Bugünden 1930'a 5,476,064 adet makale



Katalog


«
»

28 Mart 1937 CUMHURİYET Topkapı sarayı kütübhanesinin lâ tınce eserleri meya nında, çok güzel ve resimli bir kitab vardır. De re militari adlı olan bu kitab 1472 senesinde İtalyanın Verome şehrinde basılmıştır. Müellifi Rimsinili Roberto Valturyo olup kitab, İtalya da baskı işleri baş ladığı vakit ikinci olarak basılmıştır. Lionardo da Vinci hatıratında kütüb hanesinde en sevdiği kitablann dördüncüsü olarak bunu gös termektedir. Eserin birinci basıhsı 1472 dir ki bu müzemiz de bulunmaktadır. Sonradan Bolon ya'da, 1532 33 te Pariste lâtince tabıları yapılmış ve AvrupaTopkapı kiitübhanesinde ((Türkiye sulhcu İŞ BANKAS113 YAŞINDA nm en mühim bir kitab Bu millî müessesemizin memleketidir)) De re militari «Askerî şeylere dair» isminde olan Bir İngiliz muharririnin bugünkü hali göğsümüzü şayani dikkat makalesi bu kitabı Fatih 465 sene evvel getirtmişti kabartacak bir neticedir Morning Post gazetesinin orta Avru pa muhabiri Ankarayı ziyaret etmiş ve gazetesine, intibalan hakkında çok sitayişkâr bir lisanla bir makale yazmıştır. Durmadan çalışan Türklerın yeni merkezlerini bir Avrupa şehri haline koy duklannı söyliyen muhabir Ankaraya nazaran İstanbulu daha bakımsız bul maktadır. Yüksek mehafilin Ankarayı sakin bir çalışma merkezi yapmak istediklerini yazdıktan sonra muhabir diyor ki: «Atatürkü çalışma hususunda nümune ittihaz eden Türkler, onun ilhamile durmadan ve büyük bir programın ba şarılması için çalışıyorlar. Sükun ve huzur içinde çalışma bakımmdan denebi lir ki Türkiye Avrupada en sulhçu ve sakin bir memlekettir. Dahilde sulh ve sükun içinde yaşıyan Türkler, Hatay davasının hallinden sonra büsbütün sulh ve müsalemete kavuşmuş bir haldedirler. [Baştaraft 1 inct sahifede) heyetimizde göriişülecektir. 1936 da bankamızm işleri, memleketin umumî vaziyetinde olduğu gibi, bir yıl evvele nisbetle inkişaf göstermiştir. Mahsullerin süratle ve memnun edici fiatlarla satılmış bulunması, seyyal banka muamele hacmini genişletmiş; ikrazattan yapılan tahsilâtta kolaylık temin etmiş ve umumiyetle plâsman büyümüştür. Ayni yılda piyasalarımızda iflâs ve konkordato vak'alarının normalden aşağı olduğunu kaydederim. Ekseri şubelerimizden alınan daha iyi neticelerle partisipasyonlanmızın ayni yıldaki mahdud randımanlan bir araya gelince, bankacılık sahasmdaki verimli çalışmamız sayesinde aynca dahilî ihtiyatlar tefrikinden başka, 1936 da 1935 ten fazla bir safî kâr elde ettiğimizi memnuniyetle işaret etmek isterim. Bankamızın 1936 daki kârı 735 bin lirayı geçmiştir. Bu meblâğm gerek bankalar kanunu, gerekse nizamnamemiz hükümlerine uygun olarak ayırdığımız ihtiyatlarla bankamızın ihtiyat akçesi 3,250,000 liraya yükselmistir. mî dır. Yurdun toprakaltı servetlerinden birini değerlendirecek olan Ergani Bakır Şirketi 1938 yılının ortalannda bakır ihrac etmek üzere tesisabnı ikmalle meşgul dür. Asmak lindeki kâğıd tomarını, bir kumaş topu açar gibi, kat kat ve perde perde yaydı, birçok derkenarlar ve birçok imzalar gösterdi: Benim iş, dedi, gene askıda kaldı. Rahmetli kocam nüfus kütüğünde hâlâ sağ. Bugün Akçedağdan sordular. Orada da diri görünürse ben kocası ölü bir evli kadın olup çıkacağım! Zahmetli kocasmı nezaket gösterip rahmetli diye anan kadıncağıza içimden sabırlar temenni ederken zihnimde de «askı» kelimesi, tıpkı o kâğıd tomarı gibi açıhp saçılıyordu. Malum ya, askı, asmak masdanndan gelir. Fakat bu masdar, askıya vanncıya kadar daha neler ve neler doğurmamıştır?.. Surat asmak en başta olduğu halde kulak asmak, balta asmak, asıp kesmek gibi tâbirler hep onun yavmlarıdır. Asıp kesmek, istibdad devrinin mümeyyiz vasfıydı. Balta asmak, tarihî bir tâbir olup Yeniçerilerin temeli yükselen yapılara, limana gelen gemilere birer balta asarak yapı ve gemi sahibinden para istemelerini ifham eder. Fakat asmak maddesinden tahfifî masdar olarak tekevvün eden asma, aslından çok daha dallı budaklıdır. En çok çardağa alınan üzüm ağacı mânasına kullanılan asma, ipe çekilme mefhumunu da taşıdığı gibi mimarlıkta asma oda, asma dere, mühendislikte asma köprü, kafesçilikte asma beşik, hayvanatta asma biti, nebatatta asmacık, dülgerlikte asma kapı, asma kilid, evcilikte asma yatak şekillerini alır. Asma saat, asma kabağı, asma kuşu da gene bu asıldandır. Bağcılıkta frenk asmasile akasma, çiçekçilikte de gene ak asma, yabanî asma meşhurdur. San asmanın eti lezzetle yenir bir kuş olduğunu avcılar söyleyip dururlar. Boyacılıkta asma filizi tabiri açık fıstıkî rengi gösterir. Asmak, müteaddî fiil olmaktan çıkarılıp ta meçhul fiil haline ve asılmak şekline konulursa bir kat daha zenginkşir. Yalnız ipe eekilmekle değil, bir adamın başına musallat olup yüzsüzlükle meram yürütmeğe çalışmaya da asılma diyen Arabların retka* dedikleri bedenî eksiklikle malul kadmlara asılık diyoruz. Darağacma lâyık kötü adamların sıfatı türkçede asılasıdır ve «asılası suda boğulmaz» meseli de o gibiler için darbolunmuştur. Fakat halk dilinde asmaktan, asılmaktan, asmadan, asılmadan, asılacaktan, asılasıdan ve asılıktan çok daha fazla kullanılan kelime «asıntı» dır. Bir işin sonraya kalması, geriye atılması, yarına ve yarınlara bırakılması mânasına gelen asıntı, kırtasiyecilik tarihine pek sıkı surette bağlı ve bu haysiyetle de çok canlı bir tabirdir. Rahmetli kocasmı yavaş yavaş zahmetli olarak anmağa hak kazanacagını söylediğim kadın gibi aylarca kapı kapı dolaşan iş sahibleri «asıntı» nın mağdurlarıdır ve bunlara, ne yazık ki, bugün dahi tesadüf olunuyor. Vaktile işleri askıda veya asıntıda kalanlar: Biz diyorduk ki bu işler görülür bir g'dnde Elti ferdalara talîk fakat biz asıla! Derlerdi. Bu çeşid yaşadığımız günlerde rek! sızlanışlar, içinde duyulmamak ge Endüstri programı Kitabı Fatihe gönderen Prens Sigismondon'un 1417 de yapılan tir resmi Ambrozyano'da ve bir cildi de Britiş Müzeumdadır ki, İngilizler bu el yazısını 1862 yılında 60 İngiliz lirası mukabilinde satın almışlardır. Elimizde bu lunan baskı eserin sonradan getirtilmiş olması muhakkaktır. Çünkü Prens Sigismondo Fatihe kitabı 1463 te göndermiş 1464 te Venedik büyük konseyi huzu runda San Marko kilisesinde kılıc koşanarak Fatihe harb ilân etmiş ve iki sene süren Mora muharebesinde mağlub olmuştur. Mağlubiyetinden dört sene sonra yani 1468 de vefat etmiştir. Saray kütübhanesindeki kitab da Prensin ölümünden dört sene sonra yani 1472 de basılmıştır. Bu kitabın bilâhare Fatih tarafından müellifinden istenilmiş olması muhtemeldır. Zira Fatih 1481 de Roberto Val turyo 1484 te ve madalyacı Mattio Pastide 1440 ta ölmüşlerdir. Kitab askerî bakımdan çok kıymetlidir. Bu memîekette muhalefet namına bir şey yoktur. Buna sebeb hükumetin muvaffakıyetleri ve memlekete olan hizmetleridır ki bunların aksıni hiç kimse iddia edemez. Memîekette işsizlik te yoktur. Türkiyenin tabiî kaynaklannı inkişaf ettirmekle meşgul olan Türkiyenin komşularile hiç münazaalı işi mevcud değildir. Onu hiç kimse tecavüzkâr emeller beslemekle itham edemez. Balkan An tantı mekanızmesi sayesınde Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya ile samimî bir teşriki mesai ahengi kurmuştur. Büyük devletlerle olan münasebetlerinde bitaraflık ve istiklâl gösteımektedir. Asabî bir hava içinde yaşıyan muhtelif cereyan lara kapılmış ve halkı ezilmekte olan bir çok memleketleri gezdikten sonra Tür kiyeyi ziyaret insana bir ferahlık vermektedir. Burada insan kendini, nefsine itimad sahibi ve elbirliğile çalışan bir milletle karşıkarşıya buluyor. Daha iyisi, bu memleketin komşularile kendini müna zaaya tutuşturacak hiçbir emeli olma masıdır.» 1489 da da Verume şehrinde ikinci defa olarak italyanca basılmıştır. Kitabın içi 1450 den 1472 ye kadar ordularda kullanılan esliha, makineler, binalar, hay vanlar ve ordu kıyafetleri resimlerile doludur. Bu resimler meşhur İtalyan san'atkârı Mattco Pasti tarafından yapılmıştır. Prens Sigismondo, Dante'nin Cehen nem adında besinci şarkısında süründür düğü Paolo il Bello ile âsıkı Fromeska'nm ahfadındandır. Napoli Krallığı, Venedik, Sicnu ve Papalık maıyetınde çalışmış ve Venedik tarıhınde büyük bir ün bırakmıstır. Venedik Cumhuriyeti tarafından Prens ılân edilen Sigısmondun Fatih nezdınde Gıralamo Mıcheli ısmınde bir sefiri bulunuyordu. Fatih Prensin maiyetınde san'atkâr bir madalyacının olduğunu haber almca sefire bir mek tub göndererek, san'atkârın kendisine gönderılmesını rıca etmıstı. Prens Fati hin mektubuna verilecek cevabı müze mizin kiitübhanesinde bulunan De re Militari (askerî şeylere dair) eserin müelÜfi Rabinto Valturya'ya emretmişti. El'an İtalyanın Murano şehrinde 1463 tarihli bir el yazması içerisinde bulunan ve Fatihe yazılmış olan bu lâtince mek tubun tercümesini okuyucularımıza su nuyoruz: «Azametlu ve şevketlu Türk Sultanı Mehmed, Rimınılı Robinto Valturyo'nun (De re militari) (askerî şeylere dair) adlı eserini ben, Prens Damimo Sigismondo Malatesta istemiş olduğunuz madalyacı Mattiu Pasti ile sunuyorum.» Murano şehrindeki bu mektubdan anlaşılıyor ki Fatihe gönderilen kitab el yazısı idi. Zira 1463 te İtalyada baskı işleri yoktu. 1936 yılı temettüü Hissedarlanmız umumî heyeti tarafından tasvib edildiği takdirde, 1936 yılı temettüü olarak on liralık beher hisse için % 9,2 kuruş hesabile 92 kuruş, beher müessis hissesine de 9 lira; kanunî vergileri tevkif edilerek dağıtılması kararlaşmıştır. Partisipasyonlanmızın bankacılık sahasmdaki işlerimize nisbetle daha dun netice vermiş olmasında aranacak sebebleri izaha girişmeden, memleketin umumî menfaatini daima ve herşeyden üstün tutarak endüstride karşılaşılan müşkülleri yenmeğe çalıştığımızı ifade etmeliyim. Birinci endüstri programımn tahakkuku yolunda millî bankalar hissesine dü şen vazifelerden biri de Malatya mensucat kombinasının kurulmasıdır. Bu maksadı temin için Ziraat Bankası ve Sümer Bankla bankamızın müsavi nisbette iştiraklerile kurulan şirket faaliyete geç miş bulunmaktadır. Kombina zamanın da çalışmağa başlıyacaktır. Türkiyenin millî davaları arasında yer alan endüstrileşme hareketi plân ve ihtisasla başarılırken, bankamıza da vazife verilmiş olması; müessesemize kıymet ve şeref vermiştir. Birinci beş yıllık program zamanın dan evvel başarılması ve ikinci beş yıl lık programın hazırlanmış bulunması bu hareketin, memleketin ekonomik bünyesine uygunluğunu; ve böyle bir harekete ilan ihtiyac ve tahassürünü isbat eden bir delildir. Son aylarda demir, kâğıd, şeker gibi maddelerin dünya piyasalannda görülen fiat yükselişi ve bunlan yurd dışından temine mecbur olan memleketlerin tesadüf ettikleri müşküller; hayat ve istiklâlimizle alâkalı olan endüstrileşmemizdeki yüksek isabeti derinleştirmektedir. Ucuz şeker davasının tahakkukundan sonra memleketimizde günden güne artmakta bulunan şeker istihlâk nisberi, istihsali çoğaltmak için yeni tedbirlere başvurmayı zarurî kılmaktadır. Bankalar kanunu Geçen haziranda mer'iyete girmiş bulunan bankalar kanunu millî bankacılık sahasında faydalı tesirlerini gösterecektir. Bankamız, çalışmalarını bidayettenberi teknik esaslara istinad ettirdıği için; bu kanundaki hükümlerden çoğuna esasen riayet eylemekte idi. Bunun içindir ki müessesemiz kanuna intıbak için zorluk çekmiş değildir. İştiraklerimiz Bankamızın hissedarı bulunduğu «Türkiye Şeker Fabrikalan Anonim Şirketi», geçen yıl bazı mıntakalara ârız olan pancar hastalığı yüzünden az randıman vermiştir. Çok nazik bir endüstri şubesi olan şeker için hükumetimizin daima gösterdiği yakın alâka ve hassasiyetin bir misalini de son defa aldığı himaye tedbirlerinde görmek kabildir. Bu sayededir ki, şirket, 1936 bilânçosunda ancak % 6J/2 kâr temin edebilmiştir. Kömür işlerimizden geçen yıl alınan neticeler normaldir. Şişe ve cam fabrikamız ise ilk çalışma yılını muntazam faaliyetle başarmıştır. Bu nevi eşya ihtiyacımızın mühim bir kısmını muvaffakiyetle imal eden fabrikamızın hergün daha iyi şartlarla piyasaya çıkardığı eşya rağbet görmektedir. Bu mevzu üzerınde görüşürken, mütemadiyen düşürülen damping fiatlarile ve bu fiatlarla memlekete sokulmuş stoklarla mücadeîe etmek mecburiyetinde kalındığmı da söylemek lâzımdır. Sigorta ve Reasürans şirketlerimiz memleket için faydalı çalışmalarına de vam etmektedirler. Geçen yılın başlangıcmda İnhisarlar İdaresi ve Ziraat Bankasile müştereken kurduğumuz «Tütün Limited» şirketi bir yıl zarfında tütün mahsulümüzden dışarı memleketlere iyi satışlar yapmıştır. «İş Limited» ve «Pamukiş Limited» şirketlerimiz de geçen yılki çalışmalarmda muvaffak olmuşlargizli bir hasretim de vardı. Böylece... amcama bir mektub yazmak ihtiyacıma karşı gururumun mukavemetleri azalıyordu. Eğer bu arzuya mukavemet ede medimse, gururum yenildiyse, bunun sebebi irademin gevşekliği değil, diyorum şimdi, hayır, bu değil, onun köklerindeki tahavvüldür, diyorum. Orhan koltukta başını arkaya salıverdi. Yüzü çok konusmanın yorgunluğun dan sararmıştı. Birbiri üstüne sigaralar da içmiş olduğu için, göğsünde ve midesinde baygınlığa yakın bir eziklik duyuyordu. Necati ayağa kalktı: Birşey yemelisin! dedi. Hayır! Mıdem bozuk, hiç birşey istemiyor. Sigara içmezsem belki acıkı nm. Necatinin endişelerini dağıünak için Orhan doğruldu: Çok sigara içiyorum! dedi. Necatinin düşündüğü şeyi söylemişti. Günde iki paketten fazla, diye ilâve etti. Sobaya odun attıktan sonra yerine oturan Necati: Şimdi azizim, dedi, biraz da işin maddî tarafını konuşalım. Ben bunu günlerdenberi düşünüyorum. Nihayet hallettim. Biliyorsun ki benim için gaye hususî mekteblerdeki derslerimi azaltmak ve resmilerdekini çoğaltmaktı. Şimdi Vefa YAŞAR SİHEY ÜNtVERStTEDE İktısad Fakültesinin çayı Istanbul Üniversitesi İktısad Fakültesi, dün, Dağcılık kulübünde bir tamşma çaya vermiştir. İktısad ve diğer fakülteler talebe ve profesörleri ve mümtaz bir davetli heyeti bu ziyafette hazır bulunmuş ve saat on bire kadar güzel bir vakit geçirilmiştir. ADLÎYEDE Eroin şebekesi hakkında verilen karar Bundan bir müddet evvel Beyazıdda Tavukpazarmda bir erom şebekesi meydana çıkarılmış ve bu şebekenin lise ve Ünıversıte gencliği arasma girerek beyaz zehiri satmak cür'etini gösterdiği yapılan tahkikat neticesinde anlaşılmıştı. 9 numaralı İhtısas mahkemesi bu şebeke efradmı muhakeme etmiştir. Duruşma neticesinde suçlulardan Nigânn bu işle bir alâkası olmadığı görülerek beraetine karar verilmiş, diğer suçlulardan Yaşar ve Belkısm ise beyaz zehiri satmakla beraber bunun zavallı birer müptelâsı oldukları anlaşılmıştır. Bunlar altışar ay hapse mahkum edilmişlerdir. Fakat bu cezalarmı Bakırköy Akıl hastanesinde müşahede altmda geçireceklerdir. Tasarruf hesabları Belediye kooperatifinin toplantısı Belediye kooperatıfi senelik içtimaını akdetmiştir. Kooperatifin bu seneki top lantısına, Belediye memurlarüe diğer azalann hemen ekserisi iştirak etmiştir. Toplantıda idare heyetıle murakıbların hazırlamış oldukları raporlar okunmuş ve münakaşasız tasvib edilmiştir. Kooperatif müdürü Ankaradaki temaslarım anlatmıştır. Bu izahattan da Ziraat Bankasından 80 bin liralık bir istikraz temin edıldiği, bu paradan 30 bin lirasımn şimdi almarak istiyen memurlara verıleceği, mütebaki 50 bin liranın da, azanm kışlık ihtiyaclarına sarfedilmek üzere teşrinievvelde alınacağı anlaşılmıştır. Toplantıda bu seneki temettüün, ileride kurulması düşünülen teavün sandığına devredilmek üzere hususî ihtiyat akçesi olarak ayrılmasına karar verilmiştir'. min saiki bir «his» değil mi? Böyle daha ne vak'alar... En sonuncusu şu Tahsin hâdisesi... Çocuğa karşı merhametim bir «his» değil mi? Hazım cihazımın taleblerine rağmen! Aç kalmak ihtimaline rağmen! Benim o mektebde kalmam için hatta müdür kadar opürtünıst olmama ıhtiyacım yoktu. İşi idare edebilirdim. Maaştan biraz fedakârlık... Celâlle biraz daha hoş geçinmek... Hatta guru rıımdan birşey feda etmeğe mecbur ol madan, hatta fikirlerimden de birşey feda etmeğe mecbur olmadan o mektebde kalabilirdim. Fakat o Tahsini kurtarmak için bir «jest» lâzımdı. Bir fedakârlık jesti... Mektebde bu bir hava, bir efkârı umumiye yapacaktı. Bunu da hissediyordum. His! Hep his! Buna da mukave met edemedim. Müdürün karşısında istifa için son tereddüdü geçirirken, ileride aklımı mes'ul etmiyeyim diye, içimden bir ses bekledim. Bu da hissin sesi ola caktı. Nıtekim öyle oldu. Ve her yerde, her zaman, hep öyle olunca en ziyade inkâr etmeğe çalıştığım bir kuvvetin bana daima hâkim olduğunu sezdim. Akrabamla aramın bozukluğu bana manasız görünmeğe başlamıştı. Sıkıya da geldim. Fakat sebeb yalnız bu sıkıya gel miş olmam değildir. Manasız buluyor dum, bu ayrılığı manasız buluyordum. İhtimal ki... (bak gene his!), onlara Müzemizde bulunan baskı eserdeki resimlerde 1472 de madalyacının Istanbuldan dönüşünde yapıldığı tarihlerden anlaşılıyor. Müellif Valturyo bu eserini el yazısı Şebekede mühim rolü olan Fatma, yao'arak bırkaç aded yazmıştır. Çünkü ay şı küçük olduğundan bir ay hapse ve ni eserin el yazılanndan biri; Paris millî 20 lira para cezasına mahkum edilmişkiitübhanesinde, Ferrara'da, Milâno, tir. Tasarruf hesablarımızdaki rakamlar her yıl esaslı bir yükseliş göstermektedir. Memîekette ilk olarak kumbaralan meydana jıkarmış olmakla teşkilâtlı bir tarzda para biriktirmek için giriştığimiz faaliyetin müsbet neticelerini almaktayız. Para arttırma hevesini aşılıyan ve büyük bir biriktirme vasıtası olan kumparanın gördüğü yüksek rağbet, çalışma şevkimizi artırmaktadır. Tasarruf sandığı hesablanmızın bü }ük inkişafmı tebarüz ettirmek için birkaç rakam zikretmek faydalı olur. Bilânço larımızm bu kısmında muhtelif yıllarda şu rakamlar göze çarpmaktadır: Bankamızın tesis yılı olan 1924 te 12,554 lira, 1926 da 220,310 lira, ve bu rakamın 1927 de birden, 1,178,325 liraya yükseldiğini, 1930 da 4 milyona yaklaştığını, 1932 de 7]/2 milyon lirayı bulduğunu, 1933 te 12,000,000 lirayı geçtiğini göriirüz. 1934 te bu hesab 3,000,000 lira birden artış payı kaydetmiş, 1935 te 20,190,444 lirayı ve geçen yıl da 22,620,293 lirayı bulmuştur. nın edebiyatını da bana veriyorlar. Beş mekteb oluyor. Bunların hepsini idare edemem. Birinden vazgeçeceğim. Üç hususî mektebe gidiyorum, birini bırakacagım. Rasih Beye söyledim. Seni anlat tım, çok metettim tabiî. Memnun oldu. Memnun ve razı. Benim orada haftada dokuz saatim var. Elime yirmi liradan fazla geçer oradan. Bunu sana bıraka cağım. Müdürle herşeyi konuştum. Çarşamba gününden itibaren benim yerine sen derslere gireceksin. O gün beraber gideriz. Fakat bu sana yetişmez. Başka bir güzel tesadüf oldu. Benim eskiden hem mekteb arkadaşım, hem komşum bir Süleyman vardır. Şimdi ne iş yapar, pek bilmiyorum. Bir şirkette çalışıyor gali ba. Arada bir raslarım. Polirika düşkünüdür. Her tesadüfümde bana ahvali âlemi sorar. Başka mevzuu yoktur. Sor maktan maksadı anlatmıya vesile bulmaktır. Dün Kadıköyünden gelirken vapurda gene ona tesadüf ettim: « Ne dersin bu İtalya ahvaline? diye söze başladı, sosyalistler yaman ha?. Bir kanşıklık çıkacak orada. Keşke bütün Avrupa karışsa... Bizim için kapitalist Avrupanın keşmekeşinden başka selâmet yolu yoktur. Ben susuyordum. Süleyman bahsi Almanyaya ve Fransaya nakletti, vapur köprüye gelinciye kadar siyasî fikirlerini M. TURHAN TAN Size çocuğu düşündürecek haftanm baslaneıcıdır. anlattı. En sonunda dedi ki: « Sen hâlâ muallimsin, değil mi? « Evet, dedim. « Çok mu meşgulsün? diye sordu. « Niçin sordun? dedim. « Sordum.' Başka bir iş yapmıya vaktin var mı? dedi. « Ne jşi? diye sordum. « Bir iş. Tercüme, tebyiz, teksir gibi işler... dedi. « Teksir mi? « Onun gibi birşey... Vaktin var mı sen onu söyle, dedi. « Paralı bir iş mi? diye sordum. « Eh, parasız olmaz tabiî... Çah şabildiğin kadar birşeyler kazanırsm. Sen vaktin var mı onu söyle, dedi. Ben tabiî hemen seni düşündüm: « Benim vaktim yok, dedim, ama sana başka bir afkadaş tavsiye edeceğim; cidden kıymetli bir arkadaş... hatta benden daha muntazam... dedim. « Kim bu? Emniyetli mi? Fransızca bilir mi? diye sordu. « Bilir. Tercüme yapar. « Başka Hsan bilir mi? « Bilmez, dedim. « Nerede çalışır? « O da benim gibi muallimdi, de dim, şimdi boşta... hatta biraz fazla sıkıntıda. (Arkası var) 23 Nisan Cumhuriyetin edebî tefrikası: 31 BİZ İNSANLAR Yazan: Peyami Safa rım değişmişti. Ve ben, işte asıl mesele burada, bu hisleri boğmıya çalıştığ:m halde muvaffak olamıyordum. Orhan titriyerek ve bir humma içinde söylüyordu. Necatinin dikkati nisbetinde artan bir harareti vardı. Üstüste sigara lar içiyordu. Fakat, her zaman olduğu gibi, sesinin ve bakışlarının parlayışlarına rağmen vücudü az hareketli ve dıkti. Ellerini ve başını az kımıldatıyor, arada bir bacaklarına verdiği şekli uzun müddet değiştiremiyordu. Devam etti: Şüphem de buradan doğdu, Ev velâ sarih bir şüphe değildi bu; sonra ları, o Tahsin vak'asından sonra, mektebın nhtımında son defa gezerken sara hat kazandı. Bu hislere karşı âciz kah şıma hayret ediyordum. Her yerde beni onlar idare ediyor demek! Fikirlerim değil. Hatta fikirlerimi bile onlar idare ediyor. Beni sinemaya göndermiyen ba bamın hadislerine ve tefsirlerine isyanım bir «his» değil mi? Haritada hiç yokken, bir gün dolup taşarak evi bırakıp gitme O halde bak işte şüphe buradan baş lıyor o halde benim bu fıkirlere bağlanışrm, onları doğru bulmaktan ziyade babamın taassubuna karşı nefretımin, babamın istibdadma karşı isyan ihtiyacımın neticesi miydi? Ve yahud, böyle bir nefret ve isyan ihtiyacının sevkile mi ben o fikirleri doğru bulmaktan hoşlanıyor dum? Hakıkat zannettiğim şeylerin içimde böyle sübjektif âmilleri ve o hararelh talebe gencliğim zamanında asla tahlıl edemedığım hususî ve gızli bir determı nizm mi vardı? Ha?.. Anladın değil mi? İşte bütün dava... Çünkü, bak, ne oldu... vaktaki bu âmiller kalmadı, yani akraba ile bozuştuk. babam öldü ve ben kendi başıma hayatımı kazanmıya başladım (amma ne kazanış! Parlak!), evet, vakta ki bu âmiller kalmadı, ben (evvclâ fikirlerimde değil), ben, evvelâ hislerimde bir değişiklik duydum. Ne gibi meselâ?.. Artık ölen babama eskisi kadar kızmıyordum; ölen anneme çok acımıştım; içimde onlan bedbaht etmiş olmak şüp hesinin azabı vardı. Onlara karşı hisle
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog