Bugünden 1930'a 5,438,716 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

5 Mart 193T CUMHUBÎYET Henüz esrarı çözülmiyen bir vak'a Kadıköyünde bir ev yakıldı ve bir kadın öldü Evde bomba bulundugu iddiası tekzib ediliyor [Baştarafı 1 inci sahifedel Bu şayialara göre, evin gizli bir teşkilâta merkezlik ettiği, evde uygunsuz haller olduğu, burasmın gizli bir cepa nelik ittihaz edildiği söylenmektedir. Üsküdar Müddeiumumiliğine vaki oîan ihbara* üzerine bu ev sakinleri hak kında tahkikata başlanmıştır. Adlî tahkikat inkişaf etmiş ve bu arada Üsküdar Müddeiumumiliği tarafından kavga me selesi için bir ihzar müzekkeresi yazılarak polise verilmistir. evvelâ şaşkınlıktan dilleri tutulmuş ve etraftaki kalabalığa bakarak korkudan titremeğe başlamışlardır. Küçük millet Olmak f elâketi \Başmakaleden devam] Tren yolu Sstündeki kesilmiş ağaclcar Söylendiğine göre ölen Merycnı, SOD zamanlarda asabî bir buhrana kapılmış, hatta bahçede tren yolunun yamacmdaki ağaclan kesmiştir. Evde bir çaval evrak bulandu Memurlar dün de tahkikata devam etmişler ve evde bulduklan evrakı bir cıı vala doldurarak merkeze nakletmişlerdir. Üsküdar Müddeiumumisi Tahsin ve muavini Orhan evvelki akşam saat 17 den dün sabah saat 4,5 a kadar tahki katla meşgul oknuşlardır. Emniyet Müdürlüğü tarafından dün gazetecilere verilen izahata göre hâdise, siyasî bir mesele olmayıp, asabî bir ka dının aklî muvazenesinin bozulmasile ha* sıl olan bir vak'adır. Evin neden yakıldıgı bugun belli olacak ve bu suretle hâdisenin esran aydın • lanacaktır. thzar müzekkeresi infaz edilirkert EvveJki akşam saat 16 da bir polis memuru evdekileri karakola davet etmek üzere evin kapısını çalmıştır. Memur, beş dakika kadar kapıyı çaldığı halde evden hâçbir sada gelmeyince bu ailenin evde olup olmadığını komşulara sormuştur. Komşuların, Diruhi ile kızlannm sabahtaoberi evden çıkmamış olduklarını söylemeleri üzerine memur tekrar kapıya gelerek zili çalmağa devam etmiştir. Yangm başlıyor Tam bu sırada evin üstkatında înfi Iaka benzer bir gürültü olmuş ve evin üst kısmı yanmağa başlamıştır. Bu vaziyet karşısında Yeldeğirmeni karakolunda bulunan komiser Sami ile polis Fethi, vak'a mahallme koşmuşlar ve evin kapısım açarak içeride yarnnak tehlikesine maruz bulunanlan kurtarmak için çalıştnağa başlamışlardır. Yangm, itfaiyeye de haber verildiğin den Kadıköy grupu büyük bir süratle yeti$mi$ ve yangını söndürmeğe başlamıştır. Bu sırada ateşler evin sağ ve solundaki evlere de sirayet etmi| ve onların da saçaklan rutuşmuştur. Yaralı polisin sıhhî vaziyeti Yaralanan polis Fethi Haydarpasa Nümune hastanesine kaldırılmış ve tedavi altına ahnmıştır. Sıhlıî vaziyeti iyidir. Müddeiumumî Hikmet Onattn miihim beyanatı Müddeiumumilik hâdiseyi ehemmiyetle takib etmektedir. Vak'anm cereyanı tarzı ve Adliyenin Tardığı netice hakkında İstanbul Müddeiumumisi Hikmel Onat dün bir muharririmize şu beyanat ta bulunmuştur: « Vak'a, bir sabah gazetesinin nak lettiği gibi değildır. Hâdise şudur: Ev sahibi 6070 yaşlarmda Diruhi isminde bir Ermeni kadmıdrr. Kadın komşulanndan diğer bir Ermeni kadınla geçen gün kavga etmiştir. Bu kavga üzenne kadın karakola müracaat etmiş ve hakarete uğradığmı söylemiştir. Bu meyanda bu kadınm evinde bazı memnu eşyanın bulunduğu da ihbar edilmiş olduğundan alınan bir arama emrile memurlar dün eve giderek kapıyı çalmışlardır. Bu sırada bir kısrm memurlar da evin arka tarahnı tutmuş bulunuyorlardı. Evin ön tarafmda bulunan memurlar kapıyı çaldıkları halde ıçeriden kapı açıl" mamış ve ses verilmemiştir. Bilâkis bu sırada evin içinden alevler çıkmağa ve yanmağa başlamıştır. Evin içindekileri kurtarmak maksadile polisler evin önün den ve arkasından kapılan kmp içeri girmişler ve kadınra 40 yaşlarmdaki küçük kızı Mariyi boğazmdan bıçakla kesilmiş ve ölmüş bir halde bulmuşlardır. Memurlar üstkatta, şaşırmış bir halde bulunan Diruhi ile büyük kızı 45 yaşlarında Hayganuşu alevlerden kurtanp dışarı çıkar mışlardır. Yapılan adlî tahkikat neticesinde Marinin boynundan bir aleti katıa ile ve kendi kendisini öldürdüğü anlajılmıştır. Mari bugün Tabibi Adlî Enver tarafından muayene edilmiş ve verilen rapordan sonra defnine ruhsat verilmistir. Bu işle bugün Üsküdar Müddeiumu misi Tahsin, muavini Orhan ve Kadıköy Müddeiumumî muavini Şekib akşama kadar meşgul olmuşlardır. Yangm esnasında, bir gazetenin yazdığı gibi hiçbir bomba infilak etmis değiîdir ve yangın Eli bıçaklı kadın Bu arada polısler eve girmişler, fakat birinci kata çıkmak için merdıvene doğru yürürlerken elinde bir bıçak olduğu halde merdivenin ortasında duran Meryemle karşılaşmışlardır. Meryem, memurlara yukan çıkmamalannı söylemış, fakat polisler Meryemi ve kardeşile annesini ateşten kurtarmak için harekete geçmiş lerdir. Fakat bu sırada Meryem merdi venden yuvarlanmış ve elinde bulunan bıçak gırtlağma saplanarak ölüm halin de yaralanmıştır. Yaralı kadın derhal sokağa çıkanlmışsa da orada ölmüştür. Polis Fethi de bu arada boynundan ve elinden yaralanmıştır. Ana ile kıztn hali Memurlar yukan kata çıktıklan vakit ana ile kızın yanyana oturmakta olduk lannı görmüş ve ana ile kızı zorla sokağa çıkarmışlardır. Müddeiumumiliğin tahkikatı Hâdiseyi haber alan Üsküdar Müd deiumumisi Tahsin vak'a mahalline gelerek tahkikata başlamıştır. Emniyet bi rinci şube memurlarile ikinci şube mii dür muavini Fahri ve Kadıköy merkez memuru Hulusi de hâdise yerine gelerek tahkikatla meşgul olmuşlar ve lâzım gelen tedbirleri almışlardır. Itfaiyenin gayretile Diruhinin evi kısmen ve yanındaki iki evin de saçaklan yandıktan sonra ateşin önüne geçilmiştir. soldan geri hareketdle karşı karşıya kalındı? * * * Olan şey şudur: Alman Hariciye Nazırı Viyanada Habsburglar meselesine temas etmiş olsun olmasın Avusturyada bu fikir terakki edip gidiyordu. Burada AIman Italyan dostluğunun bir tezahürü gorülmek ikbza e*ti. Aknanya, Italyaya Avusturya istiklâli üzerinde yeniden teminat vererek bu Habsburg işinin durdurulmasını istedi, ve Italya bu Alman arzusunu is'af ederek Habsburg meselesiniın şimdi ortaya çıkarılmasına karşı olduğunu ilân etmiş bulundu. Böylelikle Avusturyanm güvendiği dağlara karlar yağdı. Kendi başına kalan ve bu halile büyük devletlerden meded uman her küçük devletin ugnyacağı akıbet: Küçük devlet, oyuncak devlet! * * * Parçalanan Avusturya împaratorluğunjı hiç olmazsa iktısaden vahdet gösterecek bir şekilde yeniden toparlamağa imkân bulunmadıkça her ikisi Cermen bireı devlet olan Avusturya ile Almanyanın yekdiğerrne kablmalan ergeç bir zaruret olacaktır sanılır. İki milletin birleşmelerine esasen garb devletleri muanzdırlar ve muahedelere bunun için çok sarih ve kat'î kayıdlar koymuşlardır. Buna rağmen Almanyada nasyonal sosyalizm iktidara gelmeden evvel iki milletin birleşmesine doğru gösterilmiş şiddetli temayüller ve atılmiş kuvvetli adımlar vardı. Fakat vaktaki Almanyada nasyonal sosyalizm Alman memleketlerini silip süpürerek bunlann cümlesmden bir Alman birliği husule getirmek yoluna döküldü, kendi benliğini muhafaza etmek istiyeu Avusturya bu hale düşmekten ürktü, ve bu hale düşmemek bususunda Italyada alabfldiğine muzaheret vadi bulduydu. Ancak îtalya Almanya ilej anlaştıktan sonra bu vaziyette büyücek bdr değişiklik oldu. O vakirtenberi İtalya, başka vaziyetlerin çaresizlikleri içinde Avusturya istiklâlini feda etmek mecburiyetinde karmış gibi bir manzara göstermektedir. İtalyanın samimî düşüncelerinde kendisi™ bu kadar ileri gitmeği kabul etmemiş saymakta olacağına şüphe yoktur. Fakat hâdiselerin zoru filiyatın başka bir cereyanda yürüdüğünü ispat etmekten hâli degildir. Bütün bu maceralar içinde goze çarpan korkunc hakikat şudur: Kendi başına kalarak büyük devletlerden meded uman küçük devletin hali. Bu sadece acınacak bir haldir. Bu halden almacak ibret dersi ise şudur: Küçük büyük her millet evvelâ kendine güvenmeği en başlı siyaset düsturu bilmeli, ondan sonra da kendisi gibi ve kendi halinde küçük devletlerle anlaşarak ve birleşerek daha kuvvetli bir cephe göstermcnin sırnna ve marifetine ermelidir. Yoksa adamı işte böyle bozuk para gibi harcarlar. Hükumetçiler anî olarak Toledo'ya saldırdılar Şehrin düşmüş olduğu hakkındaki rivayet teeyyüd etmedi. Ihtilâlciler Katalonya'nın maadin mıntakasını ele geçiridler Madrid 4 (A.A.) Havas ajansı muhabirinden: Hükumet kuvvetleri Talevera ile Toledo arasmda Tage nehrini geçmişlerdır. Bu kuvvetler, bu geçmeye 23 saatlik kanlı bir muharebeden sonra muvaffak ol ~ muşlardır. Bu muharebeye 30,000 milis iştirak etmiştir. Muharebeye topçu ve tayyare kuvvetleri de iştirak etmiştir. İhzarî mahiyetteki harekât, 3 hafta evvel, yani San Bartolome'de Las Abira" : tes'da hükumet takviye kıtaatmm tdhş dinden sonra başlamıştır. Bu kuvvetler, Tage üzerindeki ufak Malpica kasaba smı ele geçirmişlerdir. Pazartesi günü. muharebe Mescar köprüsü etrafmda ce reyan etmiş ve milisler bu köprüyü gece vakti geçmeğe muvaffak olmuşlardır. Madrid hükumet erkânı, bu harekât hakkmda şimdiye kadar azamî bir ketu miyet göstermiştir. Milislerin ileri hareke" ti, şimdi Talevera " Madrid Toledo yolunu tehdid etmektedir. Havas ajansı muhabiri, Toledo'nun zaptı haberini vermektedir. Ancak bu haber, henüz teeyyüd et miş degildir. Bununla beraber bu muhabir, civardaki tepeleri işgal etmek <mre tile milislerin esasen bu şehre hâkim ol duklannı ilâve eylemektedir. cinayetlerin cezası mutlak verilecektir. Bu cinayetlere önayak olanlarla elmı in san kanına boyamışlann cezası ölüm olacaktır. Fakat düşman saflannda bulu nanlara esas itibarile rahmetle ve müsamaha ile muamele edeceğiz. Bugün arzulan hilâfına ve kazaen düşman tarafmda bulunanlar pek çok tur. Bir çoklan da cehalet yüzünden bun" lara âlet olmuşlardır. Bu itibarla «rbize karşı silâh kullandı» diye önümüze geleni cani addetmiyeceğiz. Bunu daha ziyade bir bedbahtlık yahud delilik addedecegiz. Esasen bize bunlardan yüzlercesi da~ halet etmektedir. Ciddî cinayetler isle diklerinden şüphelendiklerimizi divanı harblerde muhakeme edeceğiz. Hiç kimseyi muhakeme etmeden mahkum etmi yeceğiz. Herkese şahid bulmak fırsatını vereceğiz. Şurasmı da anlamaktayız ki, umumî bakımdan harbi kazanmak bizim icin bi" rinci derece ve en kolay bir tedbirdir. Harbi kazanır kazanmaz zaferi kuvvetlendirmek, memlekette asayiş ve sükunu tesis etmek ve gayrimemnunlan memnun etmek işlerine bakacağız.» Al Ala Aîaca üçük mekteblılerden bir okuyucu hoşuma giden bir soru yaptu Cevabımı, büyük bir hazla veriyorum. Minimini yurddaşımın öğrenmek istediği şey şudur: Alaturka ve alafranga tabirlerindeki «ala» nm manası!.. Ala, eğer aldanmıyorsam, italyancadan alınmadır, aslı, «a ]a» dır. Türk selikası, ashnda ince okunan «1» harfmi kalınlastırarak dilimize mahsus olan ahengi, bu ecnebı tabire de yamayıvermiştir. «Usulünce» manasmı ifade ediyor. Fakat öz rürkçe bir ala daha vardır ki nida edatıdır: (Ala heya hey) tabirinde ve eskı vezirlerin, padi>ahlann öldürtecekleri adamlar için cellâda «ala bre» demelerlnde görüldüğü gibi!. Ala, gene türkçede «alaca» nm küçülrülmüş şeklidir ve arabca baras denilen hastahğı ifade eden bir kelimedir: Filân at ala getirdi, derler. Bu hastahğa tutulan hayvanlara da abraş ıtlak olunur. Söz, sözü açar, derler (ala) dan bahsederken «al» ı ve «alaca» yı hatırlamamak kabil mi?.. Al, Farisiden alınmak suretile halk dılinde kuvvetli bir yer işgal etmiştir. Parlak ve koyu kırmızı rengi gösterir: Al kadife, alyanak gibi. Bu kelime birçok halk vecizelerinin mihverini teşkil eder: «Esmere al bağla, geç karşısma ağla», «Al giymedim ki almaymı», «Kahpelik bir al gömlekrir, ya yeni görünür, ya eteği» sözlerinde olduğu gibi!Gene bu al kelimesi, at tonlannı if adede büyük rol oynar: Açrk al, koyu al, kiraz alı, kestane alı, yanık al gibi!Kadın zarafeti bu kelımeden «allığı» çıkarmışür. Alaca, halis türkçe olmakIa beraber renge taalluk ettiği için Farisiden gelme olan (al) ile büyük bir yakmlık gösterir: Alaca esvab, alaca kumaş tabirlerinde olduğu gibi!.. Ukalâdan geçin«nler «alaca» yerine «elvan» kullanırlar ki gülünc bir tasarruftur. «İnsanm alacası içindedır, hayvanmki dışmdadır» sözünde ahlâkî ve terbiyevî bir nükte vardır. Gün batımile yatsı arasmdaki ne açık, ne karanlık devreyi ifade eden ve bu devredeki hafif esmerliği canlandıran «alaca karanlık» tabiri, türkçemizin en İtuvvetli ıstılahlanndan sayılabilir. Onun tazammun ettiği mefhumu «kaşık çalrmı» tabirile de ifade eden yerler varsa da zarafet ve kuvvet ötekindedır, ikincisi zayıftır. «Karmakarışık» demek olan alaca bu~ Iaca ile selim zevkleri incitecek surette yanyana getirilmiş renklere tahsis olunan deli alacasım da kaydettikten sonra arabcadan dilimize geçen iki türlü âle geçelim: Bunlardan biri hile, hud'a, dübara, oyun, düzen, dek mukabil veya müradifidir, Osmanlı şairlerinin şiirlerinde sık sık göze çarpar. Ikincisi soysop ve hanedan manasma gelir: âli Selçuk terkibinde görüldüğü gibi!.. Bu ikinci manada ve eski lehçede en meşhur misali «âli aba» sözüdür. Âli aba Islâm tarihinde çok kuvvetli bir yer almıştır. Tabir, Hazreti Peygamberin bir gün kızı Fatma ile damadı AIiyi ve onların çocuklan Hasanla Hüseyni bir arada uyur görerek yanlanna uzanıp yatmış, abasını da üzerlerıne örtmüş olmasından doğmuştur. Gene eski eserlerimizde bir âli Hamîm sözü vardır, Kuranda Hamîm kelimelerile başlıyan surelerin mecmuuna ıtlak olunur. Modrid çok feci bir vaziyette Daily Express gazetesi tarafından Madridde, oradaki kadın ve çocuklann vaziyetlerini tetkik için yollanan kadın gazeteci Hilde Marchant İspanyadan dönerek gazetesine ilk yazıyı yazmıştır. Bu yazının enteresan kısımlarım hulâsa ediyoruz: «Madridde artık tam manasile açlık başgöstermiştir. Muhasara başladığı za " man esasen çok kıt bir halde bulunan yiyecek büsbütün azalmıştır. Bir avuç fa* sulya veya birkaç lâhana yaprağı alabilmek için kadınlar uzun zaman ayaküstü beklemek mecburiyetindedirler. Yiyecek almak için bekliyen kadmlar arasmda arbedeler zuhur etmektedir. Çünkü bazı kere bir övün yemek alabilmek için 26 saat beklendiği vakidir. Bu açlığa, çocuklannm; yavrulannm açlık vaveylâsma Madrid anakınnm daha ne vakte kadar tahammül edecekleri kat'î olarak kestirilemezse de, muhakkak olan şey, General Franco'nun Madridi açlıktan teslfm olmağa mecbur edinciye kadar muhasaranın devam edeceğidir. Otellerde oturanlann da yiyecekleri pek calibi işteha birşey değildir. Maamafıh bu, halkın yiyeceğinden kat kat daha iyidir. Bazı zamanlar açlık o safhayı bul" maktadır ki yiyecek ekmek bulmak için halk bombardıman, tayyare ve bu gibi büyük tehlikeleri bile hiçe sayarak can vermiş bir milisin dağarcığmdaki ekmeği almak üzere araştırmalar yapmaktadır.» Haber teyid edilemiyor Madrid 4 (A.A.) General Miaja, hükumet kuvvetlerinin Toledo'ya girmiş olduklanna dair olan haberi, teyid ede~ miyeceğini söylemiştir. Hususî bir takım membalardan gelen haberlerde asilerin Alcazar'in gerisinde tahkimat yapmış olduklannı ve fakat ilk muhasarada olduğu gibi oraya iltica et" memiş bulunduklan tasrih edilmektedir. Muhtelif cephelerde ve bilhassa Mad ridde Üniversite mıntakasında musade • meler olmuştur. Hükumet kuvvetleri, Motrik mıntakasındaki bati ileri hareketlerine devam etmektedirler. , Katalonya maden mıntakası ihtilâlcilerin elinde Salamanka 4 (A.A.) Dün milliyetperverler Teruel cephesinde Montaı" ban yakınındaki Utrillas mevkiini zaplet" mişler ve bu suretle Katalonya maden bölgesini tamamen ellerine almışlardır. Alman sefiri de itimadnamenni General Franco'ya verdi Salamanca 4 (A.A.) Yeni Alman sefiri General Von Faupel, itimadnamesini General Franco'ya takdim etmiştir. Bu merasim, İspanyol Alman dost" luğunun tezahürüne vesile teşkil etmiştir. Bu merasime şehrin ve civannm bütün ahalisi iştirak etmiştir. YUNUS NADt yerinde de buna dair hiçbir eser bulunamamışnr. Ancak biraz sigara kâğıdile kadınm üzerinde muhtelif devletlerin altın paralanndan 50 lira kadar ufak bir meblâğ bulunmuştur. Polislerden biri, üzerine düşen bir camdan yaralanmıştır. Bugün yaprian adlî tahkikatm neticesinde yangınm petrolla çıkanldığı kat'iyetle anlaşılmıştır. Şimdi meçhul olan bir iki nokta kalmıştır. Bu da kadınm niçin kendi kendini öldürdüğü ve yangınm niçin çıkanldığı dır. Bu keyfiyet te tahkikat sonunda belli olacaktır.» dan çıkan mce bir ses delâlet ecriyordu. Doktor hastanın başmı rşığa doğru biraz meylettirirken onun dizleri büsbütün kısıldı ve kımıldamıyan dudaklan arasmdan hafif bir inilrj çıktı. O zaman Orhan, dün bu nevi hastalann boyunlannı iğemediklerini söyliyen asistamn sözlerini hatırlamışrj. Doktor Vedianm kalbmi muayene ettikten sonra, tansiyonunu almak için bir kolurru örtünün altmdan çıkararak yukanya kaldırdı. Bu çıplak, bembeyaz, körpe ve narin kol, kendisine verilen her şekle itaatile bir ışık hafifliğinde görünüyor, ucunda incecik bir el, rüzgârdan kaçan beyaz bir alev gibi en küçük hareketlerle sallanarak aşağrya doğru sarkıyordu. Doktor tansjyontı aldıktan sonra hasr tanm üstüne iğildi ve bağırdı: lyisirfiz, değil mi? Tabiî... belli... iyisiniz. Güzel güzel. uyumuşsunuz. Hasta kaşlannı kaldırdı. Doktor onun alnına yapışan saçlan kenara çekerek: Yok, yok, dedî, başağnlannız hafiflemiş olacak. Şikâyet etmiyorsunuz. Hastanm ağzmdan bir inilti daha çıktı. Orhan ona yaklaşarak bir elini tutmuş, nereye baktığı hâlâ belli olmıyan gözlerinden kendi istrkametine gelecek bir bakış bekliyordu. Fakat Vedia gözlerini General Franco'nun beyanatı Dün şehrimize gelen Daily Mail gazetesinin hususî muhabiri Salamanca'da General Franko ile konuşmuştur. Bu mülâkatın entresan kısımlarım alıyoruz: « Ancak insanî ve âdil bir idare nin birleşik bir Ispanyanın refah ve saadetini kâfil oluğuna inanmaktayız. Burada Salamanca'dan harbi idare eden biz müliyetperverler, unutmuyoruz ki Burgos'tan îspanyanm yansından faz" lasmı idare ediyoruz. Karşımızdaki kızıl düşman sayılamı yacak derecede cinayetler islemiştir. Bu kapadı ve yüzünü sol tarafa çevirdi. Orhanın avcu içindeki elinde kemiksiz ve mukavemetsiz, ılık bir yumuşakhktan başka hiçbir canlı madde hassasiyeti yoktu. Doktor ayağa kalkmış, birkaç adım uzaklaşarak Orhanı bekliyordu. Asistan aletleri topladı. Fakat Orhan kalkacağı yerde yatağm kenanna oturmuş, Vedianm yüzüne daha yakmdan bakıyordu. Doktor biraz bekledi; sonra ağır ağır kapıdan çıkarken, Orhan da kalkarak onu takib etti. Derdiven başmda, camlı kapının önünde durdular. Doktor Orhanın bir elini tutarak: Azizim, dedi, bir menenfıt tüberkülözden evvel düşüneceğimiz şeyler var. Vaziyet daha müphemdir. Nabız süratli, yani tazyik az. Hastanm lehinedir bu. Bir emorojiden endişe etmiyoruz. Fakat, buna mukabil, hasta nahoş bir torpör geçiriyor. Umumî tablo hem iyiliğe ve hem vahamete doğrudur. Size hakikati söyleyim: Hastanm bütün istikbali adeta bu gece belli olacaktır. Orhan telâşmı gizlemeğe çahşarak sordu: Ne gibi? Doktor s«sini alçaltarak: Bu gece kurtulursa iyi, dedi. Sonra Orhanrn koluna girerek ilâve Küstah bir ahlâksız tevkif edildi Dün, Yedikule tramvayında çirkin bir hâdise olmuştur. Sabah saat 8,30 da mek tebe gıtmekte olan 13 yaşlarında bir kıza elle tecavüz etmeğe kalkan Parseh ad^nda biri tecavüzünü ileri götürmüş ve tramvayda bulunan kızın babası tarafından polise şikâyet edilmiştir. Mü tecaviz dün cürmü meşhud üçüncü sulh ceza mahkemesinde bir ay hapse mahkum olmuş ve tevkif edilerek hapisaneye yollanmıştır. etti: Desizif bir safha geçiriyor. Yapılacak şey yoktur: îlâclara devam. Ben gece de gelirim. Fevkalâde birşey olursa eve telefon edersiniz. İki basamak indi; birdenbire durarak, arkasından gekn Orhana döndü ve tıpkı biraz evvel asistan gibi: Hasta size çok yakın mı? diye sordu. İlk basamağm üstünde, duvar tarafına doğru bir adım atarak, «eveb> cevabım veren Orhanın gözleri gene kararıyordu. Ev kasden ateşlenmiş Yapılan tahkikat neticesinde evin, yakmak kabiliyeti yüksek bir madde ile kasden tutuşturulduğu anlaşılmıştır. Polisler tarafından kurtanlan kadınlann M. TURHAN TAN Cumhuriyetin edebî tefrikası: 8 BİZ İNSANLAR Yazan: Peyami Safa man fikrini teşevvüşe uğratan bulanık ve tortulu bir aydmlık içinde, üstlerine birer boya lekesi gibi düşen gölgelerle bütün eşya kirli ve abraş bir renk ahyordu. Elinde aletlerle içeriye asistan da girdi. Karyolanın ayakucunda duran hastabakıcı, doktorun bir bakışma cevab vererek anlaüyordu: Otuz sekiz iki. Başağnlan hafifledi biraz. Jki saat kadar daldı. Nabız süratlidir. Hâlâ dalgın. Bağırmazsanız duymuyor. DolktoT hastaya yaklaştı re ilkönce nabzına ba/ktı. Arkasmda duran Orhan gözlerini Vedianm yüzünden ayırmıyordu. Onun sabahki teşenndcleri ve başağnlan esnasmda bu yüze musallat olan yabancı buruşuklardan henren hiçbiri şimdi yokru; fakat yanaklann ucundaki birer parça pembehkten de eser kalmamış, bütün yüzünü dümdüz ve Orhanın aşma olduğu çizgileri 6e silen bir beyazlık kaplamışh. Yanına yaklaşıldığı halde gözlerinde şuur belirmiyor, hayatta olduğuna ancak sık sık nefes alırken burnun Bir sükut fasılasından cesaret alarak teşekkür etti ve ayağa kalktı. Asistan da ona yaklaşmış, birkaç dereceyi ansızın aşan garib bir samimiyetle sormuştu: Rica ederim, doğru söyleyin, hasta sizin neniz oluyor? Odaya doktor Mümtaz Âdil girdi. Evvelâ saatine, sonra Orhanın yüzüne bakarak: Yarrm saat evvel geldim, sizi bekletmek istemedim, buyurun, hastanm yanına çıkalım! dedi. E Vedia Neyyir, dizlerini yukan doğru kınnış, yüzü ışığm aksi tarafına dönük, arkaüstü yatıyordu. Başma koyduklan kırmızı lâstik buz torbası altından çıkan bir tutam ince san saç alnına yapışmışh. Yan kapalı gözleri kapı tarafına doğru bakıyor, fakat kendisine doğru yürüyen Orhanla doktorun hareketlerini takib etrniyordu. Odanm perdeleri yan inikti ve ne geee, ne de gündüz intıbaı verdiği için za sınıfm penceresi önünde, on, on beş kişiIik bir çocuk halkası ortasında kalan Cemil, iki elini de birbirine ekliyerek yüzünün sol tarafma kapamış, açıkta duran bir gözile yere bakarak, ikibüklüm, avcunun altmda sıkışan ağzmdan ulumaya benzer boğuk sesler çıkanyor, parmaklannm arasından sızan kan bileğine dogTu yürüyor ve yere damhyordu. Elleri krpkırmızıydı. Çocüklar Orhanı görünce, bir an için sustular ve on adım uzakta, kestane ağacının altmda boynunu kısmış ve omuzlannı yukan kaldırmış, bir suçlunun itirafa muadil hareketsizliği içinde Orban Şakir, Vediayı Mütarekenin duran Tahsini göstererek, yüzlerini kızartan haykırışlarla, taşı onun attığını ikinci senesinde, bir kış günü tanıdı. Boğaziçinde hususî bir lisenin ilk sınıf söylediler. lan başmuallimiydi. O gün, dördüncü Orhan, umumî bir sükun telkin etmek dersten çıkınca, kürsüde unuttuğu tesbihi istediği zamanlar yaptığı gibi, tesbihini ni almak için tekrar sınıfa girerken, hava çocuklann başına doğru havada sallakunı olduğu için arka bahçede oynıyan dıktan sonra ellerini arkasına koyarak çocuklann her zamanki çığlıklanndan Cemile dogru ilerledi ve onun yüzüne farklı bir haykınşma duyunca hemen ge doğru iğilerek sol yanağı üstüne kapadığı elinin parmakları arasındaki yanklarriye dönmüştü. Onu aramak için sınıfın dan felâketin derecesini anlamıya müsaid önündeki divanhaneye kadar gelen bir bir işaret görmek istedi. Fakat endişe vekaç çocuk, hâdiseyi hep bir ağızdan, barici bir bollukla akan kahlar parmaklağırarak haber verdiler: Tahsin bir taş rın arasını doldurmuştu. atarak Cemilin başmı yarmıştı. lArkası va. Orhan hızla yürüdü. Bahçede, ikinci II
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog