Bugünden 1930'a 5,448,242 adet makale



Katalog


«
»

2 Şubat 1936 CUMHURİYET Hakikî ve hazin bir roman Ermenileştirilen Türk! Bütün tazyiklara, telkinlere rağmen kanının asaletini kaybetmedi ve binbir maceradan sonra yurduna ve babasına kavuşuyor lzmir dağlarında bir aile faciası Bir yürük karısile kardeşini, sevişirken kama ile öldürdü Pil üzerinde çalışmalar Güneş Dil teorisine göre işaret sözlerinin tahlili Bunlar, Şunlar, Onlar BUNLAR «Bu» sözünün cem'i diye ileriye sürülen «Bunlar» kelirnesinin ilk ^ıatıra gelen etimolojik şekli şudur: dince, bu neviden birçok süje veya objeyi içine almış olur; (. + r) ekile bu çokluk üzerinde takarrürü de ifade edi lince, eski gramerlerin «cemi» dedıği mefhum vücude gelir. Görülüyor ki türkçe cemi lâhikası diye bütün gramerlerde yazılan (lar) ve (ler) sözleri, mürekkeb eklerden biridir. Haddi zatında şümul ve genişlik anlatan bir (. } 1) ekile takarrür ve temerküz gösteren bir (. f r) ekinden mürekkebdir. Bunu bu şekilde analiz edebilen ilk teori de «Güneş Dil» Teorisidir. Prof. Hindemth Bu ay içinde gelerek musiki ıslahatile meşgul olmağa başhyacak lzmir (Hususî) Değjrmenderc naîzmir (Özel) Süleyman namm hiyesinin Ahmed daki bir Türk çocuğunun başından ge çen macera, epeyce alâkalıdır. Kendi beyü köyüne 4045 sile uzun uzadıya konuştum. Bu genc, dakika mesafedeki yedi, sekiz yaşlarmda iken İstanbulda dağ tepesinde, ev Çengelköyünde Rumlar ve Ermeniler velki gece korkunc tarafından çalınmış, ErmenileştirilmiŞı bir aile faciası geçadı Karnik Demirciyan konmuş, Tür ti. kiyeden uzaklaştırılmış, fakat 20 sene Burada Tekeli sonra kaçıp gelmeğe muvaffak olmuşaşiretinden Musta tur. fa oğlu Osmanın bir Süleyman, Umumî Harb içinde doğu Katü Osman çadın vardır Biraz Anadoludan düşman karşısından aile ötede dc ağılı gözükür. Osman 42 yaş sile birlikte kaçmıştır. Babası yolda aslannda, iyi tanınmış bir adamdır. Bir kere almmış, anası ölmüştür. Hükumet kaç yüz keçi ve koyun sahibidir. Karısı onu Çengelköydeki askerî mektebe verElif 32 yaşmdadır. Beş çocukları ol miştir. Bir perşembe günü gezinti esnamuş, biri ölmüş, dördü sağdır. Osmanın smda, Kilise önündeki ateste elini ısıtmağa çalışırken anî bir şekilde yakalankardeşi vardır: Bekir ve Mehmed.. mış ve ertesi gün Çengelköyde tepele Bekir 28 yaşmdadır, diğeri daha küçük. rin altmda villâsı bulunan bir ErmeniApneleri de yanlarında oturmaktadır. ye verilmiştir. Bu Ermeninin karyola Vak'a gecesi ortahk zifiri karanlık ve sımn başucunda bir kılıc asıh imiş. dağın tepesinde rüzgârlar ıslık çalıyor. Kendisini altı ay evden dışarı salmamı? Ihtiyar ana bir aralık kalkıyor* ileri Sühyman ve Reşid bir arada ve her zaman: deki ağıla gidiyor. Biraz sonra Mehmed Bana baba, diveceksin. Sen bizim Hicaz, Üsküdar ve Said Zağlul otelleride anasına iltıhak ediyor.. Mehmedle çocuğumuzsun. Vaktile seni Türkler nin müstecir veya sahibi Reşid namında karısı çadırın bir bölnnesinde, çocuklar âlicenab bir Türkle tanıştırıyor ve ona bizden çalmıslardı. Adın Karniktir! Demiştir. Fakat sonradan endişe et gizlice vazjyetini anlatıyor. O da, ilkön la Bekir de diğer kısımda uykuya da miş olacak ki çocuğu Kadıköyündeki ce inanmıyor, fakat Süleyman hatıra lıyorlar. Geceyarısı rüzgâr artmakta, uzaktan Aranyan Vayaran Ermeni mektebine sında kalan bütün bildiklerini anlatınca yazdırmıştır. Süleyman burada okurken bir istida hazırlayıp konsoloshane vası uzağa kurd ve çakal sesleri gelmektedir. ayağında bir çıban çıkmış, Çengelkö tasile hükumetimize gönderiyor. Bu a Osman uyanryor, ağıldaki anasını düşü yünde ErAeni kilisesi içindeki Ermeni rada Süleyman, Ermenileştirilen bir nüyor: hastanesine yatırılmıştır. Biraz sonra Kürd çocuğuna itimad ediyor: Ihtiyar kadın belki korkmuş, belki mütareke olmuş, ttilâ'f devletleri kuv Ah, ne olurdu, vatana dönsek, milüşümüştür, yanına gideyim! vetleri İstanbula girmiş ve Amerikalı letimize, bayrağımıza kavuşsak! Diyor ve karanlığa dalıyor, Fakat bilar Ermeni çocuklarını tamamile top Diypr. Kürd yavrusu da derhal komiraz ötede, karşısında siyah bir canavar latmışlardır. O zamanki Osmanlı ida teye haber veriyor \V bir gün Süleyma sürüsünün yaklaştığını ve gecenin içinde resi bu çocuklar arasmda Türk çocuklan bulunduğunu iddia ile bir kontrol nı konsoloshanemize girerken görünce parlıyan gözlerile kendisine baktıklannı yapmış ve kontrol esnasmda, Süleyman, hakkındaki şüphe artıyor ve derhal di görüyor. Derhal ağaca tırmanıyor ve <seni öldürürüz> diye korkutularak o vana çağınlıyor. Süleyman kurnazlıkîa kurtlar da saldınyorlar. Osman ağacın dunlar arakasına saklanmış ve nihayet, kendisini müdafaa ediyor. Fakat hima tepesindedir. Fakat nasıl kurtulacak? bir îtalyan vapurile diğerlerile beraber yesini gördüğü Reşjd, artık kendine dik Kurtlann, ateşten korkup kaçtıklannı haYunanistanın Lutraki köyüne gönderil kat etmesi lâzım geldiğini söylüyor. tırlıyor ve kibritini çıkararak birkaç tane miştir. Amerikablar, bu çocukları kiAnkaradan cevab geliyor ve Süleyma yakıyor. Kurtlar, ışığı görünce inliyerek, raladıklan otellere yerleştirip bir müddet okutmuş, bakmışlar, sonra Şira a nın iddiasının doğruluğu anlaşıhyor. uluyarak kaçışıyorlar. Osman ağaçtan dasmda bu çocukların da çahştınlma Pasaportlannın hazırlandığı günlerde iniyor, fakat artık ağıla gitmekten ları suretile kurdukları yeni ve büyük de Iskenderiye seferlerimiz kaldınlı çekiniyor, geri dönüyor. Çadıra yakla mekteblere yerleştirilmişlerdir. yor, beklemek zarureti hâsıl oluyor. Er şırken, bazı sesler, iniltiler duyuyor ve tüyleri ürperiyor. Çiinkü korkımc bir Dört sene kadar sonra aralanndan meniler de vaziyeti kavramış bulunu 200 kişiyi Amerikaya, 200 kişiyi de Mı yorlar ve birkaç kişi, Süleymanı Abu şüphe ve ihtimal, kafasının içinde çakıp sıra göndermişlerdir. Süleyman, «Mı kir mevküne eğlenceye davetle öldür geçmiştir. Çadır zifiri karanlık. Osman derhal sır bir islâm diyandır. Memleketime de mek kararım veriyorlar. Süleyman, yakındır, bir gün kaçar kurtulurum> maksadı kavrıyor, yanaşmıyof ve Re ocağa atılıyor ve bir odun parçasile ateşi diyerek Mısın tercih etmiştir. Mısır şidin oteline sığınıyor. Reşid tehlikeyi kanştınnca, çadınn içinde donuk bir ayErmenileri kendilerini hararetle kar sezince onu, fedakârlık yaparak Roman dınlık serpiliyor. Bir de ne görsün: şılamışlar, îskenderiyede Patrik, bun Karısı ile kardeşi Bekir bir yatakta lara bir intikam dersi vermiş ve bun ya vapurile Türkiyeye gönderij'or. Va kucak kucağa!. dan sonra Kahireye sevkedilmişlerdir. purun hareketi günü, Ermeniler etrafVe bir deli gibi üstlerine aülıyor. BeBir müddet daha okuduktan sonra zen ta onu araştınyorlar, fakat Reşid, ka kir yastığın altındaki kamayı kaparak gin aileler gelip buradan birer evlâdhk yınbiraderini tarassuda memur ediyor almışlardır. O meyanda Süleyman da ve bu genc, vapurun hareketine kadar ağabeysine saldmyor. Osman elindeki kızarmış odun parçasile Bekirin koluna bir aileye düşmüştür. Fakat bu müddet rıhtımda vazij^eti kolluyor. vuruyor. Kama düşüyor ve bu defa Oszarfında tamamen Ermeni teşkilâtına Süleyman, evvelâ îstanbula, oradan manın eline geçiyor. girmiş, Taşnakların kucağına atılmak İzmire geliyor. tstanbuldan çektiği telmecburiyetinde kalmıştır. Osman kamayı kendi kardeşine ras graf üzerine 75 yaşında bulunan babası Evlâdlık olarak girdiği aile, kendisini nhtıma gelerek oğlunu bekliyor. Sü gele saplıyor. Zevcesi ise bu defa kocayetistirerek damad yapmak istiyormuş. leyman, babasını tanıyor. Fakat kendi sınm husyelerine sanlmak istiyor, muvafErkeği Ermeni, kadını Çerkes bh aile.. sini birdenbire tanıtmıyor. Yanına yak fak olamıyor ve erkeğinin dontmu par Fakat Süleyman, buradan kaçmak mecçalıyor. laşıyor, konuşma esnasında babası: buriyetinde kalmış, müteakiben fabri Osman bu defa karısına dönüyor ve kalarda, şurada burada calışmak su Sen diyor. bizim o taraflardan ola onu bıçaklıyor. Nihayet her ikisi de öcaksm, kanım kaynıyor evlâd! retile vakit geçirmiştir. Ermeni teşki Diyor ve nihayet kucaklaşıyor, ağla lüyorlar. Katil Osman, doğruca kardeşi lâtı kendisile her zaman yakmdan alâMehmedin yattığı ağıla gidiyor: şıyorlar. kadar olmuş, hatta ona fazla bir mevki Süleymanın son sözü şu oldu: Kalk diyor. kalk Mehmed!. Ba bile vermiştir. Sülevman, Ermenilerin Âşıka Bağdad yakındır. Türk Sü şıma bir felâket geldi. Çocuklanm sana burada yapabilecekleri fenalıkları dü şünerek, uzun müddet susmuş ve sene leyman, ne Karabet, ne de Serkis olur! emanet !. Ben karakola gidip teslim olacağım. Sen de muhtara haber ver! ler geçmiştir. Bir bakkaliye acmış, fakat ortağı hırsaz bir Ermeni, iflâsa se Ve biraz sonra nahiyeye iniyor, teslim bebiyet vermiştir. Nihayet İskenderiye Ispanyaya yumurta ihracah oluyor. Her iki ölü yan çıplak vaziyette de bir Bulgarm yanma girmiştir. Bul başladı bulunmuştur. Tahkikat devam ediyor. garın zevcesi Rummuş ve daima, yan Ispanyaya yumurta ihracah başla larında işliyenlerle birlik yaparak ko Türkiye Suriye ticaret mış ve dün ilk defa olarak şehrimizin en «asının kazandığını çalar, çırparmış. muahedesi büyük üç firması tarafından îspanyaya Süleymanı bundan sonra ana yurda yollanmak üzere 1,100 sandık yumurta Berut Ankaradaki Fransız elçi dönmek çarelerini araştırırken görü vapura yüklenmiştir. liğinden Suriye fevkalâde komiserliğine yoruz. Bittabi bu araştırma, gayet giz Avrupaya ihracatın başlaması üzerine gelen bir mektubda Ankarada Suriye ile lidir. Bir iki kişiye kendisinin Türk olyumurta piyasasmın yükseleceği ümid e Türkiye arasında bir ticaret anlaşması duğunu söylüyor, fakat gülüyor: Sen, diyorlar, buz gibi Ermenisin! diltnektedir. Tüccarlarnnız vaziyetten yapılmak üzere şubat ayı içinde konuşmalara başlanacağı bildirilmektedir. Tesadüf, kendisini, îskenderiyede çok memnundurlar. (I) (2) (3) (4) (5) Uğ + ub + un + ul + ar Bu kelime, bizim garb türçesinden başka olan Türk lehçelerinde ve bizim eski metinlerimizde hep «bular» şeklindedir. Onun ilk düşünülebilen etimolo jik şekli de şudur: d> (2) (3) (4) (5) Uğ + ub + . + ul + ar «Bunlar» m analizinde (3) numara altmda görülen (. + n) eki, dilimizin en ince orijinalitelerinden birini gösterir. Bunu iyice anlamak için (bu, bular, bunlar) sözlerinin etimolojik şekillerini altalta yazarak analiz edelim: (1) (2) (3) (4) (5) Bu : Uğ + ub + uğ + . + . Bular : Uğ + ub f . + ul f ar Bunlar: Uğ + ub f un + ul + ar (1) Uğ: «Esas, sahib, efendi, Allah» anlamlarına ana köktür. (2) Ub: Ana kökün anlamını tecelli ve tecessüm ettiren süje veya objeyi gösterir bir afikstir. (3) Uğ, . , un: Yukarıki üç etimolojik şekilde bu üçüncü unsur, böyle üç kııkta görünüyor. (Bu) sözünde yukarıda da işaret ettiğimiz gibi üçüncü unsur, ayni zamanda sonuncudur ve doğrudan doğruya (uğ) şeklindedir. Rolü ana kök anlamını kendinde tecessüm ve tecelli ettiren süje veya objeyi tayin ve ifade etmek, isimlendirmektedir. (Bular) sözünde bu ek kaybolmuş gibi görünüyor. Ancak asıl söz böyle üç elemandan mürekkeb iken, ona şümul ve takarrür mânaları katan (ul + ar = ular = lar) elemanlarının gelmesile üçüncü (uğ) elemanının ortadan kaybolması ancak fonetik icaba hamlolunabilir. Bunun etimolojik şekildeki varlığı ve semantik rolü ortadan kalkmış değildir. O halde, hükmetmek lâzım gelir ki, bu (uğ) un söylenişte ve yazıda görünmemesi sonradan düşmek yüzündendir ve (bular) m asıl etimolojik şekli de: (O (2) (3) (4) (5) Uğ + ub + uğ + ul + ar ., dır. If böyle olunca (bunlar) şeklinde üçüncü eleman olarak gözüken (un) par' çasının da (uğ) dan değişme olduğuna kolaylıkla kanaat hâsıl olur. Demek oluyor ki en eski türkçe (uğubuğular) şeklinde olan bu söz, önce ana kök kendisinden sonra gelen unsurla kaynaşıp başındaki vokal de düşerek ve üçüncü eleman ortadan kalkarak (bular) şeklini almış, fakat sonra mütekâmil türkçe, bunda eksik kalan tayin ve ifade elemanını tekrar yerine koyarak onun (ğ) sini de (n) ye çevirmiştir. Bu (ğ n) değişimini doğru gösteren en kuvvetli dil varlığı da, Türk dilinin en eski ve en orijinal seslerinden biri olan ve genizden gelen (nğ) konsonunun varhğıdır. Bu vokalle birlikte (anğ) şeklinde gösterilebilen bu geniz konsonu, bir yandan (an) ve bir yandan (ağ) elemanlarını doğurur ki, bu da (ğ n) değişimini çok tabiî gösterir. (4) U l : (. + I ) ; ektir. Mefhumu en geniş, en yaygın, en genel bir sahaya nakleder. ' ( 5 ) Ar: (. + r ) ; ektir. Mefhumun herhangi bir nokta veya ashada takarrür ve temerküzünü anlatır. (Uğ | ub + uğ = uğubuğ = bu) sözü, ilkel insanın herşeyde varlığını bulduğu «sahib, esas, efendi, Allah» anlamlarını haiz büyük ve biricik varlığı kendinde tecessüm ve tecelli ettiren herhangi bir süje veya objenin adı olduğuna göre, (. + 1) ekile bu söz şümul kesbe Londrada çıkan Daily Telgrafph ga • zetesi yazıyor: «Almanyanın modern kompozitörle rinden Herr Paul Hindemith, şubatta Türkiyeye giderek Türklerin memle ketlerinde garb musikisini yaymak İçin yapacakları teşkilâtı idare edecektir. Dün kendisini Londrada gördüm. Ba * na şunları söyledi: « Şimdiye kadar Türkiyeyi Arab musikisi inhisar altma almış bulunu yordu. Fakat, Atatürk memlekette Avrupakârî mektebler, orkestralar ve hocalar kurmuştur. İstanbulda ve An» karada eski musikişinaslardan mürek keb birer senfonik orkestra vardır. ŞUNLAR Türkiyede hâlâ Arab musikisini se Tıpkı (bunlar) gibi, (şunlar) sözü venler vardır. Fakat hükumet garb teknün de eski metinlerde ve şark lehçele niğinin hâkim olması için icab eden tedrindeki şekli (şular) dır. Bu iki şeklin i birleri alıyor. Ben, Kültür Bakanlığı kisi de (şu) nun etimolojik şekli olan: maiyetinde Ankarada çalışacağım.> (1) (2) (3) Uğ + uş + uğ DEMİRYOLLARDA a şümul ve takarrür anlamlarile (4) (5) Avrupa ekspresi 5 saat gecikti + ul + ar Avrupa ekspresi dün şehrimize tam beş eklerinin katılmasile yapılmıştır. (Şun saat 20 dakika teahurla gelebilmi; ve lar) daki (n) de tıpkı (bunlar) da ol bu rötar şehrimizde büyük bir merak u« duğu gibi (ğ) den değişmedir. yandırmıştır. Ekspresin şehrimize gelmesi Not: (Bunlar) bahsinde verilen mutad olan saat sabah 7,45 tir. Fakat bütün izahlar, (şunlar) hakkmda da ay ekspres dün ancak öğleden sonra saat nen tekrar edilebilir. 13,35 te gelebilmiştir. ONLAR Dün bu hususta aldığımız malumata ( O ) , söz söylüyenden tamamile uzak göre ekspresin geç kalmasına sebeb Bul ve ayrı olan bir süje veya objeyi göste garistandaki bir tren kazasıdır. Bir marrir. Bunlar birden ziyade olursa o halde şandiz katan kazaya uğramıştır. Marşankelime (Onlar) şeklini alır. Bu sözün diz yoldan cıkmış ve bir kısım vagonlar eski metinlerde ve bugünkü şark lehçele ürüklenerek devrilmiştir. Bu yüzden eksrinde görülen şekli (Olar) dır. pres bir Bulgar istasyonunda beş saat bekHer iki sözün etimolojik şeklini altal lemek mecburiyetinde kalmıştır. ta yazalım: ADLÎYEDE (1) (2) (3) (4) Onlar: oğ + on + ol f a' 4 aya mahkum olan hırsız Olar : oğ + oğ + ol + ar Bundan birkaç gün evvel Balıkpaza» (1) Og: Ana köktür. «Esas, sahib, nndan geçmekte olan Mecid isminde bir Allah, efendi» anlamlarınadır. amelenin cebindeki sekten kuruş ile bir (2) On. oğ: İki şekilde görünüşün sigara paketini çalan »abıkalı Cemal yaden de anlaşıldığı üzere esasen (bun kalanarak Müddeiumumiliğe verilmiştL lar) ve (şunlar) sözlerinde olduğu gi Suçlunun dün Sultanahmed birinci lulh bi, burada da (n) harfi (ğ) nin yeri ceza mahkemesinde duruşması yapılmif ne geçmiştir. Ona kök mefhumunu ken ve dört ay yirmi gün hapse konmasın» dinde tecelli ve tecessüm ettiren süje ve karar verilmiştir. ya objeyi gösterir [ 1 ] . Mecidiyeyi altın diye (3) Ol: (. + I ) ; ektir. (Ego) dan satıyonnuş çok uzak, ayrı, müphem, belirsiz bir saGümüş bir mecidiyeyi altın suyuna hada bir süje veya objeyi işaret eder. (4) Ar: (. + r) ; ektir. Herhangi bir batırarak beşibiryerde altın yerine sat çahada bir varlığın tesebbüt, temerküz mak istiyen sabıkalılardan Çakır Hasan yakalanarak Adliyeye verilmiştir. Müdve takarrürünü anlatmağa yarar. Bu analize göre «Onlar»: esas mef deiumumilikçe hakkında takibata devam olunmaktadır. humunu kendinde tecelli ettiren süje veya objelerin geniş bir şümul dairesinde aynlık yoktur. takarrürünü ifade eder. /. N. DtLMEN Not: Fransızcadaki (leur) kelimesi de doğrudan doğruya bu (onlar) [1] Bundan önce türkçede şahos gös teren sözler üzerine ne^rettiğimiz ana dan başka birşey değildir. (. 4 n) «Dictionnaire etymologique de la lizde bu (onlar) sözündeki ekinde dotrudan do&ruya mefhumun yakm langue française» den şu izahlan ala muhitine taşması mânası verllmlş, (oğ 4ol = ol) kelimesinin bulunduğu (I) nun. lım: takasındaki süje objenin «LEUR. Lâtincesi «illörum» dur. merkez farzedllerekveyayakın (n) kendlsl . mıntakaBu da «ille» işaret sözünün cemidir. sma yayılmaaile (onlar) mefhumunun kuîtalyancası «loro», romancası «loru» ve rulduğu ileri sürülmüştü. Böyle bir Izah, «Güneş . Dil> teorlsinin verimlerine ve dieski provansalcası «lor» dur [2]». Umlzin orijinal söz kurum sistemlne uyŞimdi lâtince illörum ve fransızca le maz değildir. Ancak, (bunlar ve ?unlar) ur kelimelerinin etimolojik şekillerini (on sözlerlnin tahlilinde (. 4 n) lerin (. 4' ğ) den değişme olduğu gorüldükten sonra, lar) sözünün etimolojik şeklile altalta (onlar) ı da aynl analize tâbl tutmak dayazalım: ha doğru olacağı meydana çıkmaktadır. (1) (2) (3) (4) (5) Türk dilinin kendisine mahsua orijinal iki konsonu vardır ki bunlar da birbirine Onlar : oğ f oğ J ol + ar + . İllörum: iğ + ig + il + Şr + um Leur : öğ + öğ + öl + ör + • Başta takarrür eder gibi görünen ana kökle onu tecelli ve tecessüm ettiren afiksler kaynaştırılır ve lâtincesinin sonundaki fazla «um» da kaldınlırsa analiz şu basit şekli alır: (1) (2) (3) Türkçe : oğ 4 ol + ar Lâtince : iğ 4" " + ör Fransızca: öğ 4* öl 4" o r Görülüyor ki kelimeler hep birdir. Şekillerinde ve mânalannda esaslı hiçbir İpek kumaşm yavaş yavaş daralarak sivri bir köşe biçimini aldığı belinin ortasında, parmağındaki kızıl yakut yüzüğün renginde, büyük bir gül vardı; kalçala nnın tatlı, yumuşak kıpırdanışile, dalmda rüzgârla titriyormuş gibiydi. Cilâlı parkeler üstünde, uzun etekli elbisesi, kâh gizli, kâh uyanık hışırtılarla sürünüyordu. Biraz gerisinde yürüyen ev sahibi Zülfü Şahinle, genc, orta yaşlı, ihtiyar er kekleri görmüyordu sanki... Ali Tunc da onlarla beraber salondan çıkmışh. Genc kadın, vestiyerin önüne gelince, birdenbire, kızıl yakut yüzüklü elini, birşey hatırlamış gibi dudaklanna götürdü. Gözlerinin çelik kılıc sırtı parıltılarını, etrafındakilerin gözlerinde gezdirdi: Çantamı, masanın üstünde unut muşum! Onu, korkak bir saygı ile saran erkekler, şimşek hızile salona döndüler. Ali Tunc da ileri atılmıştı. Bu, tanışmak için sıkı sıkı bağlanmaktadır. Bunların biri bir yarun vokal gibi; vokal sadasmın kapantısuıı gösberen (ğ) sonatı, öteki de türltçede genizden söylenen ve eski alfabede (sağır kef) admı taşıyan (n ğ) ile işaret edilebilir geniz (n) sidir. Bu (n ğ) analiz edilince (n) ve (ğ) ye ayrüır. İşte (n) konsonu, böylece (anğ) aslmda (ğ) konsonu ve onun kategorisile blrlesmektedir. Bu düsüncelerdir ki burada (onlar) analizinde (n = ğ) olarak almmıçtır. [2] Görülüyor ki bu sözler hep bizim (lar . ler) den ibarettir. Yakut türkçesin de cemi lâhikası dört şekildedir: (lar, ler, lor. lör). Eski Provansal (lor) yakutçada da aynen var demektir. Afk ve macera romam izüh, Yazan: MAHMUD YESARt 4 Zülfü Şahin, korkak korkak geriledi Yüzüğü alınız! ve elbi caketinin iç cebine attı, çıkardığı şişkin maroken portföyü açtı ve beş tane yüzer liralık saydı, genc kadının yakut yüzüğü uzattığı eline verdi: Buyurunuz, efendim! Genc kadın, paralan almadı; yan dönerek, para bozan şanjore seslendi: Fiş veriniz! Şanjör, genc kadının önüne fişleri sayarken, Zülfü Şahin, çekilmek ister gibi geriye bir adım atmıştı. Nilüfer, hırçın bir baş silkişle bağırdı: Ev sahibi, tekrar iki kat oldu; sonra, başını kaldırdı, yutkundu: Mazur görünüz! Size, beş yüz değil, bin de, on bin de, nekadar isterseniz, kredimiz açıktır. Kasaya da, şanjore de emredebilirsiniz. Sizden, rehin alamam. Zülfü Şahin, adımlarına ses çıkartmıyan ağır, saygılı bir gerileyişle uzaklaş mıştı.Genc kadın, ısrar ehnedi, ve yakut yüzüğü, tekrar sol elinin orta parmağına geçirdi, şanjörün yığdığı fişlerle, sinirli sinirli oynatnağa başladı. Ali Tunc, ev sahibinin köpekleştiğini değil, sadece yorgun bir omuz silkişle görünce, biraz evvelki ümidleri kınlıver doğrulmuştu; yeni yaktığı sigarayı du daklarından çekti ve o sırada, koku al mişti. mış gibi hemen yaklaşan Zülfü Şahine Ali Tunc, düşünüyordu; ev sahibinin, yerlere kadar iğilmesi, rehin almaması, a uzattı. Zülfü Sahin, sigarayı, kıymetli caba bir numara mı, bir danışıklı döğüş, birşeymiş gibi alarak, ayağa kalkan genc evvel den tertib edilmiş bir oyun muydu? kadına yol açtı. Siyahlı kadın, hemen yürümedi, bir an Belki bu kadın, mühim parti ve bo olduğu yerde durarak, oynıyanlara bakğuntu geceleri için mahsus çağınlan bir oyuncu, daha doğrusu, evin «adamlann tı. Kirpikleri, zümrüd yeşili gözlerini yan örhnüş; yüzü, gene gÖze ve gönüle fedan» mıydı> Ali Tunc, Zülfü Şahinden sorup an rahlık veren bir masumlukla güzelleşmişlamaktan vazgeçmişti. Bu kadını, kendi ti. Çok geçmedi, kirpikleri, ağır ağır takib edecek, kendi öğrenip anlıyacaktı. Bu kararı verince, beklemeğe başladı. kalktı, sert, çelik pınltılı bakışlan, etrafGenc kadın, ev sahibinden borc aldı ta dolaştı. Sonra, birdenbire arkasını dönerek, kağı, beş yüz lirayı da kaybetmişti. Önce sürüp kaybettiği bin liradan başka, çan labalığın arasından, biçimli, eşsiz güzel tasından para çıkarmış mıydı? Fakat, o vücudile, süzülür, kayar gibi yürüdü, konun yüzünden, bunu okumak, sezmek ridora açılan kapıdan çıktı. Siyah saten gece elbisesinin arkası, mümkün değildi. Gözleri hep ayni de ğişik pırıltılarla yanıyor; kalın, etli, kan beline kadar açıktı; çıplak ensesine dö kırmızı parlak dudaklan, ayni sakin gü külen kara ipek çilesi bukleleri, koyu si lüşle gülüyor; parmaklan titremiyordu. yahla donuk beyaz renklerin keskin te Genc kadın, bezgin değil, cam sıkkın zadile göz alıyordu. olmasa bile, göz tanışıklığı için bir vesile idi. Fakat Zülfü Şahin, hepsinden atik davranarak koşmuştu. Biraz sonra, elinde, kızıl boncuktan yapılmış pınl pınl, minimini tuvalet çantasile döndü, genc kadına uzattı. Siyahlı kadın, beyaz biçimli dişlerini gösteren tatlı bir gülümseyişle, teşekkür etti. Masaya yaklaştığı zaman, ona, yerini veren sanşın genc, vestiyerden genc kadının kırmızı kapını almış, tutuyordu. Nilüfer, belindeki kan kırmızı gülün, sol elinin orta parmağındaki kızıl yakut yüzüğün rengindeki yerlere kadar uzun ipek kadife, pınl pınl kapı, omuzlanna aldı, gülümsiyerek bakıyordu. İnce, uzun parmaklı, kâfuri elini, Zülfü Şahine uzattı. Zülfü Şahin, bu zambak gibi beyaz mat, yasemin gibi kokulu eli, iğilerek dudaklanna götürdü. (Arkası
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog