ankaraya nakledilince AnkarA Lisesinde okudum. Edebiyat merakım ilkotaudaa başladı. tlkokulun ilk smıflarında ileri sınıflarda okutulan bazı derslere karşı bu arada tahrir dersi de vardır. Bilhassa buna karşı bir zorluk duyacağımı tahmin ederdim. Sonradan bu tahrir benim en çok sevdigim şey oldu. Dana ufak yaşta tarih, edebiyat kitapları okurdum. Yaşıma göre hayli ağır olan bu eserlerin de edebiyat hevesim Uzerine bir tesiri olmuş olabüir. Yine bu yaşlarda yazı yazmaya başladım. İlk '•&• manlar yalnız şiir değil, başka tarz yazılar da yazıyordum. Sonra şiir çalışmalarımın gelişmesin de çok tesiri olan iki arkadaşımdan Oktay Rilat'ı yedinci suufta tanıdım. Melih. Cevdet ile arkadaşUğımız bir sene sonra başlar. O taribJerden sonra bu iki arkadaşımla aynı meseleler uzerinda duşündük, konuştuk. Bu arkadaşlık okuldan sonra da devam etti. Şıır tarzlanmız arasındaki yakınlık da bu münasebetin yalonlığıudan olsa gerek. Lise 1933 de bitti. Bir kaç sene Edebiyat Fakültesine.aevam ettim. Pels^le okuyordum. Burayı bıtiremedim. Bazj memuriyetlerde bulundum. Mualim muavüüiği yapum. P.T.T. de çalıştım. Tercüme bürosunda çahştım. 1941 den 1944 e kadar askerlilc yaptım. «TeTcüme Bürosun da çahşmam askerlikten sonra ol muştur.» Şairlik ile memurluğun bagdaşamıyacagmı gördüm. Şairliği tercüı ettim. Mizacım beni buna mecbur etmiştir. Tercüme Bürosundaki işim, temayüllerim ile telil edüebilecek gibi bir işti. Orada faydalı olabileceğimi sanıyordum. Fakat Reşat Şemsetün Vekil olunca, Maarifte antidemok ratik bir hava esmeye başladı. Bunun üzerine istifa etmek mecburiyetinde kaldım. Her devrede zamanımızın bıitün sanatkârlan ile tanışmalarun olmuştur. Nahit Sırrı'nın ısran üzerine ilk şiirleri Orhan Veli Kanık Yozon: BAKİ SUHA EDIBOGLU ya çaiışırdı. SanuTro ki günler hep guzel ddecek Her sabah böyle bahar; Ne iş güç gelir akluna, ne yoksulluğum. Derim ki: «Sıkıutdar d n » dnrsun!» ŞairHğimle yetinip, Avunurum. Bütün şiirlerl topluca gözden geçırildigi zaman Orhanda zekânın, esprinin asıl şiir unsuruna nazaran daha agır bastıgı hem^n farkedilır. Onun bu tutumu, a.enellikle «şairane» olmaktan kaçtığı için, romantik ekol'ü sevmemiş olmasından dotmaktadır. Orhan'da klâsik siirin marazi dıvebileceğimiz lirizmi yerine. sadelik, dünyayı olduğu gibi görmek ve özentiden kaçmak eğilimi vardır. tlk yaymladığı şiirlerde henüz yolunu arayan Orhan Veli'nın yanı sıra, aklı ve espriyi ön plânda tutacağa benziyen bir Orhan Veli vardır ki, daha sonra ve hele ölümünden birkaç yıl evvel yazdığı parça lar bu yöndeki kiıiliğini olanca açık deneme sığdırmıştır. Orhan Veli, hiç şüphesiz kendı kuşağı içinde ve kendisinden son ra gelen kuşaklar arasında adı en çok geçen bır şair olmuştur. Yeni şiirin bu Uk ve en büyüs müjdecisi iki yönlü bir savaş içınde çırpmıp durmuştur. Bir yandan kendi anlayışı içinde iz şiiri arayıp bulmak, bir yandan cU. kendini ve dolayısiyle yeni şiiri kabul ettirmek, eski zevki yıkmaya çalışmak, yeni şiire karşıt olanlarla kalem kavgası yapmak Işsizliğine, içki zaafına, parasızlığına rağmen Orhan Veli ke sinlik'.e söyliyebilirim ki, hiç bir zaman serseri olmamıştır. Borg almayı sevmez, yalan söylemeyi bilmez, verdığı sözü ne yapar yapar yerine getirirdi. En sıkıntılı, en dertli günlerinde bile, karamsarhğa kapılmaz, kendini avutma lığıyla meydana çıkarır. Şu parçayı birlikte okuyalım: Biri bir koca göriir rüyasında: Yüz lira maaslı kibar bir adam. Evlenir, şehire taşmırlar. Mektuplar gelir adreslerine: Sen yuva apartmanı. bodrntn katı. Kotu gibi bir dairede otururlar. Ne çamajıra gidilir artık, ne cam silmeye; BulaşıkM kendi bulaşıkları. Çocuklan olur, nur topu gibi; Elden diişme bir araba satm alınır, Kuılay bahçesine gldillr sabahlan; Kumda oynasın diye küçük Yılmaz. Kibar çocuklan gibi. Lâğımcının hamam rüyasıdır Rüyalann en güzeli. I'zanır yatar göbek taştna: Tellaklar eelip dizilir yanı basına Biri su döker. Biri sabunlar; Elinde kese sıra bekler biri. Yeni müşteriler girerken içeri, Lâğımci. Famukiar gibi çıkar dışarı. Yarın YAŞAR NABt NAYIR 123456789 ORHAN VELİ KANIK mizi arkadaşlanmla beraber Var lık dergısine verdik. 1935 de Melih Belçikada idi. Oktay ile (Sürrealıstleri) okuyorduk. Melih ile irtibatımızı kesmemiştik. Şiirimj muhtelıf merhalelerden geçmıştir.» Gerçi bu kısa hal tecrümesinie de belirttiğı gibi Orhan, üç yıl kadar iki arkadaşı ile aynı anlayış, duşünuş içinde kaldı. Fakat sonraları onlardan ayrı bır tutum la bir çok yazı turleri denedi. Buclardan bir kısmı ekmek parası için yaptığı tercüme ve aöaptelerdir. Klâsik tercümeler serısme gıren Mılli Eğıtim Bakanlıgı yayuılarmdan tutunuz da Doğan Kardeş kitapları arasuıda çıkan Lafonten adapteleruıe kadar kısa zamanda bır çok kıtap yaymlandı. Bir taraftan da tek başına Yaprak dergısini çıkardı. Bu arada her yıl bir şıır kitabını dolduracak kadar inli ufaklı şür yazıyor, Tercüme dergisıne, Yaorak dergisine makale hazırlıyor, rübai denemelerı yapıyordu. DevamU olarak bir yerde. çalışmadıgı için para sıkıntısı çekiyoı1, günö blrlik temin eltiğl paralarla sigara, içki çok az olmak üzere yemek ve sırt baş ihtiyacını ancak karşılıyabiliyordu. Orhan bilhassa son yıllarda kendini içkiye çok kaptırmıştı. Akşamlan bir sofrada mezelerie temiz temiz içmek âdetini çoktan unutmuş, ucuz meyhanelerı birer birer kesfetmiş jümbo gibi) buralarda sırasına göre, mezesiz şarap, konyak, votka içmeye başlamıştı. Parası oldukça gundüzlerı de içiyor, faiat yemek yemek, zamanında uyku uyumak ihtıyacıru âdeta duymuyordu. Dikkat etmişimdir, îstanbulda olsun, Ankarada olsun Orhan yazılarının pek çoğunu sabahlan ya zardı. Bir çok şair ve yazarlarda olduğu gibi yer seçmek, masa seçmek, gürültüden kaçmak gibi adetleri yoktu. Her yerde rahatlıkla çahsabüirdi. Yaprak dergisinin makalelerinl hatta mizampajım Ankarada Kutlu pastahanesinde hazırlardı. Böyle bir yaşayış içinde 36 yıllık kısa ömrune her biri edebıyatınuzda bir hadıse olan Garip, Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi, Karşı ad'ı beş şıır kitabiyle 22 tercüme eser, iki yüzden fazla makale ve zerine bir kısmı o maddenin içlYVKAR1DAN AŞAĞIYA: 1 Henüz müsvedde halinde ne geçecek bir kısmı da dışarıda ki proje rapor ve planlar (çoğul). kalacak şekilde çakılmış susler *2 «HUcrerun daiıill kısmı» mâ (çoğul). 7 Çevrilince bir ç » şıt akıl dengesl nasına iki söz, nota. 3 Ak saç23456789 bozulmuş has'a lı ak sakallı çok ihtiyar adam vebelırir (tıp teri> . bir isin en büyük ustası (esmi). 8 Seciki terim), «çolc hoş Isim» anlamıye ve karakter na iki soz. 4 Eski ve tanınmış (yeni terim), svtf, bir Italyan opera bestecisi, bir zel sanat mücins alaturka yumuşak şekerleessesesı (karma merün iki başı. 5 Eskiden ersoz). 9 Btr kekler hayat eşlerine böyle derlerdi, tersî bir erkek adıdır. 6 Dflntra baim»emıtD kadm adı, y*Tahta veya başka bir madde ü >">n«nnt«» ı*U bancı. İlk tanışma 1937 yılının Şubat ayı idi. Cahit Sıtkı, bir akşam üstü o zaman çalıştığım Cumhuriyet gazetesine geldi: Kalk dedi, bu akşam işin yoksa genç şairlerden biri Ue tanı^acağız, daha evvel mektuplaştık, bu akşam beni Tepebaşında Tüla pastahanesinde bekleyecek. Sen de tanımak istersen gel... Kim bu şair? Orhan Veli. Günlerden cumartesl idi; Cahid'ın teklifini memnuntyetle kabul ettim. Bir saat sonra Tılla pastahanesinin küçUk salonuna girdiğimiz zaman Orhan VeliYi tanımakta,, daha .doferusu o bizi tanımakta hıç guçluk oekmedi. Daha çok l«jTi»vwlerıntfeyaroettiği bu çayhanede loş bir köşede tek başuıa ince uzun t/Oylu bir genç oturuyordu. Daha evvel dergilerde Cahid'in resimlerini görmüş olacak ki hemen tanıdı, bize doğru ilerledi, ayağa kalkügı zaman bana, hele Cahid'e nazaran çok uzun boylu olduğunu fark ettim. Gayet kibar bir tavırla elini uzattı ve duyulur duyulmaz hafif bir sesls ismini söyledi. Arkasmdan da bana dönerek: Yanümıyorsam siz de Baki Süha olacaksınız. Yüzünde ince, zaril hlr gülüş]e bizı masasına davet etti. İlk tanışmanın o sıkıntüı dakıkaları içınde hep birbirimize bakıştık. Orhan, birden bire sıkıntüı havayı yırtan sıcak, s&rtumi, ayni zamanda çok terbiyeli bir sesle konuşmaya başladı: ISTANBUL 06 25 06 30 07 00 07 05 07 30 07 45 07 50 08 00 08.15 08 45 09.00 09 15 09.30 09.40 10 00 10.05 10.20 10.40 11.00 11.45 12.00 12.05 12.15 12.30 13.00 Acıhs. Drocram Guna\dın I Kove Haberler Gunavdın II Haberler v* Hava durumu İjtanbul'da Bueun K. ilânlar v e Hafıî muzik Hafif Batı nrnziü Beraber sarkılar Gitar Soloları Türküler secidi ..^ .. VaUler " .. Ovun Havalan Ev ttln ' S*>MU'I.ICI v, .ı Ara Haberler Hafif Batı müzUtt G. Kasacı'dan sarkılar Arkası varın Sabah konseri R. Senses'ten türküler Ara Haberler llanlar Bu hafta dinlevectklerinlı V. Dofru v e Arkadasları Beraber v e Solo sarkılar Haberler v e Resml Gazetede Bueun 13.15 Sollstler Gectdl 13.30 Reklâm Droeramları 15.00 Ara Haberler 15.05 Genclik Saatl 15.25 Dans roüzili 15.40 Solistler Gecidl 16.00 Cumartesl Konseri 16.30 Sarkılar 16.45 Radvo Armonl H ı z ı k a s ı 17.00 Ara Haberler 17.05 S. Deniıci Orkestrası 17.20 Yurdun Sesi 17.50 Reklâm Droeramları 19.00 Haberler v e Hava durumu 19.35 Saz Eserleri 19.45 KitaDİar Arasında 20.00 EzBilerimizln eetlrdlSl 20.30 Liselerarau Bilei Yansmafl 21.00 24 Safttin Olavları. Uanlar 21.10 A. Sensov v e Öıer'den sarkılar 21.40 Cumartesl Aksamı 22.00 Reklâm Droeramları 22.45 Haberler 23 00 Caz muziel 24 00 Kaoanıs ISTANBUL a RADYOSU 1155 Acılıs v e Droeram 12 00 Diskotefomizdsn 12.3 Kejısık SoloUr 13 00 Ceşitli Melodıler 13 30 Lıcd Saatı Hafif muzlk Koncerto Saa.l Gencler ıcın Caz müzlü Cumartesi Konseri Kucuk Konser Genclerle muzık Senfonık ınuzık Hafif muzik Aksam Konseri Gençlerin sevdikleri 21 00 Fıkralar ve muzik 22 00 Gece Konseri 22 30 Bu hafta neler dinleveceksıniz 22.45 Pıvano Soloları 23 00 Hafif sarkılar 23 30 Hafif Bat! muzıeı 10.00 Proeram v e kaDanıs SOLDAN SAGA: 1 Tarımla ugraşan köylülertmizin çogu bu durumda (bir söz ve bır takı). 2 «Duşük kalitelı olarak yapılmış bir çeşit baş yemenisi ve kadm elbisesi süsü» anlamına iki sö», nota. 3 Doğru gidemeyip dengeleri bozula bo zula yuruyen kışiler (çoğul). 4 Bir sıfat takısı, «büim esas ve * • « mellerine uygun» mânasma eski bir terim. 5 Kapalı bir yeri aksı duruma getiren, «üzerine çullan!» karsıhgı bir emir. 6 A nadoluda çok kullamlan bir cins halı takiidi yer ve duvar örtüleri (çoğul). 7 Geçici şekilde aldığı bir şeyi sahıbipe geri verma nareketi. 8 İsUnbulun deniz ortasındaki en güzel yazlık yerlerinden (çogul), bir edat. 9 Ege denizindeki oniki adadan biri, maden paraların çok parlak olanlarına böyle denilır. DÜNKt) BULMACANIN HALLEDtLMIŞ SEKlJ NASIL BALLCDİLECEK YuktndsH rmksmlı balnuıe»da « • d«ce 4 tane anafatat (Ipuen) ve 8 tane «onnç vardır. Boş kalan 'Z karenin »çin* 1 den t • kadar nygun birer rakmm koyarafc ve toplaau. «arptna. çıkartna, bölme ifaretlenM dikkat ederek «oldaa (aia ve yukandan aşağiya bulmacsda (ösUrileo «oouçlan bnl. J*B i ı n vaktinizi alu ama, bo| vaktiolz) bo»ça feçtrml« olununuz. W1LL1AM SAROYAN 14 BIR 06LEDEM SOHRD Çevlren: T A R I K D U R S U N K. gündüm. Hoş, uyuyamadığım gecelerin sabahına hep aynı düşunceyle kalkarun yataktan ya, neys»s. Ama kalküktan sonra bitmemiş i«lere koşulurum, günün hay huyu içinde unutulur gider tabii. Hep aynı hikâye yenilenir durur. Tâül matil yapamam ben.» •Benim kîliseyle başım ho» değildir, bilirsin..» dedi Zak. «Bana öyle geliyor ki işe boğulup dinden imandan da çıkmışsm.» «Belki de sen haklısm. Sevmek. Evet. nicedir içim götürmez oldu sevmeyi. Sen din diye bunun sözünü mü ediyorsun bana?» «Evet. Sağlığm da tabii. Artık bir son ver şu cigara faslına. Temiz havaya çık, ciğerlerini arıt yeniden.» «Ah 5u cigara!» dedi Yep. «Kahveyi de kesmen gerek. Suya n'olmus yani? Nesi varmıs.? Su gibi var mı? Şarap olsun, viskı ol sun ne yaran olurmuş ki?» «Hakhsm galiba. Ne zamandan beri tutuldun sen bu sağlık işine?» «Tutulma değil ki. Bir anlığına düşünsene. Nerde, nasıl yaşıyoruz? insan vücudu dediğımiz eski püskü bir evde meselâ. Dılersek bunu saray da ya pabiUriz, boktan bir mağara da. Öyle bir mezbele•îıkte insan ruhunun zehirlerle boğulmuf olarak uzun süre yaşayacağına aklın kesiyor mu?» «Hayır, kesmiyor.. Garson bifteklerini getirdi. Hârika blr kahvalb ettiler, sonra her biri kendi yoluna gıttı. Saat onda Piper'le YYorld Alive'da bulusacaklardı. Madison Avenue'den doğru yüıüye yüriiye inmeye başladı. «Kahvaltı ağırlık veriyor adama» diye düşündü. >Eni konu gevşemişim. Yok, hayır beni anca kahve paklar sabahları.» Dişleri geçmiş yıllardaki gibi yine sızım sızım sızlamaya başlamıştı. Geçen yıl mı ne belki de daha fazla bir diş ağrısma yakalanmış, perişan olmuştu. Dişçi sağ çenedekilerin hepsini ayıklamıştı. Yerine takmalarını takmıştı ama alışması epeyi sür müştü. Konuşurken kelimeler sanki ağzına yenı baştan tıkıiıyordu. Sızı şimdi git gide bastırmaktaydı. «Bizim dişçi Levy'ye bir görünmeli...» Pıper bürosundaydı, bekliyordu. Görür görme» koptu geldi «Seni yeniden gdrmek hoş bir *ey Yep. Toplantı salonunda millet bekliyor ya, aldırma; önce ben seninle başba$a bır konuşayım dedim. İyi etmi§ miyim?» «İyi etmişsin...» «Oyununu dun gece yeniden okudum. Bununla ya altmcı, ya yedinci oluyor. Her seferinde daha çok beyeniyorum.. «Ben yazdıktan sonra bir daha hiç. okumadıra dı.» «Sonra oyunda başrolü oynayacak bir delikanlı da buldum. Neyse. bu konuya sonra geçebiüriz, tabii. Beaim senle daha önce gunu konuşmam gerekj Herşey için bir on bin, tamam mı?» «Tamam.» «Hepsini de vergi borcuna yatıracağız öyle mi?» «Evet, öyle.» «Niye ama?«Kaç zamandır benimle hırsız polis kovalamacası oynuyorlar. Yetsin artık dedim. Ödensin de onlar da kurtulsunlar bu işten, ben de. Öyle dedim. aniastık.» «Bu biraz delilik değil mi Yep?» •Değil. Kimler var toplantı salonunda?» •Kimi ararsan.» «Ted Hadj burda mı?» «Ted, üç ay kadar oluyor, öldü. Bir kalb krizinden. Bilmiyor muydun?» «Haberim olmadı Kırkmda var mıydı?» •Otuz dokuzdu.» 1 «NasU oldu peki?» •Kim bilsin? Gece demeden gündüz demeden çalışıyordu. Hoş, en az onun kadar delice çalışanlarrnj çok gördüm ben ya, neyse Ben de çok çalışınm meselâ. On bir yaşundan bu yana hıç durmadım çalışüm. Sen?» (Arkası var) DÜNYADA BİR GÜN DiSi Botıd MODESTV BLAISE •Koyusundan bir fincan kahve, içine bir parça» cık sakarin: onu demelere mi getiriyorsun?» •Ne münasebet! Bıftek demek istiyorum, biftek... •Seninle hemfikirim. Hiç kahvalü etmezken bugün senin gibi yapacağım ben de...» «Kahvaltt, benim en bayıldığım şeydir.» Garson elinde kocaman birer liste ile geldi. Lis teye bakmadan ne istiyorlarsa umarladuar. Garson saygıyla notunu aldı, gitü. «Bütün gece gözüme uykunun damlası ginnedL Sen iyi uyudun mu bari?» «M151I mijü hem de..» dedi Zak. «Üç mü, dört mü? Kaç saat?» .Yedi, sekiz, dokuz bazan da on saat uyurum.> .Tamı tamına rrn yâni? Delikaiz nu?» «Tabii tamı tamma. Deliksiz. Pekı sen nasıl uyu y rS Garth A NKARA 06 25 06 30 07.00 07 05 07.30 07.45 08.00 08 10 08 40 09.00 09 20 09 35 09.55 10.00 10.20 10.35 11.05 11.55 12 00 12 15 12 30 13.00 13 35 14.00 14.15 15.15 15 20 15 35 15 55 16.10 16 55 17.00 17.50 19.00 19.35 19 50 19 55 20.15 20.35 2100 21.10 ?1.40 22 10 22 30 22 45 23 00 23.30 24 00 Acılıs. Droeram Gunavdın I Kove Haberler Gunavdın II Haberler ve Hava durumu Sabah müzıeı Ankara'da Bueun Sabah sarkıları Y. Cınar'dan türküler Ev içın Sabah konseri Arkası varın Ara haberler. ilânlar E Savın'dan sarkılar N. Bavr&m'dan türkuler Cesitli muzık N. Demircav'dan sarkılar Ara Haberler. ılinlar A. Akkılıc'tan türkuler Klbrıs Saatı N Guver'den sarkılar Haberler v e Resraî Gazetede Kadınlar T sarkılar M. Akkus'tan türkuler Reklâm Drocram 1 a n Ara Haberler. ilânlar Cesitli muzik Sarkılar Turküler Dınlevici istekleri Ara Haberler. ilânlar Cocuk Saati Reklâm oroeramları Haberler v e Hava durumu T Karabuluftan türkuler üvkudan önce Cesitli müıilt K. Pavaslı'dan sarkılar Kadınlar T. türkuler 24 Saattn Olavları ve kucuk İlânlar 18 Soru BJİBİ Yansması Turk M. Özel Droeramı Cesitlt müzik Türkuler Haberler Caz müziti Yeni Dİ4kl*r KaDanıs. Tiffany Jones ° .'sen*in dedigin soydan dtliksiz meliksiz uykuyu ancak yirmi yıl öncesi uyurdum.» ^,m«, •Ya'u olur rnu hiç? Insan olarak bıze verllmH en büyük nimeti tepmek seninkısi. Bana da bır ke re olmuştu bu dediğin gibisi, o da ikinci karımı başımdan sepeüeyeceğime yakın sıralardaydı.» «Mutlusun doğrusu..> «Peki ama bu kadar çok kahve içer, cigara tosurdatırsan nasıl uyursun ki? Insan vücudu bu kadar zehirin saldınsına dayanamaz ki..» «Farkında bile değium..» •Kes cigarayı, kahveyi, kes içkiyi de bak, nasü şeker şerbet uyursun..» «Yok, hayır gerçek neden o değil. Yaşlanıyorum artık, hepsi bu.^ •Ben öyle gbrmüyorum ama, B^ki«dnd«n pek farklı değilsin.» «Ben öyle hissetmiyorum kendimi..» «Nasıl hissediyormuşsun ki?» •Tutkunluğum kalmadı. Herşeye üstelik.» «Herşeye doğrusu çok... dedi Zak. «Niçin aza kanaat etmiyors'un?» •Ne gibi?» .Şey, çocuklarma karşı sözgelişi. neyi var yani onların? Ne kadar tâlihli biri olduğunun belki de farkında değilsin. Bir gün onlarla tanışmıştım, hatırlayacaksın. Annenin evine bitişîk oturan annemi görmeye gıtmiştLm San Francisco'ya. çocuklar da or daydılar. Oğlan, olsa olsa beşinde falandı; kız da üç yaşında anca. Ama görmelere değerdi doğrusu Hayatunda öyle şeker çocuklara bir daba ne rastladım, ne gördümdü.» «Anneleri de var mıydı?» «Vardı ya. Yani, onun hakkında ne düşünüyorum mu diyorsun? Tâlihli kadın doğrusu. Ben öyle düşündümdü. Sen öyle çocuklara sahip birileri için kim olsa öyle düşünür sanıyorsun. Evet, Sen de ona sahıp olmakla tâlihliydin tabii. Bir kere ne delı Juanita'ya, ne de budala Dovey'e benziyordu hiç. O iki kadın bana dünyamı zindan ettirdilerdi. Biliyorsun, Mexıco City'de bile ağız tadıyl» bir yudum içki bile içememişüm.» «Öyle mı? Bilmiyordum. Ne'oltnuştu?» •Hastahktan geberiyordum. Hayatımda ilk ol»» rak da cigara içtim. yemyeşil kesildım. Dedim ya, insan vücudu bu kadar zehire dayanamaz» «Öyle ama insan vücudu da onlarsız edemezj «Pekâlâ da eder. Sen hele bir olur de bak, gorürsün.» «Uyuyamıyorum. «N'apsam olmuyor bir türlü. N'apsam hep kaçırıyorum. Aptalhk işte.» •N'apıyoıum dedin?» «Otobüsu kaçırıyorum hep.» • Ne otobüsüymüş o?» «Canun o saücı kadmın dediği ;ey 15te..» •Sen delısin. Daha da beter hem. Zır deli >ânl Ne otobüsü kaçırmışlığın var, ne birşey. Tam tersi Yakalamışsm onu. Inmek ne kelime! tçindesin, sen süruyorsun onu. Herşeye sahipsin, herşeyin mt. Ama yine de doymuyorsun. Çocuklar gibisin yani. En iyisı bir tâül yapman.» «Bu sabah uyuyarnaymca ben de hep bunu dü
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog