Bugünden 1930'a 5,458,119 adet makale



Katalog


«
»

27 Mart 1937 CUMHURİYET Acaba çölde yeni bir Atlantit mi buldu? Kum denizlerine âşık görünen bu esrarengiz adam «İcab ederse dostlarımı Ingiltereye karşı bile müdafaa edecesim» diyordu Lavrencein rakibi Philby Londra pîyasasında Türk afyonları İyi ambalaj ve hususî hassalarmdan dolayı çok takdir ediliyor Uyuşturucu Maddeler İnhisarınm teknik çahşmalarile vücude getirilen güzel ambalajlar ve diğer hususî hassalarile afyonlarımız Londrada büyük rağbete mazhar olmuştur. Londrada intişar eden The Chemist and Druggist mecmuasmın 20 mart 1937 tarih, 2980 numarah nüshasında, afyon larımız şu takdirkâr sözlerle piyasaya ta nıttmlmaktadır: «Piyasa sağlam ve normaldir. Mev cud Türk konsinye afyonları piyasayı kaplamıştır. Türk Afyon înhisan piyasayı eline almak istediği hissini vermekte dir. Bu hal piyasayı daha ferm bir vaziyete getirmiştir. Türk afyonlarmın libre morfin beher derece kıymeti İran afyonlarına nazaran daha üstün tutulmakta ve daha yüksek fiata satılmaktadır.» Uyuşturucu Maddeler Înhisan, mayıs sonuna doğru Liman hanının üst katına taşınacaktır. İnhisarlann depo ve imalât hanesi de Galatada Perşembepazannda kiralanan hususî bir depoya nakledilecektir. Evvelki gece kanlı bir cinayet oldu Bir genc, kendisine taarruz etmek istiven bir adamı bıçaklıyarak öldürdü IBaştaraft 1 inci sahifese] kata göre cinayet şöyle cereyan etmiştir: Fatihte, Atpazannda Imamniyazi sokağında iki katlı, önünde bahçesi bulunan eve bundan bir ay evvel Nuri adında 45 yaşlarmda bir adam taşıntnıştır. Nuri evlrdir. ve çocukları vardır. Kaynanası da kendisile birlikte oturmaktadır. Bu aile eskiden Karagümrük civarmda ikamet ettiğinden Karagümrükte A cıçeşme mahallesinde oturan 17 yaşlarında Ali adındaki çocukla ahbabhklan vardır. Daha o vakittenberi Ali, Nuri nin evine gelir gider, kendisine yabancı nruamelesi edilmezmiş. Nuri Atpazarına taşındıktan sonra da Ali ziyaretlerini bırakmamış, eve gelip kadınlarla buluşup oturmakta devam etmiştir. Genc çocuk evvelki gece eve geldiğ! vakit Nuri ile karşılaşmış ve ev sahibinin: « Bu akşam rakı içelim.» Teklifini reddedememiştir. Evin ikinci katındaki bir odasında kurulan rakı sofrasına oturan Nuri ile Ali saat 10 a doğru bir şişe rakıyı bitirmişlerdir. O vakte kadar ayni odada bulunan Nurinin kansı kocasınm ısrarı üzerine karşıdaki yatak odasına gitmiş ve orada uykuya dalmıştır. İki erkek odada yalnız kalmca Nuri bir şişe rakı daha açmış ve Alinin yanma yaklaşarak içmeğe başlamıştır. Saat birde şişedeki rakı da bittikten sonra adamakıllı sarhoş olan Nuri ya nmdaki gence sarkıntılık etmeğe başla mıştır. Bu yüzden başlıyan münakaşa yavaş yavaş büyümüş ve Ali kendisini müda faaya mecbur kalmıştır. Fakat karşısındakinin müdafaasını gören Nuri işi daha beter azıtmca Ali: « Rahat otur, canmı yakanm» de miştir. Münakaşa bu raddeye geldikten son ra her iki taraf ta zaten sarhoş oldukla rından yumruk yumruğa gelmişlerdir. Bir aralık Ali eline geçirdiği büyük bir bıçakla Nuriye hücum etmiş ve göğsünde ağır bir yara açmıştır. Ali vurmakta devam ederek bıçağı karşısmdakine iki kere daha saplamış ve her ikisi de odadan çıkarak sofada dö ğüşmeğe başlamışlardır. Sofada da bıçağını elinden bırakmı yan genc çocuk iki kere daha hücuma geçerek yara sayısını çoğaltmış ve kaçmak üzere bahçeye doğru merdivenlerden inmeğe koyulmuştur. Nuri de vücudünden kanlar aka aka Aliyi takib etmiş ve ona bahçede yetişmeğe muvaffak olmuştur. Bahçede de kısa bir boğuşmadafl sonra Ali tekrar bıçağını kullanmış ve Nuri aldığı yaralann tesirile bahçe ka pısına devrilip kalmıştır. Ali de sessizce sokağa çıkmış ve karanlıkta kaybolmuştur. Hâdise olup bittikten sonra Nurinin karısile kaynanası sokağa çıkmışlar ve: « Can kurtaran yok mu? Evimizi hırsızlar bastı!» diye feryada başlamış lardır. Gecenin saat bir buçuğunda ortalığı birbirine katan bu sesler üzerine bütün mahalleli evlerinden sokaklara fırlamışlar, bekçiler ve devriyeler derhal vak'a mahalline koşmuşlardır. Kapı önünde yatmakta olan Nuriyi gören polisler derhal cankurtaran oto mobilini çağırmıslar ve yaralıyı hasta dar kafalısı o idi. «Ya eyyühelmüslimin!» Serlevhasile yazdığı kitabdan sana bahsettim. Orada o kadar kızıl softadır ki ittihadı islâm fikrini bütün hıristiyanların kathâmına kadar ileri götürmüştür. En mutaassıb şeyhülislâm bile bu eserin neşrine müsaade etmedi. Sebilürreşadda bile babamın bu ifratı aleyhıne makaîe çıktı. Müstebid adamdı da. Beni sine maya bile göndermezdi. Romanlarımın hepsini bir gün haberim olmadan yakmış. Ustelik bir de ulumu tabiiye düşmanıydı. Ben ilkönce Tıbbiyeye girmek isti yordum. Amcam muvafık buldu da babam da razı olmadı. «Doktorların çoğu farmason olurlar. İmansızlık onlarla intişar ediyor» gibi şeyler söyledi. Darül muallimine girmemi de istemedi. Orada yeni müdürün sanklı talebeye sanklarını çıkarttığını biliyordu. Ben de sarıklıy dım. Kudurmıya başlamıştım. Bir kere annemin önünde sarığımı ayağ<!mın altına alarak çiğnedim. «Ben kafama kefen saramam!» diye bağırıyordum. Bu fikirler bana nereden gelmişti? Menşe lerini pek tayin edemiyorum. Muhitten gelen tesirler karışık. Sonraları gazeteler, mecmualar ve kitablar... Bilhassa «îçtihad» ve «Madde ve Kuvvet»... Soğukçeşme rüştiyesinden yeni çıkmıştım. Babam askerleri de sevmezdi pek. Beni neye sevketmişlerdir. Lâkin Nuri yolda ölmüştür. Eve gelen ve tahkikata başlıyan po lislere Nurinin kansı ve kaynanası: « Eve hırsız ^n'rdi, erkeğimizi öl dürdü.» diyerek tahkikatın seyrini değiştirmek istemişlerdir. Kadınların bu ifadeleri üzerine bü tün Fatih merkezi seferber olmuş, her tarafta hırsız aranmağa başlanmıştır. Hâdise Emniyet Müdürlüğüne de haber verilmiş ve ikinci şube müdürlüğü memurları da geceleyin vazifeye sevkedil mişlerdir. Zabıtanın yaptığı tahkikat sonunda kadınlann yalan söyledikleri anlaşılmış ve dün sabah hakikat meydana çıkmıştır. Bunun üzerine Ali ile olan münase betlerınin meydana çıkmaması için za bıtaya vakit kaybettiren kadınlar nezaret altına alınmışlar ve gecedenberi vazife gören Emniyet Müdürlüğü cinayet ma sası memurları da katili aramağa koyul muşlardır. $ehrin harice gidecek bütün yolları motörlü polislerin kontrolu altına girmiş ve katilin kaçmaması için çok sıkı tedbirler alınmıştır. Zabıtanın gayretli çalışması kendini göstermiş ve katil dün gece saat 20 raddelerinde Karagümrükte Acıçeşmede bir evde yakalanmıştır. Müddeiumumî muavinlerinden Kemal dün geç vakte kadar tahkikatla meşgul olmuştur. Tarihî hatıralar nsanlar gibi şehirler de kâbusa uğrı yabilirler ve uğrarlar. Yerj'üzünde böyle bir korkulu rüya geçirmiyen şehir hemen hemen yoktur. Paris, Berlin, Viyana, Moskova, Peşte, Madrid, Brüksel, Kopenhag ve Pekine kadar her payitaht düşman eline geçmiş, yıllarca ve birçok kere hürriyetini kaybetmiştir. Bunlar, bu istilâlar birer kâbusa benzetilir ve istilâdan kurtuluş kâbustan sıyrılışı andırır. Bizim güzel Edirnemiz de yirmi dört yıl önce böyle bir karabasan sarsıntısı geçirdi, üç Balkan devletinden yardım gören Bulgarlar tarafından işgal edildi. Yüreğimiz sızlıyarak itiraf etmeliyiz ki Edirneye o yıl çöken kâbus, biraz da Babıali kodamanlarının sersemliğinden doğmuştu. Harb iyi idare edilseydi Edirne halkı o korkulu rüyayı görmezdi. Nitekim ilk fırsatta Bolayır kolordusu Erkânıharbiye Reisi Mustafa Kemalin tanzim ettiği plâna göre hareket eden Türk di lâverleri Edirne üzerine yürüyüp ve Bulgar kâbusunu smır dışma atıp Babıali sersemliğinin izini ortadan kaldırmışlar dı. Edirneliler dün, o kâbusun şehre çöküşü hatırasını, matemî bir sükun içinde, andılar. Komşumuz Bulgarlar da kâbusa temessül ederek Edirneye üç beş ay için musallat olmaları şerefine şenlikler yaptılar. Edirnelilerin hareketinde felâ keci tahattur, Bulgarlannkinde ise hus ranla neticelenmiş haksız bir zafere karşı tahassür var. Biri asil, öbürü gafil bir duygu. Bilinmez neden komşumuz Bul garlar, kendilerine taalluk etmiyen zaferler gibi sonu hezimet olan süreksiz mu vaffakiyetler için de hemen her yıl şen ikler yapıyorlar. Bu, düpedüz tarihi suiistimal etmek demektir. Medenî an'anelere göre millî ihtifaller, yaşıyan şerefler ve ibret verici hâdiseler için yapılır. Meselâ Edirnenin kâbusa tutuluşu gibi kâ bustan kurtuluşu da merasimle tahattur olunabilir. Çünkü biri ibret verici bir vakıadır, öbürü de yaşıyan şereftir. Fakat Edirneye çıkmak için giren ve kısa bir müddet içinde de çıkan Bulgarların, o girişi ihtifal vesilesi yapmaları elbette gülüncdür. Bir zamanlar Moskovaya kadar giden Fransızlar, Rayn suyile Moskova* arasuıdaki bütün sehirlerin istilâsı ha tırasını her yıl kutlulasalar medeniyet âlemi ne der?.. Ya Türkler, asırlarca ellerinde tutup ta sonradan bıraktıkları düzinelerle payitahtm işgal veya terkolunduğu günler için boyuna şenlik mi yap sınlar?.. ^ |J Arzulhaliye neresi? Fransız muharrirlerinden Joseph Kessel, Paris gazetelerinden birinde neşret tiği seyahat notlarında, Arabıstan hâdi selerinde mahud Lawrence'in rakibi olarak şöhret kazanan John Philby hakkmda şayanı dikkat bazı malumat veriyor. Muharrir, eski casus Philby'le, Ciddede, Felemenk konsolosluğu binasında tanıştığını söylediken sonra, diyor ki: «İbnissüudun yıldızmın parlıyacağını birçok sene evvelinden haber veren, Lavvrence'ten başka bir İngiliz daha bulunduğunu bilen azdır. Müstemlekât ofisi rüesasının, La\vrence'in fikirlerine karşı büyiik bir itimadı vardı. Fakat, bu işte Philby, atiyi daha iyi görmüş, Law rence'e üstün olduğunu meydana koy muş ve Londrada şöhret kazanmıştı. Philby, Yemende iken... bir susuzluk vardır. Çadır altmda ve kızgm güneş altmda geçirdiği seneler, ker van hayatı, açlık, susuzluk ve işkenceler onu yıldırmamıştır. Arabistanın her tarafını, herşeyini bildiğinden dolayı kendisine gıpta ettiğimi söylediğim zaman bana: Böyle söylemeyiniz, daha görülecek neler var, diye cevab verdi. Ve, gözleri, dikkatle bakılamryacak kadar kuvvetli bir ışıkla yanarak, ilâve etti: Biliyor musunuz ki, cenubî Ara bistanda, Yemende Necid ve Hadramut arasında, hiç kımsenin, sırnna vâkıf ol madığı muazzam bir toprak vardır. En gözü pek macera adamları, en cesur bedeviler bile orayı bilmezler. Bu arazi kimsenin malı değildir. Oraya, dehşet ve esrar hâkimdir. Buranın ismi Arzulhali yedir. O saha hakkında bin türlü efsane vardır. Merkezinde beyaz renkli, mavi gözlü Arablarm sakin oldukları söylenir. Çok eski zamanlardanberi Yahudi kabilelerinin oraya hicret etmiş oldukları iddia edilir. Bu çöl hakkında bilinen yegâne şey, oranın, dünyanın en gürbüz, en çevik yabani hecin develerile meskun olduğudur. VÎLÂYETTE Nahiye müdürleri arasında tayinler Erenköy nahiyesi müdürü Ziya, Emniyet umum müdürlüğü kadrosunda ikinci sınıf müfettiş muavinliğine, açık bulunan Beyazıd nahiyesi müdürlüğüne İstanbul Emniyet müdürlüğü kadrosundan Naim İpek, gene açık bulunan Kasımpaşa nahiyesi müdürlüğüne de Heybeliada nahiyesi müdürlüğü birinci komiseri Talât, Heybeliada nahiye müdürlüğüne ise birinci komiser Şükrü tayin edilmişlerdir. Kendısile Felemenk konsolosluğunda tanıştığım zaman, beni iki gün sonrası i çin evine davet etti. O gün, şehirde bir nevi sam yeli olan hamsin fırtınası esiyordu. Hava sapsan bir renk bağlamıştı. Ciğerler son derece güçlükle işliyor, yapışkan bir ter vücudIeri ıslatıyordu. Boğucu, tahammül edil mez bir sicak vardı. Cehennem gibi kızgın sokaklardan sonra, Philby'nin evi bana bir vaha gibi serin ve ferah göründü. Burası, geniş ve yüksek tavanlı odaları, kalm duvarları, hem saraya, hem kaleye benziyen maz gallarile güzel bir bina idi. Evin, denize nazır büyiik bir taraçası vardı. Philby beni taraçada bekliyordu. Et rafında on tane kadar maymun vardı. İşte Philby, bir türlü teskin edemediği Ikisi omuzlarına çıkıp oturmuş, üçü dizle macera hırsını en nihayet Arabistanın bu rine yerleşip kafalarını onun göğsüne da vahşi çölündeki esrarı keşfe çıkarak tat yamışlardı. Philby, bir yandan may mıne çalısmıştır. rjıunlarını okşarken bir yandan da bana: Bu havayı pek severim, diyordu. Gencliğimdeki sahrayı hatırlatıyor. Sonra, bana, Hindistandaki vazifesini nasıl bırakrp Arabistana bağlandığmı, Basra körfezinden başlıyarak, senelerce İbnissüudun peşinde nasıl dolaştığmı anlattı; Arablan hıristiyanlara tercih etti ğini, yakmda ihtida edeceğini söyledi. Uzun zamandanberi beklediğimin sebeîbi, bu gibi şeyleri teenni ile yapmak istediğimdendir. Çöl ve çöl insanları bana ciddî olmağı öğrettiler, dedi. Philby: Dostlarımı, icab ederse îngiltereye karşı bile daima müdafaa edeceğim. Dedıği zaman, bu sözünde samimî olup olmadığında tereddüd ettim. Belki de, pek çok defa iddia edildiği gibi, En tellicens Servisteki rolünü gizlemek is tiyordu. Bu muammaya cevab verecek va ziyette değilim. Yalnız, şunu kat'iyetle ifade edebilirim ki, bu adam büyük ma ceraperestlerden biridir. Philby'de, meçhule, muammaya, keşfe karşı giderilmez îçkili kazinoların yerleri îçkili kazino ve lokantaların bulunabılecekleri mahaller epey müddet evvel tayin ve tahdid edilmişti. Vaki olan bazı müracaatler üzerine bu tayin ve tahdid işinin yeniden tetkikine lüzum görülmüştür. Bugünlerde İstanbul Vilâyetinde kaymakamların iştirakile bir toplantı yapılarak bu mahaller yeniden tayin ve tahdid edilecektir. Asya paktı etrafında uyanan alâka [Baştarafı 1 inci sahifede'i hazırlanan Pan Arab paktı projesi arasındaki esaslı farkı tebarüz ettirmekte dirler. Iraklılann yürüttükleri mütalea lara göre, eski proje daha ziyade dinî temayüllere istinad ettiği halde, Asya paktı siyasî, ekonomik ve bilhassa coğrafî esaslar üzerine kurulmuştur. Iraklılar, Asya paktının imzalanmasını, Iraktaki Pan Arab hareketinin nihayeti telâkki ediyorlar ve Irakın, komşularile kabil olduğu kadar sıkı bir kültürel temas mu hafaza edeceğini ve eski kabinenın saptığı tehlikeli yola kat'iyyen girmiyeceğini söylüyorlar. Palestine mecmuasının neşriyatı Londrada çıkan ve azası meyanında birçok meb'usun bulunduğu Filistin ko mitesinin organı olan Palestine isimli mecmua, en son nüshasında Pan Arab meselesine tahsis ettiği başmakalede ez cümle diyor ki: «Osmanlı lmparatorlu ğunun PanIslâmizm hulyası İngiltere için birçok müşkülâta sebeb olmuştu. Lord Salisbury, bu hayale bağlanmak yüzünden îngiltere hazinesinin beyhude yere pek çok masraflara girdiğini, bizzat itiraf etmiştir. Bugün hatalarını anlamış olan Ingilizler, şimdi de PanArabizm hulyasma atıhyorlar. Hakikatte, bu da öteki kadar boştur. PanArabizm o kadar gayrimevcuddur ki, Türkiye, istese, bir askerî yürüyüşte, eski Arab vilâyetlerini kolayca istirdad edebilir. Arabların Sancak meselesindeki kifayetsizlikleri, Pan Arab fikrinin ciddiyetle hiç münasebe ti olmıyan bir hayalden ibaret bulunduğunu kâfi derecede göstermektedir.» Cür'etkârane bir hırsızlık Sabıkalılardan Mehmed, arkadaşlarından Yaşarı da yanına alarak evvelki geceç bir sandalla sabaha karşı saat üç raddelerinde limanda demirli duran İtalyan bandıralı İskarpa vapuruna yanaşmışlardır. Mehmed, sandal yanaşır yanaşmaz hemen şeytan merdivenini vapurun güvertesine atmış ve kancay"ı taktıktan sonra tırmanarak vapura çıkmıştır. Oradan kamaralara giren Mehmed, eline geçirdiği birçok eşyayı güverteye çıkarmış. sandalda bekliyen arkadaşına atmış ve beraberce vapurdan ayrılmışlardır. Lâkin, limanda de\Tiye gezen Emniyet beşinci şube memurları bu cür'etkâr hırsızları görmüşler ve hararetli bir takibden sonra yakalamışlardır. Sabı kah Mehmed, bundan bir sene evvel Erzurum vapurunda da bir soygun yapmış ve 3000 lira çalmıştı. Yakalanan esrarcılar Son günlerde şehirde esrar ve eroin satışının arttığını farkeden Emniyet kaçakçılık bürosu memurları şüpheli bazı kimseleri tarassuda başlamışlar ve bunlardan Lemanla sabıkalı Bursalı Mehmedın Suleymaniyede bir arsaya geceleyin sık sık gittiklerini tesbit etmişlerdır. Memurlar arsada tertibat almışlar ve evvelki gece Lemanla Mehmed arsada topraklarla örtülü bir mahzenden torbalarla çıkarlarken kendilerini yakalamışlardir. Torbalar aranınca içinde esrar olduğu gorülmüştür. Memurlar, kaçakçıları yakalıyarak Emniyet kaçakçılık bürosuna götürmüşler ve oradan da tahkikata devam edince bunlarm Tahtakalede Altındiş Ali isminde bir adamları daha olduğunu öğrenmişlerdir. Altındiş Alinin evinde de arama yapılınca merdiven altlarmda birçok esrar torbaları elde edilmiştir. Ali de nezaret altına alınmıştır. Tahkikata ehemmiyetle devam edilmektedır. îzmitte göçmenlere yardım İzmit (Hususî) Mıntakamıza yerleştirilmiş bulunan göçmenler hayli vakittenberi müstahsil mevkiine geçmiş olmakla beraber kendilerine yardımda devam edilmektedir. Bu cümleden olarak son defa da en fazla muhtac olanlara sekiz yüz pulluk dağıtılmıştır. retsiz bir gururla başını biraz yukarı doğru kaldırarak ilâve etti: Fakat ben gene bu mağlubiyeti irademe atfetmıyorum; bütün mukave metlerimin kırılışma benzemiyor bu; kend;mi hakh bulmama rağmen teslim olmak değil bu; fikirlerimde bir teşevvüş peyda olur gibi oldu. Nasıl anlatayım? Kendimi haksız bulmuş ta değilim; fakat... ilk fikirlerim sarsıntıya uğradı. Kendimi bir murakabei nefse muhtac görmeğe başladım. Bir nevi sukutu hayale uğra mış gibiyim. Hâlâ da öyle. Kendimde bir türlü yenemediğim azılı hisler var. Ben ruhunu inkâra çalışan ve her duygusunu, her muhakemesini vücudünün, hazım cihazmın taleblerine irca etmeğe kat'î surette karar vermiş insandım. Çünkü bak nasıl oldu. Ben babamın evinde ilim namına hadisten ve tefsirden başka söz duymadım. Tecessüs ve izah yasaktı. Körü körüne imana mecburdum. Mantık bile, müslümanlığa aid bir prensipi (Lâilâhe illâllah, Muhammedün Resulallah) kabul ettikten sonra onu tekid eden ve onun şerefini tahkim eden bir esirden, yani, mantık bile Allahın dalkavuğundan başka birşey değildi. Babam dinî ve şer'î meselelerde çok mutaassıb, müsamahasız bir adamdı. Meşihatte ve «Tetkiki Müellefatı Şer'iye» azaları arasında en Cumhuriyetîn edebî tefrikası: 30 BİZ İNSANLAR Yazan: Peyami Safa sız, kayıdsız ve kuru bir ifade kullandı. Necatinin herşeyi hissetmesi için bu kadarının kâfi olduğunu da biliyordu. Fakat canlı teferruatı ihmal etmedi. Hikâyesi bittikten sonra, Necari, Orhana değil, insanlığa bakıyormuş gibi içi birşey dolu gözlerini kırparak mırıl dandı: Dehşet. Güzel. Geçinciye kadar dehşet. Geçtikten sonra güzel. Böyle bir hatıram olmasını isterdim. Gözleri sobanm alevine daldı. Mırıldanıyordu: İnadın da güzel. Bu kadar akraban var, filân var. Ilk isyanının ve gururunun bedelini kahramanca ödüyorsun. Orhan bir omzunu salladı: Fakat mağlub oldum, dedi. Olmadın daha... Oldum. Amcama mektub yazdım. Cevab ister müspet, ister menfi olsun, yenılmiş sayılırrm. Gözlerini önüne iğdi ve itirafının kaybettirdiği şeyi kazanmıya çalışan cesa Benim halim senin sözlerinden daha açık. Zımnî konuşmamız gülünc o lur. Bir elile okşadığı yakasını indirmek •istiyor, fakat gene de Necatiye fanilâsile görünmekten utanıyordu: Fena bir gece geçirdim ve daha fena bir sabah... Zannederim ki ölecektim. Sen karşmda bir mağlub görüyorsun ama hakikatte bir muzafferdir o. Hakikaten ölecektim. Sonra anlatınm. Şimdiki vaziyetime gelince, uykusuz değilim pek; fakat yorgunum. Açlığımı hıssetmıyorum ama acıkırsam fena acıkacağım. O zaman söylerim. Şimdi tercih edebileceğim şey gene bir bardak çaydır. Başka hiç birşey istemiyorum. îstersem açıkça söyliyeceğime söz veririm. Necati tepsiyi aldı, çıktı ve kendi elile çay getirdi. • Orhan gece uyanışını ve sabahını baştan sonuna kadar anlatmıştı. Bir yabancınm sergüzeşti imiş gibi, görünüşte gu rurunun ziyanlarmı telâfi eden heyecan Eğer böyle bir hareket doğru ise biz de, meselâ Sofyanın vaktile zaptolunu şunu her yıl kutlulamalıyız. Çünkü o şehrin Türk gücüne boyun eğişi, başhbaşına bir şiirdir ve millî gururu okşıyacak bir hâdisedir. Malum olduğu üzere Sofya yi, bir Türk ordusu değil, tek bir Türk zaptetti. Bu yiğit Türkün adı Sevindik tir. O, Türklerin yanından kaçmış ve hıristiyanlığı kabul etmiş gibi görünerek Sofyaya girdi, dogancı olarak kumandanm adamları arasına kanşmak yolunu buldu ve bir gün balıkçın avmda iken e « fendisini şehir haricine çıkarıp artan aşağı aldı, ipe sardı, Osmanlı karargâhına götürdü. Bulgarlar, bir iki gün sonra kumandanîannm kale önüne getirilip teşhir olunduğunu görünce korkudan titremeğe başlamışlar ve kale kapılanm Türklere orduya girmekten de menetti. Bir sene açmışlardı. Sofya 1382 de vukua gelen bu hâdimektebsiz kaldım. Amcamla babam arasında da ihtilâf vardı. Ben o cehennem seden sonra tam beş yüz yıl Türk bayraiçinden çıkmak için önüme gelen ilk fik ğı altında yaşadı ve ancak Petersburglu ri cazib bulmıya mahkumdum. «İçtihad», Çarlann yardımile Türk smın dışmda «Zekâ» mecmualan ve bütün o ben kaldı. O halde Sevindiğin yaptığı işi kutMercana girmiştim artık materyalist lulamakta isabetsizlik yoktur. Fakat biz, kütübhane... Inadıma ulumu tabiiyeyi bu doğru hareketi bile vakanmıza yakışçok seviyordum. Mektebde talebeyi ca tıramryoruz. Komşularımız da biraz temmiye girmemeğe teşvik ettiğim için bir kinli olmalı değil midir? tardı muvakkat aldım. Babamla ciddî M. TURHAN TAN ihtilâfım o tarihten başlar. Artık beni affetmez oldu. Hergün münakaşa ediyorduk. Bu münakaşalann o kadar acı bir tonu vardı ki annem odadan çıkarak bu seste bir facia sezen kadın hassasiyetile sofada gizli gizli ağlarmış. Ne demek istiyorum biliyor musun? Bende, acaba, diyorum... Yani bana şöyle bir şüphe geldi. (Bu şüphe seninle münakaşaları mızdan sonra da kuvvet bulmıya başla Nakıli mıştı, fakat Boğaziçindeki mektebden ayrıldıktan sonra büsbütün arttı.) Şöyle bir şüphe: «Acaba, diyordum kendi kenGazetemizde tefrika edilmiş olan dime, bende... benim materyalist fikir bu roman. Kanaat Kitabevi talere saplanışım, denize düşenin yılana sarafından kitab şeklinde neşreedilmiştir. Resimli ve cildli olan nlmasına mı benziyor?» Anladın değil kitabın fiatı 100 kuraştur. mi? Evimin cehennemi içinde bana biraz serinlik verebilecek bir bu fikirler vardı. (Arkası var) Mülâzimin Romanı Abidin Daver
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog