Bugünden 1930'a 5.267.920 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

HUKUK POLİTİKASI Baz istasyonları kent dışına çıkarılabilir mi? Son aylarda Didim ve Kadıköy gibi bazı yerleşim yerlerinde çeşitli grupların, imza toplayıp “baz istasyonları kent dışına çıkarılsın” söylem ve girişimlerine karşın, bu istasyonları işletenlerin. “çıkarılırsa cep telefonlarınızı kullanamazsınız” yanıtı medyada ve internette açıklanıp tartışılıyor. Yüksel Atakan, Radyasyon Fizikçisi, Dr. – Almanya ; ybatakan@gmail.com li sayıda cep telefonuyla iletişim kurulabiliyor. Bu nedenle yoğun yerleşim yerlerinde çok sayıda baz istasyonu anteni binaların ve direklerin tepelerine dikiliyor. Baz istasyonları, sanayi tesisleri ya da otobüs garajları gibi kent dışına çıkarılamaz, çıkarıldığında cep telefon sisteminin teknik yapısı kökünden bozulur. Küçük yerleşim yerlerinde kent dışında anten kuleleri kurularak kentteki cep telefonlarıyla iletişim sağlanabilmesi önerilerinde ise bu kulelerin çok daha yüksek güçle yayın yapması gereğinin yanı sıra, cep telefonlarının kulelerle iletişim kurabilmeleri için bunların da güçlerinin artması zorunlu olur. Bu durumda ise, cep telefon kullanıcıları çok daha fazla radyasyon dozu alacaklarından istenilenin tam tersi sonuç alınacak ve ‘Yağmurdan kaçarken doluya tutululacaktır’. Ayrıca bu durumda bunlarla ‘aynı anda çok kişinin konuşabilmesi’ bir yana, çok dar kapsamlı bölgeler dışında pek kimse konuşamayacak ve herkes “ telefonum çekmiyor!” diye de yakınacaktır. Yapılan ölçümlere göre kentteki bir baz istasyonunun yakınındaki oturma yerlerinde elektriksel alan şiddeti genellikle, izin verilir sınır değerlerin çok altında olduğundan bunların vücudumuzu etkilemesi son derece az. Hayrettin Ökçesiz hayret@akdeniz.edu.tr Önceki yazımda siyasetin devindiği üç katmandan söz etmiştim. İlki tahakkümün, sömürünün yapısallaştığı temel katmandı. Bunun üzerinde sömürgenlerin birbirleriyle kavgaları vardı. En üstte de halkın bilincinin bulandırıldığı, beyninin yıkandığı, özgüveninin, direncinin kırıldığı yaygara katmanı yer alıyordu. Tahakküm ve Hukuk KOBİ’lerin Ezilenlerine... Bu (Marks’ça) çözümleme elbette küresel toplum için de geçerlidir. İlk katmandan vahşice beslenenlerle, oradaki bu haksız yapılanmayı parçalamaya çalışan siyasal hareketleri birbirinden ayırmalıdır. Bu sonuncusunun dile geldiği, örgütlendiği üretimdüşüncesanatyaşam pratiği bu üç katmanlı cehennemi teşhir eden, insanları bu cehennemden kurtulmaya çağıran bir başka dünyanın gerçekliğidir. Her sömürü siyaseti bu katmanların içerisinde yatay, dikey yönlerde, kendi söylemine uygun eylem modelleri üretip uygulayarak kendi canavarını yaratıyor, onu besleyerek zapt edilemez bir güce kavuşturuyor. İkinci katman bu irili ufaklı canavarların tepiştiği alandır. Bunlar birbirlerini acımasızca alt etmeye çalışırken, ayaklarının altından yerin kaymaması için asgari bir işbirliğine de girişiyorlar. Asıl hedef, kanını emdikleri halktır. İştahlarını kabartan bu kitle aynı zamanda en korkulu düşleridir. Bir siyasetçinin sözlerinin gerçekte ne anlama geldiğini bilmenin yolu onun hangi canavarın bünyesinde hayat bulduğunu görebilmektir. Değilse, bunlar en süslü lafları, gözyaşlarıyla bezeyerek bize söylerler, aslan gibi kükrerler, en çenebaz sofiste taş çıkartırcasına bilgiçlik gösterebilirler. Bu halleriyle zihnimizi, kalbimizi ele geçirmeleri işten bile değildir. Bunların yattıkları yere bakmalıdır. Ama bu olan bitenlerin yatağı hukuktur. Düşüncesiyle, kurallarıyla hukuk… Bu hukukun içerisinde İsa’yı gereriz, geriliriz İsa gibi çarmıha. Oysa biz hukuktan barış bekleriz. Adalet bekleriz. Kurtla kuzunun kardeşliğini düşleriz onunla. Elbette her şeyin bir sınırı var. Öyleyse, hukuk hangi sınırlar içerisinde mazlumun sığınağıdır da, zalime geçit vermez? Hukuk hangi sınırların ötesinde zalimin kılıcını biler durur da, her zalim onu daim kendi yatağında görmek ister? Meslektaşım Kriele (*) “Devlet Kuramına Giriş” adlı yapıtında, kurumların kökenlerinin doğru sorgulanmasının Genel Kamu Hukuku’nun temel yaklaşım tarzı olması gerektiğini, herhangi bir kurumun; ardında hangi hedeflerin, çıkarların, güçlerin bulunduğunu, hangi tehlikeleri, kötülükleri önlemeye yardımcı olduğunu, hangi çıkarların, güçlerin kendisine karşı durduğunu, önceki meşruluk nedenlerinin bugünün değişen koşullarında hâlâ geçerli olup olmadığını, tarihsel deneyimin bu kurumun anlamı, korunması, istikrarı veya tehlikeye sokulması bakımlarından bize neleri öğrettiğini, bunların yorumu ve muhtemelen reform gereksinimleri bakımından, buradan çıkan sonucun ne olduğunu saptamamız gerektiğini söylüyor. Hukukun bir menfaatler çatışması alanı olduğunu da çağrıştıran bu yöntem önerisine katılmakla birlikte, bunun bir basamak üstüne çıkarak daha geniş bir açıdan hukuka bakmak istiyorum. Hukuk belki o zaman halkın hukuku; adalet hukukun tanrıçası olur: Bu basamaktan bakıldığında Hukuk, kendisiyle Kamu’nun vücut bulduğu, geleceğe yönelebildiği evrensel bir kültürdür. Hukuk, temel haklarıyla İnsan’ın dokunulmazlığına kavuşabildiği; İnsan’ın biricikliğinin, özdeğerinin, hukuk normlarının adalet kalitesinin saptanmasında denek taşını oluşturduğu bir düşünce yapısıdır. Yaşayan Hukuklarda bu kültürün derin izlerinin bulunduğu, devlet düzenlerinde bu kültürün egemen olmasının beklendiği düşünüldüğünde, sömürü yapısının, çıkar kavgalarının aktörlerinin bu hukuktan ancak onu kötüye kullanarak yararlanmaları olanaklıdır. Bu durum, hukuka olan bağlılığın ve umudun kamuya verdiği gücün, sömürü ve zulüm normları koyarak kötüye kullanılmasından başka bir şey değildir. Hukuk binlerce yıldan beri süzülüp gelen ilkeleriyle İnsanlık evimizin çatısını oluşturuyor. Bu evi cehenneme çevirenlere, böyle bir hukukun bilgisiyle, bilinciyle karşı durmayı başarmalıyız. Bunların varlık tarzlarının hukukun dışına düştüğünü, hukuka bir saldırı oluşturduğunu anlatmalıyız. Hukuk Fakültelerinde ve başka her düzlemde pozitif hukukun tahakküm yapısının çözümlenmesi hukuk bilimcilerinin görevlerinden sayılmalıdır. Pozitif Hukuk daima özgürlüğe açılan bir pencere olmalıdır. (*) Martin Kriele, Einführung in die Staatslehre. Die geschichtlichen Legitimitaetsgrundlagen des demokratischen Verfassungsstaates, C ep telefon sisteminin çalışma tekniği gereği, baz istasyonları kentin uygun yerlerine ‘bal peteği modelindeki hücrelerin köşelerine’ konuluyor. Ancak böylelikle her bir baz istasyonunun kapsama alanında aynı anda belir Baz istasyonlarıyla ilgili internet sayfalarından alıntılar... Yanlışlar ve doğrular Kadıköylüler her çarşamba günü baza karşı toplanıyor. “Kadıköylüler ölüm istasyonu istemiyor” diyor. Kadıköy esnafından Kıymazaslan’ın okuduğu basın açıklaması şöyle: “Çocuklarınızın 24 saat boyunca radyoaktiviteye maruz kalmasını ister misiniz? Bizi 24 saat radyoaktif dalgalara maruz bırakan baz istasyonları yaşamımızı tehdit ediyor. Yanıt: Bu açıklama tümüyle yanlış. Çünkü baz istasyonların yaydığı elektromanyetik dalgalar, radyoaktif maddelerden gelmiyor. Bir baz istasyonunda tek bir gram bile radyoaktif madde yok, ama vücudumuzda var. Herbirimizin vücudundan her saniye 10 bine yakın ışın çıkmakta ve yakınlarımızı ışınlamaktayız. Buna rağmen sağlıklı yaşıyoruz. Kim kanser ağrısı ve acılarıyla ölmek ister? Baz istasyonları beyindeki sıvı miktarını artırıyor, DNA’ları tahrip ediyor, sinirlilik, baş ağrısı ve stres yapıyor daha da önemlisi kanserin bütün türlerini tetikliyor. Kanser ağrısı ve acılarıyla ölmeyi kim ister? Ya da sevdiklerinizin acı çekerek öldüğünü görmek ister misiniz? Yanıt: Baz istasyonları yakınlarında vücutta oluşan doz çok düşük olup kanser olasılığı son derece az ve bugüne kadar bilimsel olarak kanıtlanmış, sınanmış bir bulgu bulunmuyor. CBT 1213/ 19 18 Haziran 2010 Teknolojiye karşı değiliz ! Cep telefonlarına hepimizin ihtiyacı var. Yeni 3G teknolojisi ise mevcutlardan çok daha fazla baz istasyonuna gereksinim duyuyor. Buna da karşı değiliz. Fakat şirketler mâliyeti düşürmek için her adım başı baz istasyonu kuruyorlar. Üstelik baz istasyonu sayısının 9 katına çıkartılacağı söyleniyor. Oysa baz istasyonlarını insanlara zarar vermeden de yerleştirmek mümkün. Yurtdışındaki gibi, ya şehir dışında büyük baz istasyonları kurarak dağıtımı yapabilir ya da uluslararası kurallar dahilinde bina yüksekliklerinin çok üzerinde baz istasyonu kurabilirler. Sessiz mi kalacağız? Yanıt: Bunlar doğru değil ve baz istasyonları tekniği Avrupa’da da aynen bizdeki gibi. Zaten bu teknik Türkiye’ye Avrupa’dan, ABD’den gelmedi mi? Baz istasyonları kentin uygun yerlerine ‘bal peteği modelindeki hücrelerin köşelerine’ konuluyor. Ne kadar sık olursa o kadar iyi. Çünkü cep telefonumuz daha az güçle iletişim kurduğundan telefonumuzdan aldığımız doz da çok daha az oluyor. Bir baz istasyonunun 2030 metre yakınındaki elektriksel alan şiddeti yapılan ölçümlere göre izin verilir sınır değerlerinin çok altında olduğundan vücudumuzu etkilemesi son derece az.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : 0212 346 1590
Katalog