Bugünden 1930'a 5,431,709 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAHİFE DÖRT 10 Mart 196G CUMHURİYET James Bond ÛSTÜNE BAS1»J YâBlM :••••••••••"•••••••••••••••••••••••••••••••••• Müfide Zehra ERKIN 12 Üçü de içtikleri çarabın etkisile sarhoş olmadıklarmı, akıllıca ko nuşmakta olduklannı sanıyorlardı. Lidra caddesindeki dehlizdeo çıktıklarır.da Cikko okulunda tutuklu bulunan Türk kadmlarına sahip olmağı düşündülerse de bu işin kolay olmadığım biliyorlardı Herleiviin için ne istediklerini bilmeyen, mutluca hayat esmtisine rastgele takılmış bir duygu tersliği vardi. trade ve ahlâktan y o t sun bu üç adam içlerindekı çeşit li isteklerden en gerçeğinin ken dileri gibi olanlarla konuşmak. bir anlaşma yakalariarsa bir partiden bir partiye geçmes, ssrüvene atılraik olduğ'jnu Dihvorlar dı. Böylece Ballirkotisacaki sığınaklarına doğru y'irümeğe başla dılar. Birbirlerine gerek görüş, gerek ?6canüş bakımındaı. çok benzerdı ou çoğuniuk. YıliardPı beri Lefkoş^nın ikı mahallesinde topıanıuışlar oralaıJ. yertjtı sığıııakları yapmışlardı Şu an Balürk> tisa'ya gıtmckte cldukıan halde nırmal zamaniarüak' gibı heyeCHıilı değildiler. Kırşılonn» ya (Eda) sağcı parti:.ınd;n, ya Grivasçı'lardan, veya başlörmı yere eğerek ters ters bakan savaş istemeyen Kıbrıs Rumlarından birinin çıkmayacağım biliyorlardı; Etrafta kimseler vofctu. Arabaların tıkabasa doldurduğu bu büyük cadde ve boyunca âiralanan Apollo, Lokodi gıbı sınema binalarının önü bomboştu. Ballirkotısadaki sığınaklan pırıltılı bir caddenin arkasına rastlardı. Caddeden peçenler sinem3 afişlerine bakmaktan etrafındakı leri, aralarmdan srka mahalleye sıvışanlan, onların ne tip kişiler olduğunu göremezlerdi Diğer çn ğunlukla toplandıklan mahalie ise Fanoromeni kilisesının. Lidra caddesinin arkasına tastlardı: Mahallenin giriş noktasında, daracı kköşelerin önüsıra ölüler için gerekli eşya satan mağazalar vardı Insanlara ölüm korkusunu sezdirerek ne şekilde olursa olsun yaşamaları gerektiğinı söyler gibiydi bunlar Ne var ki normâl zamanlarda bile komformistlerin çoğu ölüm kaygusuna kapılmamak, orta hallilerse ölümün ne dek pahalıya mâl olduğunu görmemek için bu semte uğramazlardı.Böylece, en tenha sokakların birinin arkasına rastlardı, di ğer sığınaklan da.. Hacupolos, Lokodi sinemasınm duvarlanna yapıştınlrnış olan çıp lak kadın afişlerine yanaştı. Aleko koluna titrercesine asılan Yor goyu sürüklerken, «cap» diye yük sekçe bir sesle artistlerin açık saçık yerlerini öpmiye başladı. Aleko da ayni iştahı sezdi fakat Yorgonun kriz saatini bildiği için, gözünü afişlerden ayırraaksızın; «benim yerime de öp Jane Mansfield'i» diye bağırarak yü rümeğe devam etti. Onlar köşeden kaybolunca Hacupulos ferahlarcasına kollarını açtı; «Oh be! kurtuldum şu sersem'.erden. Ne güzel gece, herşey benim sanki! tnsanların topu gebermiş gibi. Dünya böyle olmah. böyle olmalı» diye söylendi. Se?sizliği korkunç bir çizme pa tırdısı bozuverdi; Hacupulos gürültünün neder.ini anlamak istercesine elini silâha attı, sinemanın merdivenlerinden hoplarcasına atlayarak önü sıra koşturan adamın peşine takıldı. Onu durdurmak ve kim olduğunu anlamak için yerden aldığı taşları attıysa da istediği olmaymca barbar bağırmağa başladı; «Kimsin be? Dur.. Koşunma.. Dur da sana yardım edeyim, yorgun görünüyorsun it oglu!» Bu sesi işiten Papagos olduğu yerde yarım bir daire çizerek dur du. Arkadaşmın sesini tanımıştı. Bir an ona görünmeden sıvışmağı düşündü fakat çocuk yüzünden başı belâya girerse suçu ona vüklemeyi hesaphyarak heyecan la seslendi: «Hacupulos.. sen misln be? Koş ta yardım et bana!.« Ağzı kulaklannaca yayılan Ha cupulos gördüğü görünüş karsısında sendeledi; ne ters bir rastlaşmaydı. bu!. Biraz önce kıpkırmızı bir kadın dudağı öpmüştü. Onun hayali, kokusunu ciğerlerine çekerek duygularına gem vermeğe çalısmıştı. Oysaki Papagos leş gibi kokuyordu, keyfini berbat eriecek bir görünüşü vardı. Kucağım dolu görmüştü uzaktan onun.. Türk mahallelerinden mücevher dolu kutular, değerh eşyalar getirdiğini sanmıştı.. Şu ölü çocuğu ne diye taşıma eziyetine katlandığını bir türlü anlamamıştı. Neden yapmıstı bu akılsızhğı Papagos!» Duygularını sak lamağa çalışarak söylendi; • Halin ne böyle be Papagos? Yine domuz gibi sağ çıktın hengâmeden. Amma ne diye bir çocuk ölüsü taşıdın buralara dek? Biz seni keyiflenehm, birer şişe boşaltalım diye bekliyorduk. Bize, güzel kızların bacaklanndan, onlarm nasıl sıkıştırıldığmdan söz edeceğini, kaçını temiziediğini anlatacağını, değerli hediyeler getireceğini sanıyorduk. Bu leşi ne diye yüklendın?» Papagos hırsla, avuçlannı arkadaşınm suratına yapıstırdı Yorgun ve kararsız bir halle; «Aptal herif, dedi; bundan büyük hediye mi olur serseri! Yıllardan beri, üç kuruşa adam öldürüyoruz. Üstümdeki çavuş ünüforması bile iğreti. Bu çocuk kimdir biliyor musun?.. Güzel Maria'nın oğlu Nicola!» «Neden?» «Onu Türkler öldürmüş.. Valinin esir düştüğünü duydun mu? tik önce, çocuğu ne diye yanına aldığını akıl etmemiştim. fakat, yolda düşündüm; Biliyorsun.. Nicola aslında Dimitronun oğludur. Vasil, kendine boynuz takdıran kansına ve kardeşiae eziyet etmek için onu taşımış olacak. Şu an, kimbılir ne azap için dedir Maria! Çocuğun ölüsünü onlara verirsek. Vasille, Dimitronun arasındaki gizlilik ortaya çıkar. Bir kargaşalıktır gider.. Ma ria, o güzel bacaklanyla tepıne dursun, Dimitro oğlunun öcunü almak için silâha sanlır.. Bize de bu saldırıda iyi bir rütbe verir.. Türklerin kökünü temizlemek ko laylaşır. Kaç senedir pinekliyoruz, burada. Sıkılmadın mı be?» Hacupulos başını kaşıyarak; • Karışık iş, dedi; Ben dehlize gidiyorum. Dimitro ismi beni her zaman ürkütür Seni yüzbaşı yaparsa, bar.a da iyi bir iş verirsin olur, biter Haydi bas.» Papagos, onun endişesini sezin ce, yaptığı işin hiç te iyi olmadığım anladı. İşin içinden tek başına çıkamıyacağmı düşünerek, olanca hırsıyla Hacupulos'un koluna yapıştı; «Yürü, dedi; Vasilin evine, sen iyi bilirsin. Ben bilmiyorum.» Hacupulos, onun kanlı gözlerini üstünde sezdi. ölmek istemediğini düşünerek; «Ben bilmem.. Aleko bilir, dedi; Istersen, onu bulup getireyim.» «Faka basacak göz yok bende, yüru. Vasilin de, Dimitronun da evini, sen iyi bilirsin. Bilmesen de ziyan yok. Yüklen çocuğu. «Bana yardım etmek istemi?tiırdeğil mi? Of be! Kaç kilometre yaptın, bu yükle..» Böylece mızladıktan sonra, çocuğu arkadaşmın kucağına atarak, silâhına yapıştı. Hacupulos, kucağmdakini düşürmemeğe çallşırken, namlunun ucunu ciğerinde sezdi. Onu komik bulmuştu Papagos; korkunç kahkahalar atarken, «Yürü» diye alayla dürtükledi. Ana caddeden, yan sokağa saptılar. Bir süre yürüdüler. Çam ağaçlannın içine sokulmuş olan villâlar görunmeğe başladı. Vıllâlarm hepsi, san taştan ve en iyi harçtan yapılmıştı. Kocaman taraslan renkli mozayikle işlenmiş sütunlan vardı. Gecelerden beri. hepsi de perdelerini sımsıkı kapatmıştı, karanlıktır. Bu korkunç karanhk arasında, sadece, mozayiklerin pınltısı ve büyükçe bir villânın solgun ışıklı penceresı görünüyordu. Işığı gören Papagos, istediği yere gelmiş olduğunu anladı. Elindekı silâhı, fiyaka yaparcasına arkadaşma göstererek; «Tamam, dedi; geldık Bana ka lırsa, Dimitro, kardeşinin kansını okşuyor şu an. Vasilin evi, ışıkların sızdığı konak olmalı!» Hacupulos sendeliyerek. etrafına bakındı; «Çocuğu bırakıp, buradan sıvışmalı. Başım belâya girecek» diye düşündü. Birden, Papagos'un el çabukluğunu hatırlayarak, zorlukla söylendi; «Tâ kendisi.. Çocuğu sen kucaklarsan, daha iyi.. Ben iki saat önce yoklamamı yaptırmıştım.. Türk semtinden sağ döndüğümü biliyorlar. Orada çocuk ölüsü buldum dersem, «Neden ha* ber vermedin» diye, başımı derde sokarlar.» Papagos, gözlerini canavarca açarak, onu dürtükledi; «Namussuz.. İşin içinden sıynlmak ıstiyorsun, ha! Sana değil subaylık çavuşluk bile vermem elime düşersen. Eli kana bulaş» mamış mahallebıcı çocukları gibisın Ölü çocuktan korktun mu, yoksa? Bu hastahğa ne zaman tutuldun be! Beş yıl önce, Metaksas meydanındaki tütüncüyü, ka» rısının yanında beceren, Akel par tisine gırmek istemiven vu7ierce Rum'u öldüren, sen değil sin sanki! Çocuk, sana ananı mı hatırlattı, yoksa?. Va çok içtin.. ya da, içecek bulamadın Yürü de konuşuruz sonrasını!» Hacupulos, «Ana» lâfını işitir işitmez; «Hastadiyalo» diye söylendi. Papagos onu can evinden vurmasını bilmişti. Villâya yaklaştıkları zaman, ka pıda, iki silâhh nöbetçi gördüler. Papagos, bir kahraman gibi dikleşerek, nöbetçilere sokuldu; Türk semtinden henüz döndüğünü, Vasille beraber olduklannı, hemen Madamı görmesi gerektiğini söyledi ve şef Dimıtronun, orada olup olmadığım sordu. Nöbetçi, Hacupulos'un titremek te olduğunu farketti. Ceketle örtülü yükü işaretliyerek; (Devamı var) ULIVSUZAJJGİJ sustuumj. SUMPAH S*S LATI YANLIÇ lOJLLANMAtC Vt C . BANA NEBESI BU TIFFANY JONES konu ve reslm: Ayhan Başoğlu İLONA Sayın Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in devam etmekte olan rahatsızüğı dola>asiyle Türkiye radyolan norraal programlarını yayınlayamamaktadırlar. Normal ^jrofframlara dönülünceye kadar radyo progrramianmız vavmlanmıvacaktır. »»••••••••»•••»•••••••»••••»•••»•••••••»••»• İÎ MILLI REASÜRANS TÜRK ANONİM ŞİRKETİNDEN Şirketimiz Hissedarlar Umumî Heyeti, aşağıda yazıh gündemde mevcut maddeler hakkında görüşmek ve karar vermek üzere 30 mart 1966 çarşamba günü saat 14,30 da Ankarada Şirketin İdare Merkezinin bulunduğu Türkiye İş Bankası Umum Müdürlüğü binasında toplanacaktır. Şirketimiz esas mukavelenamesi mucibince Umumî Heyetc iftirak edecek olan Ortaklanmizan hâmili bulunduklan hi$ee senetlerini veya bunu müsbit vesikalan toplantı gününden bir hafta evvel Ankarada Türkiye İş Bankası Umum Müdürlüğüne veya İstanbulda Aşirefendi caddesinde Türkiye Hanında Şirketimiz muamelât merkezin» tevdi ederek Biriş kartı almaJarım ve bunlan hâmilen yukarıda belirtilen gün ve saatte toplantıya teşriflerini rica ederiz. Bilânço ve kâr ve zarar hesabile îdare Meclisi ve murakıp raporlan 15 mart 1966 tarihinden itibaren Şirketimiz Muamelât Merkezinde pay sahiplerinin tetkikine âmâde bulundurulacaktır. Ba çaüş bazan da müthis bir arbede halinl alıyordn, Dısarda, bahçede, beyaı bir kedi tam pen cerenin 5nün» geldi oturdu. Tik tak., Tik tak~ Tik tak.. Böyle dramlara Jaja'nın hiç tabammiilü yoktu. îerinden fcalktı, dolaptan bir alkol şişesi altı. Hiç bir şey olmamış gibi üç bardağı birden doldurdu. Birini Maigret'nin önüne, birini de Sylvie'nin önüne itti. Hiç konnsmuyordn. Yirmi beş frank halâ masamn üzerinde, el çantasının yanında duruyordn. Tik tak.. Tik tak.. Tik tak.. Ba vaziyet tam bir bnçnk saat devam etti. Sessizlik dolo bir bnçuk saat. Ba sükutu, darmadan içen ve içtikçe de gözleri parlayan Jaja'nın iç çekmeleri ihlâl ediyordn. Sokakta oynayan ve bağrışan çocnkların sesleri geliyordu arada sırada. Birden barın kapısı açıldı, arabın biri arahktan kafasını uzatarak: Ter fıstığı, diye bağırdı. Bir müddet bekledi, hiç bir cevap alaraayınca döndü gitti.. Saat tam altıydı. kapı yeniden açıldı. Fakat bu defa odadakilerde bir kıpırdanmadır oldu. Ba kıpırdanma beklenilen bir olayın zuhuruna işaretti. Jaja bara dofrn koşmak üzere yerinden kalkmağa yeltendi, fakat Maigret'in bir bakışıyla yerinde dur dn. Sylvie de alâkasızlıgını ifade makeadıyle kafasını öteye çevirdi. tkinci kapı açıldı. Içeri giren Joseph, evvelâ Maigret'nin sırtını, sonra roasayı, şişeyi, açık el çantasını ve». paralan gördü. Ko tniser yavasça döndü, fakat yeni gelen hiç istifini bozmadı, sadece: Pis!.. demekle iktifa etti. * Kapıyı kapajın, ve oturun.. İDARE MECLİSİ • • G Ü N D I H ı 1 1965 yılı hesap v» muamelâtuna «lt tdare Meclisi ve murakıp raporlannın okunması, 2 1965 yılı bilânço ve kftr ve rarar hesabuun tetkflc edUip tasdikl ve İdare Meclisi âzalariyle murakıplann ibraaı, 3 Kânn dağıtma sekli ile gününün tesbiö, 4 İdare Meclisinin münhâl btr üyeliğine İ i$ SAATLERi Hayır fena doktor değil o boğaz mütehassısı, ama karıma «bir hafta konuşamayacaksınız» dedi, Şimdi de ruh hekimine taşmıyoruz. Çeviren: SEMİRAMİS Kahveci çırağı kapıyı kapadı, fakat oturmadı. Kaslan çatılmış tı, canı sıkkındı. Gene de sognk kanlılığinı elden bırakmıyordn. Jaja'nın yanına gitti, onn alnından öptü. Gün aydın™ Sylvie'ye de ayni şeyl yaptı, fakat kız başını kaldırmadı. Ne var, ne olnyor? Işte bn andan itibaren Maiçret, işin sarpa sardığını anladı. Fakat, ber zaman oldnğn gibi bu sefer de işin içinden çıkmağa azmetti. Nereden geliyorsnnnzî Anlayın bakayım!.. Cebinden bir portföy çıkardı, icerisinden bir karne çekti ve Maigret'ye nzattı. Bn, Fransa'da ikamet eden yabancılara verilen modeJde bir kimlik kartı ldi. Gecikmişim, gittim yeniledim, dedi. Gerçekten de karne de dofnm tarihi, adı yazılıydı: Josepb Ambrosini, doğnm yeri Milano, otelcilik mesleği ile meşgnl. Siz Harry Brown'a rastgelmediniz mi? Kim, ben ml? Ve siz ona, ilk defa olarak ge çen salı veya çarşamba günü tesadüf etmediniz mi? Josepb ona gülflmsiyerek «Allahaşkınıza, neler demek istiyorsunuz?» der gibi bakıyor du. Söyleyin bakalım, Ambrosi ni, Tahminime göre siz Sylvie'nin asıkısımz.. Degil mi? Bilmem, dedikleriniz belki dogrn, evet bir defa.. Amanallshım... Ama yok yok... Hayır 5yle degil! Siz onun, kibar tabirle, sa dece hamisisiniz. Zavallı Jaja! Hiç bir zaman bugünkü kadar bedbaht olmamıştı. tçtigi alkoller görflşflnün istikametini degiştiriyordu. Arada bir agzını açıyor, arabulucuInk yapmak istiyordu. Söyleraek istedifi de şnydn: «Haydi, çocnklar! Anlaşın.. Bu üzüntüleri çekmiye degmez. Hep beraber bardaklan tokusturacağıı, ve...» Joseph'e gelince, bu. onun po< lisle ilk maçı degildi. Tetik üstünde dnrayordu. Sogukkanhlığını bazan da çok tabiî sekilde muhafaza ediyordn. Edindifiniz malumal yanlış.. O kadar ki bn yirml bin frankın ne ifade ettifini siı bi! miyorsunuz. Belli ki Sylvie bunlan ka zanmış... Oldnkça gflzel kızdır zaten, bn Işler Teterî ' '" Teniden ayağa kalkmıştı Maiçret. Küçücük odayı arşınlayıp duruyordn. Sylvie ayaklanna bakıyor, Joseph lse gözlerinl bi le kırpmıyordn. «Jaja: Bir nfak kadeb alır sın, değil mi? diye sordu. Bn. Uendisi için de bir «yuvarlama» tırsatı olmnştn. Maigret kararsızdı. Çalar saatin önünde nzun müddet durda. S»at altıyj çeyrek geçiyordu. Arkasına döndügfl zaman, agzından şu sözler çıktı: Hadi, ikiniı de beni takip edin. Sizi tevkif ediyorum.Ambrosini ürpermedi bn emlr karşısmda, hatta biraz alaylı olarak: Nasıl istersenlz, diye mınldandı. Komiser paralan eebine koydn, Sylvie'ye çantasını ve şapkasını nzattı. Söz verin bakayım bana Soksa kelepçeleri takarıra ha!» Korkmayın, mızıkçıhk edecek değiliz» Jaja Sylvie'nin kolları arasın da hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, kız cagız ise bu kncaklaşmadan bir an evvel kurtnlmağa bakıyordu. Jaja, gidenierin peşine takıldı. Zavallı hatnnn geri çevirmek için bir hayli lorlnk çektiler.' Her tarafta lâmbalar yanmata başlamıştı. Aksamın tenba sa atıydı gene. Beausejour otelinin hemen yanma kadar geldiler. Fa kat Josepb başını kaldmp ta bn yana bakmadı bile. Merkeze geldikleri zaman gün düz ekibi vazife degistiriyordu. Sekreter, komisere kâgitları im za ettirmek için acele ediyordu. Bn iki sahsı ayn ayrı olarak hapsedeceksiniz» Ben yarın onlan mutlaka görmeğe gelirim. Sylvie odanın ucundaki sıranın üzerine oturmnştu. Josepb de bir sigara sanyordu, fakat üniformalı bir polis memuru öfkevle onu elinden çekti aldı. (Devamı varl • • • • • • • esas mukavelenamemizin 24 üncü maddesi gereğince seçim yapılması, ücretln te« 5 İdare Meelisi Başkan ve üyelerine verilecek • • • • biü. 6 Esas Mukavelenamemizin 38 Ind maddesi mucibinc* 1966 yılı bilânçosunun tasdikine kadar vazife görecek kıplann seçilmesi ve ücretlerinin tesbiti, • • • 7 İdare Meclisi üyelerinin kendi veya başkası mura namma Şirketimizle iş yapabilmelerine ve Şirketimizin konusuna giren neviden muameleleri kendi veya başkası hesabına ifa edebilmelerine, Türk Ticaret Kanununun 334 ve 335 tnci maddelerine tevfikan izia verilmesi. Cumhurryet 2526^ •••••••••••••••••••••••••••••••»••••••••••••< Pikle Koyun Derisi İhraç Olunacaktır 1 Zeytinburnu Et Kombinamızdan 6738 düzlne pikle koyun derisi kapalı zarf içinde teklii alma suretiyle ilıraç olunacaktır. 2 Şartnamesi ve mukavele ömeklerl Genel Müdürlüğümüz ile İstanbul Bölge ve Zeytinburnu Et Kombinamız Müdürlüklerinden parasız almabilir. 3 Teklifler kapalı zarf içinde en geç 31 Mart 1966 tarih, saat 1730 a kadar Genel Müdürlüğümüz Yazı ve Arşiv tşlerl Şefliğinde bulundurulmalıdır. 4 Kurum ihaleyi yapıp yapmamakta ve diledlgina yapmakta serbestür. ET VE BALIK KURUMTJ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ <Baaın: A. 1983 9535 2539) üâncilık: 1806/2530
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog